İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 15 · 10 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 15

-15-

Gördüğüm bu şeyden sonra birkaç saniyeliğine onlara bakakalmıştım. O birkaç saniyede ise sinirlerim gerim gerim gerilmiş, içimde ufaktan bir öfke tohumu oluşmaya başlamıştı. Ama hepsinden önce iliklerime kadar hissettiğim başka bir duygu vardı.

Hayal kırıklığı.

Yüz hatlarımı olabildiğince düz tutmaya çalışırken içimdeki öfkeyi büyümeden yok etmeye çalıştım. Öfke denen şey benim bünyeme ciddi zarar veriyordu ve öfkeyle yaptığım hiçbir şeyden bu güne kadar fayda görmemiştim. Aksine hep zararıma olmuştu.

Gülümseyen yüzüm Emir'in bu hareketi yüzünden artık gergindi. Ama tabii ki bunu belli etmeyecektim. Ben duygularımı belli etmemeyi çok önceden öğrenmiştim. Bununla da baş ederdim.

"Nasılsın Emir? Özlettin kendini." diyen kızdan sonunda ayrıldı Emir. Ne bu samimiyet ya? Nasıl olur da bu kıza sarılır? Kuzenin o senin, kendine gel. Günah bu yaptığınız bir kere.

"İyi çok şükür. Siz nasılsınız görüşmeyeli?"

Şu surata bak ya! Ne gülüyorsun durduk yere? Çok mu hoşuna gitti onun seni özlemesi?

"İyi diyelim iyi olsun." derken kız geri çekilmiş ve kardeşine yol açmıştı.

"Esat sen de hoş geldin."

Esat denen kişi elindeki valizi bırakmadan diğer elini uzattı Emir'e. El sıkışırlarken "Hoş bulduk." dedi. Banu denen kız da bu sırada bana döndü.

Elini uzatıp "Banu ben," dedi yüzündeki rahatsız edici memnuniyetsizlikle. Sanırsın ben ona bayılıyorum.

Elini sıkıp hafif gülümsedim, ne de olsa misafir.

"Mayıs ben de, hoş geldiniz tekrar."

Yarım ağız bir "Hoş bulduk." dedikten sonra Emir'e döndü. Ben de iki terlik çıkarıp yere koydum.

"Buyrun." diyerek eliyle oturma odasını gösterdi Emir. Önce Banu sonra da Esat terlikleri giyip teşekkür etmeden içeri geçtiler. Esat kişisi yüzüme bile bakmamıştı. Derin bir nefes alıp içimden sabır çektim ve gülümsedim. Ben de onlara öyle davranacak değilim. En azından bu evde.

Emir omzuma dokununca ona baktım. Gülümseyip "Geçelim." dedi gözüyle odayı göstererek. Bir şey demeden girdim içeri.

Az önce olanları düşünmemem gerekiyordu. Az önce hiçbir şey olmamış gibi olmam gerekiyordu. Özellikle o sarılma anını hafızamdan silmem gerekiyordu.

Evet Mayıs sen onu kafanda kurdun aslında öyle bir şey yaşanmadı.

İçeri geçtiğimizde onlar koltuğa oturmuşlardı. Emir de koltuğa geçip oturdu. Üçü de L koltukta otururken ben tekliye geçmiştim. Kuzenleri koltuğun bir kenarına Emir tekliye yakın diğer kenarına oturmuştu.

"Ee ne var ne yok? Yolculuk nasıl geçti?"

Emir muhabbeti açarken ben onları dinliyordum.

"İyiydi, yollar boştu." diye kısa konuşan Esat'a Banu katıldı.

"Rahat geldik. Ama yine de yol yorgunluğu var tabii."

"Aç mısınız? Yemek hazır, sofrayı kuralım?"

"Yolda atıştırdık biz."

"Ya aslında ben acıktım. Bisküvi falan yedik ama beni kesmedi."

Ayağa kalktım.

"Ben sofrayı kurayım."

Gözler kısa bir süre bana dönerken Emir konuştu.

"Yardım edeyim mi?"

"Yok, gerek yok ben hallederim."

Başını sallayınca mutfağa geçtim hemen. Mutfağa geçince sürgülü kapıyı kapatıp masayı hazırlamaya başladım.

