İçeriğe geç

Beyaz Zarflar

Bölüm 8 · 16 dk okuma

Beyaz Zarflar

Bölüm 8

7.Bölüm

Dün eve geldiğim gibi üstümü değiştirip duşa girmiş ve yatmıştım. Dün geç yattığım için bugün hiç uyanasım yoktu. Ama uyanmak zorundaydım çünkü işe gidecektim. Yıllar sonra işte çalışmak çok zor geliyordu. Eskiden olsa her yeri kameramla geziyor ve yeni haberler yakalıyordum, işim çok eğlenceliydi. Şimdi ise gel de o öküzle uğraş dur gün boyu. Doğru ya, dün dans ettiğim için burnumdan getirecekti. Onunla dans etmeyip Ezhel Sarı, onun düşmanı Ezhel Sarı ile dans etmiştim. Hem de onun sevdiği kadındım, hiç kimse bunu kaldıramazdı. Kaldıramasın da zaten hastanelik olsun.

Telefonumun titremesiyle ilk başta mesaj geldi sandım ama uzun süre titredi. Kesinlikle Ezhel Sarı arıyordu, diyerek telefona baktım. Ama öküz arıyordu. Telefonu yanıtlayarak kulağıma hiç istemeye istemeye götürdüm.

"Şirket yetmiyor, şimdi de uyurken de mi bana karışıyorsunuz?" Evet, açar açmaz bunu sormuştum. "Merak etmeyin, şimdi hazırlanıp geliyorum."

"Gelmene gerek yok." Dedi. Beni kesinlikle işten kovmuştu, vicdansız öküz ne olacak? Keşke dün ona mağara adamı demeseydim. Ve Ezhel ile dans etmeseydim ama her şey için çok geçti, çoktan planı mahvetmiştim.

"Kovuldum değil mi?" Diye sordum.

"Saçmalama," dedi Gülerek. İçimden kahkahasında boğulmasını diledim. "Saat dörtte hazırlan, şehir dışına gidiyoruz."

"Beni mi kaçırıyorsun?" Diyerek güldüm. "Üzgünüm ama koca aramıyorum, başka kapıya."

"Antalya'ya gidiyoruz, iş için." Dedi.

Ne diyecektim şimdi? Ezhel'in ne tepki vereceğini kestiremiyordum, herhalde bir şey demezdi. Sonuçta bu işti. Kabul etmek veya etmemek gibi seçim hakkım yoktu.

"Tamam," Dedim.

"Saat üçte hazır ol, iki gün orada kalacağız. Ona göre kıyafet getir."

"Görüşürüz," Diyerek telefonu kapattım. Sohbeti uzatmaya gerek yoktu, öyle değil mi?

Hızlıca Ezhel'in numarasının üstüne tıkladım ve kulağıma yerleştirdim. Zaten rehberimde sadece ikisinin telefon numarası vardı.

"Alo," dedi Ezhel. "Naber balpeteği?"

"Şuan hiç geyik yapamayacağım, canım çok sıkkın." Dedim tek nefeste. "Bu öküzle iki gün nasıl geçecek, inan bilmiyorum. Ben neden senin teklifini kabul ettim ya, aslında zeki bir kadındım. Off!"

"İş için Antalya'ya gidiyorsunuz değil mi?" Diye sordu. "Ben de oradayım. O iş için."

Şirket şeylerinden hiç anlamıyordum. Galiba ikisi bir adam için mücadele edecekti. Oldum olası sevmişimdir böyle şeyleri.

"Güzel o zaman." Dedim. "Aynı otel mi?"

"Evet, iş yapacağımız adam ayarlamış. Bizimle beraber iki şirket daha. İlk benimle toplantı yapacak. Sonra ki akşam sizinle. Daha sonra ki sırayı bilmiyorum, o iki şirket arasında."

"Anladım, umarım sen kazanırsın." Dedim. "Orada görüşürüz."

"Görüşeceğiz, balpeteği. Daha çok görüşeceğiz."

