İçeriğe geç

Beyaz Zarflar

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Beyaz Zarflar

Bölüm 6

5.Bölüm

Tam tamına bir saattir yoldaydık, depoya doğru gidiyorduk. Ve söylediğine göre daha bir saatimiz vardı. Onunla arada sırada sohbet bulursak konuşuyorduk ama genellikle sessizliğimizi koruyorduk. Geçtiğimiz yollar fazla ıssızdı, hatta şuan ormanlık bir yoldan geçiyorduk. Her bir yanımız ağaçlarla kaplıydı. Ve sanırım İstanbul İstanbul olalı ilk defa bu kadar soğuk bir Mart geçiriyordu. İki gün önce hava ne kadar sıcaksa şimdi ise bir o kadar da soğuktu. O yüzden ikimizin camını da kapatmıştım.

Sohbet etmek istiyordum çünkü canım aşırı derecede sıkılmıştı. Kendimi tutamayarak, "Biraz konuşalım mı?" Diye sordum. "Eğer biraz daha böyle konuşmadan durursak sıkıntıdan patlayacağım." Dediğimde sırıttı. Hem çenesindeki küçük gamze hemde yanağındaki büyük gamze belirginleşmişti. Sanki sarhoş olduğum güne ışınlanıp onun gamzesine dokunuyor gibi olmuştum.

"Sen başlat sohbeti." Dedi direksiyonu sürerken. Şuan içten içe sigara içmek istediğini biliyordum. Ama sırf üşüdüğüm için camları kapattığımı biliyordu. Galiba bu yüzden içmiyordu.

"O zaman sorularıma hazır mısın?" Dediğimde başını hafifçe sallayıp gözlerini kıstı. "Lise hayatın nasıldı, mesela hiç lise aşkın olmuş muydu?"

"Ergence." Diyerek kestirip attı. "Öyle şeylerle hiç uğraşmadım. Zaten doğru düzgün pek okula gittiğimde söylenemezdi. Her ay disipline giderdim." Dediğinde aklına komik bir anı düşmüş gibi gülümsedi. "Hani kavga ettiğim çocuktan özür dilesem, konu kapanacaktı. Ama ben bu hayatta kimseden özür dilemedim. Ve dilemem de."

"Bu lafını bir yere yazdım, gün gelince ayaklarıma kapanırsan hatırlatırım." Dediğimde alayla güldü. Büyük konuşuyordu ve bunu yapması için can atıyordum. Ama kahretsin! Adam herkesin canını yakmasına rağmen beni hiçbir şekilde incitmiyordu. Aslında bu güzel bir şeydi ama özür dilenecek bir durumda olamayacağı ve bu lafını ona yediremeyeceğim için sinirlenmiştim.

"Özür dilemek? Ayaklarına kapanmak? Ha birde ben?" Dediğinde gülme sırası bana geçmişti.

"Zaman gösterir." Aklıma yeniden o konuşmamız geldi.

"Zaman gösterir." Dedi aynı şekilde.

"Hangi takımlısın?" Diye sordum bu seferde. "Gerçi sen mafyasın, futbolla falan ilgilenmezsin."

"Beşiktaş." Deyince şaşırdım. Çünkü bende fenerbahçeliydim. İşin tuhaf yanı da sekiz gün sonra ikisinin maçı olmasıydı. "Sen?"

"Fenerbahçe." Diye yanıtladım. "Sekiz gün sonra ikisinin maçı var. İddiaya girelim mi?"

"Nesine?" Diye sordu. Benim kadar kendini kaptırmamıştı, yüzünde umursamaz bir tavır vardı. Ama ben çok eğleniyordum.

"Eğer ben kazanırsam, bisikletlerinden biri benim." Dedim.

"Kazanmana gerek yok, çok istersen alırım." Dediğinde küçük bir kahkaha atıp, "bir tane bisiklet alabilecek güçteyim, malum ortağım zengin. Amacım, bahçedeki bisikletlerinden bir tanesini almak."

