İçeriğe geç

Bi Umut

Bölüm 14 · 10 dk okuma

Bi Umut

Bölüm 14

-14-

Emir Ayaz'dan

Evden çıkıp biraz hava almak istedim. Kafamı toparlayıp Mayıs'la öyle konuşmak istedim. Yoksa bu kafayla kızın kalbini kırabilirdim.

Bilmiyorum zor şeyler yaşadı ama sonuçta katilmiş gibi konuştuğu kişiler benim ailemden insanlardı. Bu zamana kadar aileme tek kötü söz söyletmemişken Mayıs'ın o şekilde konuşması sinirlendirmişti beni. Bir an konuşmasını saygısızlık olarak algıladım ve ona sert çıktım. Aslında huyum değildir aniden parlamak ama konu aile olunca böyle oldu işte.

Ama ona neden kızıyordum ki? Sonuçta benim ailem dediğim insan vurmuştu onu. Hem de kalbine çok yakın bir yerinden. Ölümle burun buruna gelmişti onun yüzünden. Ve söylediklerinde haklıydı. Zaten haklı olduğu için bir şey diyememiştim. Amcam aklı yerinde değilken vurmuştu onu evet ama aklı yerindeyken de babasını öldürmek istemişti. Belki de babasını öldüremedi diye intikamını Mayıs'la alacaktı. Mayıs böyle düşünüyor olabilirdi. Yaşadıklarından sonra bunu yargılamak yanlış olurdu. Hem o iftira da atmamıştı kuzenlerime. Amcam kin doluysa çocukları da belki öyledir diye düşünmüş de olabilir. Doğal olarak canından endişe etmiş ve bunu benimle paylaşmak istemişti. Ben de sert çıkmıştım işte. Bir an farklı düşünmüştüm.

'Tabii hastanede canıyla cebelleşen sen değilsin, kolay dimi öyle konuşmak?'

Bilmiyorum... Yani gereksiz oldu bu gerginlik. Aileme çamur atmak gibi bir niyeti yoktu Mayıs'ın. Sadece endişelendi yine bir şey olmasından. Ama ben arabozuculuk yapıyor gibi davrandım ona.

Dediği gibi her şeyi iyiye yoramazdı. Üstelik vurulduktan bir hafta sonra amcamın çocuklarını göndermesi bana da çok iyi niyet gibi gelmiyordu ama böyle bir şeyi yapacaklarına da inanmıyorum.

'Çünkü onlar senin ailen. Ama Mayıs'ın düşmanları. Sen iyi düşünsen de Mayıs düşünmeyebilir.'

Doğru. En azından bu kadar tedirgin olmaya hakkı vardı onun.

Bir bakkalın önünde durdurduğum arabadan inip bakkala girdim. Evde ekmek bitmişti. İçeri girip iki ekmek istediğimde gözüm buzdolaplarına kaydı. Cam kapaklardan içindeki danoneler gözükürken hafızamı yokladım. Evde bir tane kalmıştı galiba. Adam ekmekleri getirirken gidip 6'lı çilekli danonelerden aldım. Sonra da parayı ödeyip çıktım.

Arabaya binerken annem aradı.

"Efendim anne?"

"Oğlum geri aramadın."

"Kusura bakma anne, dönecektim sana. Gelsinler buyursunlar da kaç gün kalacaklarmış?"

"En fazla iki gün kalıp dönerler."

"Ne zaman yola çıkacaklar peki?"

"İşte telefonu bekliyorlardı. Bu akşam orada olurlar."

"Tamam anne, görüşürüz hadi."

"Görüşürüz oğlum."

Arabayı çalıştırıp eve sürdüm hemen. Çok geçmeden eve geldiğimde kapıyı çaldım anahtarla girmek yerine. Biraz bekledikten sonra açtı kapıyı.

Gergin olduğu her halinden belli olurken yüzünü düz tutmaya çalışıyordu.

"Hoş geldin." deyip kenara çekilirken ayakkabılarımı çıkarıp girdim eve. Sesi de kendi gibi durgundu.

