İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 20 · 10 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 20

-20-

Günün geri kalanı benim için zehir olmuştu. Emir'in o halini ve Bora'yı düşünmekten kafayı yiyecektim neredeyse. Sabahtan beri nasıl ben ona bakmadıysam öğlenden sonra da o bana bakmamıştı. Gezip dolaştırdı bizi, yeri gelince konuştu, yeri gelince soru da sordu. Ama mümkün olduğunca benimle göz göze gelmemişti. Aklımda sürekli acaba mesajı mı gördü, sorusu dönüp dursa da bir şey diyemiyordum. Sanırım ikimiz de misafirlerin gitmesini bekliyorduk.

Çünkü o nasıl bana bakmıyorsa ben de ona bakmıyordum ve aramızda esen bu soğuk rüzgar gün akşam olana kadar böyle devam etmişti.

"Ben çok yoruldum ya yatacağım hemen." diyen Banu terlikleri giyip oturma odasına geçti. Onun peşinden kardeşi, ben ve Emir de geçtik.

"İyi gezdik ama güzel oldu."

Emir hafif gülümserken Esat koltuğa geçti Banu gibi.

"Yatacaksanız örtüleri getireyim?"

Emir'in sorusuna karşı Banu konuştu yine.

"Olur valla ya. Zaten yarın sabah yola çıkarız, dinlenelim biraz."

"Kalsaydınız biraz daha?"

Esat cevap verdi.

"Yok abi, yolcu yolunda gerek. Bir dahaki sefere sen gelirsin."

Bir de benim yanımda özellikle gelirsin demesi yok mu?.. Tamam yahu gelmiyorum. Ben çok mu meraklıyım istenmediğim yerde bulunmaya?

"Emin misiniz? Bak daha okul açılmadı, kalın isterseniz biraz daha."

"Yok ya babamlar merak etmesin şimdi. İki gün dedik, iki gün kaldık işte. Hem bizim de işlerimiz var."

Emir konuşmayı fazla uzatmadı. Gidip onların çarşaflarını getirdi. Sonrası ise dün gecenin devamı gibiydi.

En son ben odaya geçince çok sürmeden Emir de geldi. Kapıyı kapatırken o, ben de pijamalarımı çıkarmıştım dolaptan. Odada derin bir sessizlik hakimdi. Emir tek kelime etmiyor ben de bu suskunlukta ona eşlik ediyordum. Tam üzerimi değiştirmek için konuşacakken aklıma yatsı namazını kalmadığım geldi. Kıyafetleri yatağın üzerine bırakıp zaten abdestim olduğu için masanın üzerindeki seccadeyi almak için hareket ettim ama dikkatimi çeken şahıs hala ayakta başını ovuyordu. Ben seccadeyi aldığım sırada o da yatağa oturdu. Onu göremeyeceğim şekilde serdim seccadeyi. Bir şey demeden başladım namaza.

Namazı kılarken Emir odadan çıktı. Ben bitirmeden de geldi geri. Çok geçmeden namazı bitirince seccadeyi kaldırdım. Sonra da kıyafetleri koyduğum yere geçtim. Bu sırada Emir namaza başlamıştı. Onun göremeyeceği tarafa geçip üzerimi değiştirdim. Çekmeceden bir ağrı kesici çıkarıp onun yatacağı taraftaki komodinin üzerine koydum. Yanına da bir bardak su doldurup koydum.

Sonra da saçlarımı açıp yatağa geçtim ve onun olmadığı tarafa dönüp yorganı üzerime çektim. Tek kelime konuşmak istemiyordum bu yüzden uyumasam bile gözlerimi kapatacaktım. Olur da Emir konuşmak isterse uyuduğumu düşünüp vazgeçsin diye.

Aradan biraz zaman geçtikten sonra ayak sesi duyunca anladım namazı bitirdiğini. Sonra ses yaklaştı ve durdu. Kısa bir süre ses gelmedi. Ardından tekrar ayak sesi gelince diğer tarafa geçtiğini anladım. Oraya geçmeden ışıkları kapattı. İlaç paketi sesi ve su sesi geldi. Sonra yatağa yattı. Sonrası ise benim için uzun ve uykusuz bir gece oldu.

Gece saat kaçtı bilmiyorum, ona doğru döndüm. Biraz gözlerimi açıp kontrol ettiğimde onun da bana dönük uyuyor olduğunu fark ettim. Gözlerimi daha çok açıp ay ışığından gördüğüm kadarıyla yüzünü inceledim. Muhtemelen bu kadar yakından bir daha izleyemezdim yüzünü. Bu kadar uzun da bakamazdım. Bundan sonra onunla nasıl bir ilişkim, iletişimim olur hiç bilmiyordum. Sadece biraz olsun güzel şeyler hatırlamak istiyordum.