"Hayır," Dedi çok net bir şekilde. "Gel benim evimde sür ya da tıpkısının aynısını yaptırayım."

"Ne oldu kaybedeceğinden mi korktun yoksa?" Kaşlarım alayla havaya kalktığında gözlerini yüzüme çevirdi. Bakışları yüzümün her bir noktasında gezinirken, kendimi hafifçe doğrultup öksürdüm. "Evet, sen kazanırsan?"

"Eğer kazanırsam, o gün söylerim." Dediğinde bakışları uzun süre dudaklarımda oyalandı. Kafamı hızlıca cama doğru çevirdim. "Aman saçma sapan bir iddia. Bence boşverelim. Zaten ne istediğini de söylemedin."

"Ne oldu? Korktun mu yoksa?" Dediğinde sesindeki alaylı tını bana ulaşmıştı. "Hem neden saçma olsun, sen çok istekli görünüyordun." Bakışları tekrar yola kayınca başımı camdan kaldırdım ve ona baktım. "Kaybedeceğinden mi korktun, yoksa kaybedersen yapacağın şeyden dolayı mı korktun?"

"İkisinden de korkmadım. Tamam! Kabul ediyorum." Deyince istediğini almış gibi sırıttı. Tek sorun, fenerbahçe yıllardır şampiyon olamamıştı. Ben cidden fenerbahçeye mi güvenmiştim? Tamam, fenerbahçeli olup takımı sevebilirdim. Ama asla güvenmiyordum. Hep kaybediyordu.

"Devam ediyorum," Dedim. "Sevdiğin birisi daha önce oldu mu?"

"Hayır," Dedi. "Bugüne kadar hiç kimseye aşık olmadım. Ama birlikte oldum, birçok sefer."

"Peki sen?" Diye sordu. Benim eski sevgilim vardı. Ama ona aşık olduğumu hiçbir zaman hissetmemiştim. Zaten o da beni sevmiyordu, sanki mecburiyetten sevgili gibiydik.

"Eski sevgilim vardı," Dedim. "Ama birbirimizi hiçbir zaman sevmedik. Annemler beni terk ettiğinde eski ve yıkık bir kulübeye bırakmıştı. O ise beni buldu ve evine aldı. Yirmi yaşına kadar onunla yaşadım. Onunla yaşarken aramızda değişik bir şeyler oldu. Ben ne olduğunu anlayamadan sevgili olduk. Ama tabii ben ilişkilere hep karşıydım bu yüzden ondan ayrıldım. Açıkçası ayrıldığımıza ikimizde üzülmedik. Daha sonra sokaklara düştüm ve bir adamdan kaçarken..." duraksadım. Yirmi yaşım. En karanlık yılım. Bu kadarını bile anlatmam saçmaydı o yüzden sustum.

"Eee?" Diye sordu. Ona anlatmak istiyordum, zaten anlatacağım kadar anlatmıştım. Hem zaten ne olabilirdi ki? Adamın benimle bir derdi yoktu. O yüzden anlatmakta bir sakınca görmedim.

"Bir adama rastladım, babamdan biraz daha gençti. İşte senin yaşlarındaydı o zaman. Bana hep bir abi şefkatiyle yaklaşıp evine aldı. Ama ben artık kimseye rahatsızlık vermek istemiyordum. Ayrı bir eve geçmek istediğimi söyleyince izin vermedi. Çünkü bir işim yoktu, kirayı nasıl verecektim öyle değil mi? Ne yapabilirim diye düşünürken, bir akşam o adam elinde diz üstü bilgisayarıyla geldi. Ve yeni işin dedi bana. İşte balpeteğinin doğuşu o akşam başladı."

"Değişik bir hayat hikayen varmış." Dedi. "Benim öyle garip bir hikayem yok. Zaten sana anlatmıştım her şeyi. Babamdan kalma işi yapıyorum. Hayatım polislerden saklanarak geçiyor. Ve insanlar gördüklerinde bile polisleri aramaya cesaret edemiyor. O yüzden pek bir zor hayatım olduğu söylenemez." İnsanlar polisi arayamayacak kadar çok korkuyordu Ezhel'den. Ve ben bu adamın ortağıydım. Bu şeyi on dokuz yaşımdaki halime anlatsam, herhalde bana kahkahalarla gülerdi. Ama gerçekti, hemde bir hayal olamayacak kadar gerçekti.

