"Alo, Sarıcığım." Dedim telefonu omzumla başımın arasına sıkıştırarak. Çünkü iki elimle de arabayı sürüyordum. "Efendim, balpeteği." Sesi çok yorgun geliyordu. Ve sanırım meşguldü.
"Akşam kokteyl partisine gidiyor musun?" Diye sordum. Benim geleceğimi bilse ne tepki verebileceğini kestiremiyordum. "Neden sordun?" Soruma soruyla karşılık vermişti. Kırmızı ışığın yandığını görünce tek elimi direksiyondan çekerek telefonu aldım. "Demir beni davet etti. Onunla birlikte gideceğiz."
"Çok güzel." Diye mırıldandı. "Tam istediğim gibi." Ne olduğunu anlayamamıştım. "Balpeteği, acilen benim evime gelmelisin. Çok önemli bir şey konuşmamız gerekiyor."
"Ama hazırlanacağım." Dediğimde güldüğünü işittim. "Farkedersen, mağazayı kendi evimde açtım. Gel burada ne istersen var zaten." Doğru, orası da benim ikinci evim gibi bir şey olmuştu.
"Tamam kapatıyorum." Diyerek kapattım ve telefonu hızlıca yan koltuğa attım. Yeşil ışık yanınca tekrardan arabayı harekete geçirdim.
◇◇◇
On dakika sonra nihayet arabayı durdurmuş ve Ezhel'in evine giriş yapabilmiştim. Arabadan hızlıca indim ve güvenliğe baş selamı vererek evin kapısına gittim. Zili çaldıktan kısa bir süre sonra kapı Ezhel tarafından açıldı. "Gel balpeteği gel." Diyerek eliyle içeriyi gösterdi. Birlikte salondaki karşılıklı koltuklara oturduk.
"Sorun ne?" Diye sordum. "Anlayamadığım bir şeyler oluyor. Hem sıkıntılı hem de keyiflisin."
"Demir yıllardır seni seviyor." Dedi tek nefeste. Elleriyle yüzünü ovuşturdu. "Mafya olduğu için sana yaklaşmaktan çekiniyordu. Şimdi ise sen onun tam yanındasın ve elinden geldiğince sana yaklaşmaya çalışıyor."
"Daha iyi değil mi? Planlarımız daha hızlı gerçekleşir. Sonuçta sevgilisi olduğum için hiçbir şekilde benden şüphelenmez."
"O herifin sana dokunmasına izin vereceğimi mi sandın?" Dedi alayla gülümseyerek. "Onun sana yaklaşmasına asla izin vermeyeceğim. Sen de sırf plan için onunla sevgili olmayacaksın. Yeterince açığım değil mi?"
"Saçmalık!" Diye bağırdım ve hızlıca ayağa kalktım. "Ben bir genç kızın intikamı için kendi canımdan bile vazgeçerim, Ezhel! Bir adamla sevgili olmak koymaz bana."
O da aynı şekilde sinirle ayağa kalktı. Ve üstüme doğru yürüdü. "Asıl sen saçmalıyorsun şuan!" Diye bağırdı. Bana ilk defa sesini yükseltmişti. Hatta şuan gözlerinden ateş çıkıyordu.
Korkmadım ve bende onun üzerine doğru yürüdüm. "Ablanın çığlıkları zihnimin dört bir yanında yankılanırken, akıllı düşünmemi bekleyemezsin. Beni bu işe sen soktun! Ablanın ölümünü sen bana anlattın! Ve sende biliyorsun, canımın önemli olmadığını. Sende biliyorsun bir kadın için neler yapabileceğimi! O zaman neden bu iş için beni seçtin?! Demir'in beni sevdiğini bile bile, benim onun sevgilisi olma ihtimalimi bile bile neden beni ortağın yaptın?!"
"Çünkü bu işi sen yapabilirdin!" Diye bağırdı. "Ateş sen olduğun için seni işe aldı. O beyaz zarflar saçmalıktan başka bir şey değildi! Ateş zaten seni işe alacaktı. Ama başkasını o beyaz zarflarla odasına göndersem, gözünü bile kırpmadan o odada öldürürdü. O yüzden tedbir bile almadan, seni oraya gözüm kapalı gönderdim. Çünkü Ateş'i çok iyi tanıyordum. O sevdiği kadına asla zarar vermezdi."
