RÜZGAR'DAN
Onu tanıyordum. Evet, oydu... O bizim Meridamız.
Sabah erkenden kültür merkezindeki resim kursuma yetişmek için evden ayrıldım. Otobüse bindiğimde benden birkaç durak sonra çok güzel bir kız bindi. Normalde tabii ki de umurumda olmaz. Ama o kız... bana çok tanıdık geldi. Kimdi bu kız? Onu kesinlikle tanıyordum ama çıkaramıyordum. Arkası dönüktü. Turuncu kıvırcık saçları beline kadardı. Ama ben bu saçları tanıyordum. Hadi Rüzgar... Hatırlayabilirsin. Kimdi bu kız? Ona bakarken birden arkasını döndü. Onu izlemeye devam ettim. Gariptir ki o da bana karşılık verip izlemeye koyuldu. Derken tanımıştım. Gözlerinin içine baktım... Evet, oydu. Merideli.. çocukken arkadaşlarımla mahallede alay ettiğimiz Merideli. Hep bir şeyleri sorgulayan, çok düşünen, bazen kendi kendine konuşan.. Aslında içten içe onu anlamak isterdim ama o zaman onun gibi dışlanacağımdan korkardım. Onlar taşındıktan sonra da hiç görmedik zaten onu.
Zamanla onu aslında ne kadar sevdiğimi, ne kadar özlediğimi fark ettim. Keşke zamanı geriye alıp onunla konuşabilseydim, onu anlamaya çalışsaydım. Ama şimdi... Tam karşımdaydı. Hem de yıllar sonra. Ama emin olmalıydım. Gerçekten o muydu? Bana öylece bakıyordu ama bakışları hiç birşey söylemiyordu. Bir insan nasıl boş gözlerle bile bakıyor dedirtemeyecek kadar boş bakabiliyordu? O değildi... Galiba yanıldım. Ama... Yine de çok güzeldi. O birkaç dakika süren bakışma bile o kadar güzeldi ki... Gözlerinin orman yeşilinde kaybolmuştum sanki. İneceğim durağa gelince onun da orada indiğini gördüm.
Neyse... Bu sadece basit bir göz göze gelmeydi. Fazla üstünde durmaya gerek yok. Birden bana doğru geldi ve seslendi.
-Pardon bakar mısınız?
-Evet baktım.
-Siz niye beni takip ediyorsunuz?
-Anlamadım
-Ne yani 2 bakıştık diye beni takip etmenize gerek yok yani. Kafada kurmayın size karşı bir hislerim yok yani bunu iyi belleseniz iyi olur.
Gerçekten o olabilir miydi? Sesi çok benziyordu. Ama beni tanıyamadı. Belki gerçekten o değildir. Neyse galiba o değil. Ama biraz onla uğraşsam en fazla ne olabilir ki? Zaten bir daha karşılaşmayacağız sonuç olarak.
-Güzellik bilmem farkında mısınız ama bu durak sadece size özel bir durak değil. Benimde burada inmem gerekti ve indim. Yani asıl sizin kafada kurmanız da... komik.
Dışarıdan nasıl gözüktüğüme dair hiçbir şey düşünmeden direkt bunları söylemiştim.
-Aa ne münasebet. Bir kere siz öyle bakarsanız ve benle aynı durakta inerseniz tabii ki böyle düşünürüm. Sinema izler gibi beni izlediniz daha demin.
Tamam orman gözlerinde kaybolduk da o kadar mı kaybolmuşum ya.. Neden bu kadar garip bir şekilde bu sözleri hoşuma gitmişti ki? Ve haklı sayılırdı. Ortamı yumuşatmam gerektiğini hissettim.
-Ama filmlerdeki gibi çok güzelsiniz, bakışlarınız beni etkisiz hale getirdi.
Evet bu sözleri ortamı yumuşatmak için söylemiştim ama söylediklerimde tamamen samimiydim, filtresiz kalbimden ne geçtiyse onu söylemiştim. O ise bu söylediklerime karşın sinirden resmen kıpkırmızı olmuştu. Ben sadece iltifat edip onu sakinleştirmeye çalışmıştım ama o daha da çok sinirlenmişti. Dürüst olacağım, sinirlenince gerçekten çok güzel oluyordu. Ve tabii ki bunu da söylemeliydim.
-Belki farkında değilsin ama sinirlenince bir başka güzelsin.
-Ya sen sapık falan mısın?
NE. Tamam, kabul. Dışardan nasıl gözüktüğümü bilmiyorum. AMA BEN BİR SAPIK DEĞİLİM. Ya cidden öyle mi gözüküyordum? İstifimi bozmadan devam ettim.
-Lütfen, sapık demeyelim de realist ve filtresiz gördüğünü söyleyen birisi diyelim.
-Senle daha fazla uğraşamam sapık şey, çekil şuradan.