"Hoş bulduk." dediğimde kapıyı kapatmıştı. Bir şey demeden içeri geçerken ben de arkasından gittim. Mutfağa geçince yine onu takip ettim. O fırına bakarken ben de ekmeği masaya koydum.

"Ekmek aldım, bitmişti." diye durum bildirimi yaptım. Sanki baksa anlamayacaktı ekmek aldığımı. Bir şey demezken bir tane bardak alıp masadaki sürahiye uzandı. Bense hala masanın yanında dikiliyordum.

Bardağa su doldururken danonenin olduğu poşeti önüne doğru uzattım.

"Bu da azalmıştı."

Mayıs'ın gözleri poşeti bulurken eli de masaya gitmiş ve suyu bırakmıştı. Az önce durgun ve huzursuz bakan gözlerini şimdi biraz şaşkınlıkla çevirmişti bana.

"Bu niye?" diye bir soru yönelttiğinde dudaklarımı ıslatıp cevap verdim.

"Belki gönlünü alırım diye."

Gözleri biraz daha açıldığında devam ettim.

"Sana sert çıktım farkındayım. Ailem söz konusu olunca biraz sert olabiliyorum. Senin açından bakınca haklısın, bu şekilde düşünmen normaldi. Sonuç olarak o an aklı yerinde olmasa bile amcam senin canına kast etti. Ve kan dökülsün isteyen de o. Ama işte ben... Onların böyle bir şey yapacağına inanmıyorum Mayıs ve konduramam zaten. Her ne kadar düşmanlık olsa da katil değil onlar. Sen de onlar için potansiyel katil der gibi konuşunca sinirlendim birden. Ama senin tarafından da bakmam gerekirdi. Sesimi yükselttim biraz."

Biraz yaklaşıp yeşil gözlerine daha yakından bakma fırsatına sahip oldum.

"Kalbini kırdıysam özür dilerim."

Mayıs'ın yüzündeki şaşkınlığın yerini yavaş yavaş tebessüm alırken ben de gülümsedim. Onu güler yüzle görmeye öyle alışmışım ki bana öyle birkaç dakika bile olsa üzgün ve kırgın bakması kötü hissettirmişti ve çok tuhafıma gitmişti. Bazı şeyler fazla göz önünde olunca anlaşılmıyordu işte. Böyle anlarda anlaşılıyordu kıymeti.

"Beni anlamana çok sevindim." dedi gülümserken. "Kötü niyetle konuşmadığımı anlaman içimi rahatlattı."

"Küs değiliz o zaman?"

Güldü.

"Değiliz."

Biraz geri çekilip derince soluklandım.

"Şimdi iştahım yerine geldi. Ee, ne yiyoruz?"

"Fırında beşamel soslu makarna. Sever misin?"

Kaşlarımı çattım.

"O nasıl bir şey?"

"Hiç yemedin herhalde," derken masadaki ekmeği alıp masanın kenarına koydu. "Neyse birazdan yiyince anlarsın nasıl bir şey olduğunu."

Sonra eli danonenin üzerine gidince gülümsedi.

"Bunları da dolaba koyayım."

Onları buzdolabına koyduktan sonra fırının önüne gidip yemeği aldı.

"Şunun altına bez koysana."

Tezgahtaki kuru bir bezi alıp masaya koyunca o fırından çıkardığı borcamı bezin üstüne koydu. Sıcak sıcak inanılmaz güzel duruyordu. Böyle görmemde açlığımın da ufak etkisi olabilir tabii.

"Baya iyi duruyor."

Mayıs iki tabak, iki çatal ve salatayı getirince karşıma geçip oturdu.

"Ye bakalım tadı da öyle mi."

Getirdiği büyük kaşığı alıp kendi tabağıma koydum biraz. Sonra kaşığı bırakıp çatalla bir lokma attım ağzıma.

Tabii önce bismillah.

Tadı gerçekten güzeldi.

"Baya iyi," dedim lokmayı yuttuktan hemen sonra. "Ellerine sağlık."

Gülerek "Afiyet olsun." dediğinde eski halimize döndüğümüz için içimden şükrettim. Yok, ben gerginliğe gelemiyorum.

Yemeği yerken aklıma gelenle konuştum.

