Sabah kuş tüyü yatağımda gözlerimi araladım, saate bakmak için telefona uzandığımda saatin öğlen bir olduğunu gördüm. Artık uyanmaya karar vererek yataktan çıktım ve banyoya yürüdüm. Banyoda rutin işlerimi hallettikten sonra tekrardan odama girdim. Rahat ve şık bir şeyler giymek istiyordum. Siyah kot pantolonumu ve bebek mavisi, bana bol gelen sweetimi giydim. Ayakkabı olarak da beyaz sporlarımı giydim.
Kahvaltıyı kaçırmıştım ama neyse ki öğle yemeğine yarım saat vardı. Odamdan çıkıp biraz hava almaya karar verdim. Asansörün kapısı açılınca içeriye doğru geçip bir düğmesine bastım. Asansörün kapıları kapanırken siyah spor ayakkabı onu durdurdu. Asansör tekrardan açıldı ve tekrardan onun okyanuslarıyla karşılaştım. Koyu mavi tişört ve siyah pantolon giymişti. Saçları da her zamanki gibi dağınıktı. Asansörden içeri girince yüzünü bana doğru döndürdü. Asansör ise kısa bir süre sonra kapandı.
"Günaydın," Dedim içtenlikle. Bakışları çok kısa bir süre bana döndü ve yüzümü süzdü, Bakışları yüzümün her bir noktasında oylanmıştı.
"Günaydın." Dedi boğuk bir ses tonuyla. Yüzü ifadesizdi, yeniden iş adamı benliğine girmiş ve benim yanımda büründüğü kişilik kaybolmuştu. Ciddi anlamda bipolar kişilik bozukluğu vardı onda.
Asansörün kapısı kısa bir süre sonra açılınca ilk inen ben oldum, peşimden inen ise o. Sessizliğimizin içinde yankılanan tek ses ayakkabı seslerimizdi. Hiçbir şekilde konuşmuyor ve yan yana yürümüyorduk. Her an Demir gelip görebilirdi çünkü. Otelden çıkıp bahçeye geldim, otele ait olan bahçeye.
Adımlarım uzun bir süre devam ettikten sonra başımı yerden kaldırdım ve etrafıma baktım. Burada kimse yoktu, bu yüzden rahat olabilirdim.
"Bir şey mi oldu?" Diye sordum. O ise kenarda duran şenzlongların üstüne oturdu. Meraklı bir ifadeyle ona baktım ama o bakışlarını bana değdirmiyordu, onu daha yakından görmek için karşısında duran iki üç adımlık mesafedeki şenzlonga oturdum. Dizlerimi birbirine iyice yaslayıp ona doğru eğildim.
Okyanuslarında çok garip bir ifade vardı, sanki bütün balıkları tek tek ölüyor gibiydi. Acı vardı, saf nefret vardı, kırgınlık, geçmiş... neredeyse bütün kötü duygular toplanmıştı.
"Yirmi bir Mart..." Diye fısıldadı, ama bana değildi sanki gökyüzüne fısıldar gibi bir hali vardı. Onun okyanuslarındaki toplu katliamı gördükçe benim ormanlarım yanıyordu sanki. İnsanların acı çekmesine asla dayanamıyordum.
"Ne var ki? Yani yirmi bir Mart'ta." Çekine çekine sorduğum bu soru iyice kederlenmesine neden oldu. Bakışlarında yorgunluk ve bıkkınlık vardı. Sanki on yıl çökmüştü birdenbire.
"Ablam..." dedi. "Ablamın doğum günü." Sustu.
Gözleri uzağa dalmıştı. Sanki o güçlü, yıkılmaz, başı dimdik olan Ezhel Sarı gitmiş yerine bambaşka bir adam gelmişti. Ablası onun en derin yarasıydı ve her defasında kanaması onun canını yakıyordu. Ona hak veriyordum, sonuçta kardeşim Alena'nın başına en ufak bir şey gelse mahvolurdum. Haklıydı mahvolmakta, çok haklıydı. Ama ona nasıl teselli verebileceğimi bilmiyordum.
Ayağa kalktım ve tam onun yanına oturdum, ben bile kendi içimde bunun savaşını veremezken ona sarıldım. O da bana sarılmıştı, sarhoş olduğum gece. O ağlamıyor olabilirdi ama mahvolmuş durumdaydı, onu anlıyordum.