Daha ne kadar onu izledim bilmiyorum ama en son daha fazla dayanamayıp kendimi uykuya bırakmışım.

**

Duyduğum gürültüyle beraber sıçradım yataktan. Benimle beraber Emir de kalkarken ikimiz de anlayamamıştık ne olduğunu. Tekrar bir ses duyulunca Emir fırladı yataktan. Kapı çalma sesi geliyordu ama bu hiç normal bir çalmak değildi. Kapıyı kırmak ister gibiydi. Hemen ardından gelen amcasının sesiyle gözlerim kocaman açıldı ve ben de fırladım yataktan. Saçımı bile toplamadan dolapta bulduğum ilk feraceyi üzerime geçirip başıma eşarp aldım. Hemen odadan çıkan Emir'in peşinden ben de çıktım. Emir hala çok sert vurulan kapıya gelince önce durdu. Bana baktı. Sonra da kapıyı açtı.

Karşılaştığım görüntü karşısında donup kaldım.

Çünkü Emir'in amcası ve babam yan yanaydı. Ve onun amcasının elindeki silah benim babamın başına dayalıydı.

"Beni dinlemedin yeğenim! Sana boşan dedim! Sen boşanmadın ama bu bile durduramadı beni. Şimdi sizin gözünüzün önünde bu şerefsizi öldüreyim de ibreti alem olsun. Şiyar'ı hiçbir gücün durduramayacağını herkes anlasın!"

Koşup ona engel olacağıma, ittirip silahı elinden alacağıma, babamı kurtaracağıma sadece durup dinledim adamı. Hiçbir şey yapamadım. Sadece izledim. Donup kaldım. Ben parmağımı dahi kıpırdatamazken amcası yapacağını yaptı.

Tetiği çekti ve babamı tam kafasından vurdu. O an çalışmaya başlayan vücudum tepki verdi ve bağırdım sadece...

"BABAAA!"

**

"Baba!"

Kan ter içinde sıçradım yataktan. Derin derin soluklar alırken etrafa baktım nerede olduğumuzu anlamak için.

Odadaydık. Yataktaydık. Ve ses yoktu.

"Mayıs?"

Emir'in sesinin ne kadar telaşlı olduğunu anlayamadım o an. Hatta o sesin Emir'e ait olduğunu bile. Hızla ona doğru başımı çevirdiğimde gördüğüm yüzüyle birlikte içim bir nebze olsun rahatlarken omzumu tutan kolunu yeni fark ettim. Sert ve derin bir nefesi bıraktığımda kaskatı kesilmiş vücudum gevşedi biraz olsun. Sonrasında ise sinirlerim boşaldı.

"Mayıs? Mayıs sakin ol. Bak sadece bir kabus gördün. Gerçek değildi onlar."

Gözümün önünden gitmek bilmeyen babamı düşündükçe içim daha da acıdı. Kalbim sıkıştı. Doğru düzgün nefes bile alamadım. Hemen dizlerimi kendime çekip kollarımı bacaklarıma sardım ve başımı dizlerime gömdüm. O kadar korkmuş ve çaresiz hissetmiştim ki sabaha kadar ağlasam bu his hiç gitmeyecek gibiydi. Ama ağladım yine de. Tutamadım ki kendimi. O kadar kötü hissetmiştim ki bunu susarak bastıramayacak gibiydim.

"Mayıs duyuyor musun beni? Mayıs? Mayıs... Ağlıyor musun sen?.."

Üzerimde hissettiğim elleri durdurmadı beni. Sadece ağlayıp durdum içli içli. Ağlayamamaktan yakınan ben, insanların yanında ağlamayan ben, şimdi onun yanında içli içli ağlıyordum. Ve bunu umursayacak kadar takatim yoktu.

"Mayıs..."

Duyduğum hüzün dolu sesine bir karşılık veremediğim sırada o başka bir hamle yaptı.

Omzumdan tutup beni göğsüne yasladı ve kollarını bedenime sardı.

"Geçti... Sadece kabustu. Gerçek değildi. Ağlama ne olur..."

O kadar gerçekti ki o gördüğüm şeyler. Babamın o hali, o kanlar içindeki hali, vurulduğu an, hiçbir şey yapamadığım an... O kadar gerçekti ki sanki gerçekten yaşamıştım. Sanki gerçekten babam gözümün önünde vurulmuştu. Sanki gerçekten öldürülmüştü...

"Baban iyi. Kimse bir şey yapmadı. Korkma."

