İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 17 · 10 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 17

-17-

Emir Ayaz'dan

Gel gelelim fasulyenin faydalarına.

Mayıs da ben de ayakta durmuş öylece yatağa bakıyorduk. Açıkçası nasıl yapacağımız konusunda pek fikrim yoktu. Sadece beni yere atmasın diye dua etmiştim. Allah'ım kendi merhametinden birazını bu iki gün Mayıs'a da ver Rabbim, amin. Beni yerde yatırmasın.

Ben ondan bir şey bekliyordum ama sanırım o da benden bir şey bekliyordu. Çünkü sessizlik çok az uzun sürmüştü.

"Nasıl yapalım?" diyerek bu sessizliğe son verdim. Sabaha kadar ayakta dikilemezdik.

Gözlerini bana çevirdi.

"Bilmem ki..." dedi o da ne yapacağımızı bilmediğini belli ederek. Sanırım yerde yat demek istiyordu ama diyemiyordu. Ne diyelim? Başa gelen çekilirmiş. Yerde yatarız biz de.

Derin bir nefes verdim.

"Tamam... Ben yerde yatarım, sen yatakta yatarsın."

Birden "Öyle olmaz." dediğinde gözleriyle de itiraz etmişti. "Yer yatağı da yok. Sabaha kadar tutulur her yerin. Zaten hava soğuk. Hasta olursun."

Beni düşünerek kurduğu her cümle içimi ısıtırken tebessüm etmemek için kendimi zor tuttum. Çünkü yeşilleri bana böyle bakarken mimiklerimi oynatmamam gerekiyordu.

Ben sessiz kalma hakkımı kullandığımda onun gözleri tekrar yatağa döndü.

Küçük bir hatırlatma yapma ihtiyacı duydum.

"Sen de yerde yatamazsın. Aynı şeyler senin için de geçerli."

Alt dudağının kenarını ısırdı.

"O zaman çok bir seçenek kalmıyor..."

E biraz öyle oldu.

"Öyle gözüküyor."

Sonra biraz rahatlasın diye devam ettim.

"Ama merak etme ben öyle uyurken çok dönmem. Seni rahatsız etmem yani rahat ol."

Düşünceli düşünceli yatağa baktı.

"Ben rahatsız edebilirim ama."

Anlamayarak hafif kaşlarımı çattım. O da ne dediğini fark etmiş gibi hemen bana döndü yine.

"Yani rahatsız edebilirim derken... Şey anlamında. Ben biraz deli uyuyorum da. Böyle sabaha kadar bir o yana bir bu yana dönüp dururum."

Yandık desene.

"Ama merak etme hafif bi dürtsen uyanırım."

"Sıkıntı yok."

Biraz durup konuştu yine.

"Ben," dediğinde gözlerimi ona çevirdim. "Üzerimi değiştirsem? Banyoya gitsem olmaz şimdi. Sen arkanı dönsen ben iki dakikada değiştiririm zaten."

Başımı salladım.

"Tabii olur, ben şurada otururum."

Ben sandalyeye geçerken o da dolabın önüne geçti. Hemen sırtımı ona dönük bir şekilde oturdum. Daha önce onu pijamayla bile görmemiştim. Hep elbise ve başörtüsü olurdu. Aslında açabilirdi ama açmıyordu işte başını. Ben de öyle rahat ediyor demek ki diye düşünüp sormamıştım hiç. Ama merak ediyordum tabii.

Yani, niye benim yanımda da tesettürlü olduğunu.

Biraz zaman geçtikten sonra seslendi.

"Tamam giyindim."

"Dönüyorum o zaman."

"Tamam..."

Sandalyeden kalkıp ona döndüğümde duraksadım bir an. Çünkü onu böyle görmeyi beklemiyordum.

En azından beyaz benekli pembe bir pijama takımıyla.

Aslında beklediğim bir şey de yoktu ama ne bileyim... Mayıs'ı ilk kez pembe bir kıyafetle gördüğüm için olabilir. Bir de benekli tabii o detay önemli.

Başında hala örtüsü vardı. Pijamanın üstü uzun kollu, altı da uzundu. Ellerini arkada bağlamış gözleri sürekli farklı yerlerde dolanıyordu. Sanırım biraz gergindi.

"Işığı kapatıyorum, bir işin var mı?"

"Yok hayır."

Kapının yanına gidip ışığı kapattığımda odayı aydınlatan gece lambası kalmıştı. O da Mayıs'ın olduğu değil yatağın diğer tarafındaydı. Işığı kapattıktan sonra ben de yatağın yanına geçtim. Ben gelince Mayıs ince yorganı açıp sırtını bana dönerek oturdu. Ben de aynı şekilde oturduktan sonra sırtımı yatak başlığına verip bacaklarımı uzattım. O da eş zamanlı olarak aynı şeyi yaptı. Sonuç olarak ikimiz de yatakta oturmaya başlamıştık. Bir süre yine sessizlik olurken bugünkü yaşananlar geldi aklıma.