◇◇◇

Saat üçe geliyordu, kahvaltımı yapmış ve iki günlük kıyafet için küçük siyah çantamı hazırlamıştım. Gerekli her şeyi koyduğumu emin olduktan sonra çantayı ahşap merdivenlerden sürükleye sürükleye aşağı kadar indirdim.

Ardından siyah pantolonumun cebindeki telefon çalmaya başladı. Kesinlikle Demir arıyordu. Telefona baktığımda tahminimde yanılmadığımı gördüm. Hızlıca telefonu yanıtlayarak kulağıma yerleştirdim. "Alo," Dedim. "Demir bey geldiniz mi?"

"Evet, kapıdayım." Diyerek telefonu kapattı. Çantamı yerden alıp evin anahtarını da cebime koydum. Evimi özleyecektim. Sonuçta kaç yıldır, işim için gerekli bilgileri toplamak dışında evimden çıkmıyordum. İki günlük ayrılık bana çok ağır gelecekti.

Kapıyı açarak evden çıktım ve sitenin içindeki siyah arabaya baktım. Bu araba farklı arabaydı. Ama içinde Demir aynı Demir'di. Galiba mafyaların böyle bir hayatı vardı. Polislerin onları nasıl yakalamadığını epey merak etsem de çok sorgulamak istemediğimin de farkındaydım.

İlk başta arka kapıyı açarak, çantayı koydum. Daha sonra da yolcu koltuğunu açarak içeri bindim. Demir bir şey demeden arabayı sürerek hızla siteden çıktı. En azından hoşgeldin demesini bekliyordum ama gururlu beyimiz trip atacak ya. Her neyse! Onunla konuşmak istemiyordum.

Aramızda gergin bir sessizlik vardı ama şunu da çok iyi biliyordum, eğer konuşursam daha fazla gerginlik olacaktı. İkimiz de bu gerçeği bildiğimiz için sessizliğimizi koruyorduk. Ama çok merak ettiğim bir soru vardı.

"Bir şey soracağım." Dedim, en sonunda dayanamamıştım. "Havaalanına seni nasıl alacaklar?"

"Helikopter," Dedi. "Helikopterle gideceğiz. Bütün önlemleri aldım."

"Anladım." Diyerek tekrardan sessizliğe gömüldüm.

Dakikalar birbirini kovaladı, daha sonra bir yerde durduk. Galiba burası helikopter pistiydi. Daire alanının üzerinde kahverengi, büyük bir helikopter vardı. Ve hayatımda ilk defa şehir dışına bir yere gidecektim. Hayatımda hiç uçağa binmemiş kız bugün helikoptere binecekti, bu Adal'dı. Helikoptere binmek için can atan ve heyecanlanan Adal'dı. Soğukkanlı olan tarafım ise balpeteği. Ve ben de her zaman balpeteği daha baskındı, sadece Ezhel'in yanında Adal'dan bir parça ortaya çıkıyordu.

Arabamın kapısını açıp dışarı çıktım. Demir önde ben arkada helikoptere kadar yürüdük. İki tane badigart, arka kapıları bizim için açtılar. Demir ile karşılıklı koltuklara yerleştikten sonra sol tarafımızdaki kapı kapandı. Pilot buradan görünmüyordu, gördüğüm tek gözler Demir'indi. Onunla burada yalnız kalmak bile beni boğuyordu.

Helikopterin pervanesinim çalışma sesi buradan bile duyuluyordu, yaklaşık beş dakika sonra havalanmaya başlamıştık. Aşağıya baktığımda insanlar, binalar ve daha bir çok şey karınca kadar ufak gözükmeye başlayınca, tamamen havalandığımızı ve şuanda bulutlara çok yakın olduğumuzu anladım.

Küçükken babam ve annemle, bulutlarda yaşama hayali kurardım, belki bana orada iyi davranırlar diye. Ama olmadı, onlarla nereye gidersem gideyim beni sevmeyeceklerdi. Yeniden beni cezalandıracaklardı.