"Bu arada annem aradı. Sen gelsinler deyince ben de ona öyle dedim. Akşama gelirlermiş."

Başını kaldırıp bana baktı. Yüzüne durgunluk düşmüştü yine. Başını sallayıp yemeğine devam etti.

"Mayıs," dedim lokmamı bitirdikten hemen sonra. Tekrar başını kaldırdığında devam ettim. "Dediğin gibi bir ihtimal olduğunu düşünsem yanına bile yaklaştırmam onları. Korkmana gerek yok."

"Korkmuyorum ki zaten. Sana demiştim, Allah'tan başka kimseden korkum yok diye." dedi düz bir şekilde. İyi de o zaman sorun neydi?

"Niye birden yüzün düştü o zaman? Sorun ne?"

"Sorun, fazla ince düşünmem." dedi yine aynı ifadeyle.

"Anlamadım."

"Bu dediğime fazla anlam yükleme ama sonuç olarak sen benim kocamsın. Aynı durum senin için olsaydı ve ortada böyle bir ihtimal görseydim ben senin yanına onların yaklaşmasına izin vermezdim."

Tam cevap verecektim ki benim cevabımı biliyor gibi konuştu.

"Biliyorum, sen de o ihtimali düşünsen buna izin vermezdin. Ama ben bu aralar fazla duygusalım, o yüzden fazla düşünüyorum. Senlik bir durum yok yani. Biraz danone yersem düzelir muhtemelen."

Ne diyeyim bilemedim.

"Danoneyle mi?"

Başını salladı.

"Canım çekti dur getireyim."

6'lı danonenin altısını da alıp geldi, çay kaşığı da aldı.

"Yuh hepsini mi yiyeceksin?"

"Ne var? Yiyemez miyim? Çok istiyorsan sana da vereyim bir tane?"

"Allah razı olsun ya."

"Sahi," dedi aklına bir şey gelmiş gibi. "Sen de yesene. Bak çok güzel gerçekten bir yerden sonra bağımlılık yapıyor ama krize de sokmuyor hani. Hadi ye." deyip uzattı bana.

"Yok ben yemek yiyorum. Sen ye." deyip yemeğime devam ettim. Önce yemek.

"Tamam yemekten sonra yersin."

"İlle yedireceksin yani?"

"Ya yesen ne olacak? Sanki hiç yemedin."

"Yedim de," dedim bıyık altı gülerken. "En son 5 6 yaşlarımda falan."

Sesimdeki alayı sezmiş olan Mayıs gözlerini kıstı.

"Sen kendine yaş sınırı getirdiysen ben ne yapabilirim?"

Sonra oturduğu yerden kalkıp yanımdaki sandalyeye geçti. Danonelerden birini alıp açtı.

"Ne yapıyorsun?" dememe kalmadan danoneden bir kaşık alıp bana uzattı.

"Hadi aç ağzını."

"Mayıs yemek yiyorum ya?" dedim tabağı göstererek. Tabağa bakıp kaşlarını çattı.

"Ya bitmiş tabağın neyini yiyorsun Allah aşkına? Amma nazlandın. Bir kaşık ye işte."

"Nazlanmakla ne alakası var acaba? Belki doymadım, bir tabak daha yiyeceğim?"

"Tamam yersin yine önünden alan mı var?"

"Tamam yiyeyim o zaman." deyip makarnaya uzandığım sırada biraz cırladı diyebilirim.

"Üf be Emir ya! Yemezsen yeme. Ben yerim." deyip önüne döndü. Sonra da kaşıktaki danoneyi kendi yedi. Mızmız çocuklar gibi kaşıkla danoneyi karıştırırken yüzünü somurtmuştu. Aldığım makarnayı tabağıma koyup kaşığı bıraktım. Sonra da sesli bir nefes verip elinden danoneyle kaşığı aldım.

"Tamam yiyeyim bari."

Memnuniyetsiz bakışlarımı danone ve Mayıs'a gönderirken o sevinçle kocaman gülümsedi.

"İlle koskoca adam danone yedi dedirteceksin yani." dedim halimden hiç memnun değil gibi.

'Aynen, kesin.'

"Aman kim görecek ye gitsin. Merak etme ben kimseye söylemem."

