İçeriğe geç

BEYİN OYUNU

Bölüm 3 · 11 dk okuma

BEYİN OYUNU

Bölüm 3

ÇOCUKLUKTAN

12 YIL ÖNCE.... (YAZARDAN)

Sıradan bir yaz akşamıydı. Çocuklar her zamanki gibi akşam serinliğinde dışarda oyun oynuyorlardı. Biri hariç... Bilgin. Yani Merideli. Kaldırım taşında öylece oturmuş yere bakıyordu. Yine kafasında soru işaretleri oluşturmuş, kendince onları çözmeye çalışıyordu. Yani ona göre beyninin oyununda kapana kısılmış, kurtulmaya çalışıyordu.

Rüzgar ise tabii ki arkadaşları tarafından sevilen o çocuktu. Ama bu nereye kadar böyle devam edebilirdi ki? Belki Rüzgar o çocuk yaşında farkında değildi ancak o bunu istemiyordu. Arkadaşları tarafından onaylanmak onun için önemliydi. Kendisi olursa eğer kabul görmeyeceğinden korktuğu için hep başkalarının istediği kişi olmuş, asla kendisi olamamıştır. Rüzgar Bilgin'e doğru baktı. Neden tek başına duruyordu ki? Acaba derdi neydi? Ama onla kimse konuşmuyordu. Eğer konuşursa arkadaşları onla da dalga geçerlerdi. Mecburen onla konuşamıyordu ama onla arkadaş olmayı çok istiyordu. Rüzgar Bilgin'e doğru dalıp gitmişken arkadaşı Ömer aşağılayıcı bir tavırla ona seslendi.

-Noldu Rüzgar Merideli'ye dalıp gittin yoksa onu seviyor musun?

Rüzgar panik ve korkuysa cevap verdi

-Hayır hayır şey... Öyle dalıp gittim sadece.

-Ha...

Ömer kollarını bağlayıp Rüzgar'a doğru yanaştı. Beraber Bilgin'e doğru bakarlarken Ömer konuştu.

-Bak o kız neden yalnız biliyor musun? Çünkü o bir deli. Senin de dediğin gibi. Merideli. Peki delilerle konuşursan ne olur? Orasını da sen düşün artık. Ona göre davran. Ha bu sadece benden bir tavsiye. Dersen ki ben de deliyim benle konuşmayın beni dışlayın, sen bilirsin.

Ömer uzaklaştı. Rüzgar bir anlığına bunu düşündü. Bu onu korkutmuştu çünkü en büyük korkusu insanların onu sevmemesiydi. Bilgin Rüzgar'a doğru baktı. Göz göze geldiler. Ama Rüzgar korkuyordu. Bilgin ona gülümseyince Rüzgar arkadaşlarının sevgisini ve onayını kazanmak için bağırdı.

-HAHAHAHA ŞUNA BAKIN BOŞ BOŞ ETRAFA BAKIP GÜLÜMSÜYOR AZ ÖNCE DE BANA GÜLÜMSEDİ

Herkes birden oraya gitti ve Bilgin'e doğru bakıp gülmeye başladı. Bilgin onlara bakarken üzgündü ama sebebi onlar değildi. Bilgin Rüzgar ona öyle bakınca belki beni anlayan birisidir diye düşünüp ona gülümsemişken onun böyle birşey yapması... Rüzgar'a doğru döndüğünde onun da üzgün bir şekilde ona baktığını görünce dolmuş gözleriyle ona nefretle bakmış, nefreti ona hissettirmişti. Daha fazla ona bakmak istemediği için kafasını dizlerine gömüp ağlamaya başladı. Ama sebebi alay konusu olmak değil, Rüzgar'ın yaptığıydı.

Rüzgar, Bilgin ona bakmayı kesince bu sefer Ömer'e doğru bakmıştı. Ömer ona onaylar gibi bakıyordu. Daha sonra tekrar Bilgin'e doğru döndü. Pişmandı. Ancak Ömer'in bakışlarını üstünde hissettiği için başka yöne baktı.

Akşam olmuştu. Rüzgar evine korkuyla döndü. Salonda annesi sinirliydi, endişeli bir şekilde masada onu bekliyordu. Babası hemen Rüzgar'a döndü ve bağırdı.

-Neredesin sen Rüzgar!? Daha çocuk yaşta serseri mi olacaksın sen başımıza ha!?

Rüzgar korkuyordu ve sesi titriyordu.