Sesi biraz olsun sakinleştirdirdi. Ağlamam azalmaya başladığında zaten az çıkan sesim iyice kısıldı. Vücudum biraz daha kendini bırakırken yorulduğumu hissettim. Nefes alış verişim yavaşladı. Kollarım bacaklarımdan yatağa düştü yavaşça. Başım da göğsüne. Sesim iyice kısılırken gözlerim kapandı yavaş yavaş. Sonrası ise hatırlamadığım bir karanlık...

**

Emir Ayaz'dan

Sabah namazına kadar o şekilde kaldık. Uyanır diye hareket ettirmek istemedim. Onu oyle görünce ne yapacağımı bilemedim. Çok korkmuştu belli ki. Ne gördüyse artık çok etkilenmişti. Bir an beni bile tanımayacak sandım öyle bakınca. Sonra bir de ağlaması... İlk kez onu öyle görmüştüm. Daha önce kabus gördüyse bile bilmiyordum. Bu kadar kötü olduğu hiçbir anına şahit olmamıştım. Çok korkmuştu. Ter içinde kalmıştı uyandığında. Babasını kötü bir halde görmüştü anladığım kadarıyla. Tam olarak ne gördüğünü bilmesem de gördüğü şeyin onu ne hale getirdiğini görmüştüm. Ve ben bile korkmuştum onu öyle görünce. Hala gözüme uyku girmemişti.

Ezan okunmaya başlayınca sarsmadan uyandırmaya çalıştım. Çok zorlamadan uyandığında gözleri biraz etrafta dolanmış, sonra bulunduğu hali anlamış olacak ki bana çevirmişti bakışlarını. Kaşları ilk önce çatıldı. Sonra kendini geri çekti.

"İyi misin?"

Elleriyle biraz yüzünü ovduktan sonra "İyiyim," dediğini duydum. Ellerini çektikten sonra yüzüme pek bakmadan devam etti.

"Ben... Çok kendimde değildim. Seni uğraştırdıysam kusura bakma."

"Uğraşmak falan değil de, nasılsın sen? İyi olduğuna emin misin?"

"İyiyim," dedi başını tutarken. "Kabus gördüm. Çok gerçekçiydi. Biraz fazla etkilendim sadece."

Üstelemek istemiyordum ama belki anlatmak ister diye sordum.

"Anlatmak ister misin?"

Başını iki yana salladı.

"Bir kalkıp abdest alayım. Kendime gelirim Allah'ın izniyle."

Sonra kalkıp üzerine bir şeyler aldı ve çıktı odadan.

Sırtımı yatak başlığına yaslayıp yüzümü ovdum biraz. Baş ağrısı biraz biraz vardı hala. Komodindeki sudan bir bardak su içtim. Sonra kalkıp odada turladım biraz. O sırada Mayıs gelince baktım yüzüne daha iyi mi diye. Yorgun gözükse de kötü durmuyordu. Ama yine sordum.

"Daha iyi misin?"

Başını salladı aşağı yukarı.

"İyiyim, sağ ol."

Ben de banyoya geçmek için hareket ettiğim sırada konuştu.

"Emir."

"Efendim?" deyip durunca devam etti.

"Ee," dediğinde tereddütlü olduğunu fark ettim ama o durmayıp devam etti. "Ben teşekkür ederim. Yani dün gece için."

Yine tereddütle alnını kaşıdı.

"Yani, yanımda olduğun için."

"Önemli değil." deyip uzatmadan devam ettim. "Sen de aynısını yapardın."

Sonra da odadan çıkıp banyoya geçtim. İhtiyaçlarımı görüp abdest aldım. Çıktığımda Esat'la karşılaştık.

"Erkencisin?"

"Yola erken çıkalım dedik." deyince kaşlarımı çattım.

"Aceleniz ne? Bir kahvaltı yapalım önce."

"Gerek yok ya yoldan alırız bir şeyler."

"Olmaz öyle." deyip itiraz ettim. "Uzun yola gidiyorsunuz. Bir saat geç çıksanız bir şey olmaz. Aç aç gidilmez. Oda müsaitse mutfağa geçelim?"

"Ne gerek var ya? Gideriz işte."

"Sana soran yok. Oda müsait olunca mesaj atarsın." deyip yatak odasına geçtim.

Mayıs üzerini değiştirmişti. Siyah bir elbise ve siyah bir başörtü giyinmişti. Bu siyahlık dün gecenin anlam ve önemine miydi pek anlamamıştım ama sorgulamadım. Onun yerine serdiği seccadelerden önde olana geçtim.

Dün gece yatsıyı ayrı kılmıştık ama bugün ikimize de sermiş seccadeyi. Sanırım dünkü kadar bozuk değil bana. Kabus gördükten sonra sarılınca böyle oldu galiba.

E sarılınca barışıyorsa hemen, ben hep sarılırım.