Küçükken, otuz saniyede etrafta bulunan nesneleri saymazsam bir hafta boyunca beni karanlık odada bekletirlerdi. O yüzden kalıcı bir travmamdan birisi de çok hızlı bir şekilde saymamdı. Onları hala çok seviyordum, şuan benden özür dileseler boyunlarına atlardım. Herkese gururlu olan ben, aileme karşı yüzsüzlüğün zirvesindeydim. O kadar sevgiye muhtaçtım ki, babamın saçımı sevmesi için suçum olmamasını bile bile özür diler ve saçımı sevmesini isterdim.

Beni öpmeleri için her şeyi yapabilirdim, her şeyi...

Ailem için kendi benliğimden vazgeçebilirken, her şey ne demekti ki?

Helikopter biraz daha yükseldi, tek tek bütün şehirleri geçtiğimizi hissettim. Dakikalar, belki de saatler geçti. Bilmiyordum. Sanki bulutlara çıkınca aklımı benliğimi ruhumu kaybetmiştim. Bedenimin içinde kaybolan ruhumu arıyordum.

"Ne düşünüyorsun?" Diye sordu Demir. "Ezhel'i mi yoksa?" Seven bir erkeğin, zehrini kusmasıydı bunlar. Kıskançlık, öfke... belki bütün duygulardı hissettikleri. Daha önce böyle bir şey yaşamadığım için onu anlamıyordum. Ama tek dileğim bu acısının hiç geçmemesiydi. Her geçen gün daha beter olmasıydı. İçimdeki nefret ona karşı hiç bitmeyecekti. Ha abisi ha o, ikisi de gözümde aynı derecede suçluydu. Bana göre suçu işlemek ve ona sessiz kalmak aynı şeylerdi.

"Evet," Dedim. "Çok yakışıklı değil mi? Güçlü, kaslı, kızların hayali olan adam..."

"Evet," Dedi gayet sakin bir şekilde. Gözlerindeki aşk acısı ve hayal kırıklığı gözle görülür cinstendi. Beni ne umutlarla işe almıştı. Gözlerindeki acıyı izlemek bana sadece zevk veriyordu. "Seninde hayalindir kesinlikle."

"Beğenmiyor değilim." Diyerek kıkırdadım. "Merak etme, onunla şirkette çalışırken asla bir ilişki içinde olmayacağım."

Güldü. "Bana ihanet etmezsin, Adal. Ondan bir şüphem yok, sana güveniyorum." Dedi. Ama bilmiyordu ki güvendiği yerden vuracağımı. Onu nasıl mahvedeceğimi nasıl hayal kırıklığına uğratacağımı bilmiyordu.

"Bunu duyduğuma sevindim, Demir bey." Söylediklerimde samimiydim çünkü gerçekten hoşuma gitmişti, sonuçta bana ne kadar güvenirse bir o kadar da hayal kırıklığına uğrayacaktı. Ve ben de böylece ayrı bir intikam daha alacaktım. İçimdeki intikam ateşi git gide harlanmaya başlamıştı.

"Seninle çok iyi anlaşacağız, Adal çok iyi." Dedi. Yaptığı sevgili imaları midemi çok bulandırmıştı, hatta şuanda onun üstüne kusmamak için kendimi zor tutuyordum.

"Umarım," Dedim. "Umarım." Umarım, geberip gittiğin günü de göreceğim. Umarım...

Ellerini göğsünde bağladı ve başını iyice arkaya yasladı. Elleriyle şakaklarını ovdu, keşke bir gün baş ağrılarından hastanelik olsan. Acaba Ezhel şuan yola çıkmış mıydı? Mesajlara girip hızlıca ona mesaj yazmaya karar verdim.

Ezhel, yola çıktın mı?

Telefonu bacaklarımın üstüne koyup mesajı beklemeye başladım.

Ne oldu, beni mi özledin?

Özleminden hastanelik oldum.

Soruma cevap ver, yola çıktın mı?

Evet, yarım saat kaldı.

Sen kaç saate burada olursun?

"Demir bey, kaç saatlik yolumuz kaldı?" Diye sordum.