-Hayır baba... Sadece arkadaşlarımla...

Babası sözünü kesmişti.

-Ne arkadaşı bak hala arkadaş diyorsun Rüzgar! Beni delirtme. Bak biz senin iyiliğin için 40 takla atıyoruz, sen biraz bir işe yarayayım demek yerine bu yaşta yaptığına bak. Şu annenin haline bak Rüzgar.

-Baba oyun oynadık kapının önünde ne yaptık ki sanki...

Annesi araya girdi.

-Oynama Rüzgar, Oynama. Bak hayat sen oyun oyna diye değil çıldırtıyorsun beni. Bu son Rüzgar. Bir daha böyle birşey olsun bak ben sana ne yapıyorum gör. Hatta dur sen şimdi.

Annesi ayağa kalktı. Rüzgar ne yapacağını anlamıştı bile. Ağlamaya başladı babasına döndü.

-Baba ne olur resim malzemelerimi kaldırmayın lütfen... Resim yapmak benim hayatıma ışık veriyor.

Babası sinirle Rüzgar’a tokat attı.

-KES SESİNİ zaten ne geldiyse başımıza sana resme izin verdikten sonra geldi.

Babası da resim malzemelerini kaldırması için eşine yardım ederken Rüzgar sessizce ağlamaya başladı. Elbette canı çok acıyordu, ama sebebi babasının tokadı değildi. Hayatının ışığı artık sönmüştü...

Rüzgar, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen bir ailede büyümüştü. Babası, hayatını insanların beyinlerini kurtarmaya adamış başarılı bir beyin cerrahıydı. Annesi ise ismi sıkça duyulan, davalarını büyük bir titizlikle kazanan saygın bir ceza avukatıydı. İkisi de mesleklerinde örnek gösterilen, çevreleri tarafından takdir edilen insanlardı. Fakat evlerinin kapısı kapandığında başarı, sevginin önüne geçiyordu.

Anne ve babası Rüzgar'ı seviyordu. Buna gerçekten inanıyorlardı. Ancak sevgilerini çoğu zaman başarı üzerinden gösteriyorlardı. Onun mutlu olmasını istediklerini söylerlerdi, fakat mutluluğu iyi notlar almakta, örnek bir çocuk olmakta ve insanların takdirini kazanmakta ararlardı. Rüzgar ne zaman başarılı olsa gururla ondan bahseder, ne zaman beklentilerinin altında kalsa hayal kırıklıklarını hissettirirlerdi. Fiziksel ihtiyaçları eksiksiz karşılanırdı ama duyguları çoğu zaman duyulmazdı. Zamanla Rüzgar, sevginin koşulsuz değil, hak edilmesi gereken bir şey olduğuna inanmaya başladı. Başarılı olursa sevileceğini, insanları memnun ederse kabul göreceğini düşündü. Bu yüzden kendi isteklerini ve duygularını geri plana iterek, başkalarının görmek istediği kişiye dönüştü.

Ailesinin bu başarı takıntısı ve mükemmelliyetçi kişilikleri Rüzgar ve onun karakteri için önemli bir rol oynamıştı aslında çocukken. Rüzgar, her zaman başarılı bir ressam olmayı ve resimlerinin insanlar tarafından sevilmesini isterdi. Ancak o gün resim malzemelerinin atılması ve sırf resmi seviyor diye babasından tokat yemesi... Uzun süre resim yapamamıştı.

Uzun bir süre korkusundan dışarıya çıkamayan Rüzgar, bir sabah dışarı çıkmıştı. Etrafına bakındı ama Bilgin yoktu. Arkadaşları yanına geldi.

-Ooo Rüzgar Bey siz buralara gelir miydiniz?

-Kusura bakmayın, gelemedim. Şey Merideli... Yani biraz dalga geçip eğlenmek için soruyorrum.,

-Duymadın mı? Onlar taşındılar. Artık kendimize eğlenecek başka bir deli bulmamız lazım.

-Ne...

-Noldu üzüldün mü sende mi delisin?

-Hayır... iyi ki gitmiş zaten salaktı.

Rüzgar mutlu duruyordu ama onun gidişi içinde fırtınalara sebep olmuştu. Kabullenmişti, Bilgin onun için değerliydi. Keşke bir kez olsun konuşup her şeyi düzeltebilseydi. Ama artık çok geçti...