Sinirle oradan uzaklaşmıştı. Amacım onu sinirlendirmek değildi ama çok sinirlenmişti. Ve bence bu o değil. Bilgin olsaydı ağlayarak uzaklaşırdı.
Neyse, onu boş vererek kursumun olduğu merkeze doğru ilerledim. Asansörün kapanmak üzere olduğunu görünce hızla yürüdüm ve asansöre bindim. En üst kata kadar çıkamazdım. Ve asansörde yine o kızla karşılaştım.
-Ama yok artık ya
-Sanada merhaba güzellik ve hayır seni takip etmiyorum.
Açıkçası artık umurumda değildi. O da bunu anlayacak olacak ki susmayı tercih etti. İkimizde aynı kata çıkıyorduk. Derken asansör birden sallandı ve korkutan sesler çıkardı. Tabii ki ben korkmamıştım ama o kız... Işıkların da gidişiyle o da gitmişti sanki. Ağlama seslerini işitmiştim. Galiba asansör fobisi vardı.
-Güzellik buradayım korkma, lütfen ağlama çıkacağız buradan.
-Ama nasıl...
-Yardım butonuna bassak gerisi kolay karanlıktan hiçbir şey göremiyorum.
Gerçekten çok aydınlatıcı, çok rahatlatan bir cevaptı aynen. Aslında tavanı kırsam... Hem cool dururum. Daha yaratıcı bir yoldu hem. Ama neyse, zaten şimdi çok üşendim. Gerçi, böyle birşey yaptığımı ve onun benden etkilendiğine dair bir senaryo kurdum kafamda istemeden. Ve gülmüştüm. Ben... Merideli yapsa saatlerce hatta günlerce dalga geçeceğim şeyi yaptım resmen. Ona dönüşüyordum galiba..
Tam o sırada asansör hızla aşağıya doğru düştü. Kız korkudan çığlık atmıştı. Bende asansörün düşmesiyle sarsıldım ve onun yanına düştüm.
-İYİ MİSİN korkma buradayım birşey yok.
Hızlı nefeslerini işitince cevap veremeyecek kadar korktuğunu anlamıştım. Onu sakinleştirmek adına biraz daha yaklaşıp saçlarını okşadım. Biraz daha sakinleşmişti.
-Hadi şimdi butonu bulalım.
Uzun bir arayıştan sonra yardım butonunu bulmuş ve yardım çağırmıştık. Çok geçmeden kurtarma ekibi bizi gelip kurtarmıştı. Ona baktım.
-Sen... iyisin değil mi
-İyiyim...
-Güzel, iyi olmana sevindim.
-Şey ben... Özür dilerim. Yani sana öyle davranmamalıydım.
-Sorun değil, asıl ben özür dilerim. Seni biraz fazla rahatsız ettim sanırım.
-Bu arada adın neydi
-Rüzgar. Senin
-Bilgin
HADİ CANIM. Yok artık. Bu o muydu... İsim benzerliği olabilir miydi. HAYIR HAYIR BU GERÇEKTEN OYDU. Şimdi anlarız
-Çok güzel bir ismin var. Peki gerçekten de bilgin misin
-Bilmiyorum. Çoğu kişi benim deli olduğumu düşünüyor, diğer insanlara göre daha fazla görüyorum ben bazı şeyleri. Hatta eskiden arkadaşlarım bana hep Merideli derlerdi.
SAÇMALAMA. O... BU MERİDELİ. TAMAM RÜZGAR SAKİN OLUYORSUN.
-Merideli mi
-Evet. Meri kısmı Merida isimli prensesten geliyor onun gibi bir kişiliğim ve görünüşüm var. Deli kısmını da tahmin edersin... Deli olduğumu düşündükleri için. Hep bu yüzden dışlanırdım, kimse bana neden böyle olduğumu sormadan beni yargılardı. Hatta bir tanesinin ismi senin gibi Rüzgar idi. O da senin gibi biriydi. Ama taşındığımız için onların hiçbirini uzun zamandır görmedim.
Donakalmıştım. Gerçekten de donakalmıştım. Titrememesi için vücudumu zor tutuyordum.
-Noldu üzüldün mü benim için. Biliyor musun, hiç sorun değil. Eğer bir şeyleri sorgulayıp hayatı anlamaya çalışmak delilik ise ben çoktan delirmiştim. Ben bununla büyüdüm, Merideli olarak. Korkma kimseye zararım olmaz.
Onla tanışıp bana ismini ve "Merideli" lakabını söylediğinde şoktan bayılacaktım. Ne kadar da değişmiş. Güzelleşmiş, aslında çocukken de güzeldi ama... OF ne diyorum ben.
Onun öylece gitmesine izin veremezdim. Ama ona o "Merideli" lakabını takan kişinin aslında ben olduğumu da söyleyemezdim. Benden nefret ederdi. Ama onunla konuşacak çok şeyim vardı. Onla arkadaş olmalıydım, Merideli tarzında.