"İyi geldi," Dedi. "Kokun, dokunuşun iyi geldi."
"Benim kokum şifa şifa." Diyerek güldüm. Ama ondan hemen ayrılarak biraz uzaklaştım ve yeniden aramıza o mesafeyi koydum. Demir bu tarafa geliyordu ama yüzü bize dönük değildi. Hemen karşıdaki şenzlonga yerleştim ve cebimden telefonu çıkararak sanki onunla uğraşıyormuşum gibi yaptım.
Demir'in adım sesleri yanımıza doğru iyice yaklaştı ve beklemediğim bir şeyi yaptı tam yanıma oturdu. Ezhel'in karşısına. Telefonu yeniden eski yerine yani cebime koyduktan sonra yüzümü onlara çevirdim. İkisinin arasındaki gerilim kuvveti epey yüksekti.
"Ne işin var burada Adal?" Diye sordu. Klasik mağara adamı!
"Şenzlonglarda uzanıyordum." Dedim gözlerimi devirerek. Ezhel'i kastediyordu.
"Ateş, sen dayak arsızı mısın?" Diye sordu Ezhel gayet ciddi bir tavırla.
"Sana ne oluyor?" Dedi Demir birden bire. Ama ses tonu düşüktü. "Adal'dan uzak duracaksın! Anladın mı?"
"Bak sen!" Diyerek güldü Sarı. Ama gülüşü oldukça ürkütücüydü.
"Beyler, beyler!" Diye uyararak araya girdim. "Birincisi, iki erkeğin benim için kavga etmesi berbat bir durum. İkincisi ise, Demir bey siz daha benim sevgilim değilsiniz he olsanız bile kimle görüştüğüme karışamazsınız. Ben aklı başında olgun bir kadınım, sizinle sevgili olmayı düşünmüyorum ki olsam bile Ezhel ile görüşmemeyi akıl edebilirim." Sonra durup Sarı'ya baktım, bakışlarında gurur dolu bir ifade vardı. Güçlü olmamdan zevk alıyordu sanki. "Şuan sizinle sevgili olmadığıma göre istediğimle görüşürüm. Sonuçta şuan şirket dışındayız."
"Pekala Adal," Dedi Demir, bozulduğu çok belliydi. "Haklısın ama biliyorsun ki Sarı benim düşmanım?" Şüpheli bir tını vardı. Hayır, şüphelenmemeliydi!
"Eee?!" Dedim. "Güvenmiyor musunuz bana?" Bakışlarıma hayal kırıklığı yerleştirdim ve işe yarayıp yaramadığını test etmek için Demir'in gözlerine baktım. Gözlerinde pişmanlık olduğuna göre başarmıştım. "Güvenmediğiniz bir kadınla sevgili olmak istiyorsunuz, öyle mi? Sizi sevmemekle en doğru şeyi yapmışım." Kaşlarım havaya kalktı ve bilerekten gözlerimi doldurmaya çalıştım. Ve galiba başarılı olabiliyordum.
"Saçmalama!" Dedi sitemle.
"Asıl siz saçmalamayın!" Diye bağırdım. "Lütfen gider misiniz?!"
"Adal-" Deyince yeniden sözünü kestim. "Gidin!"
Çaresizce ayağa kalktı ve son kez bana baktı ama benim bakışlarım yerdeydi. Adım seslerini duyunca gittiğini anladım. "Bak bakayım bana!" Dedi Ezhel gayet keyifli bir ifade ile. Sanki daha yeni acı içindeki Ezhel gitmiş de yerine yine eski Ezhel gelmişti.
Bakışlarımı ağır ağır yüzüne kaldırdım. Okyanuslarıyla ormanım buluşunca küçük bir kahkaha attım. Ardından iki elimi de havaya kaldırım ve Ezhel'in çak yapmasını bekledim. İlk başta ne yaptığımı anlamasa da son anda kavrayıp iki eliyle ellerime vurdu ve çak yaptı.
"Aferin ortağıma." Dedi gurur dolu bir ifade ile.
Şenzlongta uzanır pozisyona gelerek Antalya'nın, İstanbul'un aksine olan sıcak havasının tadını çıkardım. Güneş vardı Mart ayında olmamıza rağmen? Keşke hep Antalya'da yaşasam.