"Kahretsin! Şuan beynim durdu." Diye bağırdım."O zaman beni işe alacağına bu kadar emindin. Beyaz zarfları niye bana verdin?!"
"Şüphelenirdi çünkü. Onun seni sevdiğini benden başka kimse bilmiyordu. Senin bu kadar kendinden emin olman, bizim ortaklığımızı kanıtlardı." Sesini biraz daha düşürmüş ve sakinleşmişti. "Beni dinle Sayer, onunla bir ilişki içinde olmayacaksın. İlk ve son uyarım. O adamı şirketin dışında görmeyeceksin."
"Tamam." Dedim. Ama asla onu dinlemeyecektim. "Onunla ilişkim olmayacak."
"Bir gün beni anlayacaksın." Diye mırıldandı. "Mantıklı düşünsene. Şuan sana değer vermiyor olsaydım, o adamla sevgili yapmaz mıydım? Bu benim daha da işime gelirdi. Kolayca planımı gerçekleştirirdim. Sana değer veriyorum Sayer, senin için planımı tehlikeye atıyorum. Umarım bir gün gözlerini açarsın ve beni anlarsın..." Daha sonra arkasını döndü. "Yukarıda bütün eşyaların var, hazırlan. Daha sonra da evine gidersin. Ateş seni evinden alacaktır."
"Sen nereye gidiyorsun?" Dedim. Onun üzerine fazla gittiğimi farketmiştim.
"Hazırlanacağım, Sayer." Diyerek arkasını döndü. "Seninle orada dans etmek için hazırlanacağım."
"Demir'in olduğu yerde." Diye fısıldadım. Ama onun duyabileceği bir ses tonuyla. "Kafayı yemişsin." Alayla güldü. "Ben birisini istersem, alırım." Dedi. "Buna ne Ateş ne de başka birisi karışabilir. Eğer bu akşam seninle dans edeceğimi söylüyorsam, mutlaka onun gözlerinin önünde dans edeceğim. Ben boş konuşmam Sayer. Ne dersem yaparım." Gözleri dudaklarımda oyalanınca yutkundum.
"Ben hazırlanayım." Diyerek bir adım geriye gittim.
Ben bir adım geri gittiğimde o ise bir adım daha bana yaklaştı. Durdum geriye gitmedim. "Hazırlanayım." Diyerek arkama döndüm ve birkaç adım da ondan uzaklaştım.Merdivenleri her zamanki hızımda çıktıktan sonra boydan boya uzanmış kırmızı halıda yürümeye başladım. En son kendi odamın önünde durup kapıya açtım.
Odamda hiçbir şey değişmemişti. Elbiselerin olduğu kısma doğru yürüdüm. Ben kendimi her halimle beğensem de bugün ayrıca güzel olmak istiyordum. Bu yüzden kıyafet ve makyajıma ayrı bir özen göstermeliydim.
En sonunda belimi saran, göğüs dekolteli, ince askılı, dizlerimin hizasında biten bir yeşil elbise giyindim. Saçlarımı da ellerimle düzeltip banyoya doğru ilerledim. Düzleştiriciyi bulduğum çekmecenin yanındaki çekmeceyi, saç maşası bulurum umuduyla açtım. Ve hayal kırıklığına uğramadan maşayı prize taktım.
Isınan maşayı saçlarıma dolayıp hafif su dalgası şeklinde salaş bıraktım. Tek tek bütün saç tutamlarıma da aynı işlemi yaptıktan sonra sıra makyajıma gelmişti. Makyajımı da günlük makyajıma göre azıcık abartılı yapmıştım. Banyonun aynasından son kez görüntüme baktım ve yeterince iyi göründüğüme emin olup ağır adımlarla banyodan çıktım. Bir sonraki işim ayakkabı ve çanta seçmekti. Makyajıma ve elbiseme en uygun rengin siyah olduğuna karar verdikten sonra ayakkabılarımı giyip daha sonra da çantamı aldım.
◇◇◇
Ezhel'in evinden çıktıktan sonra soluğu kendi evimde almıştım. Demir'in mesajına göre beş dakikaya burada olurdu. Ayakta durmak istemediğim için koltukta beklemeye karar vermiştim.
