Ben gerçekten deli miydim, yoksa diğer insanlardan fazla mı görüyordum? Merideli kim? Ah, tabii ki benim. Merideli ne demek? Hiçbir şey. Çocukken mahalledeki arkadaşlarım bana hep böyle seslenirdi. Hemen nedenini ve anlamını açıklayayım. Kendimi bildim bileli en sevdiğim prenses Merida. Çünkü aynı benim gibi. Fiziksel olarak da çok benziyorduk ama sadece o değil... Cesur, hırslı, kararlı ve oldukça meraklı.. Aynı benim gibiydi. O yüzden bana Merideli diyorlardı, Merida ve deli kelimesinin birleşimi... İyi de, deli ne alaka?
Galiba çok düşündüğüm için. Evet evet yanlış duymadınız, çok düşündüğüm için. Çok düşününce deliriyormuşsunuz, annem küçükken bana böyle söyledi. Ben deli miyim? Bir deli deli olduğunun farkına varabilir miydi ki? O yaşta ne düşünüyor olabilirdim ki... Tabi ki beynimi. Ben kimim? Bunları kim düşünüyor? Kafamın içindeki sesler kim? Yoksa onlar da mı benim? Neden susmuyorlar? Bunların hepsini ben mi düşünüyorum yoksa beynim mi? Ben şuan kendimle mi konuşuyorum yoksa beynimle mi... Belki inanmazsınız ama sadece 30 saniyede düşündüğüm şeyler bunlar. Peki meşgul olsam bile beynim arka planda hep bunları düşünüyor desem... Bunları bazen o kadar çok düşünüyordum ki bazen kendi kendime konuşuyor, bazen karşımda biri varmış gibi davranıyor, sanki biriyle konuşuyormuş gibi kendi kendime tepkiler veriyordum. Bazen gülüyor, bazen şaşırıyordum. Bazen kendimce beden hareketleri yapıyordum ama hepsi tek başımaydı işte.
Peki beni böyle deli görmeleri ve bana bu şekilde bir lakap takılması Bu beni üzüyor muydu? Asla. Çünkü deli olmak demek eğer çok düşünmek, meraklı olmak, sorgulamak ve hayatı anlamaya çalışmak demekse ben çoktan delirmiştim.
Peki şuan neler mi yapıyordum. Merideli büyümüştü ama hala aynı Merideli idi. Hala aynı şeyleri düşünüyordum. Hala beynimin oyununun içindeydim. Aslında son zamanlarda çok heyecanlıydım. Yakında üniversiteye başlayacaktım ve nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyorum. Psikoloji okuyacaktım ve bu belki de benim bu kör labirentten çıkış biletim olacaktı. Ama tabii ki de bunu söylediğim herkes bana bunun çocuksu hayaller olduğunu boş olduğunu ve bana yalnızca zaman kaybettireceğini söylüyorlardı. Ama bilmiyorlar ki bu benim için büyük bir fırsattı. O küçük Merideliye sözüm vardı. Beynimin korkunç oyunundan kurtulacaktım. Kendim için, onun için...
Bu sabah çok erken kalktım. Üniversiteye daha günler vardı. Ama ben kalkıp kütüphaneye gitmek ve biraz psikoloji kitaplarına göz gezdirme kararı aldım. Zaten uykuda tutmamıştı. Hazırlandım ve otobüse bindim. Otobüste giderken müzik dinlemek istedim. Hayattan soyutlanıp akıp gitmek... Kulağımda Anıl Berke-Zor çalıyordu.
Dinle, sakince
Bitiremedim seni içimde.