Bilgin ise ondan farklı duygular yoktu içinde. Kalbi kırıktı, her zaman olduğu gibi... Kendi kendisine fısıldadı

-Hepsi senin suçun...

Abisi ona dediğini sandı

-Bir şey mi dedin abim?

Bilgin kucağındaki yumruk yaptığı ellerine baktı. Abisini duymuyordu bile. Beynine sinirliydi. Evet beynine. Sesini biraz daha yükseltti.

-Hepsi senin yüzünden

Abisi endişelenmişti.

-Bilgin iyi misin abim?

Bilgin bağırmaya başladı

-SENİN SUÇUN, HEPSİ HERŞEY SENİN SUÇUN

Ağlıyordu, sinirliydi. Birden kafasını yumruklamaya başladı.

-NE İSTİYORSUN BENDEN NEDEN BUNU YAPIYORSUN SENİN YÜZÜNDEN HAYATIM MAHFOLDU ANLADIN MI HERŞEY SENİN SUÇUN BENİM DEĞİL

Abisi korkmuştu. Hemen arabayı durdurup yanına geldi

-ABİCİM DUR KİMSE SUÇLU DEĞİL

Bilgin çığlık atmaya başlamıştı. Abisi buna alışıktı. Hemen Bilgin’e sarıldı.

-Tamam birşey yok geçti ben buradayım abim buradayım... Hep yanında olacağım. Söz veriyorum.

Bilgin için bu hayattaki en önemli kişi abisiydi. Onu her şeyden hatta kendi canından bile çok seviyordu. Annesi ve babası yıllar önce boşanmışlardı. Abisi Bilgin’e kol kanat germişti. İkisi de anne ve babalarından nefret ediyorlardı. Zaten ikisi de çocuklarını istememişlerdi.

Abisi ise hayatını küçük kız kardeşine adamıştı. Bilgin onun her şeyiydi. Ona zarar gelmesini asla istemezdi. Ama Bilgin’in bu hali, onu çok üzüyordu. Bilgin biraz daha sakinleşip uyumaya başlayınca arabayı sürmeye devam etti.

Bi yandan kardeşi için endişeleniyordu...

GÜNÜMÜZ (Bilgin)

"Selam Rüzgar, biliyorum neden hemen sana yazdığımı merak ediyorsun. Sana söylemedim ama bu sözde deli oluşum yüzünden hayatım boyunca kimse bana değer vermedi. Annem babam bile beni sevmedi... Hayatım boyunca kimse bana ne haber bile demedi. Kimse beni düşünmedi, ilgilenmedi, benim için endişelenmedi. Ama sen.. Ne bileyim öyle asansörde benim için endişelenip beni sakinleştirmeye çalıştın, benimle konuşmak için böyle not falan yazdın.. Bilmiyorum ben hiç bu kadar kendi derinliklerimden böylesine çıkmamıştım. İnanır mısın sana ne demem gerek bilemiyorum. Yazmam gerek diye düşündüm ama ne yazacağım bilemedim. O yüzden içimden gelenleri bütün şeffaflığıyla sana yazıyorum. Ve sana teşekkür ederim, yanımda durduğun için."

Mesajı atar atmaz telefonu kapatıp bi kenara attım. Aradan birkaç dakika geçti, ama benim için bir ömür... Derken bildirim sesi geldi. Neden heyecanlanmıştım ki? Her neyse. Telefonu açtım ve ondan gelen mesajı okumaya başladım.

"Selam Bilgin, bana yazman beni çok mutlu etti. Seni biraz olsun mutlu edebildiysem ne mutlu bana. Ben her zaman burada senin için olacağım. Benimde aslında arkadaşlarım var. Ama artık hiçbiri eskisi kadar samimi gelmiyor, çok yapmacıklar bence. Ama sen... Çok net bir kızsın. Sadece bilmeni isterim ki.. Seni seviyorum."

Bir dakika bir dakika... SENİ SEVİYORUM DERKEN... Tamam arkadaşlar birbirini sever, nefret etmezler sonuçta. Benim bir arkadaşım var...

-Benim bir arkadaşım var, ve beni seviyor.

İster istemez kendi kendime bunu söylemişim. Yoksa o an bunu içimden söyledim de ben dışımdan söylediğimi mi sandım?

-Of Bilgin sus artık.

Evet bunu da ben kendi kendime farkında olmadan söyledim ama bu sefer sanki arkamda biri vardı ve o bunu söylemiş gibiydi. Korkuyla arkama doğru döndüm. Hiçbir şey yoku elbette. Bazen gerçekten paranormale bağlamayı seviyordum.