Bir kaşık yediğimde uzun zamandır yemediğimden tuhaf gelmişti tadı ama güzeldi de. Ama ikinci kaşığı yemedim.

"Al yedim. Mutlu oldun mu?" deyip danoneyi uzattığımda gülümsemesi yüzünde büyüdü. Elimden alırken başını salladı.

"Evet. Ama bence sen de mutlusun. Beğendin dimi?"

"Ne alakası var? Sen ısrar ettin diye yedim."

Kesin öyledir, der gibi başını sallayıp kalktı yanımdan. Sonra karşıma geçip geri kalan danoneyi yemeye başladı aynı kaşıkla. Ben de yemeğime devam ederken Mayıs'ın benim yediğim kaşıktan iğrenmediğini fark ettim. Yani iğrenmiş olsa değiştirirdi herhalde.

Gerçi, ben de onun kaşığını kullanmıştım ve hiç iğrenmemiştim.

Sanırım karı koca olduğumuz için böyle olmuştu.

Çünkü ben başkasının kaşığıyla bir şey yemeyi bırak, kullandığı bardağı bile yıkanmadan kullanmıyorum. Küçüklükten beri böyle alışmışım. Ama nasıl olduysa onun kaşığını kullanırken bunlar aklıma bile gelmemişti. Garip...

Ben tabağımı bitirdiğimde Mayıs üç tane danoneyi yemişti.

"Elhamdülillah, bugün de doyduk. Ellerine sağlık çok güzel olmuş."

"Afiyet olsun." dedi tebessüm ederek. Sonra beraber masayı toplayıp bulaşıkları hallettik.

"Akşama ne yapalım misafirlere? Ne severler?"

Mayıs elini kurularken sormuştu.

"Ne sevdiklerini bilmiyorum da çok fark etmez." dedim ben de ellerimi kurulayıp.

Biraz düşündü.

"Nohut, pilav, salata, sarımsaklı. Bir de tatlı. Nasıl? Annemin bir ramazan menüsü."

"Olur."

"Yarına da bir şeyler düşünmek lazım. Evde eksik bir şey var mı ki? Onlar varken alışverişe de gidilmez. Kahvaltılıklar bitti mi? Dur ben dolaplara bir bakayım. Olmazsa markete gideriz."

Buzdolabına gidip içini incelerken ben sandalyeye oturdum.

"Olur gideriz."

"Kahvaltılıklar var, onlar yeter. Yoğurt azalmış, o yetmez. Yoğurt alalım. Biber falan var. Salata malzemesi de var."

Bakliyatları koyduğumuz dolabı açtı.

"Nohut, pirinç falan da var."

O dolabı da kapatıp bana döndü.

"Acaba yarın tavuk falan mı kızartsak ya? Yerler mi?"

"Yarın dışarıda yeriz. Şehri falan gezdiririz, hep evde oturmayız."

"Doğru. Bu arada kaç gün kalacaklarmış, söylediler mi?"

"İki gün dedi annem. Yarın dışarıda gezeriz, sonraki gün giderler muhtemelen."

Başını salladı. Sonra telaşla sordu.

"E onlar nerede yatacaklar?"

Güzel bir soru sormuştu evet. Onlar nerede yatacak?

"Boş odada yatak veya koltuk yok. Evde de yer yatağı yok. Mecbur içeride koltukta yatarlar. Karı koca olsalar bizim yatakta yatsınlar derdim ama kardeşler."

Bu durumda bizim de aynı odada kalmamız gerekiyordu.

Bir de aynı yatak.

"Biz de yatak odasında kalırız..." diye devam ederken Mayıs alt dudağının kenarını ısırarak başını salladı düşünceli bir şekilde.

İşte böyle durumlar için beraber yatmayı düşünmüştüm. Şimdi aynı yatakta yatmayalım diye sen yerde yat derse yandık. Sabaha kadar felç olurum herhalde.

"Nevresim yastık vardı diye hatırlıyorum vestiyerde? Temiz dimi onlar? Gerçi temiz olmasa dolapta ne işi var?.."

E yani, der gibi başımı salladım.