Yaşadığım her şeyin tek sorumlusu
Belki de... Sensindir
Bilmiyorum... Bu şarkı nedensizce bana kendimi hatırlatıyor. Kim olduğumu.. Ama nedenini bilmiyorum. Belki fon müziğindendir. Hayatımın son müziği budur. Zor geliyor bazen yaşamak... Derken birden arkama döndüm. Eğer birisi bana bakarsa refleks olarak onu o an hissedip hemen o tarafa bakarım. Arkamı döndüğümde bir çocuk beni izliyordu. Sinema izler gibi bana bakarken ona baktığımı farketti ve gözlerimin içine baktı. Normalde olsa kavga bile ederdim. Erkekleri sevmiyorum, o peri masalları pek bana yönelik şeyler değiller. Ama o bana bakınca bende ona bakmaya başladım. Karşılıklı boş boş bakıştık, göz temasını hiç bozmadık. O an içimden gelen ve kime ait olduğunu bile bilmediğim o ses bana öylece kalmam gerektiğini söyledi ve ben... sorgulamadan onun dediğini yaptım. Ama neden... Bir his beslemiyordum ona karşı ama bakıyordum işte ona. Otobüs benim ineceğim durağa gelince tempolu adımlarla otobüsten indim ve o çocuk da indi. Ne yani 2 bakıştık diye beni mi takip ediyor bu sırık. Dayanamayıp ona doğru yürüdüm ve seslendim
-Pardon bakar mısınız
-Evet baktım
-Siz beni niye takip ediyorsunuz
-Anlamadım
-Ne yani 2 bakıştık diye beni takip etmenize gerek yok yani. Kafada kurmayın size karşı bir hislerim yok yani bunu iyi belleseniz iyi olur.
-Güzellik bilmem farkında mısınız ama bu durak sadece size özel bir durak değil. Benimde burada inmem gerekti ve indim. Yani bu şekilde asıl sizin kafada kurmanız da... Komik
-Aa ne münasebet. Bir kere siz öyle bakarsanız ve benle aynı durakta inerseniz tabii ki böyle düşünürüm. Sinema izler gibi beni izlediniz daha demin.
-Ama filmlerdeki gibi çok güzelsiniz, bakışlarınız beni etkisiz hale getirdi.
Sinir küpüne dönüşmeme çok az kalmıştı.
-Belki farkında değilsin ama sinirlenince bir başka güzelsin
-Ya sen sapık falan mısın
-Lütfen, sapık demeyelim de realist ve filtresiz gördüğünü söyleyen birisi diyelim.
-Senle daha fazla uğraşamam sapık şey, çekil şuradan
İliklerime kadar öfkeyi hissedebiliyordum. Hangi cesaretle bana karşı böyle şeyler söyleyebildi o sırık. Sırık olduğu kadar da sapık. Her neyse, Meridelinin her şeyden önce kendisine odaklanması lazım. Kütüphanenin olduğu binaya girdim. Asansörü çağırdım ki asansör hemen geldi. Asansöre bindim ve kütüphanenin olduğu kata bastım. Tam kapı kapanıyordu ki biri daha geldi. Ama yok artık, yine o sırık çocuk
-Ama yok artık ya
-Sanada merhaba güzellik ve hayır seni takip etmiyorum.
Bir süre sessiz kalıp asansörün çıkmasını bekledik. Tam o sırada asansör birden sallandı ve korkutacak sesler çıkardı. Işıkların gidişiyle de ben de o an gittim sanki.
Çocukluktan kalma travmam var.. Asansörde kalmak benim için Dünyada başıma gelecek en kötü olay. Bir anda yere çöküp ağlamaya başladım. Karanlıktan hiçbir şey gözükmüyordu. Birden onun sesini işittim
-Güzellik buradayım korkma, lütfen ağlama çıkacağız buradan
Sesi güven ve huzur veriyordu o an. Korkmuştum, çok korkmuştum..
-Ama nasıl...
-Yardım butonuna bassak gerisi kolay karanlıktan hiçbir şey göremiyorum.
O sırada asansör hızla aşağıya düştü. Korkudan kocaman bir çığlık atıp ağlamıştım. Asansörün aşağıya doğru düşmesiyle sarsılmıştık ve o benim yanıma doğru düşmüştü.
-İYİ MİSİN korkma buradayım birşey yok.
