İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 16 · 11 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 16

-16-

Bir anda içime taş oturttular sanki. Yutkunmak da tepkisiz kalmak da çok zorlaşmıştı. Gözlerimin hafif hafif yanmaya başladığını hissettiğimde ise elimdekileri tezgaha bırakıp elimi yıkamaya başladım.

"Bana da sana da çok kötü ithamlarda bulunabilirler diye. Özellikle ben insanların gözünde çok kötü bir izlenim bırakabilirdim. Öğrencisiyle evlenmiş öğretmen... Sıkıntı yani."

Elimi kuruladıktan sonra hiç yüzüne bakmadan hızlıca konuştum.

"Ben de bi lavaboya gideyim."

Hızlı adımlarla mutfaktan çıktıktan sonra aynı şekilde oturma odasından da çıkıp koridora geçtim. O sırada lavabodan Banu çıkarken bir şey demeden ben girdim. Kapıyı kapatıp arkamdan kilitledikten sonra sırtımı kapıya yaslayıp gözlerimi kapattım. Ve bir süre sadece nefes alıp verdim.

Hayır saçmalama Mayıs, tabii ki ağlamayacaksın. Sadece biraz gözlerin yanıyor, burnun kızardı, gözün ıslandı işte ne var bunda? Yüzünü yıkayınca da ıslanır gözün ne olmuş? Abartma her şeyi.

Ne var yani seninle evlenmek istemediyse? Sanki çok normal şartlarda evlendiniz! Adam tabii ki böyle bir ilişki istememiş olabilir. Bu çok normal. Bu evlilik onun adını lekeleyebilir, bundan korkması da çok normal. Seninle evli olduğunu gizlemek de istiyor olabilir. Bu da abes kaçmaz. Hala bu öğretmen öğrenci ilişkisi sürdüğü için içinden 'keşke evlenmemiş olsak' diyor da olabilir. Beni sırtında kambur olarak görüyor da olabilir. Hala bana alışmamış ve beni istemiyor da olabilir. Bu evlilik sürdüğü sürece beni zorunluluk olarak görüyor da olabilir. Olabilir yani böyle şeyler.

Durup düşünmek iyi gelmeyince hemen suyu açıp yüzümü yıkamaya başladım.

Sakin ol, sakin ol, sakin ol... Şimdi susacaksın. Sertçe yutkunup içine atacaksın. Gözündeki yaşı silip hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksin.

Her duyguların yok sayıldığında yaptığın gibi.

Farklı olan bir şey yok. Güzel geçen günlere aldanmayı bıraktığında bu kadar üzülmeyeceksin. Alışacakın. Mecbur alışacakın. Başka çare mi bıraktılar sanki.

Ah dede... Ah dede... O adamın canını alıp girdiğin günah yetmezmiş gibi bir de benim günahıma girdin. Değdi mi? Beni ona mecbur onu da bana mecbur bıraktın. Senin hatan yüzünden sevdiğim adam beni kendine pıranga olarak görüyor. Evliliğimiz duyulsa alnına sürülecek bir leke olarak görüyor beni. Uzaktan severken de acıtıyordu. Gerçekten çok acıttığını sanıyordum. Ama onun bana bu şekilde bakması, bu şekilde görmesi... Bu canımı o kadar yaktı ki acaba bir gün seni affedebilir miyim? Oldu ya, belki affettim. Peki Allah affedecek mi seni? Girdiğin bu kul hakkını Allah görmüyor mu sanki? Ben affetsem O affeder mi? İnsanız, yaşadığımız acıyı unutabiliriz. Ama Allah unutmaz. Hiçbir şeyi unutmaz.

O her şeyi görüyor da duyuyor da. Günü geldiğinde herkes cezasını çekecek. Ama günü geldiğinde. Biz şimdi bu günü düşünelim. Bu gün.

Dinlediğim biri demişti ki eğer başına gelen onca kötü şeye rağmen sabır gösterip "Allah'ım ben senden razıyım." diyebiliyorsan gerçek samimiyetin ortaya çıkar. O kötü şeyi yaşadığın an verdiğin ilk tepkidir önemli olan. Sabır da o andadır. O kötü şeyi yaşadığın andadır. Canının en yandığı yerde "Allah'ım ben senden razıyım, sen de benden razı ol." diyebilmektir.