"Mayıs?" derken ona döndüm.

"Efendim?" deyip o da bana döndü. Yeşil gözleriyle merakla bana bakarken bu gözlerin yeşilliği neden bu kadar dikkatimi çekiyor, sorguladım. Yeşili sevdiğimden herhalde...

"Kuzenlerimin yanında pek konuşmuyorsun. Bu muhabbetlerden rahatsız olduğunun farkındayım."

Devam edemeden o girdi araya.

"Hangi muhabbetlerden?"

"İşte katilin torunu falan dediler ya..."

Bakışlarını çevirip ellerine bakarken derin bir nefes verdi. Sonra tekrar bana dönüp umursamaz gözüken haliyle konuştu.

"Sorun değil. Çok farklı bir şey beklemiyordum zaten."

"Sadece o değil," dedim. "Banu'nun söyledikleri, sürekli boşan demeleri falan."

"Bundan neden rahatsız olayım ki?"

Beklemeden sorduğu soru karşısında biraz afalladım diyebilirim. Gerçi, buna benzer bir şeyi mutfaktayken de söylemişti. O konuşmamız da yarım kalmıştı.

"Ne bileyim, sen evdeyken öyle konuşması hoş olmadı pek."

Bu dediğime hafif güldü.

"Evde değilsem sorun yok yani?"

"Ya öyle değil de," dedim ama devamını nasıl getirecektim pek bilemedim. Başta adam akıllı cümle kursam olmazdı zaten. Neden sen evdeyken detayını verdiysem!

Tebessüm etti.

"Prensip olarak başkalarının kalbimi kırmasına izin vermiyorum. O işi genelde sevdiklerim yapıyor."

Bu kız mıydı doğru düzgün cümle kursam yeter diyen?

"Sorun yok yani. Zaten bunlar bizim konuştuğumuz şeylerdi. Hatırlatırım, evlenmeden önce boşanmayı söyleyen sendin."

Normalde pek takılmam insanların söylediklerine ama Mayıs'ın söyledikleri düşündürüyordu beni. Aslında sadece boşanma işini hatırlatmıştı ve bunu onun da dediği gibi ben söylemiştim. Ama onun bunu söylemesi nedense rahatsız etmişti beni. Banu söylediğinde de rahatsız olmuştum. Ama sanırım Mayıs pek rahatsız olmamıştı.

Kız haklı, neden boşanma meselesinden rahatsız olsun ki? Veya Banu'nun söylediklerinden? Bunu en başta ona ben söylemiştim.

"Evet, öyle."

Hafifçe gülümsedi yine. Ama sanki farklı bir şey vardı bu gülüşte. Henüz çözemediğim, anlayamadığım farklı bir şey...

"Neyse konuyu kapattık zaten. Artık bu şekilde konuşmazlar. Karım varken bunları söylemeleri seni etmese de beni rahatsız etti. Sonuçta ortada bir evlilik var."

Hiç umrumda değilmiş triplerine girmeye gerek yoktu. Evet umursamıştım ve rahatsız olmuştum. Ve bunu Mayıs'ın bilmesi iyi olur. Bir boşanma lafı ettik diye yatıp kalkıp boşanmayı düşünmüyorum ya!

"Ben yatıyorum, gece lambasını kapatsam sorun olur mu?"

Sesim biraz mesafeli çıkmıştı gereksiz bir şekilde.

Nasıl rahatsız olmaz bu konudan?

"Yok, kapat." dediğinde tam yanımdaki komodine uzanmıştım ki tekrar konuştu hızlı bir şekilde.

"Ya da dur, kapatma."

Işığı kapatmadan ona döndüm.

"Ne oldu?"

Hafif tereddütle konuştu.

"Az önce seni rahatsız etmese de, dedin ya..."

"Evet," dedim düz bir şekilde. "Öyleymiş çünkü."

"Yok işte öyle değil."

Anlamayarak hafif kaşlarımı çattım.

"Nasıl ya?"

Sırtını dikleştirip bütün vücuduyla bana döndü.

"Bak Emir Ayaz. İkimiz arasında kim daha cesur bilmem ama en az senin kadar cesur olduğumu düşünüyorum."

Yine anlamayarak ona baktım. Cesurluk nereden çıktı şimdi?

"Ne alaka deme, iki dakika dinle."

Madem öyle diyor, ben de dinlerim.