Ezhel, Demir Ateş ile birlikte olmamı istemiyordu. Ama bu bütün planı daha da kolaylaştıracaktı. Bana değer vermesi saçmalığına da asla inanmıyordum. O adamın mutlaka bir çıkarı vardı. Sebepsizce insanlara asla değer vermez ve sevmezdi. Bu adama güvenmiyorum desem de her defasında ona bir şeylerimi anlatabiliyordum.
Kendime engel olamamak ilk defa yaşadığım bir şeydi. Kendimi hep dizginlemeye çalışsam da onun yanında hep zavallı bir kıza dönüşüyordum. Sanki içimde Adal'dan bir parça vardı. Ve bu parça da hep Ezhel'in yanında ortaya çıkıyordu.
Her neyse!
Korna sesini duyunca ayağa kalktım ve kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtım ama kimse yoktu. Demir arabasından indi ve yanıma gelip elini bana uzattı. Kibarlıktan dolayı bana uzatılan eli tuttum ve arkamdan kapıyı kapattım. "Çok güzelsin." Deyince hafif tebessüm ettim. Onunla birlikte arabaya doğru yürüdüm. Yolcu koltuğunu benim için açtı, ben bindiğimde ise kapıyı kapatıp şoför koltuğuna oturdu.
"Naber?" Diye sordu arabayı çalıştırıp siteden çıkarken. "Nasıl gidiyor?" Ağzına yumruk atmamak için zor tutuyordum kendimi. Sakin ve sessiz bir şekilde nefesimi verdim.
"İyiyim Demir bey. Siz?" Dişlerimin arasından elimden geldiğince yumuşak konuşmaya çalışmıştım.
"Lütfen," Dedi. Araba çoktan otobanda arabaların arasına karışmıştı. "Bugünlük 'bey' yok. Senli benli konuşalım."
"Lütfen," Dedim onun gibi tebessüm ederek. Ama benimki içten değildi. "Bu kadar samimiyete de gerek yok. En azından arabada yalnızken, rol yapmayalım. Kokteylde insanların arasında öyle konuşuruz."
"Sen bilirsin." Dedi bozulduğu belliydi. Her defasında bana bir adım atıp yaklaşmak istiyordu. Fakat ben her defasında onu kendimden uzaklaştırıyordum.
Asla onun bana yaklaşmasına izin vermeyecektim, evet! Plan daha da kolaylaşırdı. Ona her baktığımda Ezhel'in ablasının hiç göremediğim yaşlı gözleri aklıma gelirken, onunla yalandan bile olsa asla sevgili olamazdım.
Arkama yaslandım ve kollarımı göğsümde birleştirdim.
◇◇◇
Kırk beş dakika sonra bir barın önünde durmuştuk. İki tane güvenlik kapının önünde durmuş isim ve soyisim söylememizi istiyordu. Demir ikimizin ismini ve soyismini söyledikten sonra bizi içeriye aldılar. Demir koluna girmemi isteyince, bu kadar ters davranmam şüphelenmesine neden olur diye kabul ettim ve tiksine tiksine koluna girdim.
Ayakta durulan daire masalardan birine geçtik. Yaklaşık beş dakika sonra servis yapan garsonlar, önümüze kokteyllerden koydu. Kokteylimden bir yudum alınca geri masaya bıraktım. Yaklaşık iki dakika sonra masaya orta yaşlarda bir kadın ve bir adam geldi. Bunları tanıyordum, geçen sene onların haberlerini yaymıştım. Onlar beni tanımıyordu. Kadının adı, Canan. Adamın adı ise Şevket'ti. Ama soyadları bir türlü aklıma gelmiyordu.
Yanlış hatırlamıyorsam, bu adam karısını bir kafede aldatmıştı. Kadınla el ele tutuşurken, fotoğraflarını çekmiştim. Ve bunları bütün Türkiye'ye yaymıştım. Ama bu kadın, o şerefsizden ayrılmamıştı.
"Merhaba," Dedi Canan elini bana doğru uzatarak. Onu hiç tanımıyormuş gibi yapmam lazımdı. "Merhaba," Diyerek bana uzatılan eli tuttum. "Ben Adal."
"Ben de Canan." Daha sonra Şevket ile de tanışma faslını atlattım.