"Allah'ım ben senden de senden gelenden de razıyım. Sen de benden razı ol. Bana güç ver. Beni yalnız bırakma. Amin..."

Fısıltı gibi söylediklerimden sonra havluyu alıp yüzümü kuruladım. Emir bugün birçok kez beni hayal kırıklığına uğratmıştı ve kuzenlerinin tavırları da cabası olmuştu. Hepsi üst üste gelince ister istemez insan etkileniyor. Bu yüzden böyle patlak vermiştim, gözlerim dolmuştu ağlamasam da. Oturup düşünsem belki bu kadar sorun etmeyecektim ama işte üst üste gelince... Bizde ki de taş değil sonuçta.

Kendime geldiğime ikna olduğumda üstümü başımı kontrol edip çıktım banyodan. Evet, hiçbir şey olmadı. Ona göre davran.

İçeri geçtiğimde Esat koltukta oturmuş telefonuna bakıyordu. Diğerleri yoktu. Mutfak tarafına geçtiğimde kapı benim bıraktığım gibi yarım açık kalmış içeride Emir ve Banu mutfakta bir şeyler yapıyordu. Masa silinmişti. Sanırım bulaşıkları hallediyorlardı ikisi beraber. Bir de tabii konuşuyorlardı.

"Sen yine de bizim dediklerimizi bir düşün. Boşanırsan herkes arkanda durur emin ol."

Hasbinallah ve nimel vekil.

Bu kısmı mutfağa adım atmadan önce duymuştum. Yavaşça mutfağa geçerken Emir cevap verdi.

"Boşanma falan yok Banu! Her ne zaman ki kan davası biter, o zaman Mayıs'la ikimiz," son kısmı bastırarak söylemişti. "Oturur konuşur karar veririz. Aksi halde biz boşanmıyoruz. Bu konuyu kapat artık."

Konuşması bittiğinde geldiğimi anlamış olacak ki arkasını döndü. Beni görünce duyduğumu anlamış gibi yüzü buruştu biraz. Sonra Banu'ya dönüp "Sen geç içeri istersen biz Mayıs'la hallederiz." dediğinde Banu bana yine o saçma sapan bakışlarından birini atıp rahat bir tavırla "Olur." dedi ve mutfaktan çıkarken yaptığından memnun olan bakışlarını bana gönderdi.

Boş boş suratına baktım. Ne istiyordu, sinirlenmemi falan mı?

O çıkınca Emir'e bakmadan çay tepsisini aldım tezgahtan ve masaya koydum.

"Mayıs," diye seslenen Emir yine sesini kısık tutmuştu.

"Efendim." dedim onun aksine normal bir sesle. Bu sırada onun çayın yanına aldığı kurabiyeli dolaptan almaya gittim.

"Banu'nun söylediklerine takılma. Durumları biliyorsun, bu evliliği neredeyse hiçbiri istemiyordu."

Devam etmesine fırsat vermeden ona döndüm.

"O dese ne olacak? Aynı şeyi sen de diyorsun zaten."

Bu cevabı beklemiyor olacak ki bir an duraksadı. Sonra konuşmaya çalıştı ama ben izin vermedim.

"Ben..."

"Emir bak kapı açık, içerde kuzenlerin var. Konuşacaksak başka zaman konuşalım olur mu?"

Sonra dolaba dönüp kurabiyleri çıkardım.

"Peki, tamam."

Birkaç tabak alıp kurabiyeleri koyduktan sonra onları da bardakların yanına tepsiye yerleştirdim. Sonra da çayları koydum.

"Çayları sen servis et istersen ben buraları hallederim."

Beni onaylayıp tepsiyi içeri götürürken ben de geri kalan işleri halletmeye başladım. Çok sürmeden halledince de içeri geçtim kendime çay almadan.

Bu sefer Esat tekliye geçmiş Banu da ona yakın taraftaki koltuğa oturmuş. Emir ise L koltuğun diğer parçasına oturmuştu. Şöyle bir bakınca Banu'nun yanına oturmak istemediğime göre Emir'in yanına oturmalıydım sanırım. Pek fazla seçenek yoktu.

Onun yanına otururken konuşmaları aynen devam etmişti.

"Kendine niye çay almadın?"

Bunu diyene kadar.

"Pek içesim yok." diye verdiğim cevap yine düz olmuştu. O da başını salladı.