Ben de vücudumu ona çevirip dinlemeye başladım.

"Söyle, dinliyorum."

"Sen maşallah pat pat söylüyorsun. Dedim ben de eksik kalmayayım. Ben sana beni rahatsız etmedi demedim bir kere."

"Niye rahatsız etsin, diyen ben miydim hanımefendi?"

"Tamam öyle demiş olabilirim ama senin yüzünden."

"Ben ne yaptım?"

"Sen bana ta evlenmeden önce boşanırız demedin mi? Şimdi ben sana nasıl rahatsız oldum diyebilirim?"

"Bu ikisinin ne alakası var acaba?"

"Çok alakası var. Çünkü aynı şeyi kuzenin dedi. Laf aynı söyleyen farklı. Ondan rahatsız olan senin demenden de rahatsız olur."

"Yani?"

"Yanisi yok işte bu kadar."

"Ya sabır..." dedim. Kafamı çorba yaptı resmen.

Mayıs bir şey demeyince ben konuştum.

"İkisi aynı şey değil."

"Heh işte. İkisi aynı değil. Birinde sen söylüyorsun birinde başkası. Sen söyleyince bu konu üzerine konuşulur. Ama başkası bu konuyu dillendirince olmuyor işte. İster istemez rahatsız oldum. Çünkü bu evliliği ikimiz yaptık ve bence bitirmek de ikimizin kararı olmalı."

Bütün bu konuşma aradaki farkı anlatmak içindi galiba. Ama benim boşanalım demiş olmam onu neden engelledi anlamadım. Neyi düşünmemden çekindi?

"E yani. Biz ikimiz evlendiysek böyle konuları ikimizin konuşması lazım. Da benim anlamadığım benim sana boşanmayı söylememle ne alakası var konunun?"

Gözlerini benden çekip eline çevirirken elleriyle oynamaya başladı. Kaşları hafif çatık bir şekilde bakışlarının yerini hiç değiştirmiyordu.

"Çünkü başka bir şey düşünmeni istemedim."

"Nasıl bir şey?"

Emin olmak ister gibi baktı bana.

"Hani boşanmaktan bahsettik ya, ben de rahatsız olduğumu söylersem nasıl gözükür? Boşanmak istemiyorum olarak gözükür. O zaman sen ne düşünürsün?"

"Ne düşünürüm?"

"Yahu Emir ne düşünebilirsin acaba? Allah Allah..."

Durup düşündüm. Boşanmak istemiyorsa ne olmuş demektir? Evli kalmak istiyor demektir. Peki neden evli kalmak istiyor olabilir?

'Sen geri zekalı mısın?'

Lan ne alaka? Allah Allah! Tamam anladık.

"He tamam, anladım. Yok ya niye öyle düşüneyim? Karım değil misin sonuçta? Rahatsız olman çok normal."

Başını salladı. Sonra kendi kendine güldü.

"Çok tuhaf bir evliliğimiz var. Ne gerçek diyebiliyorum ne de sahte. Öyle arada bir şey..."

"Sahte olmadığı kesin." dedim.

"Gerçek olmayacak kadar da eksik." dedi.

"Doğru, eksik."

Sessizlik oldu.

"Ama olsun kötü değil en azından. Bak ne güzel gül gibi geçinip gidiyoruz."

Gülümsedi. Sonra düşünceli bir şekilde baktı bana.

"Sen değil de başkasıyla evlenmek zorunda kalsaydım... Nasıl bir hayatım olurdu acaba?"

İstemsiz olarak kaşlarımı çattım.

Ben yerine başkasıyla mı evlenseydi? Başka biriyle... Mayıs ve bir adam. Yan yana. Onunla konuşuyor, onunla gülüyor... O yeşil gözleri ona bakıyor...

Tövbe estağfurullah! Böyle bir şey olabilir mi?

'Boşanınca ne olacak sanıyorsun? Ömür boyu bekar mı kalacak?'

Dişlerim sıkmaktan ağrımaya başlayınca kendime geldim. Durup saçma sapan düşüncelere dalmıştım. Ortada fol yok yumurta yok, ne saçmalıyorsam! Hem o hala benim karım. Böyle bir şeyin düşüncesi bile olmaz! Hala evliyiz biz!

"Böyle durup düşününce şükredecek çok şey buluyorum, biliyor musun? Yani düşünsene, bu ülkede kim bilir kan davasına, berdele kurban gitmiş kaç tane genç kız var. Onların karşısına kim bilir ne acımasız adamlar çıktı. Nasıl insanlarla evlenmek zorunda kaldılar? Nasıl şeylere zorlandılar... Bir de bana bak, seninle karşılaştım. Senin gibi biriyle... Çok şükür."