Sesinden benim için endişelendiği ve düşündüğü belliydi. Ben cevap veremeyince ve hızlı nefeslerimi işitince bana sarıldı, saçlarımı okşadı. Onu göremiyordum ama nefesini hissedebiliyordum. Onun sayesinde kalp atışlarım biraz daha normale dönmüş ve ben biraz daha sakinleşmiştim.
-Hadi şimdi butonu bulalım.
Uzun bir arayıştan sonra yardım butonunu bulmuş ve yardım çağırmıştık. Bu hayatımın en garip günüydü. Kurtulunca bana baktı
-Sen... İyisin değil mi
-İyiyim...
-Güzel, iyi olmana sevindim.
-Şey ben... Özür dilerim. Yani sana öyle davranmamalıydım.
-Sorun değil, asıl ben özür dilerim. Seni biraz fazla rahatsız ettim sanırım.
-Bu arada adın neydi
-Rüzgar. Senin
-Bilgin.
-Çok güzel bir ismin var. Peki gerçekten de bilgin misin
-Bilmiyorum. Çoğu kişi benim deli olduğumu düşünüyor, diğer insanlara göre daha fazla görüyorum ben bazı şeyleri. Hatta eskiden arkadaşlarım bana hep Merideli derlerdi.
-Merideli mi
-Evet. Meri kısmı Merida isimli prensesten geliyor onun gibi bir kişiliğim ve görünüşüm var. Deli kısmını da tahmin edersin... Deli olduğumu düşündükleri için. Hep bu yüzden dışlanırdım, kimse bana neden böyle olduğumu sormadan beni yargılardı. Hatta bir tanesinin ismi senin gibi Rüzgar idi. O da senin gibi biriydi. Ama taşındığımız için onların hiçbirini uzun zamandır görmedim.
Rüzgar ben bunları anlatırken biraz üzülmüş gibi bakıyordu. Gülümsedim.
-Noldu üzüldün mü benim için. Biliyor musun, hiç sorun değil. Eğer bir şeyleri sorgulayıp hayatı anlamaya çalışmak delilik ise ben çoktan delirmiştim. Ben bununla büyüdüm, Merideli olarak. Korkma kimseye zararım olmaz.
Rüzgarın yanından geçip kütüphane doğru ilerlerken Rüzgar sanki dehşete düşmüştü. Bu kadar şaşırılacak bişey değildi ama sanki söylediklerimle beraber kafasında sanki bütün taşlar yerine oturmuş gibiydi. Benim hakkımda neden böyle kafasında oturmayan şeyler vardı ki. Umarım onunla bir daha karşılaşmam. Kütüphaneye girdim ve psikoloji kitaplarını karıştırmaya başladım. Ve kütüphaneye kim gelse beğenirsiniz.. Tabi ki de Rüzgar. Hemen yanıma gelip kitaplara bakmaya koyuldu. O sırada yere bir kağıt attı ve bir kitap alıp masaya oturup kitabı okumaya başladı. Önce ona kısa bir bakış attıktan sonra eğilip yerdeki kağıdı aldım. Bana bir not yazmıştı. Üzerinde "BENİ OKU” yazıyordu. Başta bi sorgulasam da merak edip içini açtım
“Merideli ismi hoşuma gitti. İlk tanışmamız hoşuna gitmemiş olabilir ama bence beni tanıdıkça ne kadar iyi birisi olduğumu anlayacaksın. Sözlerin beni çok etkiledi. Böyle kendi derinliklerinde olan birisiyle arkadaş olmak isterim. Belki seni o derinliklerden çıkartabilirim, belki sen labirentimden kurtulmam için bana yol gösterici olursun... Seni daha yakından tanımak isterim Bilgin.. Lütfen beni yanlış anlama. Alta numaramı yazıyorum bana istediğin zaman yazarsın.”