"Kurabiye de yemedin?" diye bu sefer Banu sormuştu. Keyfimi kaçırdın yemek istemiyorum dememi bekler gibiydi. Anlamıyorum böyle şeyler yapınca Emir'den boşanacağımı mı sanıyordu?

Tam cevap verecektim ki Emir konuştu.

"Mayıs bu saatlerde bir şey yemiyor. Özellikle tatlı yiyince midesine dokunuyor."

Hafif şaşkınlıkla Emir'e baktım. Bunu fark etmiş miydi yani?

'Abartma, aynı evde yaşıyorsunuz.'

Emir de bana bakıp göz kırpınca gözlerimi kaçırdım hemen. Yapma şöyle şeyler ya. Allah Allah...

"Baya alıştınız yani birbirinize, bu kadar iyi tanıyorsun?"

"Çok şükür," diye cevap verdi Emir. "Başlarda tedirgindim ama Allah'a şükür alıştık. Gayet iyiyiz yani."

Bunu sanki sürekli boşan dediği için demişti. Yani bana öyle geldi açıkçası.

Banu bir şey demedi. Onun yerine Esat konuştu. Ama biraz ağır konuştu.

"Dedenin katilinin torunu olmasına da bu kadar çabuk alıştın mı?"

Bir anda ortam buz kesmişti. Esat'ın keskin ve sert bakışları Emir'i bulurken Banu onaylamaz bir şekilde başını iki yana sallıyordu. Emir her şey yolunda mesajı verdikçe onlar bundan rahatsız oluyordu. Bu o kadar belliydi ki...

Emir derin bir nefes alıp verdi ve kısa bir süre başını çevirip cama baktı. Sonra tekrar onlara döndü.

"Bak Esat," dedi ciddi bir şekilde. "Bizim dedemizi Mayıs'ın dedesi öldürdü, doğru. Ve bunun için de bir bedel ödendi. Biz evlenmek zorunda kaldık. Çünkü ailelerimiz zarar görmesin istedik."

Sesi gittikçe gergin bir hal alıyordu ama yükseltmeden konuşuyordu.

"Şu çok net ki sizin doğrunuz bana uymuyor. Ben, kan dökülsün istemiyorum kardeşim. Anladın mı? Kan dökülsün istemiyorum! Bunun için bir yola girdim. Mayıs da bu yolda benimle beraber. Ben sizin gibi dedesinin suçunu Mayıs'a yükleyemem. Herkes, kendi yaptığından mesuldür. Sizin istediğiniz, biz boşanalım sonra bu kan davası kan dökerek devam etsin ise bu Allah'ın izniyle olmayacak. Ben buna izin vermiyorum. İstediğiniz eğer huzursuz olmamızsa benim kötülüğümü istiyorsunuz demektir bu. Ben huzursuz, mutsuz olunca mı içiniz rahat edecek kardeşim? Hı? Ne istiyorsunuz? Bu kız zaten zorla evlendi, yetmedi amcam onu vurdu. Ölümden döndü. Bu kızdan daha ne istiyorsunuz, canını mı istiyorsunuz? Başkalarının hatalarının bedelini ödediğimiz yetmiyor gibi bir de birbirimize mi eziyet edelim biz? Ne yapalım? Sürekli bir boşan lafı dönüyor ortada. Kan davası sürdüğü sürece olmayacak öyle bir şey. Allah aşkına siz de gelmeyin üzerime. Memleketten zaten sürekli bir baskı var bir de siz yapmayın, lütfen ya. Kuzeniz oğlum biz kardeşiz. Sizin benim yanımda olmanız gerekmiyor mu böyle bir zamanda? Hepiniz mi yalnız bıraktınız beni?"

Sonlara doğru sesindeki acıyı duymuştum. O an anladım fark edemediğim şeyler olduğunu. Memleketten bir baskı olduğunu bilmiyordum mesela, bunu bana söylememişti. Demek baskı vardı üzerinde bunca zaman... Hiç de belli etmemişti. Belki de kendini yalnız hissetmişti. Herkesten saklayıp içine atmıştı. Bir anda akrabalarını karşısına almak zorunda kalmıştı ve kim bilir kendini ne kadar yalnız hissetmişti. Evet ben onun yanındaydım ama o ailesinden bir destek beklemişti belki de. Böyle konuştuğuna göre de pek destek görememişti.