Kendime engel olmadan tebessüm ettim. Benimle evlendiğine şükretmişti... Bu kısımda sanırım burnum havalandı.

"Buradan merhametli biri olduğumu çıkarabilir miyim?"

Girdiğim tripleri anlamış olacak ki güldü sessizce.

"Çıkarırsın."

Ben de güldüm.

"O merhameti sana göstermesem Allah'tan nasıl merhamet beklerim ki?"

Bu sefer tebessüm etti. Güzel bir tebessümü vardı. Yakışıyordu ona gülmek. Ben de tebessüm ettiğimde konuştu.

"Allah senden razı olsun."

Allah'ım nasıl birine düşmüşüm ben? Nasıl bir denk geliş bu? Vurulduğunda bir kere şikayet etmediği gibi şimdi bana Allah razı olsun diyordu. Yaşadığı şeylere nasıl böyle bakabiliyordu?

"Allah senden de razı olsun Mayıs. Senin kadar en az benim de şükretmem lazım. Allah benim karşıma seni çıkarmış. Senin gibi birini... Çok kötü, huysuz, anlayışsız, kindar biriyle de karşılaşabilirdim. Çok şükür ki seninle karşılaştım. Seninle evlendim."

Tebessümü yüzünde büyürken bir şey demedi. Ben de bir şey demedim. Bir süre öyle durup birbirimize baktık. Sonra konuyu değiştirmek maksadıyla konuştum.

"Bu arada bir şey merak ediyorum. Sen hep böyle başörtünle mi yatıyorsun geceleri?"

Bakışlarından anladığım beklemediği bir soruydu ama yine de cevap verdi.

"Yok, hayır."

"Şimdi niye açmıyorsun o zaman? Ben varım diye mi? Hem gündüzleri evdeyken de açmıyorsun, hatta elbiseyle geziyorsun. Kendi evinde de mi böyleydin?"

Evet bu merak ettiğim bir şeydi. Sormak bugüne nasipmiş.

"Yani," dedi muhtemelen ne diyeceğini toparlamaya çalıştı. "Evdeyken açık oluyordum. Ama işte bir önceki gün hocam bir sonraki gün kocam olunca insan afallıyor. Önce bir alışmak istedim."

Bir önceki gün hocam bir sonraki gün kocam. Komik değil ama komik.

"Alışamadın mı hala? İki hafta oldu."

"Alıştım. Sen alıştın mı?"

"Ben zaten alıştım."

"İyi..."

"Ee?" dedim. Sanki sınırlarımı zorluyor gibiydim. İster açar ister açmaz bana ne dimi?

"Ya tamam açacağım zaten. Sen ışığı kapatsana. Yatalım artık, gece gece çenemiz bir durmadı."

"Tamam." deyip ışığı kapattım. Artık odada perdenin kenarından sızan ay ışığı hakimdi. "O zaman hayırlı geceler."

"Sana da."

Yatakta biraz aşağı kayıp kafamı yastığa koydum. Sonra da Mayıs'ın olmadığı sol tarafa döndüm. Rahatça saçını açabilirdi.

Biraz hışırtı seslerinden sonra hareketlilik durmuştu. Sanırım o da yan tarafa uzanmıştı. Gözlerim hala açık dururken biraz uykum gelsin diye bekledim. Normalde çok geç yatma huyum yoktu ama bu gece uykum gelmiyordu nedense. Gözlerimi kapatsam da fayda vermedi.

Biraz daha sol tarafıma dönük uzandıktan sonra diğer tarafa dönme ihtiyacı hissettim. Yatağı çok sarsmadan diğer tarafa döndüm ve ilk defa gördüğüm manzarayla karşılaştım.

Mayıs bana sırtı dönük bir şekilde uzanmıştı ve saçları yastığına dağılmıştı. Odaya giren ay ışığı sayesinde görebiliyordum. Çok hafif dalgalı, koyu renkti saçları. Siyah mıydı kahve miydi pek çözememiştim ama koyu olduğu belliydi. Hala şampuan kokan saçlarının kokusunu ona döndüğümden beri daha yoğun alıyordum. Hafif mayıştığımı hissederken yumuşacık görünen saçlarına istemsiz olarak elim gittiğinde durdurdum kendimi.

Ne yapıyorum ben? Niye onlara dokunmak istedim ki?..

Başımı hafif iki yana salladım ve kendime geldim. Merak etmiştim sadece, bu kadar.

Sonrasında gözlerimi kapatıp tekrar uyumaya çalıştım. Hala burnuma gelen kokusu bana yardım ederken kendimi uykuya bıraktım.

Bakalım sabah nasıl uyanacaktık.

Bölüm sonu

6 yorum