Çantamdan eskiz defterimi çıkarıp bi sayfa kopardım ve ona küçük bir not yazdım. Kağıdı katlayıp üstüne "BENİ OKU" yazdıktan sonra gittiği yöne, yani kütüphaneye doğru ilerledim.
Oradaydı... Psikoloji kitaplarına bakıyordu. Yanına gidip çaktırmadan notu yere attım ve sonra dikkat çekmemek için rastgele bir kitap alıp oturdum. Kitabı okur gibi yaparken bir yandan da notu alıp almadığına bakıyordum.
Hem zaten şansıma rastgele olarak aldığım kitap herhalde evrenin en sıkıcı kitabı olabilirdi. Psikoloji kitaplarının hepsi mi böyle olur diye düşünmeden edemedim. Neyse, şuan odak kitap değil, Bilgin olmalıydı. Notu alıp okudu. Birkaç saniye göz göze geldik. Kağıda biraz daha baktıktan sonra katlayıp cebine attı. Bu ne demekti ki şimdi? Evet mi? Hayır mı? Ya ben bu kızları gerçekten anlayamıyordum. Ne istiyorsunuz? Açıkça söylemek bu kadar zor olamaz ya. Ve sonra ne yaptı biliyor musunuz? Öylece çıktı. Hiç bana bakmadan, bir şey yapmadan kağıdı cebine koyduğu gibi gitti. Onu peşine bende gittim.
-Bekle Bilgin
Kolundan sıkıca tutmuştum ve farkında olmadan onu incitmiştim
-Ne yapıyorsun
Farkında olmadan da olsa onu incittiğim için biraz suçlu hissetmiştim.
-Pardon seni incitmek istememiştim.
-Noldu
-Yani bu kağıdı cebine koyman ne anlama geliyor
-Yani bu kağıdı cebime koymam benim bunu düşüneceğim anlamına geliyor Rüzgar.
-İstediğin zaman aramaktan veya yazmaktan çekinme, olur mu
Gülümsemişti. Onu gülümserken ilk defa görüyordum. Gülümsemesi ne kadar da güzeldi. O an anlamıştım, bana kesinlikle yazacaktı. İkimizde bunun gayet farkındaydık.
-İyi peki. Hadi ben gidiyorum, tekrar karşılaşırız umarım.
-Tekrar karşılaşacağız güzellik. Bundan herhangi bir şüphen olmasın.
O merkezden ayrılırken benim aklıma birden resim kursum geldi. Birkaç yıl önce resme başlamaya karar vermiştim. Önce kendim çalıştım ve bu sene bir kursa gitmeye ihtiyacım olduğunu anlayıp kursa yazıldım. Kursu tamamen unutmuştum. Saate baktım, zaten bitmesine az kalmıştı. Neyse diye düşünüp eve gittim.
Ona aslında küçükken onla dalga geçenin ben olduğumu söyleyemedim. Bir süre söylememek daha iyi diye düşündüm. Çok geçmeden bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi. Evet... Oydu. Bilgin bana yazmıştı. Açıkçası bu kadar erken beklemiyordum.
"Selam Rüzgar, biliyorum neden hemen sana yazdığımı merak ediyorsun. Sana söylemedim ama bu sözde deli oluşum yüzünden hayatım boyunca kimse bana değer vermedi. Annem babam bile beni sevmedi... Hayatım boyunca kimse bana ne haber bile demedi. Kimse beni düşünmedi, ilgilenmedi, benim için endişelenmedi. Ama sen.. Ne bileyim öyle asansörde benim için endişelenip beni sakinleştirmeye çalıştın, benimle konuşmak için böyle not falan yazdın.. Bilmiyorum ben hiç bu kadar kendi derinliklerimden böylesine çıkmamıştım. İnanır mısın sana ne demem gerek bilemiyorum. Yazmam gerek diye düşündüm ama ne yazacağım bilemedim. O yüzden içimden gelenleri bütün şeffaflığıyla sana yazıyorum. Ve sana teşekkür ederim, yanımda durduğun için."
Bir süre öylece mesaja bakakaldım. Hemen cevap yazmalıydım. Yoksa böyle giderse muhtemelen ben ona... Yok be.. O kadar da değildir.. Peki ne yazacağım diye düşünürken benimde onun gibi tüm şeffaflığıyla içimden gelenleri yazmalıydım.
"Selam Bilgin, bana yazman beni çok mutlu etti. Seni biraz olsun mutlu edebildiysem ne mutlu bana. Ben her zaman burada senin için olacağım. Benimde aslında arkadaşlarım var. Ama artık hiçbiri eskisi kadar samimi gelmiyor, çok yapmacıklar bence. Ama sen... Çok net bir kızsın. Sadece bilmeni isterim ki.. Seni seviyorum."
Bir dakika ya. SENİ SEVİYORUM YAZDIM- Tamam... Bunu silmeyeceğim. Ne olacaksa olsun. Madem içimden gelenleri böyle yazıyorum bunu da sonuçta yazmam gerek. Merideli için.