Şimdi onun elini tutabilirdim veya elimi omzuna koyabilirdim belki ama onun bunu isteyeceğinden emin değildim. Çünkü beklediği destek benden değil, ailesinden birindendi.

İkisinin de yüzüne hüzün çökmüştü hafif. Esat daha çok düşünceli bir halde olsa da Banu'nun üzgünlüğü bariz belli oluyordu.

"Olur mu öyle şey? Ne demek yalnız bırakmak?"

Koltukta kayıp Emir'e yaklaştı biraz.

"Biz kendi doğrumuzu söyledik ama madem senin yolun bu, kararlısın, o zaman bize de yanında olmak düşer."

Esat'a baktı. Bu sefer Esat devam etti.

"Kardeşim biz senin kötülüğünü istemedik, istemeyiz de. Doğrusu bu dedik ama belli ki senin doğrun bizim doğrumuza uymuyor. Yapacak bir şey yok. Madem kararlısın, öyle olsun. Kendini yalnız sanma. Burada iki tane daha kardeşin var senin."

İster istemez duygulanmıştım. Açıkçası Emir'e böyle destek çıkmaları beklediğim bir şey değildi. Emir'e baktığımda tebessüm ediyor ama bir şey demiyordu. Yüzündeki ifadeden mutluluğunu görebiliyordum. Onun tebessümü benim de yüzümü güldürdüğünde konuştu.

"Eyvallah kardeşim. Eksik olmayın, ikiniz de."

Sonra ortamdaki gerilim azalmış ve konu başka yerlere dağılmıştı. Bir süre daha sohbet ettiler. Arada televizyona falan baktılar. Birkaç bardak çay içtiler falan derken saat ilerlemişti. Banu esnemişti.

"Siz yol yorgunusunuz bir de isterseniz yatacağınız yeri ayarlayalım?

Emir'in sorduğu soruya itiraz etmediler.

"Tamam, şimdi bizim misafir odası var ama orada yatak yok. O yüzden burada yatacaksınız mecbur."

"Tabii Emir Bey rahat yatağında yatsın, bizi de koltuğa postalasın. Oh ne âlâ."

Esat'ın sitemkar konuşmasına karşı Emir altta kalmadı tabii.

"Banu'yla yatarım dersen bizim odayı vereyim size. Sabaha kadar kardeş kardeş uyursunuz."

"Aman istemez." deyip yüzünü buruşturan Banu'ydu. "Koltukta yatarız biz. Gece gece seni çekemem kusura bakma."

Esat'a doğru konuşmasına karşı Esat da altta kalmadı.

"Ben bayılıyorum sanki sana. Şaka yaptım kardeşim, siz gidin biz koltukta yatarız."

Güldü Emir onlara. Aslında ben de gülerdim de gereksiz gerginlik çıkmasın gece gece. Belki rahatsız olurlar.

"Emir odada yatağın üstüne koymuştum çarşafları falan. Getirir misin? Ben buraları halledeyim."

Beni onaylayıp giderken ben de mutfaktan tepsiyi alıp geldim. Bardakları tabakları toplandığımda Emir eşyaları getirmişti. Bu sırada Esat lavabo için gitmişti. Emir geldikten sonra sehpaları hızlıca silip kaldırdım. O da koltukları genişletti. Koltuk hallolunca örtüleri sermek için alıyordum ki Banu benden önce davrandı.

"Ben sererim."

Ona bir şey demeden geri çekildim. Sonra da mutfağa gidip masadakinden başka bir surahiye su doldurdum. Emir bazen geceleri kalkıp su içiyordu. Bazen ben de kalktığımda denk geliyorduk. O yüzden surahiyle bardak alıp odaya götürdüm. Sonra tekrar içeri geçtiğimde Emir Banu'ya bir şeyler söylüyordu.

"Gece karnınız acıkırsa mutfak burada zaten. Su falan da var. Uykunuz gelmezse televizyon da burada. Yalnız sesini çok açmazsanız sevinirim. Tuvaletin yolunu da biliyorsunuz. Daha ne anlatayım? Yabancı değilsiniz zaten. Takılın kafanıza göre."

Emir'in yanına geçtiğimde Esat girdi içeri. Üzerini değiştirmişti ama pek bir fark gözükmüyordu. Siyah bir tişört ve siyah bir eşofman altı giymişti. Sanırım siyahı seviyor, pek emin değilim ama.