"Şu toplantının sonucu ne zaman açıklanır?" Diye sordum.
"İki hafta diye biliyorum." Dedi ve o da aynı benim gibi uzanır pozisyona geldi.
"Sen kazan." Dedim durduk yere.
"Kazanacağım." Dedi emin bir ifadeyle.
Saate baktım ve öğle yemeğine sadece beş dakika kaldığını gördüm. "Sonunda!" Diyerek ayaklandım.
"Ne oldu?" Diye sordu Ezhel anlamaz bir ifadeyle.
"Öğle yemeği," Dedim. "Kahvaltı yapmadım, öğle yemeği beş dakika sonra. Açlıktan ölmek üzereyim galiba."
"Söyleseydin," Dedi. "Otele kahvaltı sipariş veririm."
Omuz silktim ve ayağa kalktım. "Zaten konuştuğumuz için vakit geçti." Dediğimde o da ayağa kalktı. İnşallah şurada bir yerlerde açlıktan dolayı bayılmam. Ben en geç saat onda kahvaltı yaptığım için bu açlık beni derinden etkilemişti, bu dünyada yemeksiz kalmak en büyük korkulu rüyamdı.
Yan yana otele kadar yürüdük, açık büfeye doğru ilerlediğimizde şirketteki herkesi gördüm ama bir tek o yoktu, Demir Ateş.
◇◇◇
Akşama kadar sıkıntıdan patlamıştım. Şimdi ise toplantı için Demir Ateş'in odasında gidiyordum.
Kapıya vurduktan beş dakika sonra açıldı. Karşımda Demir Ateş duruyordu, gözlerinin altı kızarmış ve epey yorgun görünüyordu. Gömleğinin üst düğmeleri kopmuş ve pantolonun paçaları çamur içinde kalmıştı.
"Bu haliniz ne?" Diyerek içeri geçtim ve kapıyı kapattım.
"Çok mu umrunda?" Diye sordu ve acılı bir kahkaha attı. "Beni bu hale getiren sensin!"
Sanki çok da umrumdaydı. Evet, umrumdaydı. Şuan kahkahalarla gülmek istiyordum, bu hali acayip derecede beni mutlu etmişti.
"Ben değilim!" Diye bağırdım. "Seni bu hale getiren yine sensin! Ben mi dedim bana aşık ol diye. Sen aşık oldun! Ama ben seni sevmiyorum! Anladın mı? Sevmiyorum!"
"Biliyorum," dedi gayet sakin bir şekilde. "Beni sevmediğini ve istemediğini çok iyi biliyorum."
"Konuşmak istemiyorum." Dedim gözlerinin içine baka baka. "Sadece iş yapalım, Demir bey. Aramızda sadece patron asistan ilişkisi olsun, başka bir şey değil."
"Öyle olacak." Dedi. "Şimdi odamdan çık, toplantı için hazırlanacağım."
Bir şey demeden arkamı dönüp odadan çıktım. Koridorda beklemeye karar vererek sırtımı duvara yasladım. Ezhel'in odası tam karşıdaydı ve şuan yatıyordu. Uzun bir süre boyunca koridorda beklemiştim, nihayet Demir beyimiz hazırlanarak odadan çıkmıştı.
Bir şey demeden yanımdan geçti ve düğmeye bastı, trip atıyordu galiba. Hayır, gülmemeliydim! Neyse son anda kendimi dizginleyerek açılan asansörden içeri girdim. Demir en son kata yani on sekizinci kata bastı. İnanamıyorum, resmen on beş kat boyunca dört duvar arasında onunla yalnız kalacaktım.
"Nefret etme benden." Dedi. Senden çoktan nefret etmiştim, çok geç. "Birini sevmek suç değil. Seni sevdiğim için benden nefret edemezsin." Senden onun için nefret etmiyorum ki, genç kızın ölümüne göz yumduğun için nefret ediyorum.
"Sizden nefret etmiyorum. Ve hatta farkındaysanız, size karşı tavrım hiç değişmedi. İlk gün nasılsam şimdi de böyleyim. Ama bakıyorum da siz baya değiştiniz."
"Beni sevmediğini öğrendiğim gün değiştim, Adal." Dedi itiraf eder gibi. "Sana karşı değiştim ama sana değil kendime duyduğum kırgınlıktan dolayı sana karşı değiştim. Adal, ben kendimi sana çok kaptırmıştım aynı lise aşkları gibi masum ve platonik. Yıllardır böyleydim, kendimi kaptırdığım için kendime kırgınım. Kendime nefret doluyum. Sana değil."