"Eee, neler var neler yok?!" Diye sordu ikimizi de süzerken. Hem sesindeki tınıda, hem de bakışlarında iğrenç bir ima vardı. Ve bu çok net anlaşılıyordu. Hatta Demir'in bile sinirden kasıldığını hissediyordum. Sonuçta istemesem bile onun sevdiği kadındım ve sevdiği kadına böyle imalar yapılmasına sinirleniyordu. Ama bilmiyordu ki, benim asla kendimi ezdirmeyeceğimi ve bir erkeğe gerek duymadan kendimi savunabileceğimi.
"Asistanıyım," Dedim yapmacık bir gülümsemeyle. "Beni de Demir bey davet etti ve bende kabul ettim. Bu kadar."
"Sinirlenme canım." Diyerek güldü. "Bak biz bizeyiz. Aranızda bir şeyler vardır. Yoksa Demir neden seni durduk yere işe alsın. Hemde asistanından bu kadar memnunken. Öyle değil mi?" İğrenç imaları midemi bulandırmıştı. Bir kadın bir kadının düşmanı olmamalıydı. Ben nasıl kadınları koruyorsam bazıları da tam tersine gömüyordu.
"Acaba milleti sorgulamak yerine, kendi ailenize dönüp bir baktınız mı?" Diyerek gülümsedim. Gayet sakindim. "Hani bence hiçbir kadın, kafede kocasının başka kadınlarla el ele tutuştuğunu gördükten sonra bırak hala evli kalmayı, onunla aynı havayı bile solumaz. Öyle değil mi?"
"Haddini bil, benim kararlarımı sorgulamak sana düşmez." Dedi.
"Ya canım biz bizeyiz." Diyerek gülümsedim. "Çok merak ediyorum, parası için mi yoksa aşkından öldüğün için mi boşanmadın?"
Onun laflarını ona geri iade ediyordum. İnsanlar bana bulaşmadan iki kere düşünmeliydi. Asla damarıma basılmaması gerektiğini böyle böyle öğretecektim.
Kadının sinirden kızardığını görünce, masanın üzerindeki soğuk suyu ona doğru uzattım. "Bunun üzerine bir bardak soğuk su için. İnme gelmesin şimdi. Malum yaşınız da var. Eğer ölürseniz falan, kocanızın parası başka kadınlar tarafından kullanılır. Bol bol yaşayın ve o parayı yiyin."
"Terbiyesiz." Diyerek masadan uzaklaştı. Kocası da utana utana masadan uzaklaştı. Daha sonra Demir'in ıslık sesini duydum. "Ne yaptın ya az önce?" Diye sordu hayranlıkla.
Umursamaz bir şekilde omuz silktim. "Kendimi asla ezdirmem." Diye de yanıtladım. Ve kokteylimden bir yudum daha aldım.
On dakika içinde bütün bar masaları dolmuştu. Ve Ezhel'i hala göremiyordum. Büyük bir ihtimalle gelmemişti. İnsanlar içkinin etkisiyle deli gibi dans ediyordu. Bazı insanlar, mahremiyet falan demeden öpüşüyordu. Şu konuya bir açıklık getirelim, kimsenin öpüşmesini izlemek zorunda değilim yani ne gerek var herkesin içinde öpüşmeye. İnsanı zorla delirtiyorlardı.
"Sıkıldın mı?" Diye sordu Demir. Kendisinin sıkıldığı çok belliydi. "Dans edelim mi?"
"Başka dans partneri bulun kendinize. Hiç dans edesim yok. Zaten rujumu tazelemem lazım." Dedim. Ardından çantamı da alarak masadan uzaklaştım.
Lavaboya doğru ilerleyip, kadın kısmından içeri girdim. Elini yıkayan sarışın bir kadın ellerini kuruladı. Bana ters ters baktıktan sonra kapıdan çıktı. Kesinlikle Demir Ateş'in hayranlarından veya eski sevgililerinden biriydi. Bazı kadınları cidden anlamıyordum, ben kadınların intikamı için gözümü bile kırpmadan canımı tehlikeye atabilecekken bazı kadınlar ise düşmanlık yapmak için sebep arıyordu.
Çantamın içinden kırmızı rujumu aldım ve aynanın karşısında dudaklarıma sürdüm. Yeterince sürdükten sonra kapağını kapatarak çantama geri koydum. Ağır adımlarla lavabonun kapısını açtım ve çıktığımda ise Ezhel'i gördüm. Kolumu tuttu ve lavabodan uzaklaştırdı. Burada kimse yoktu.