Önce masayı sildim. Sonra yemek takımlarını çıkarıp dizdim. Çatal kaşık ne gerekiyorsa koyduktan sonra en son çorba yapmayı akıl ettiğim için tebrik ettim kendimi.

Dolaplardan iki kase çıkardım. Derin olana nohutu diğerine pilavı koydum. İçlerine kepçe ve büyük kaşık yerleştirip masaya koydum ikisini de. Hazırladığımız sarımsaklıyı da masaya koydum. Salatayı yağlayıp tuzladıktan sonra onu da koydum. Emir'in aldığı tatlıları iki tabağa koyup masanın iki köşesine yerleştirdim. Peçeteleri katlayıp tabakların yanına yerleştirdim. İçecek almamıştık. Ama su içerler diye herkese su doldurdum. Sanırım her şeyi hazırlamıştım.

Söyle geriden bakınca cidden iftar sofrasına benzemişti.

Sonra aklıma çay geldi. Ketl'a su doldurup çalıştırdım. Her şey hazır gözükünce onları çağırmaya gidecektim ki az önceden beri duyduğum konuşmalarda konunun bana geldiğini fark ettim.

"Emir, sen benim kardeşim sayılırsın. Babamdan dolayı böyle konuşuyorum sanma. Ama bence bu kızla evlenmekle yanlış yaptın."

Bunu diyen Esat'tı.

Emir'in derin nefes alıp verme sesini duydum buradan.

"Bu kız değil, Mayıs. Onaylamasanız da benim karım."

Yüzümü yine güldürmüştü.

"Fark eder mi?" diye sordu Banu. "Sonuçta dedemizi öldüren pisliğin torunu. O herifin ailesinden. Onların kanından."

Benim burada olduğumu bile bile özellikle mi konuşuyorlardı acaba? Duyulmaktan çekinir bir halleri yoktu çünkü.

"Bu şekilde kendi aileni çiğnemiş olmuyor musun? Herkes bu karara karşıyken hepimizi çiğnemedin mi?"

"Ben kimseyi çiğnemedim. Ailemin yararı için ne gerekiyorsa onu yaptım. Gidip amcamı dinleseydim sıra onlara geçecekti. Bu sefer hedef kim olacaktı Esat sen söyle. Ya ben ya sen ya da kardeşim. Söyle hangimizi böyle bir şeyin içine atayım?"

"Hiçbir şey yapamazlardı bize. Bunca sene nasıl saklandılarsa aynı öyle saklanırlardı. Bu şekilde cezasız kaldı yaptıkları!"

"Bilemezsin, kimseyi böyle bir riske atamazdık. Ayrıca kimsenin cezasız kaldığı yok. Mayıs hiçbir suçu olmadığı halde dedesinin yaptığı hatanın bedelini ödüyor."

"Ne bedel ödemesi Allah aşkına Emir? Yapma, kimi kandırıyorsun? Gayet halinden memnun olduğu çok belli. Tabii bulmuş işi evi arabası olan yakışıklı bir adam, herhalde mutlu olur. Sen Allah bilir vicdan yapıp iyi bile davranmışsındır ona. Ne bedeli?"

Sinirle dişlerimi sıkarken musluğu açıp elimi yıkadım.

"Amcam silahla vurdu onu, kız ölümden döndü. Kaç gün hastanede yattı, kolu askıda kaldı. Üstelik Mayıs'ın bir suçu yok. Suçlu olan dedesi. Daha ne bedelinden bahsediyorsunuz? İlle biri ölünce mi içiniz soğuyacak?" diye konuştuğu sesi kısık ama sertti.

"Neyse bu konuşma çok can sıkmaya başladı. Bence uzatmayalım. Evlendiğime göre çok konuşulacak bir şey de kalmadı zaten. Birbirimizi kırmayalım boş yere. Mutfağa bakayım ben sofra hazır olmuştur."

Hemen kendimi toparlayıp ellerimi mutfak havlusuna sildim.

"Masa hazır galiba."

Ona dönüp başımı salladım.