"Değişik," dedim. "Ama hiç polise söyleyen olmadı mı gerçekten?"

"Sayısını bile hatırlamıyorum. Ama her defasında polislerden kaçmayı başardım. Beni şikayet eden insanların da hayatını bitirdim." Dedi. Demek ki hala tehlikedeydi. İnsanların bir kısmı polise vermekten korkmuyordu.

"Anladım," Dedim. "Kaç dakika kaldı?"

"On dakika sonra oradayız. Biraz daha sabret."

◇◇◇

Yaklaşık on dakika sonra, ilerlediğimiz orman yolunun sonuna geldik. İstanbul'da yaşamama rağmen burayı ilk defa görüyordum. Ezhel'i beklemeden arabanın kapısını açıp indim. Etrafıma baktığımda, güneş batmak üzereydi. Ve dört bir yanımız ağaçlarla çevriliydi.

"Burası ağaçlık," Dedim. "Depo nerede?"

"Gel benimle." Deyince ağaçlıkların arasına doğru ilerledi. Bende hemen onun peşinden ağaçların arasına karıştım. Kollarımla yüzüme kalkan yapıyordum. Yoksa bu dallar yüzümde çizilmedik hiçbir yer bırakmazdı. Ezhel önde ben arkada tam iki dakika boyunca yürüdük.

Karşıma çıkan şeyle, şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Koskocaman yarım daire duruyordu karşıda. Tabanı dümdüz olmasına rağmen üst kısmı yuvarlaktı. Ve dış cephesi, açık griydi. Benim gördüğüm tarafta sadece beş tane cam vardı ve onlarda açıktı. Yoksa nefes alınamazdı.

"Hadi gel," Dedi eliyle koskoca kapıyı açarken. Başımla onaylayarak birkaç adım attım ve tam yanında durdum. Aralık olan kapıdan içeri ilk adımımı atınca, tanıdık bir koku duydum. Kan kokusu. Ortamda loş bir ışık vardı. Bu koca yerde, daha yeni öldürüldüğü belli olan yaklaşık elli ceset vardı. Sandalyelerde oturan kişi sayısı yüzden fazlaydı ve hepsinin ağzı yüzü dağılmıştı.

"İşte benim mekanım." Dedi Ezhel elleriyle etrafı göstererek. "Kafam attıkça gelip bunları dövüyorum. Genelde hepsi kadınları rahatsız eden şerefsizler olduğu için, bazen öldürene kadar dövüyorum." Kadınlara yan gözle bakılmasına bile tahammülü yoktu, bunun en büyük sebebi ablasıydı. Küçüklükten kalan travma olabilirdi. Bu çok güzel bir şeydi, bütün kadınları korumak istiyordu.

"O gece beni rahatsız eden nerede? Ben onu dövmek için geldim." Dediğimde güldü.

"Sahne sizin, Sayer." İlk defa bana balpeteği veya ortağım dememişti. Bana ilk kez, soyadımla hitap etmişti. Bir yandan tuhaf gelse de bir yandan da hoşuma gitmişti.

O önde ben arkada tam beş dakika boyunca yürüdük. Etrafta, sandalyelerde oturan mahkumlardan daha fazla koruma vardı. En sonunda bir adamın başında durduk. Yüzünü çok çok sonradan anlamıştım. Yüzü gerçekten tanınmayacak hale gelmişti. Bu o gece ki adamdı.

"Zamanı gelince ölecek," Dedi sanki bana bir şeyleri anlatmak ister gibi. "O güne kadar her gün dayak yiyecek." Yüzü o kadar kanlıydı ki vurmak için bile dokunmak istemiyordum.