Umrumda değilsin demek geldi içimden ama yapamadım. Yine numara yapmaya devam ettim.
"Sevmek sevilmek çok güzel şeyler Demir bey." Dedim daha çok nesnel bir şeyden bahseder gibi. "Ama dozunda sevince ve sevdiğin kişi seni sevince güzeldir. Eğer tam tersiyse yani sizin bana duyduğunuz sevgi gibiyse sadece acı çekersiniz. Ben yanlış kişiyim, Demir bey. Sevmeyi ve sevilmeyi bilmem, o yüzden benden vazgeçin. Eminim ki aradığınız aşkı bulacaksınız."
Asansörün kapıları açılınca Demir beyin aralanmış dudakları kapandı. İkimiz de asansörden indik ve hemen karşı da toplantı odası duruyordu. İkimiz de aynı anda içeriye girince masada oturan iki adam ve bir kadın ayağa kalktı. Yaşlı ve orta boylarda duran adamın adı, Tevfik beydi, şirketin en büyük ortağıydı. Yirmilerin sonunda duran uzun boylu esmer adamın adı ise Arda'ydı. O da şirketin küçük bir hissesine sahipti. Kadının adı ise Tuğba'ydı, sarışın ve yeşil gözlüydü, fiziği ve yüzü Rus kadınlarını andırtıyordu. Tuğba hanım ise Tevfik beyin asistanıydı.
Selamlaşma ve tanışma faslından sonra sandalyelere oturduk. Tevfik bey, oğlu yerine abisinin oğlu Arda'yı şirkette söz sahibi yapmıştı, yaklaşık birkaç yıl önce aile arasında kavga çıkmıştı. Ve tabii ki bu haberleri yayan bendim, yani balpeteğiydi. Eğer balpeteğinin şuanda benim olduğumu öğrenseler beni yaşatmayacaklarına emindim.
On dakika içinde toplantıya başlamıştık, daha doğrusu onlar konuşuyordu ben de deftere notları alıyordum. Demir bey su istediği zaman matarasını ona uzatıyor laptoptan da istediği şeyleri açıyorum. Yarım saat süren bu sıkıcı toplantının sonucunda işi kazanmamız hakkında baya olumlu ve güzel konuşmuştu. İçimden Ezhel'in kazanması için bol bol dualar etmiştim.
Onlara veda ederek toplantı odasından çıkmış ve asansörden iniyorduk. "En son aşk hakkında konuşuyorduk değil mi?" Diye sordu gülümseyerek.
"Evet," diye yanıtladım onu. Umarım konuşmazdı ama bu soruyu sorduğuna göre aslında sohbet çoktan başlamıştı.
"Adal," Dedi. "Ne yaparsam yapayım seni sevmekten vazgeçemedim. Yıllar oldu unutamamışım şimdi mi unutacağım öyle değil mi?" Küçük ve acılı bir kahkaha attı. "Ama seni asla rahatsız etmeyeceğim. Yani nasıl ki yıllarca uzaktan sevmişim yine öyle devam edeceğim."
"Umarım bir gün bu sevginizi hakedecek bir kadın gelir ve onunla mutlu olursunuz." Tabii daha önce Sarı seni öbür dünyaya göndermezse.
"Umarım." Dedi.
Asansörün kapısı açılınca ilk o çıktı daha sonra da ben çıktım. Cebimden oda kartımı çıkararak kartı okuttum. Demir bey gülümseyerek kendi odasından içeri girdi. Ben de odamın kapısını açmış ve içeri geçmiştim. Kendimi yatağa attım ve tavanı izlemeye başladım.
Demir beyin şuanda ne hissettiğini anlayamıyordum çünkü bu yaşıma kadar bir sürü acılar yaşadım ama hiç aşk acısı çekmedim. Ama çok kötü bir şey olduğunu Demir beyin gözlerinden okuyordum. Çok acı çekiyordu, tam yumuşayıp ona üzülecekken aklıma o genç kız geliyordu ve ona üzülmekten vazgeçiyordum.