"Hıhım, ben de sizi çağıracaktım." dedim yüzüne bakmadan. Pot kırmak istemedim çünkü canım sıkkındı ve yüzüne bakarsam belli edebilirdim. Gerek yoktu duyduğumu bilmesine. Az önce konuştuklarını duymadığımı düşünüyordu muhtemelen.

Sürgülü kapıdan içeriye seslendi.

"Hadi gelin sofra hazır."

Kuzenleri lavabo için giderken konuştum hemen.

"Emir havlu astım oraya beyaz havlular onlar için. Söyle istersen."

Beni onaylayıp oturma odasından seslendi.

"Beyaz havlular sizin için onları kullanırsınız."

Sonra bana dönüp yanıma geldi. Yaklaşıp beni kendiyle tezgah arasında bıraktı ve sessiz bir şekilde konuştu.

"İçeriden buraya ses geliyor mu?"

Duyup duymadığımı mı anlamaya çalışıyordu?

Buna net bir cevap vermeyecektim.

"Senin evin sen daha iyi bilirsin."

Sesim çok düz çıkmıştı. Ama ne yapabilirim? Ben de robot değilim sonuçta her durumda gülemiyorum.

"Senden önce tek yaşıyordum Mayıs Hanım. Hayaletlerle falan konuşma huyum yok pek."

Ama o şu an bile gülümsetti.

"Sevindim." dedim hafif gülümseyip eski halime döndükten sonra. "Niye sordun? Duymam gereken bir şey mi konuştunuz?"

"Yo," dedi biraz umursamaz takılarak. "Öyle konuştuk işte. Merak ettim ses geliyor mu diye. Gelmiyormuş galiba"

Bir şey demedim. O da biraz geri çekildiğinde kuzenleri geldi. Onlar masanın bir kenarına yan yana otururken Emir karşılarına oturdu. Ben de kaseleri alıp çorba servisi yaptım. Sonra da Emir'in yanındaki sandalyeye oturdum. Karşımda Banu, çaprazımda Esat vardı. Bu şekilde Emir denk getirmişti. Çünkü normalde o şu an benim oturduğum yerde otururdu.

Yemeye başlamadan önce onlara bakıp tepkilerine baktım. İlk önce Emir bir kaşık almış ve hiç duraklamadan yemeye devam etmişti. Banu'ya baktığımda ise ilk kaşığı almasıyla beraber yüzünü buluşturdu.

"Tuz koymayı unuttun galiba." derken küçümseyici bakışlarını esirgememişti.

Sakin kalıp ayağa kalktım.

"Tuz getireyim ben." dediğimde itiraz etti.

"Gerek yok. Acı da koymuşsun, yemeyeceğim." deyip kardeşine konuştu kısık ama benim duymamı istediği belli olan sesiyle. "Yemeyelim diye mi yaptı, nedir?"

Onu umursamadan gidip tuzluk ve pul biberi getirdim.

"Belki kullanan olur." deyip tekrar yerime oturdum. Açıkçası pulbiber koymuştum çorbaya ama bir an onları unutup Emir'le ikimiz de acı sevdiğimiz için atıvermiştim. Ama az koymuştum. Yine de sevmiyor olabilir bir şey diyemem. Gıcıklığına yapıyor deyip günah almaya gerek yok.

Ben çorbamı yemeye başlarken Emir uzanıp pulbiberi aldı, kendi çorbasına ekeledi.

"Biz acı yemeyi sevdiğimiz için el alışkanlığı olmuş."

Sonra benim çorbama da ekeledi pulbiberi. Ben ona gülümsememek için kendimi tutarken Esat'a uzattı en son.

"Al kardeşim sen seversin acıyı."

Esat, Emir'in uzattığı pulbiberi alıp "Eyvallah." dedi. Sonra çorbasına döküp yemeye başladı.

Herkes çorbasını içmeye devam ederken Banu kendisine nohut ve pilav koymuştu. Sonra kısa süre bir sessizlik oldu ve bu sessizliği bozan Emir oldu.

"Yarın size şehri gezdirelim diyorum?"

Gözler ona dönerken Banu gülümsedi hemen.

"Çok iyi olur. Hem kafamız dağılır biraz. Bu aralar hepimiz çok yıprandık." derken sonlara doğru gözü bana kaymıştı.

Ne bakıyorsun?