'Sen salak mısın? Kız sarıldın diye mi böyle, yoksa kötü anında yanında oldun diye mi? Teşekkür ederken bile yanımda olduğun için dedi.'

Bu kadar ince düşünme be iç ses. Sarılınca barıştı işte, sus biraz ya.

Mayıs da seccadesine geçince beraber namaza başladık. Namazlarımızı kıldıktan sonra duadan sonra mesaj geldi telefonuma. Hemen yanımda duran telefonu alıp bakınca Esat'tan olduğunu gördüm ve Mayıs'a döndüm. Duasını yeni bitirmişti.

"Yola erken çıkacaklarmış, ben de kahvaltıya kalın dedim."

Başını salladı.

"Oda müsait mi?"

"Evet yazdı şimdi."

"İyi, geçelim o zaman."

Kalkıp oturma odasına geçtik beraber. Klasik sabah sohbetleri falan derken Mayıs çok durmadan mutfağa geçti. Yardım da istemedi. Çok geçmeden de sofraya çağırdı zaten. Yaklaşık 40 dakikada masayı kurmuştu. Menemen ve kuymak yapmış, yanında da yumurta haşlamıştı. Domates, salatalık, zeytin, peynir, reçel derken sofra dolmuştu. Masayı öyle görünce şükredecek ne kadar çok şeyimiz olduğunu hatırladım. Şu sofradaki ekmeğe ulaşamayan çok fazla insan vardı bu dünyada.

Beraber sofraya oturup kahvaltı yaptık. Biraz sohbet ettik. Mayıs yol için sandviç hazırlamayı teklif etse de reddettiler. Çok geçmeden kahvaltı bitti. Kalktık masadan. Esat eşyaları alıp indi aşağı Banu da arkasından gitti. Mayıs'la beraber biz de indik. Esat eşyaları arabaya yerleştirmişti. Ve sıra vedalaşmaya geldi.

Esat gelip elimi sıktı, onunla vedalaştık. Sonra Banu gelip sarıldı, onunla da vedalaştık. Esat Mayıs'a bir sey demese de Banu bir görüşürüz demişti. Sonrasında ikisi arabaya binip gittiler.

Mayıs'la yukarı çıkınca o yine mutfağa geçip oraları toplamaya başladı. Ben de yardım için yanına gittim ama yine tersledi beni "Ben yaparım." diyerek.

Gerçekten en sonunda kafayı yiyecektim. On beş dakika içinde ne olmuştu şimdi? Neden bana dünden beri böyle davranıyordu? Ne yaptım ben?

Ayrıca sanki bir tek o sinirliydi! Daha dün restoranda neler olduğunu anlatmamıştı bana. Cevap beklediğim bir sürü soru vardı benim de.

Yine de bekledim, biraz daha sabrettim. Mutfağı bahane etmesin diye toplamasını bekledim. Eninde sonunda konuşacaktık ve bu meseleleri bir şekilde halledecektik. Benim için başka seçenek yoktu. Aramızdaki bu gerilimden ciddi manada rahatsızdım. Ve almam gereken cevaplar vardı.

Yarım saat oldu, gelmedi. 45 dakika geçti, gelmedi. Bir saat oldu, gelmedi. Sabredip yine bekledim.

Bir buçuk saat oldu.

Biraz daha bekledim.

İki saat oldu.

Artık daha beklemedim. Bu kadar da uzun sürmezdi.

Kapalı olan mutfak kapısını açıp içeri girince Mayıs'ın çoktan masayı ve tezgahı toplamış olduğunu gördüm. Hanımefendi bunları hallettiği yetmemiş bir de sabahın köründe mutfak dolapları silmeye başlamıştı.

"Mayıs sen ne yapıyorsun?"

Yüksek dozda sabırsızlık içeren sesime karşı dönüp bana baktı kaşları çatık.

"Görmüyor musun Emir? Temizlik yapıyorum."

Tekrar dönüp silmeye devam ederken derin bir nefes alıp verdim.

"Bu saatte mi?"

Tekrar döndü.

"Bir sakıncası mı var?"

Bu kız benim sabır damarımla oynuyordu galiba.

Ben de kaşlarımı çattım.

"Evet, var!" dedim çok ciddi bir şekilde ve yaklaştım ona. Ben yaklaşınca çöktüğü yerden kalktı ayağa. Meydan okuyan bakışlarını bana dikerken sordu çatık kaşlarıyla.

"Ne sakıncası varmış?"

Biraz daha yaklaşıp onu yine kendimle tezgah arasında bırakırken bu sefer ellerimi iki yanından tezgaha yerleştirdim ve gözlerine baktım direkt.

"Çünkü şu an seninle konuşmamız lazım ve sen benden bu şekilde kurtulamazsın."

Bölüm sonu

3 yorum