Bu sırada Banu yatakları hazırlamıştı.

"Tamam anladık, hadi git sen de. Seri." diyen Banu'ya Esat katıldı.

"Hadi abicim bekleme yapma, uyuyacak herkes."

Emir yalandan bir şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.

"Bir kendi evimin odasından kovulmadığım kalmıştı. Eyvallah ya."

Sitemkar sesini umursadıklarını sanmıyordum.

"Neyse gidelim bari."

Kapıya giderken Banu önümüze geçti.

"Ben de bi lavaboya gideyim. Hadi iyi geceler."

O dışarı çıkarken ikimiz de "İyi geceler." demiştik. Sonra Esat'a dönüp "Hadi Allah rahatlık versin." demişti Emir.

"Sana da." dediğinde ben de "Hayırlı geceler." demiştim ona dönüp. Ama yüzüne bakmamıştım. O da zaten bir şey dememişti. Önemli de değildi açıkçası. Ben ayıp olmasın diye söylemiştim zaten.

İkimiz de oturma odasından çıkıp yatak odasına geçtik. Önce ben içeri girdiğimde Emir ardımdan girip kapıyı kapatmıştı. Bir anda üzerime gerginlik çökerken sakin olmaya çalıştım. Zaten birazdan banyoya gidecektim, gerilmeye gerek yoktu.

"Emir?" dedim aklıma gelenle. "Onlar namaz kılıyorlar mı? Seccade verelim?"

"Söyledim ben seccadenin yerini. Kılarlarsa alırlar."

Başımı salladım.

"Ben bize getireyim o zaman seccadeyi."

Odadan çıkıp vestiyerden bizim seccadeleri aldım. Tekrar odaya döndüğümde Emir çalışma masasının sandalyesine oturmuş telefona bakıyordu. Ben gelince başını kaldırdı. Başını kaldırınca sanki bir şey söylemek zorundaymış gibi hissettim saçma bir şekilde ve konuştum.

"Lavaboya ilk sen mi gidersin yoksa ben mi gideyim?"

"Fark etmez," diyen Emir gayet umursamazdı. "Sen git istersen ben de üstümü değiştiririm."

Başımı sallayıp odadan çıktım. Sonra banyonun ışığının hala yandığını görünce tekrar odaya girdim. Banu vardı orada, hemen iki dakikada unutmuştum.

Emir'in soran bakışları beni bulunca konuştum yine.

"Banyo dolu da."

Başını sallayıp ayağa kalktı. Sonra dolabın önüne geçip dolabı açtı ve içinden bir eşofman takımı çıkardı. Hala kapının önünde ayakta dikilirken gözleri bir bana bir de kıyafetlere kaydı. Tam olarak ne düşündüğünü anlamadığım sırada kıyafetleri yatağın üzerine bırakıp tekrar sandalyeye oturdu.

"Sen niye ayakta bekliyorsun?"

Açıkçası bunu sorgulamamıştım.

"Ne bileyim?" deyip yatağa yaklaştım ve oturdum. Sonra kapı sesi duyunca kalktım ayağa. Odadan çıkıp banyoya geçtim hemen. İhtiyaçlarımı giderdikten sonra dişlerimi fırçaladım. Sonra abdest alıp kurulandıktan sonra banyodan çıktım. Odaya girdiğimde Emir üzerini degistirmiş aynı yerde oturuyordu. Ben gelince kalkıp o gitti banyoya. Ben de bu sırada hemen dolabın başına geçip yeşil pijama takımımı çıkardım. Elbiseyi çıkarmadan pijamanın altını giyip üstünü bıraktım. Namaz kılacağımız için elbise şimdilik dursa iyi olurdu. Namazdan sonra üst kısmı da giyerdim.

Seccadeleri serdiğimde Emir gelmişti. O geldikten sonra beraber yatsı namazını kıldık. Sonra tesbihleri çekip dua ettikten sonra seccadeleri kaldırdık. Sonra onları katlayıp kenara koyduk ve ikimiz de ayakta durup yatağa bakmaya başladık.

Açıkçası bu gece nasıl uyuyacaktık, nasıl sabaha varacaktık hiçbir fikrim yoktu.

Bölüm sonu

2 yorum