Demesem de gözlerimi Emir'e çevirdim. Emir de sanırım onun bu söylediğini umursamamış Esat'a dönmüştü.

"Sana da uyar mı Esat?"

"Olur." dedi o da. Sonra Emir gezebileceğimiz yerleri anlatmaya başladı. Şuradan gideriz, şu sırayla gideriz, tek araba gideriz falan hepsini konuştu. Muhabbetli biri olduğu için zaten çok sıkıntı çekmiyordu, sürekli konuşacak şeyler buluyordu. Yemek bitene kadar konuştular. Ben de çok nadir konuya dahil olup çıkıyordum. O da Emir laf atıyordu. Yoksa konuşma üçünün etrafında dönüp duruyordu.

Anlamadığım şey Emir'in Banu'ya olan yakınlığıydı. Dinimizde kuzene nikah düşüyordu bu yüzden birbirlerine haramlardı. Emir de bunu biliyor diye düşünüyordum ama bugün Banu'ya sarılmıştı.

'Mesele sadece haram olması yani?'

Tamam biraz da ben abartıyor olabilirim bilmiyorum ama o an çok şaşırmıştım. Emir yani, ne bileyim? Kuzenin de olsa ne bu samimiyet? Tamam akraban ama ne bileyim ben? Konuş, sev, say ama abartma koçum. Sev derken insan anlamında yani. Başka türlü olmaz zaten. Olmasın yani. Olmaz dimi? Olabilir mi ki? Öyle bir şey mi var yoksa?

'Belki de senden önce onlar evleneceklerdi sen aralarına girdin?'

Nesin sen? Türk dizi senaristi mi?

Başımı çok hafif iki yana salladım. Biz Emir'le konuşmuştuk ve o bana senden başkası yok demişti. Onun sözüne itimadım olduğuna göre bu konu tartışmaya kapalı.

Nihayet yemekler yendiğinde Emir sandalyesine yaslanıp "Elhamdülillah." çekmiş kuzenleri de kaşıklarını bırakmıştı. Ben zaten daha önce bitirmiştim yeme işini.

"Ben bir lavaboyu kullanayım."

Esat masadan kalkarken Banu yine Emir'le konuşmaya başlamıştı.

"Ee Emir senin okul ne zaman başlıyor?"

"Bir iki hafta kaldı."

Bana döndü Banu.

"Sen öğrenci misin o okulda?"

"Evet."

Kaşlarını kaldırdı 'öyle mi' der gibi. Sonra rahatsız edici bakışlarını Emir'e çevirdi.

"Siz şimdi karı koca olduğunuzu okulda söyleyecek misiniz?" dedi aşırı yargılayıcı ses tonuyla. "Sen öğretmen, bu öğrenci."

Bana 'bu' diye hitap ederken keyif mi alıyorlardı acaba?

Sakin ol Mayıs, Emir'in misafirleri onlar. Biraz sabırlı olabilirsin.

"Mayıs," dedi Emir birazcık bastırarak. "Şu an öğrenci evet ama bu sene mezun oluyor Allah'ın izniyle. Mezun olunca böyle bir durum kalmayacak."

Emir açıkladı ama sanırım bu ona yetmemişti.

"Mezun olana kadar gizli mi tutacaksınız?"

Bu konuyu ben de düşünüyordum ama henüz Emir'le konuşmamıştık. Ne bileyim lafı da açılmamıştı. O da bir şey dememişti.

"Öyle yaparız herhalde."

Başımı Emir'e çevirdiğimde yüzümdeki gerginliği görmeden hissettim. O da bana baktığında tekrar önüme döndüm. Tamam, bu beklemediğim bir şey değildi. Bu öğretmen öğrenci ilişkisi yüzünden saklı tutmamızı isteyeceğini düşünmüştüm ama biz konuşmadan Banu'ya cevap vermesi tuhafıma gitmişti. Bunu Banu'ya söylerken mi öğrenmeliydim ben? Hayır yani aklında böyle bir şey varsa önceden konuş benimle dimi? Ben de bileyim. Hayır deyip millete ilan edecek halim yok ya.

Yüzümü saçma sapan hallere sokup, sanki bozulmuş gibi davranıp da insanlara malzeme vermeye gerek yoktu. En iyisi haberim varmış ve ben de onaylamışım gibi davranmaktı.