"Ne oluyor?" Diye fısıldadım sinirle. "Sen hala bana nasıl davranman gerektiğini öğrenemedin galiba. Söylersen zaten gelirdim."
"Beni dinle," Dedi. "Demir buradan sonra bir yere gitmeyi teklif edecek. Sakın kabul etme. Seni öpmeye kalkarsa sakın izin verme! Ayrıca onun eli hiçbir şekilde sana dokunmayacak, buna izin vermeyeceksin. Tamam mı?!" Öfkeden gözü dönmüştü. Şuan duvarla onun arasındaydım ve kendine özel kokusu burnuma çarpıyordu. Bir nefes kadar bana yakın olması da ayrıca nefesimi kesiyordu.
"Oradan bakılınca, bana zorla böyle şeyler yaptırılabilecek birine mi benziyorum?"
"Sorun da bu!" Sesi azıcık yükselmişti. "Bak evde de uyardığım gibi, plan uğruna kendini feda etmeyeceksin. O herif sana dokunmayacak, yeterince açık konuştum mu?"
"Tamam dedim zaten, neden bu kadar üsteliyorsun. Yalan söylemiyorum sana. Zaten mantıklı düşününce, onunla değil sevgili olmak aynı havayı solumaya bile tahammül edemiyorum."
"Tamam," Diyerek üstümden çekildi. "Bu arada seninle dans edeceğim, hazır ol." Göz kırptı ve gözden kayboldu. Bu adamberkeklerin kadınlara dokunmasından nefret ediyordu. Küçüklükten kalan bir travmaydı. Aslında onu en iyi ben anlıyordum, bende de kalıcı travmalar sayısını bile bilmediğim kadar vardı.
Sırtımı, dayadığım duvardan çektim ve barın içine doğru yürüdüm. Az önce ayrıldığım masaya bakınca Demir hala oradaydı. Adımlarımı azıcık daha hızlandırıp onun yanına ilerledim. "Uzun sürdü." Dedi şüpheli bir tavırla.
"Eee," Dedim. "Diyelim ki öyle oldu, bunu sorgulamak size düşmüyor. Patronumsunuz ama özel hayatıma lütfen burnunuzu sokmayın."
"Endişelendim." Deyince güldüm. Bir genç kızın hayatının bitmesine göz yuman adam mı bunu söylüyordu? Abisinin suçunu saklayan adam. Çok ironikti.
"Ben bu yaşıma kadar başımın çaresine baktım. Bundan sonra da bakarım. Lütfen artık bana karışmayın, bu son uyarım." Nedensizce bir şeye öfkelenmiştim ve bu öfkelendiğim şey her neyse Demir'den çıkarmak istiyordum.
"Sana viski alayım mı?" Diye sordu bıkkınlıkla. "Çok gerginsin."
"Gergin falan değilim." Diye söylendim. "Ayrıca siz patronsunuz, ne haddime sizden viski almanızı istemek. Öyle değil mi?" İlk gün canımı çıkardığı için alttan alttan laf sokmuştum. "Ben kendim alırım."
Çantamla birlikte içecek satışının yapıldığı yere gittim. Şansıma Ezhel de oradaydı. Tezgaha yaklaştım ve barmene seslendim: "bir kadeh viski lütfen."
Barmen, viskiyi tezgahın üzerine koydu. Tam alacakken bir eli elimin üstünde hissettim. Bu Ezhel'di. Baskısı hem yumuşak hem de sertti. Eli elimde bir süre oyalandı, onunla göz göze gelmeden elimi altından çekmek istedim ama izin vermedi. Eli bir süre daha elimin üstünde dolaştı ve elini çekti. Hafifçe öksürdüm ve silkelendim. Viskiyi tezgahın üzerinden alarak oradan uzaklaştım.
Tekrardan kendi masama ilerledim ve kadehe tek attım. Masanın üzerine sertçe koydum.
"İyi misin?" Diye sordu Demir endişeyle. "Sapsarı oldun." Sarı deme bana, demek geldi içimden ama diyemedim.
"İyiyim," Dedim.
"Çıkıştan sonra bir yerlere gidelim mi?" Diye sordu.
"Hayır." Dedim çok net ve ikna etmeye kapalı olan bir ses tonuyla.
"Sen bilirsin." Diyerek omuz silkti.