Bir saat sonra yola çıkacağımız aklıma gelince ofladım. El çantamı kirli elbiselerimle çoktan doldurmuştum. Yani hazırdım. O yüzden bir saat boyunca yatmayı düşündüm, gözlerimi kapattım.
◇◇◇
Telefonum çalıyordu, rahatsızca yatakta kıpırdandım ve gözlerim kapalı telefonumu yatakta aramaya başladım, elim sert bir cisime çarpınca gözlerimi açtım. Telefonumu yanıtlayarak kulağıma götürdüm.
"Alo," Dedim uyku mahmuru bir ses tonuyla.
"Adal hazır mısın?" Dedi Demir.
"Beş dakikaya çıkıyorum, görüşürüz." Diyerek aceleyle telefonu kapattım. Yataktan kalkarak el çantamı, oda kartımı ve telefonumu aldıktan sonra hızlıca odayı terk ettim. Tam karşım da Ezhel'i sağ tarafımda ise Demir'i gördüm. "Selam!" Dedim neşeyle.
"Selam, Sayer." Dedi Ezhel, gülümseyerek ona baktım.
"Adal," Demir'in sesiyle kafamı ona doğru çevirdim. "Helikopter iptal. Arabayla gideceğiz."
"Ne?!" Dedim şok içinde. Demir ise gülümsüyordu.
Demir yanıma gelerek el çantamı aldı ve kendi el çantasıyla birlikte asansöre doğru yürüdü. Ezhel de el çantasını alarak asansörün yanına yürüdü. Asansörün kapısı açılınca, şokun etkisinden çıkarak hızlıca bindim. Demir ve ezhel'in tam karşısında duruyordum. Asansör tek tek katları inmeye başladı.
Üçümüzün arasında derin sessizlik gergin bir ortam yaratmıştı. Öksürerek gerginliği dağıtmak istedim ama yine de dağılmadı, asansör açıldı ve üçümüz birlikte indik. Demir, "oda kartını verir misin?" Diye sordu bana doğru. Oda kartını ona doğru uzattım.
Ezhel ve Demir kendi oda kartlarını vermek için resepsiyona doğru yürüdü. Ben onların birkaç adım ötesinde duruyordum. Resepsiyonistle işlemleri hallettikten sonra ikisi birlikte bana doğru döndü.
"Ben bu gerginliğe daha fazla dayanamayacağım." Diyerek derin bir nefes verdim. "Demir bey çıkalım mı?"
Demir bir şey demeden otelden çıktı, Ezhel ise yanıma geldi. "Aferin." Dedi gülümseyerek. "Güzel iş başardın. Üstümüzdeki şüphelerin hepsi kalkmış. Onunla ne konuştun bilmiyorum ama onu tanıdığım kadarıyla sana baya bir güveniyor."
Asansördeki konuşmamızı kastediyor diye tahmin etmiştim. Omuz silktim, "önemli bir şey yapmadım aslında." Dedim.
"Neyse hadi çıkalım." Diyerek eliyle yön verdi. Otelin kapısından hızlı adımlarla çıkınca tam önümde gri araba gördüm ama içindeki Demir'di. Yeniden araba değiştirmişti, acaba satıyor muydu? Yoksa para yetişmezdi bu arabalara. Neredeyse iki günde bir araba değiştiriyordu.
Ezhel de hemen gri arabanın hemen arkasında duran siyah arabaya bindi. O da mı arabayla gelecekti?
Demir'in kornaya basmasıyla dikkatimi topladım ve yolcu kapısını açarak arabaya bindim. "Yolculuk kaç saat?" Diye sordum.
"8 saat." Deyince neye uğradığımı şaşırdım. "Ne?!" Dedim şok içinde. O ise çoktan arabayı çalıştırmaya başlamıştı.
Otelden çıkmış ve şuan otobandaydık, tam yanımızda Ezhel'in arabası vardı. Ne arkamıza geçiyordu ne de önümüze, tam yanımızda sürüyordu.
Canım sıkılıyordu ve istemsizce bir sohbet açtım.
"Neden mafyasın?" Diye sordum. "Neden doğru düzgün bir işin yok. Neden yasa dışı iş yapıp, insan öldürüyorsunuz? Şirketiniz var zaten, bırakın mafyacılığı." Art arda söylediğim şeyler onun kahkaha atmasına neden oldu. Ben komik bir şey söylemiyordum ki, doğruları söylüyordum.