"Yirmi dakika falan galiba. En son on dakika önce pilota sorduğumda, yarım saat kaldığını söylemişti." Deyince başımı onaylar anlamda salladım. Ardından parmaklarımı, klavyenin üstünde yeniden harekete geçirdim.

Yirmi dakika.

Orada görüşürüz, balpeği.

Telefonu kapatıp, telefonu bacaklarımın üstüne yerleştirdim. Yirmi dakikamız kalmıştı, çoğu bitmiş azı kalmıştı. Gözlerimi biraz kapatsam sorun olmaz diye düşünüp gözlerimi kapattım.

◇◇◇

"Adal!" Demir'in sesiyle irkildim. Kaç dakikadır uyuyordum ben? Boynum tutulmuştu. Doğrulurken, dudaklarımdan ufak bir inilti döküldü. "Her yerim tutulmuş." Aslında tutulan tek yerim boynumdu. Ama uyku sersemi olduğum gerçeği de tam karşımda duruyordu.

Koltukta tamamen doğruldum ve elimde sıkı sıkıya tuttuğum telefonumla ayağa kalktım. Demir Ateş ise helikopterden iniyordu. Ben de hemen onun peşinden helikopterden indim.

Demir Ateş benim için bir arabanın yolcu kapısını açınca ben de açılmış kapıdan içeri girdim. Daha sonra birkaç adam tarafından el çantalarımız arka koltuklara yerleştirildi. Demir onlara cebinden çıkardığı bir miktar parayı uzattı. Sonra elini eyvallah dercesine havaya kaldırdı. Daha sonra ise şoför koltuğuna oturdu ve hızlıca arabayı çalıştırdı.

Gözlerime helikopterden beri uyku çökmüştü, aslında dün gece uykumu almıştım. Her neyse, şuan sadece uyumak istiyordum. Gözlerimi kapatınca Demir Ateş'in sesini duydum, "uyuma boşuna, beş dakikaya otelde oluruz. Uykun bölünmesin. Orada akşama kadar yatarsın zaten."

"Gözlerim açılmıyor." Diyerek ellerimi ağzıma götürdüm ve sessizce esnedim. "Beş dakika da beş dakikadır."

Daha sonra biraz daha uyumak için anneme yalvardığım o sabah aklıma geldi. Beş dakika diye yalvardığım ilk ve son sabahtı... kemerlerin izi hala sırtımda duruyordu. Beş dakika dedikten sonra sırtımda yeniden acıyı hissettim. Sanki yeniden kemer darbesi vurulmuş gibiydi. Canım yanıyordu, belki bedenim belki ruhum. Ne farkederdi ki, sonuçta ikisinde de insanın canı çok yanıyordu. Benim küçükken bedenim yaralanmıştı, şimdi ise ruhum...

Küçükken bedenim acıdıkça ruhum ağlıyordu, şimdi ise ruhum ağladıkça bedenim acıyordu...

"Geldik!" Dedi Demir keyifle. Neden neşeliydi? Ben mutsuzken, ben bir ölüyken o kötü bir insan olmasına rağmen neden mutluydu? Neden bu kadar adaletsizdi dünya? Ben kadınların kahramanı iyi bir insandım ama Demir kadar kötü birisinden daha mutsuzdum. Neden böyleydi hakikaten?

Gözlerimi araladım, şuan yorgun gözüktüğüme emindim. Nedenini bilmiyordum, sanki bugün üstümde ayrı bir nefret ayrı bir yorgunluk ayrı bir bıkkınlık vardı. Tek istediğim bugün o otel odasından hiç çıkmamaktı.

"Sen çok kötü gözüküyorsun," Dedi, sesi önemli bir şeyi analiz eder gibi çıkmıştı. "Bir şey mi oldu?"

Bir şey mi olmuştu? Hayır. Sadece geçmişteki anılarım durduk yere aklıma gelmişti. İşte böyleydi geçmişin acıları, en olmadık yerde ortaya çıkar ve seni kanatırdı.

"İyiyim," Dedim. Aslında hiç iyi değildim. On dokuz yaşıma ve yirmi yaşıma, bir hayat borçluyken hiç iyi değildim. "Galiba helikopter çarptı."