Bu arada ben de evlilik duyulsun istemem. Giderayak adımız çıkmasın üniversitede.

"Evet," dedim tekrar Emir'e dönerken. "İnsanlara dedikodu malzemesi vermeye gerek yok."

Sonra kalkıp sofrayı toplamaya başladım.

"Aynen, şimdi laf çıksa ikimizin de durduk yere canı sıkılcak. Gerek yok."

Kendi tabağımı kaşığımı falan ve Esat'ınkileri alıp tezgahın üzerine koyarken Emir'inkini neden almadın diye sorgulamayın. Çünkü gerginim biraz. Banu'nunkini zaten almadım, o kalkmadan alıp önünden tabağı aldı izlenimi vermek istemem. Hala oturduğu için diğer yemekleri de almadım. En iyisi çay bardaklarını ayarlamak.

Tepsiyi çıkarıp tezgahın üstüne koyduktan sonra rafın kapağını açıp bardakları koymaya başladığım sırada Emir gelmişti. Kendi boşlarını tezgahın üzerine koyarken bana yaklaşmış ve kolu koluma değmişti. Tek kelime konuşmazken ben de ona hiç dönmemiştim. Sadece gergin yüz hatlarımla bardakları dizmeye devam etmiştim. Emir ise bilerek oyalandığını tabakların yerini alakasız değiştirerek belli etmişti. Sonra hafif koluyla dürttü beni.

Başımı çevirip tip tip ona bakarken aynı zamanda kaşlarımla 'ne var' der gibiydim. O ise 'ne oldu' der gibi göz kırptı. Ben de cevap olarak omuz silktim. Banu olmasa seslerimizi de kullanabilirdik.

İçerden ayak sesi gelince Esat'ın oturma odasına geçtiğini anlamıştık. Sanırım Banu da bunu duymuş olacak ki ayaklandı.

"Ben de bir elimi yıkayayım."

Tezgaha sırtını verip yaslanmış olan Emir ona başını salladıktan sonra Banu mutfaktan çıkmış ve sürgülü kapıyı biraz açık bırakmıştı. Emir Esat'ın onu görebileceği yerdeydi. Ben bu sırada masaya geçmiş orayı toplamaya başlamıştım. Onların da tabaklarını alırken Emir yanıma gelmiş ve nohutla pilavın olduğu kabı alırken sorusunu sormuştu sessiz bir şekilde.

"Sen bana bozuldun mu?"

Ona kısa bir bakış atıp tabakları tezgaha koydum.

"Yo, ben makine mıyım?"

Araya böyle saçma sapan espriler sıkıştırmak adetim olmuş.

O da elindekileri tezgaha koyarken hafif sırıttı.

"Espri yaptığına göre bozulmadın."

Ne hissettiğini gizleyince böyle oluyordu işte. Yanlış anlıyorlar ya da hiç anlamıyorlar.

Beraber masayı toplamaya devam ederken ben susmayı o ise konuşmayı tercih etmişti. Tabii sesi hala kısıktı.

"Bozulacak bir şey yok zaten. Evli olduğumuz duyulsa bir sürü dedikodu çıkabilir. Öğretmenin öğrencisiyle ilişkisi var bilmem ne. İkimizin de canı sıkılır."

Biraz sustu. Ben hala bir şey dememiş onu dinlemeye devam etmiştim. O ise bugünün ikinci hayal kırıklığını yaşattı bana.

"Seninle evlenmeyi de bu yüzden istemedim en çok."

Bölüm sonu

4 yorum

  • Bir de şu tabakları banu cadalozunun kafasına geçirmek vardı da Âllah tan Rasûlullah ın yolundan gidipte misafire saygı da kusur etmeyiz

    2Yanıt
  • Yazarcım İnşaÂllah yrni bölümü en erken zamanda atarsın yoksa ben gün boyunca Emire saydırmakla meşgul olucam

    2Yanıt
  • Öncelikle Es Selamun Aleykum, hayırlı günler efendim İnşaÂllah gününüz güzel geçer ve Emiri boğazlamak istiyorum teşekkürler

    1Yanıt