"Babadan kalma işi yapıyorum." Dedi. "Bir de biliyorsundur, Sarı ile düşmanlığımızı." Bunu bildiğimi biliyordu fakat neden düşmanlık yaptıklarını bildiğimi bilmiyordu. Zaten sırf bu bilgiyi öğrenmek için hayatımı cehenneme çevirmiştim. Ne güzel hayatım vardı... kıymetini bilemedim.
"Evet biliyorum." Diye yanıtladım. "Ama nedeni ne yazık ki sır gibi saklanıyor. Ben bile bunca yıl gizli haberlerin hepsini öğrendim ama bir türlü bunu öğrenemedim. Neden söylemiyorsunuz ki?"
"Düşmanlık sırrımızı sana anlatacağım sonra da neden sır gibi saklandığını anlarsın zaten çünkü özel bir mevzu." Dedi. "Sana güvenebilirim değil mi?"
Ona ben biliyorum diyemedim...
"Elbette!" Dedim.
"Kıvanç, benim ağabeyim. Buse de Ezhel'in ablası." Diye tanıttı. "Biz daha on beş yaşlarındayken, onlar sevgiliydiler. Sarı ile ben onların sevgili olduğunu biliyorduk ama ailelerimizden bir sır gibi saklıyorduk. Tam beş yıl boyunca sakladık herkesten bir sır gibi. Sonra o kara gece..." kısa bir süre duraksadıktan sonra devam etti. "Abim aradı, konumu gönderdi, Dedi ki gel. Ben tabii ne olduğunu anlayamadım ama istediği gibi onun yanına gittim. Beni öldürecekler dedi. Neden diye sorduğumda da saçma sapan bir bahane söyledi, ben de inandım. Ve yurt dışına kaçmasına yardım ettim. Bir daha da haber alamadım zaten."
"Sonra da Buse'yi öldürdüğünü mü öğrendin?"
"Evet," Dedi. "Ama her şey için çok geçti."
Bir dakika! Bu adam doğru mu söylüyordu? Bunu öğrenmem lazımdı.
"Ezhel bey de onu sizin sakladığınızı mı düşünüyor? O yüzden mi bu düşmanlığınız?" Diye sordum.
"Evet," Dedi. "Ne yaparsam yapayım bana inanmadı."
"Ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum." Dedim ve hatta ne düşüneceğimi bile bilmiyordum. Yani bu iki tarafta suçsuz muydu? Ben şuan neden Demir'den intikam alıyordum, bu çok yanlıştı. Yarın Ezhel ile konuşmam gerekiyordu.
"Bana inanmayabilirsin." Dedi hüzünle. "Bana en büyük dostum inanmamış sen mi inanacaksın?" Gözünden bir damla yaş düştü. "Onu çok özledim, kardeşimdi o benim. Onsuz adım atmazdım, o gidince adım atamaz oldum."
Gözünden bir damla yaş daha akınca başını sertçe geriye yasladı. "Bunca derdimin üstüne, sen de ondan hoşlanıyorsun. Ben neyin cezasını ödüyorum?"
Eğer bu söyledikleri doğruysa, bu vicdan azabıyla asla yaşayamazdım. Bunların doğru olma ihtimali bile korkunçtu.
"Ezhel'den hoşlanmıyorum. Sadece dans ettik." Dediğimde acıyla kahkaha attı.
"Ben istediğimde dans edesim yok demiştin. Ne hikmetse, yarım saat sonra onunla dans edesin gelmişti. Adal bana acıma! Her şey kabulüm ama bana sakın acıma! Bal gibi de ondan hoşlanıyorsun, bunu inkar etme. İnkar edersen bu beni daha da kanatacak çünkü bana acıdığını düşüneceğim."
"Saçmalamayın Demir bey," Dedim. Eğer bu söylediklerinin hepsi doğruysa artık onu üzmek istemiyordum. "Ben gerçekten ondan hoşlanmıyorum. Evet, herkes onun aşkından geberiyor olabilir. Ama ben ona karşı gerçekten bir şey hissetmiyorum. Belki beğeniyor olabilirim ama hoşlanmıyorum."
"Konuyu kapatalım," Dedi. "Çünkü canım yanıyor. Gerçekten çok yanıyor."
İçimden bir ses bu adamın yalan söylediğini söylüyordu.