"Hadi geldik," Deyince arabanın kapısını açtım ve çıktım. Demir de dışarı çıkarak arabanın anahtarını valeye teslim etmişti. Birkaç adam tarafından çantalarımız alındı. Daha sonra Demir ile yan yana, 'Lara Barut Collection' yazan otelin içine giriş yaptık.

Demir resepsiyona gidip bir şeyler söyledikten sonra iki tane oda kartı aldı ve yanıma geldi. "Gel," Diyerek beni beklemeden asansöre yürüdü. Bu adam ne odundu? Eğer Ezhel söylememiş olsaydı, bu adamın beni sevdiğine ihtimal bile vermezdim. İnsan aşık olduğu kadına bu kadar odun olamazdı.

Bir şey demeden peşinden asansöre bindim. Bizimle birlikte tam beş kişi vardı. İkisi kadın üçü erkekti. Turist tipi vardı hepsinde de ve hatta arkadaş grubu gibi gözüküyorlardı. Üçüncü kata geldiğimizde Demir indi, bu adamı öldürmeden içim rahat etmeyecekti. Hızlıca ben de peşinden indim. Bu katta karşılıklı beşer tane, toplam on tane oda vardı. Demir ile odalarımız yan yanaydı. Galiba bu kattaki odaların hepsi, şirketten gelenler için ayrılmıştı yani en azından tahminim o yöndeydi.

Demir oda kartını elime tutuşturdu, üç yüz üç numaralı oda benimdi, onun ki ise üç yüz dört numaralı odaydı. Kartı okuttuktan sonra onun yüzüne bile bakmadan içeri girip kapıyı kapattım. Şuan ne onunla konuşacak ne de ona bulaşacak gücüm vardı. Çok yorgundum, galiba ruhum ilk defa bu kadar yorulmuştu.

Tam karşımda daire çift kişilik yatak, yatağın hemen çaprazında beyaz makyaj masası, hemen sol tarafta banyo ve tuvalet, onun hemen yanında ise beyaz küçük bir elbise dolabı vardı. El çantamı ise hemen yana bırakmışlardı. Kendimi iki dakika içinde yatağa attım, kuş tüyünden yapılmış kadar rahattı. Sanki bulutların üstündeydim, bana hiç ait olmayacak bulutların üstünde. Bulutlar çocuklara aitti ve ben artık çocuk değildim. Bulutlar bana hiçbir zaman ait olmadığına göre ben aslında hiçbir zaman çocuk değildim.

◇◇◇

Saat akşam yediydi ve ben bu zamana kadar odamdan hiç dışarı çıkmamıştım.

Duştan yeni çıkmıştım, şuan çantamda giyecek bir şey arıyordum. Çünkü yemeğe inecektim ve galiba şirketlerden gelenler hepsi bir masada oturacaktı.

Getirdiğim birkaç parça elbiseyi buruşmaması için küçük giyinme dolabıma astım. İçinden siyah ceketimi ve siyah pantolonumu seçtikten sonra üstümdeki havludan sıyrılıp onları üzerime geçirdim. Saçlarımın suyunu havluyla aldıktan sonra fön makinesiyle de kuruttum. Hafif bir makyajla da kendime gelebilmiştim. Ve tabii ki olmazsa olmazım siyah topuklu ayakkabılarımdı.

Yeterince hazır gözüküyordum, oda kartımı ve telefonumu da alarak odadan çıktım. Giderken Ezhel'in de tam karşımdaki koridorda sırtını duvara yasladığını gördüm. Sol dizini hafifçe geriye doğru kırmış sağ ayağını da hafifçe öne almıştı. Üstüne siyah bir tişört altına da siyah bir pantolon giymişti. Saçları da her zamanki gibi dağınıktı.

"Balpeteği," dedi gülümseyerek. "Yine ikimiz de siyahlara bürünmüşüz. Ne olacak bizim bu siyaha olan aşkımız?"

"Bilmem," Diyerek arkamdan kapıyı kapattım. Ve ona doğru yürüdüm, tam bir adım karşısında duruyordum. "Herkes indi mi?"