"İyi o zaman ben nevresim yastık falan ayarlayayım. Sen de markete gitsen olur mu? Bi yoğurt eksik zaten, benim gelmeme gerek yok. Bir de bir ekmek daha alsan iyi olur. Belki yetmez."

"Olur." deyip ayağa kalktım. "Ben alıp geleyim. Başka bir şey istiyor musun?"

"Şey, tatlıyı alsak mı yoksa yapsak mı?"

Elimi salladım.

"Alayım ya bir de onunla uğraşmayalım."

"Tamam, sen kafana göre al bana fark etmiyor zaten."

"İyi, görüşürüz. Yarım saate gelirim."

"Tamam, görüşürüz."

Mayıs Ayaz'dan

Emir gittikten sonra vestiyerin kapaklarını açıp baktım. Yastık, yorgan, nevresim hepsi vardı. Onlara verecek olduklarımı seçip aldım ve yatak odasına götürdüm. Yastıklara kılıf geçirip katlı bir şekilde yatağın üzerine koydum getirdiklerimi. Sonra da odadan çıkıp süpürgeyi aldım ve evi süpürmeye başladım. Aslında dün süpürüp silmiştik ama yine süpürmek istedim. Misafir gelecek sonuçta. Bir yerde bir şey görüp hakkımda kötü şeyler düşünmelerini istemem.

Evi süpürürken Emir geldi. Yardım lazım mı diye sordu.

"Nohutu suya koyar mısın?"

Onayladıktan sonra içeri geçti. Ben de çok geçmeden işimi bitirip banyoya geçtim. Boş olan makineye kirlileri atıp çalıştırdım. Banyo dolabından temiz iki farklı havlu çıkarıp kapının arkasına bizimkilerin biraz uzağına astım. Biraz su lekesi olan lavabonun aynasını banyo dolabındaki bezlerle silip kuruladım. Yerdeki paspasları kaldırıp başka serdim. Genel olarak zaten temiz olduğu için pek bir şey yapmama gerek kalmamıştı. Banyodan çıkıp tuvaleti de kontrol ettikten sonra depo gibi kullandığımız odaya geçtim. Oraları da toparlayıp kalabalığı hallettikten sonra içeri geçtim. O sırada ikindi ezanı okununca beraber namazlarımızı kıldık. Sonra da beraber yemekleri hazırladık.

Yemek işini hallettikten sonra ikimiz de üzerimizi değiştirdik. Emir siyah kot pantolonuyla beyaz gömleğini giyerken ben siyah elbisem lacivert eşarbımı başlamıştım. Tekrar içeri geçtiğimizde Emir'in kuzeni aradı.

"Alo Banu."

"Evet o sokaktan dönün. İleride zaten arabamı görürsünüz."

"Tamam, bekliyoruz."

Neden erkek kuzeni değil de kız kuzeni arıyor diye sorgulamıyorum.

'Arabayı erkek kuzeni kullanıyor olabilir mi?'

Tamam iç ses sorgulamadım.

"Geldi sayılırlar."

Biraz zaman geçtikten sonra bir korna sesi duyduk. Emir hemen camdan baktı. Sanırım gelmişlerdi.

Biraz sonra kapı çaldığında Emir'le beraber kapıya geçtik ve Emir açtı kapıyı. Karşımızda siyah gömlek ve siyah kumaş pantolon giymiş Emir'in boylarında bir erkek ve siyah saçlı, siyah kot pantolon ve yeşil gömlek giymiş benim boylarımda bir kız vardı. Kızın gözleri kısa bir süre tuhaf bakışlarla üzerimde gezindikten sonra Emir'e dönmüş ve yüzü gülmüştü. Erkek olan ise anlık bakıp Emir'e dönmüştü.

"Hoşgeldiniz." diyen Emir'e ben de katıldım.

"Hoşgeldiniz."

Kız Emir'e gülümseyip "Hoşbulduk." dedikten sonra çok korkunç bir şey yaptı ve ayakkabılarını çıkarıp Emir'e sarıldı. Şok içinde onlara bakarken asıl şaşırdığım şey Emir'in de o kıza sarılmasıydı.

Bölüm sonu

3 yorum