Telefonu kapatıp kitaba baktım. Her şey yolundaydı, artık Merideli olarak şu kitaba başlamalıydım. Kitabı elime aldım, am kapağını açıp ilk sayfasını okumaya başlayacaktım ki... Telefondan yine bildirim sesi gelmişti. Telefonu açıp Rüzgar'dan gelen mesajı okuyunca dev bir kahkaha attım.

"Aaa ben niye görüldü yedim ki şimdi...:("

Çocuğa yanlışlıkla görüldü atmışım. Mesaj sayfası hala açıkken gülmeye devam ediyordum. Öyle bir boşluğuma gelmişti ki gözümden resmen yaş akmaya başladı. Gülmekten cevap yazamıyordum. Tabii ben haliyle tekrar görüldü atmış olunca Rüzgar yeni bir mesaj attı.

"Bu ne şimdi otomatik görüldü falan mı?"

ALLAHIM... Kahkaha üstüne kahkaha basıyordum. Gülmekten karnım da ağrımaya başlayınca artık durup çocuğa cevap yazmam gerekiyordu. Ama gülmekten yazamıyorduumm. Ona bir sesli mesaj gönderdim.

"HJKSFGHDFG ÇOK ÖZÜR DİLERİM YANLIŞLIKLA GÖRÜLDÜ ATTIM AMA SON İKİ MESAJINA GÜLMEKTEN CEVAP YAZAMIYORUM."

Sesli mesajı atarken bile gülüyordum. Mesajımı dinledikten sonra cevap yazdı.

"Vay be birisine görüldü atarak incitmek komiklik olmuus..."

Tabii ki de şaka yapıyordu. Tam gülmem durmuşken tekrar başlıyordu ki iki mesaj atmayı sonunda başarabildim.

"JKSDFFGHJKERGJIJIORWOJIERG"

"YAPMA VALLA KARNIM AĞRIDI GÜLMEKTEN"

"E yazıyon"

"YAAA DUURRR"

2-3 dakikadır aralıksız kahkaha atıyordum. Nasıl oluyor da birisi beni böyle birkaç dakika içerisinde bu kadar güldürmeyi başardı diye düşünmeden edemedim. Tam o yazarken hızlıca bir mesaj atım.

"Bu arada.. Nasıl oldu da beni bu kadar güldürmeyi başardın?"

"Asıl nasıl oldu da biri benim kendim olarak yaptığım esprilere bu kadar içten yaklaştı?"

"???"

"Adımı biliyorsun Bilgin, hikayemi değil..."

"Anlat da bileyim o zaman Rüzgar. Seni tanımak istiyorum, bende seni seviyorum."

Bir süre bekledikten sonra yanı geldi.

"Belki sonra ha Merideli? Şuan tek ilgimi çeken sizsiniz;)"

Sizsiniz derken ne demek istiyordu şimdi bu çocuk? Bi de göz kırpmış

"Sizsiniz?"

"Sen ve her şeyi farklı gören beynin."

Gülümsemiştim. Ekrana bakıp gülümsemiştim. Ne diyeceğimi bilememiştim.

">

Oha ama Bilgin, bu kadarı çok fazla. Çocuğa kalp attın ya. Abartma. Hemen mesajı geri sildim.

"Yanlış anlamamıştım ki silmene gerek yoktu."

"Nasıl anladın be"

"Sezgilerim güçlü diyeyim."

"Benim gibi"

"Şaka yaptım. Yanii sezgilerim güçlüdür de, ben bunu bir kitapta okudum."

"Cidden mi"

"Yess. Birazda sezgilerim işin içine girince anladım işte. Hem çok belli yani."

"Neyse ben gidiyorum kitap okucam"

"ÖZENTİİİ"

"YAA HAYIIIRR SENDEN ÖNCEDE OKUCAKTIM"

"Neysee inanmış gibi yapıyorum"

"Hadi be ordan"

"Bayy Merideli"

"Bayy Rüzgar"