Gözlerim tezgahın yanındaki bar koltuğunda oturan Ezhel'e kaydı. Ağır ağır içkisini yudumluyordu. Gözlerimi ondan ayırıp Demir'e baktığımda canının epey sıkıldığını hissettim.
"Demir bey, lütfen çekinmeyin. İstediğiniz kişiyle takılabilirsiniz. Zaten sizin sevgiliniz veya flörtünüz değilim." Dediğimde sırıttı.
"Olmak mı isterdin yoksa?" Cidden bu söylediklerimden bunu mu çıkarmıştı?
"Demir bey, size karşı bir şey hissetmediğimi defalarca söyleyebilirim." Dedim sinirle.
Ezhel'e baktığımda buraya doğru geldiğini gördüm. Masada Demir ile tam karşımıza geçmişti. Elini bana doğru uzattı, "Ben Ezhel." Diye tanıttı kendini. Elimi ona doğru uzattım ve sıktım, "Adal Sayer." Diyerek gülümsedim. O ise elimi bırakmadan dudaklarına götürüp öpücük bıraktı.
Elimi ondan ayırdım. Demir'in ise ters bakışları, Ezhel'in üstündeydi. "Ne oluyor Sarı?" Dedi Demir sinirle. "Utanmıyor musun, benim masamdaki bayana yürümeye."
Sinirle karışık alayla güldüm. "Bayan değil kadın, mağara adamı. Bayan sadece tuvalette yazar. Keşke şunu bir anlayabilseniz." Kendimi tutamamıştım. "Ayrıca ben sizin asistanınız olabilirim ama şuan şirket dışındayız. O yüzden bana karışamazsınız. Ben bir kadınım ve kendi kararlarımı kendim verebilirim, istediğimle konuşur istediğimle de iş yaparım." Benden böyle bir hamle beklemiyordu ki afalladı.
"Dans edebilir miyiz?" Diye sordu Ezhel. Demir eliyle kolumdan tutup kendine doğru yaklaştırdı. Ondan bir hamlede uzaklaştım ama eli hala kolumdaydı.
"O elini çek," Dedim dişlerimin arasından. "Yoksa o elini alırım bir yerlerine sokarım." Demir elini çekti. "Adal, o benim kaç senelik düşmanım. Onunla dans edemezsin."
"Sizin düşmanlığınız beni şirketin içinde etkiler. Şirketin dışında etkilemez. Ayrıca ben onunla sevgili olmaktan bahsetmiyorum, sadece dans edeceğiz."
"Hayır," Dedi.
Demir üstüme yürüyünce Ezhel beni kolumdan tutarak arkasına aldı. "Ateş, Ateş, sabrımı sınıyorsun!" Diyerek onu omzundan itekledi. Ben birisinin arkasına daha önce hiç saklanmamıştım ve böyle bir şeyi gururuma yediremeyince onun arkasından çıktım.
Demir Ezhel'e karşı bir atakta bulununca Ezhel onu engelleyerek yanağına büyük bir yumruk attı. "Sen hala öğrenemedin galiba Ateş." Diyerek sırıttı. "Ben bir şeyi istersem yaparım. Ve canım şuan Sayer ile dans etmek istiyor." Daha sonra sanki biriyle konuşuyormuş gibi, "istiyorsun değil mi canım?" Kendine sorduğu soru sanki cevaplanmış gibi, "Bak, canım istiyormuş." Ardından dudağına bir yumruk daha attı.
Demir atakta bulunacakken, dudağına gelen darbeyle sendeledi.
Ezhel gülümseyerek bana döndü, "Sayer, hala benimle dans etmek istiyorsun değil mi?" Diye sordu. Daha sonra elleriyle dağılmış saçlarını düzeltti. "Bence yeterince şıkım."
Demir masada bulunan peçetelerle ağzındaki kanı durdurmaya çalışıyordu. Etrafıma baktığımda bütün millet işini gücünü bırakmış bizi izliyordu. Hatta dikkat kesilince şarkı bile durmuştu. Ezhel benim elimden tutarak tam ortaya doğru götürdü.
"Şarkıyı aç!" Diye bağırdı, Sinirliydi. "Herkes dans etmeye devam etsin!" Şarkı açılmadı, insanlar hala şaşkınlıkla bize bakmaya devam etti.
"Şarkıyı aç!" Diye bağırdı Ezhel. "Herkes dans etmeye devam etsin!" Yabancı bir şarkı kulaklarıma ulaştı. İnsanlar yavaş yavaş dans etmeye kaldıkları yerden devam ettiler.