"Evet," Dedi. "Seni bekliyordum." Göz kırpınca yaslandığı duvardan doğrulup asansöre doğru yürüdü ve asansörün düğmesine basarak bulunduğumuz kata çağırdı. Asansör tek tek katları çıkmaya başladı en sonunda üçüncü kat yani bizim olduğumuz katta durdu. Ezhel eliyle geçmem için yön verdi, birkaç adımda asansörün içine geçtim. Daha sonra o da asansöre bindi ve birinci kata bastı.

"Nasıl gidiyor?" Diye sordu iki elini de pantolonun cebine yerleştirerek. "Daha doğrusu, o herif sana yaklaşıyor mu?"

"Evet, yaklaşıyor." Dedim. "O bana sürekli bir adım atıyor. Ama ben izin vermiyorum, hemen geri çekiliyorum."

Dudakları memnun bir ifadeyle yukarı doğru kıvrıldı.

"Hey!" Sesimi azıcık yükselttim. "Sen istediğin için yapmıyorum bunu. Kendini bir şey sanma! Ben senin sözünü asla dinlemem. Bana bu doğru geliyor ve ben bunu yapıyorum."

Tam bir şey diyecekken asansörün kapısı açıldı ve ben onu beklemeden yanından geçip asansörden indim. Ben önden o arkadan masaya kadar yürüdük. En sonunda Demir bey, üç kadın ve bir erkeğin olduğu masada durduk. Ezhel'in asistanı yoktu galiba.

Demir beyin yanındaki yeri aldım hemen karşıma da Ezhel oturdu. Elini çenesine götürüp sıvazladı. Garsonlar yemekleri tek tek önümüze koymaya başladılar, bugün yemekte köfte, tavuk ve pilav vardı. Gayet de güzel gözüküyordu.

Dilara hanımın melek hanımın asistanı olduğunu ve Merve hanımın ise Hüseyin beyin asistanı olduğunu öğrendim. Bu masada ben hariç herkes orta yaşlardaydı. Yemeğimi yemeye ben de herkes gibi başladım.

Masada hafifçe doğrulurken, ayağım sert bir şey çarptı galiba Ezhel'in bacağına çarpmıştı. Yüzümü buruşturarak, afedersin gibisinden başımı salladım. O ise sırıtarak benim ona çarpan bacağımı iki bacağının arasına aldı. Bacağı bacağıma temas ederken, kimsenin görmemesi için ve ayrıca ayağımı ondan kurtarmak için çabalıyordum. Ama o inatla bırakmıyordu. Hafifçe öksürüp uyarı dolu bakışlarla ona baktım ama onun ise hiç umrunda değildi hatta gayet soğukkanlılıkla yemeğini yiyordu.

Bir kere daha hamlede bulundum ama yine ayağımı kurtaramamıştım. En sonunda Ezhel kendini doğrulttu ve bacağımı bıraktı. Rahat bir nefes alarak yemeğime devam ettim.

"Demek ki rakip olacağız," dedi Hüseyin bey. "İyi olan kazansın o zaman."

"Ben kendimden eminim." Dedi yanımda oturan öküz. Çok beklersin kazanmayı, Ezhel dururken sana düşmüyor.

Ezhel'in alayla güldüğünü işittim. "Ah çocuklar!" Dedi alaylı bir tınıyla. "Benim olduğum yerde siz o işi kazanmayı mı düşünüyorsunuz?" Yapmacık hüzünlü sesi kısık sesle kıkırdamama neden oldu. Hemen yanımdaki öküz gülmemi işitir işitmez kafasını bana çevirdi, gözlerini üstümde hissettiğimde ona bakarak "Hayırdır?" Dercesine kafamı salladım.

Melek hanım ise, "Ezhel beyciğim çok özgüvenlisiniz galiba." Deyince "beyciğim!" Diye mırıldandım. Ama Ezhel duymuş gibi sırıtarak bana göz kırptı.

"Kendime güveniyorum Melek hanım, hem de çok güveniyorum. Ben bir şeyi istersem alırım." Bunları gözümün içine baka baka söylemişti.