Açıkçası böyle birşey beklemiyordum. Bunu biraz düşünmem gerekliydi. Ona doğru baktığımda bana masum masum baktığını gördüm. Bir zarar verecek türden biri değildi. Ona güvenmek istiyordum. Kağıdı katlayıp cebime attım ve bu bile onu o kadar mutlu edip rahatlatmıştı ki. Biraz daha kitaplara baktım. En son bir tane kitabı gözüme kestirip onu kütüphaneden ödünç aldım. O andan sonra ona hiç bakmadım, bana baktığını hissetsem bile. Kapıya doğru ilerledim ve kütüphaneden çıktım. Peşimden o da çıktı. Kolumdan tuttu.
-Bekle Bilgin
-Ne yapıyorsun
-Pardon seni incitmek istememiştim.
-Noldu
-Yani bu kağıdı cebine koyman ne anlama geliyor
-Yani bu kağıdı cebime koymam benim bunu düşüneceğim anlamına geliyor Rüzgar
Bunu duyunca sevinmişti.
-İstediğin zaman aramaktan veya yazmaktan çekinme, olur mu
Gülümsedim. Ama bunun nedeni neydi.. Hayatımda ilk defa birisi beni gerçekten umursuyordu, gerçekten değer veriyordu. Birisi benim için endişeleniyor, benimle ilgileniyordu. Böyle birisini asla hayatımda geri çeviremezdim. Ona kesinlikle yazacaktım. Bunu bende o da çok iyi biliyorduk
-İyi peki. Hadi ben gidiyorum, tekrar karşılaşırız umarım.
-Tekrar karşılaşacağız Güzellik. Bundan herhangi bir şüphen olmasın.
Onu geride bırakarak ilerledim. Eve geldiğimde her şeyi bir kenara bırakıp kendimi sıcak duşun etkisinde bıraktım. Kendimle ve yine yeni yeniden beynimin oyunuyla baş başa kaldım. Beni ne zaman rahat bırakacaksın acaba. Senden kurtulmak istiyorum artık. Bıktım senden. Kendi kendime duşta kavga ediyordum. Ne kadar bunları içimden diyor olsam da bazen duşta çığlık bile atıyordum. Ne kadar kendime veya o iç seslerime bunu kabul ettiremesem de ben artık çok yorulmuştum. Duştan çıkıp giyindim, normalce kitaba başlayacaktım. Ama aklım Rüzgar ile takılıp kalmıştı. Kitaba odaklanamıyordum. Ona yazmazsam rahat edemeyecektim. Cebimden notu çıkarıp onun numarasını telefonuma kaydettim. Ve onu "Derinlerdeki Rüzgar" diye kaydetmiştim. Ama ne yazacaktım ki... "Merhaba Rüzgar, sana şimdi şuan yazıyorum çünkü aklımdan bir türlü çıkmıyorsun." Böyle bir şeyi asla yazamam ben. O zaman ne yazacaktım. Derin bir nefes aldım ve içimden gelenleri yazıya döküp mesaj olarak ona attım.
"Selam Rüzgar, biliyorum neden hemen sana yazdığımı merak ediyorsun. Sana söylemedim ama bu sözde deli oluşum yüzünden hayatım boyunca kimse bana değer vermedi. Annem babam bile beni sevmedi... Hayatım boyunca kimse bana ne haber bile demedi. Kimse beni düşünmedi, ilgilenmedi, benim için endişelenmedi. Ama sen.. Ne bileyim öyle asansörde benim için endişelenip beni sakinleştirmeye çalıştın, benimle konuşmak için böyle not falan yazdın.. Bilmiyorum ben hiç bu kadar kendi derinliklerimden böylesine çıkmamıştım. İnanır mısın sana ne demem gerek bilemiyorum. Yazmam gerek diye düşündüm ama ne yazacağım bilemedim. O yüzden içimden gelenleri bütün şeffaflığıyla sana yazıyorum. Ve sana teşekkür ederim, yanımda durduğun için."
Ben, erkeklerden nefret eden Merideli. Tanışalı daha bir gün bile olmayan bir yabancıya güvenip ona teşekkür ettiğim bir mesaj atmıştım. Ve içimde bir gram bile pişmanlık yoktu. Hatta... Nedense içimde bir mutluluk vardı, bir sevinç vardı..