Ezhel'in iki eli de belime dolandı, ben de iki elimi yukarıya doğru kaldırarak boynuna doladım. Başımı yukarı doğru kaldırınca onunla göz göze geldim. Ağır ağır dans ederken, ortamdan soyutlandığımı ve şarkının kulağıma ulaşmadığını hissettim. Hissettiğim bir şey daha vardı, belimde usul usul dolaşan parmak uçları. Resmen bilerekten baskı yaparak dolaşıyordu. Belime biraz daha baskı uygulayarak beni kendine iyice yasladı. Bacakları artık bacaklarıma temas ediyordu. Belimde ki parmakları hala belimi usul usul okşamaya devam ediyordu.
Yüzünü yüzüme daha fazla yaklaştırdı. Okyanusları beni etkisi altına almıştı. "Benden hoşlanıyorsun, balpeteği. Öyle değil mi?" Ardından bakışlarını benden çekerek etrafta dolandırdı.
"Sana karşı bir şey hissetmiyorum." Diyerek göz devirdim. O ise gözlerini tekrardan gözlerime kilitledi.
"Kaçacak hiçbir yerin yok, balpeteği." Diyerek gülümsedi. "Benim sana aşık olduğum gün, kaçacak hiçbir yerin yok. Çünkü ben istediğimi alırım. Yani ben sana aşık olursam," durdu ve gözleri dudaklarımda oyalandı. "Senin bütün yollarının sonu bana çıkacak. Ve kaçacak hiçbir yerin olmayacak. Ve ayrıca şuan sana olan hislerim beğenmeden öte değil. Şimdi gözlerimin içine bak ve bana karşı hislerinin ne evrede olduğunu söyle."
"Ah Sarı!" Diyerek güldüm. "Sana karşı cidden bir şey hissetmiyorum. Yani evet, beğeniyorum seni. Hatta çok beğeniyorum, belki hoşlanıyor bile olabilirim. Ama daha ötesi değil ve asla da daha ötesi olmayacak."
Umursamaz bir tavırla etrafına bakındı. "Bu kadar büyük konuşma balpeteği, sana açık açık söylüyorum. Benim sana aşık olduğum gün benim olacaksın. Bütün yollarının sonu er ya da geç bana çıkacak."
"Kendini kandır Sarı." Dedim sırıtarak. "Benim yollarım seninle, ablanın intikamını aldıktan sonra ayrılacak."
"Zaman gösterir." Dedi. Anlamıyordum, her konuşmamızda bu sözü nasıl kullandığımızı. Sanki ne konuşursak konuşalım her şeyi zamana bağlıyorduk.
"Zaman gösterir." Dedim aynı şekilde. Şarkı durdu, birkaç saniye sonra başka bir şarkı başlayacaktı. "Şarkı durdu, yerlerimize geçelim mi?"
Cıkladı. "Ben seninle hala dans etmek istiyorum." Belimdeki elleri gitmememi haykırırcasına daha da sıkılaştı.
"Demir şüphelenecek." Dedim.
"Şüphelenmez. Ben düşmanımı da dostumu da çok iyi tanırım. Ve ne yapacağımı çok iyi bilirim, sen sadece bana güven ve ne yapıyorsam ayak uydur." Diyerek dans etmeye devam etti. Gözleri hala gözlerimde dolaşıyordu.
Dakikalarca dans ettikten sonra ondan ayrılıp Demir'in masasına gittim. Demir ise sanki hiçbir şey olmamış gibi içkisini yudumluyordu. Ben de hiçbir şey demeden, masaya benim için bırakılmış viskiden bir yudum aldım.
"Ne konuşuyordunuz?" Diye sordu sakin bir tavırla.
"Geyik yapıyorduk." Dedim.
"Anladım." Trip mi atıyordu? Hayır şuan gülmemeliydim. Son anda kahkahamı içimde tutabilmiştim. Saniyeler dakikaya, dakikalar ise saate dönüştükten sonra bardan çıktık.
Demir yolcu koltuğunun kapısını benim için açtı ve bende bindim. Ardından kapıyı kapatarak şoför koltuğuna oturdu ve arabayı çalıştırdı. Birlikte otobanda oluşan trafiğin arasına karıştık.