"Demek kendinizden bu kadar eminsiniz, Ezhel bey." Diye bir imada bulundum. "Bence o kadar kendinize güvenmeyin." Söylediğimiz şeylerin işle hiçbir alakası yoktu, dünkü dansta konuştuğumuz o saçma konuyla alakalı imalar yapıyorduk.

Ezhel gözleriyle bana meydan okuyor gibiydi. "Adal hanım, ister iş olsun ister başka bir şey hiç farketmez. Alırım dediysem alırım."

"Öyle mi?" Dercesine kaşlarımı havalandırdım. O da "Öyle" dercesine başını salladı.

Yanımdaki öküz adam öksürdü, amacı ise çok net belliydi: sohbetimizi bölmek.

Yemeğime kaldığım yerden devam ettim.

"Ezhel bey," Dedi Melek hanım. "Hiç birisiyle ortaklık düşündünüz mü?" Hafifçe öksürerek Ezhel'e baktım. O ise tavrım hoşuna gitmiş gibi memnun bir ifadeyle dudaklarını yukarıya doğru kıvırdı. "Hayır!" Dedi Ezhel gözlerimin içine baka baka net bir ifadeyle konuştu. "Benim dışımda birisinin benim şirketimde sözünün geçmesine müsaade edemem. O şirket sadece bana ait ve ben ne dersem o olur kafasındayım."

Ama benimle seve seve ortak olmuş ve sözlerime değer verdiğini hissetmiştim.Bu çok hoşuma gitmişti, keşke ortaklığımız gizli olmasaydı da bunu Melek hanımın yüzüne baka baka söyleseydim.

Masada duran viskimden bir yudum alınca Ezhel de kendi içkisinden bir yudum aldı. Her ikimizin de aklına o gün geldiğine emindim, yeniden o gözyaşları... geldi aklıma hiç çıkmamak üzere. Aynı zamanda gamzesine dokunduğum... geldi aklıma hiç çıkmamak üzere. Bunlar hayatım boyunca hiç unutmayacağım ve daima hatırlayacağım şeylerdi.

"Ezhel bey," Dedi Hüseyin bey. "Sizin toplantınız bugün ya hemen yarın gidiyor musunuz?"

"Hayır," Dedi Ezhel Hüseyin beye bakarak. "Bir gün daha kalacağım!" Demir Ateş'in sinirden kasıldığı belli olan yüzü Ezhel'e çevrildi. Biz iki gün sonra gidecektik ve Ezhel'in de ne hikmetse bir gün daha kalacağı tutmuştu, ironik ama benim için güzeldi. En azından bu adamla tek kalmayacaktım.

"Ne güzel," Dedi. "Dostluğumuzun devam etmesini çok isterim."

"Bildiğim kadarıyla aranızda bir dostluk yoktu, Hüseyin bey." Dedi Melek hanım. Şimdi hatırlıyordum, Melek hanım Hüseyin beye işle alakalı çok büyük bir ihanet etmişti ve bu haberi yayan tabii ki de bendim. Ama nasıl ihanet ettiği aklıma gelmemişti.

"Dostlukta güven çok önemli değil mi, Melek hanım?" Diye sordum imayla. "Bence dostluk bağları için güven çok önemli, demek ki Hüseyin bey de güven bağlarını devam ettirmek adına söylemiştir olamaz mı?" Hüseyin bey, söylediklerim hoşuna gitmiş olacak ki gülümsedi.

"Bence de çok önemli," Diyerek sessizce yemeğine devam etti.

Ben yemeğimi bitirince sessiz sakin viski kadehimi içmeye devam ettim.

◇◇◇

On dakika içinde herkes odalara dağılmıştı, elimdeki soğuk kahveyle yeni keşfettiğim balkondaki koltuklara oturdum. Evet, balkonu ve koltukları yeni farkediyordum çünkü buraya gelir gelmez yatağa atlayıp uyumuştum.