Gülerek telefonu kapatıp kitaba yöneldim. Kitap "Daniel Goleman" adlı bir yazarın kitabıydı. Kitabın ismi "Duygusal Zeka" idi. İsmi bile ilgimi çekmeye yetmişti bile. Kitap sandığımın aksine bir kurgu kitabıydı. Güzel, kurgu kitapları okumayı çok severim. Bir süreliğine de olsa beynimi sustururdu. Tabii bir yerden sonra konuşmaya devam eder, kitabı okurken anlamamı unutmamı sağlardı. Sonra baştan okur, en son dayanamayıp bırakırdım. Ama bazen de kitaba kendimi öyle çok kaptırırdım ki zamanın nasıl geçtiğini anlamazdım. Bi bakmışım saatlerce kitap okuyorum. Bu kitap da aynı öyle bir kitap olmuştu benim için. En son dayanamayıp uyuyakalmışım. Sabah kalkıp bunu anlayınca önce kitabı aradım. En son kafamda saçlarımın arasında sıkıştığını görünce hemen alıp hasar görmüş mü diye baktım. Sonuçta bu benim kitabım değildi, zarar görmemesi gerekiyordu. Hiçbir zarar görmediğini fark edince rahat bir nefes aldım. Sonra kitaba kızmaya başladım.

"Beni ne kadar korkuttuğunun farkında mısın sana zarar gelseydi ben ne yapacaktım acaba hiç düşündün mü düşünmedin. Zaten ben kimim ki beni düşünen yok. Bilgin aşağı Bilgin yukarı... Hay Bilgin kadar kafanıza taş düşsün emi!?"

Sabah sabah tersimden kalkmıştım. Sakin olmaya çalışıp elimi yüzümü yıkamak için lavaboya doğru ilerledim. Yüzüme su çarptığım an suyun yüzümü ne kadar rahatlattığını düşünüp gerçekten ferahlamıştım.

Pijamalarımla mutfağa doğru ilerleyip kendime kahvaltı hazırladım. Normalde kendime bu kadar değer vermezdim ama artık içimden kendime özel hissettirmek geçiyordu. Yani... En azından ben artık bunu yeterince hak ettiğimi düşünüyordum.

Kahvaltımı yaparken Rüzgar'dan bir mesaj geldi.

"Naber"

"Kötü"

"Nolduuu"

"Kitap sabah oradan kayboldu çok sinirlendim."

"Yoksaaaaaa kitap lanetli mi"

"Işıl Işık mı izliyorsun sen"

"Nerden anladın"

"Çok belli"

Benim gibi birileri "Işıl Işık" izliyordu demek ki... Çok iyi.

"Neyse, ben sana şey dicektim."

"Ney"

"Şeyy bulusalım mı ama istersen.."

"Oluurr"

"Tamam o zaman. Yine aynı yerde."

"Ne zaman"

"13.00 uygun mudur"

"Uygundur"

"Tamam haberleşiriz"

"Tamam"

Kahvaltımı yaparken yemekle beraber birinin bana buluşma teklif ettiğini ve hemen kabul ettiğimi ve ve ve birazdan buluşacağımızı sindirmeye çalışıyordum. Hızlıca yemeğimi yedikten sonra hazırlanmaya başladım ama ne giyecektim?

Dolabıma baktım. Önce bir elbiseye baktım ama çok abartı olurdu. Kot tişört? Olmaz. Eşofman? Çok saçma. Off ne giyecektim? Vay be, Merideli bir "erkekle" buluşurken ne giyeceğini seçemiyor... Aman ne harika..

Sonunda etek bluz kombini yaptım. Saçlarımı tarayıp şekil verdim. Ve makyaj... Sade bir makyaj yaparken bunlara hala inanamıyordum.. Bu ben miydim, Merideli? Çıkmadan önce aynadaki o kızla konuşuyordum.

"Neler oluyor sana?" dedi iç sesim. Ona karşın dik durdum, bakışlarımı netleştirdim. Bana yine kendimi sorgulatıp beni kendimden soğutamazdı. Bu sefer olmaz, izin vermeyecektim. Kendi kendime cevap verdim.

"Bana neler oluyor bilmiyorum, ama tek bildiğim mutlu olduğum. Ve ben Merideli mutluysa.. Gerisi pek önemli değil."

Evden çıktım ve ilerlemeye başladım. Galiba Rüzgar beni gerçekten değiştirmeye başlamıştı. Ve bundan şikayetçi değildim. Belki de bunca zamandır ihtiyacım olan tek şey sırtımı yaslayabileceğim bir dosttur.

Peki ya ben Rüzgar'ı onun o derinlerinden kurtarabilecek miydim, onun bana yaptığı gibi? Bir dost gibi onun yaptığını bende yapabilecek miydim?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.