Hava soğuk olduğu için dolaptan bulduğum kırmızı battaniyeye sarılıyordum ve hatta ayağımda da kırmızı panduflar vardı. Telefonum çalmaya başlayınca aklıma Ezhel'in toplantıda olduğu ve bu arayanın Demir Ateş'ten başkası olmadığı aklıma geldi. Yüzümü buruşturarak, telefonu yanıtladım ve kulağıma götürdüm.

"Mesai saatlerinin dışında iş yapmıyorum, lütfen sabah görüşelim." Dedim ama o umursamadan çoktan konuşmaya başlamıştı.

"Adal, önemli bir şey konuşmamız gerekiyor. Odama gelebilir misin yoksa ben mi geleyim?"

"Off!" Diye bağırdım. "Geliyorum bekle." Telefonu direkt yüzüne kapattım ve battaniyeyi koltuğun üzerine atarak balkondan çıktım. Oflaya oflaya oda kartımı alarak kapımı kapattım. Demir Ateş'in kapısı açıktı, oradan içeri girip kapıyı kapattım.

Yatağın üzerinde oturuyordu, "balkona geçelim." Diyerek ayağa kalktı. Ben önden o arkadan balkona kadar yürüdük. Karşılıklı puf koltuklara oturduktan sonra rahatsız bir şekilde nefesini verdi. Gecenin koyu karanlığında donmak üzereyken, battaniyemden ayrılıp, onun nefes sesini dinlemek için mi gelmiştim buraya?!

"Konuya girseniz mi?" Dedim mızmızlanarak. "Sizin yüzünüzden battaniyemden ayrıldım ve gecenin soğuğunda burada oturmuş sizin nefes sesinizi dinliyorum!"

"Seni seviyorum, Adal." Dedi bir anda. Şaşırmamıştım ama şaşırmam gibi yapmam lazımdı.

"Ne?" Dedim, numarayı iyi yapabilmiştim. "Ne çabuk? Daha tanışalı ne kadar oldu ki? Hoşlantıdır o!"

"Yıllardır," Dedi. "Yıllardır senin balpeteği olduğunu biliyordum. O gün şirkete geldiğinde o yüzden seni öldürmedim çünkü seni canımdan bile çok seviyordum. Öfkelendim ve ilk günü burnundan getirdim, evet kabul ediyorum. Sinirlendiğim nokta beni tehdit etmendi! Eğer gelip işe başlamak istediğini söyleseydin seni hemen işe alırdım zaten."

"Ben nereden bileyim be? Beni sevdiğini! O yüzden tehdit ettim seni."

"Haklısın," Dedi.

"Neden daha önce söylemedin?" Gözlerindeki umut kırıntıları zevk almamı sağlıyordu.

"Mafyayım diye beni istememenden korktum."

"Şimdi ne değişti?" Diye sordum. Bunları bildiğimi belli etmemem lazımdı.

"Yanımda çalışıyorsun, bu da demek oluyor ki benden korkmuyorsun." Dedi heyecanla.

"Demir bey," Dedim.

"Adal," Dedi lafımı keserek. Ardından ayağa kalktı ve beni de elimden tutarak ayağa kaldırdı. Aramızda çok az mesafe vardı. Bir adım daha yaklaşarak aramızdaki mesafeyi kapattı ve "Sevgilim olmanı istiyorum." Diyerek dudaklarını dudaklarımla birleştirdi.

Aniden irkilerek geri çekildim ve havaya kaldırdığım elimle yanağına çok sert bir tokat attım. "Sakın!" Diye bağırdım. "Sakın! Bir daha böyle bir şeye cesaret etmeyin. Sizi mahvederim!"

"Özür dilerim," Dedi. "Ben bir anda kendimi durduramadım. Bir de istemeyeceğin aklıma gelmedi çünkü beni sevmediğini söylemedin."

"Duymak istediğiniz buysa söylüyorum!" Diye bağırdım. "Sizi sevmiyorum! Ve hiçbir zamanda sevmeyeceğim. Benden uzak durun!" Hızlı adımlarla onun yanından ayrılıp odadan çıktım.

Kendi odamın kapısını açtım ve sertçe kapıyı kapattım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.