"Çok vurmak istiyorum. Ama galiba midem bulandı." Adam yüzünü hafifçe yukarı kaldırdı. Ağzındaki siyah bant da kan içinde kalmıştı. Ezhel bantın ucundan tutarak sertçe çekince adamın ağzından ufak bir inilti çıktı.

"Yemin ederim, kötü bir niyetim yoktu. Ben sadece içkiyi o günlük fazla kaçırmıştım. Adal hanım gerçekten çok özür diliyorum. Evde karım ve altı yaşında oğlum var. Bırakın gideyim. Lütfen." Diye ağlamaya başladı.

"Sen ne dersen onu yapacağım." Dedi Ezhel. "Bu adamın kaderi iki dudağının arasında. Emrine amadeyim." Göz kırptı ve daha sonrasında hafifçe gülümsedi.

Ezhel'in dediğine cevap vermeden adama baktım. "Sen sarhoşsun, O sarhoş, bu sarhoş. Peki kadınların suçu ne lan?" Diyerek saçlarına yapıştım. Saçlarını derisinden kopacak kısma gelene kadar çektim. "Sizin eğlenip gönlünüzce sarhoş olmanın cezasını niye biz çekiyoruz? Niye siz eğlenirken biz ölüyoruz? Söyle!" Dişlerimin arasından gücüm yettiğince bağırıyordum. "O gün çok güçlüydün. Erkekliğin bu kadar mıydı? Ayy çok üzüldüm!" Yapmacık bir hüzünle dudaklarımı büzdüm.

"Bırak." Dedi yalvarırcasına.

"Bugüne kadar kaç kadının bileğini sıktın?" Diye sordum. Cevap gelmeyince, "Söyle!" Diye bağırdım. Hala cevap gelmedi. "Söyle!"

"Üç!" Diye bağırdı, saçının acısıyla.

"Sarı," Dedim sırıtarak. "Üç dakika sonra haber ver. Bu adamın saçını bırakacağım."

"Sen yeter ki iste." Dedi.

Adamın saçlarına var gücümle bir daha asılıp geçen seferkinden daha fazla çektim. Hatta bir an öyle bir ses geldi ki, adamın saçının koptuğunu düşündüm. Saniyeler birbirini kovaladı, ve en son Ezhel'in, "Üç dakika doldu." Dediğini duydum. Duyunca da saçını bıraktım. Adam rahatlamış gibi nefesini sesli verince, içimin ona karşı hiç yumuşamadığını farkettim. Hala nefret doluydum.

"Burada neler var?" Diye sordum. Ezhel işkence aletlerinden bahsettiğimi anlamış gibiydi.

"Kartal!" Diye bağırdı. On adım ötesimizde duran adam ceketinin düğmelerini ilikleyerek hızlı adımlarla yanımıza geldi. "Buyurun, Ezhel bey."

"Bizim işkence aletlerimizden, onu getirsene." Adam "onu" Deyince hemen anlamış gibiydi. Acaba "onu" derken neyi kastedmişti? Adam hızlı adımlarla yanımızdan uzaklaşınca Ezhel'e doğru dönerek, "Onu derken?" Diye sordum. "Bekle de gör" der gibi kaşlarını havaya kaldırdı.

Aradan tam tamına yedi dakika geçtikten sonra Kartal yanımıza geldi. Elinde küçük bir makine vardı. Küçük bir tutma yeri olan, üstü daire şeklinde ve kenarları tırtıklı bir makineydi. "El kesme makinesi." Diye tanıttı Ezhel. "Birde bu adamın geçmişi..." dedi ve sustu. Söylemek dahi istemiyordu. Anladığım kadarıyla, geçmişte bir sürü kadına tecavüz etmişti. Karısı ve çocuğu olduğu gerçeği de yalandı tabii ki de.

Makineyi alarak adamın yanına iyice yaklaştım. "Ya ben hatırlamıyorum, sen benim kolumu hangi elinle tutmuştun?" Diye sordum alayla. Adamın gözleri iri iri açılmıştı. Arkamı dönerek Ezhel'e baktığımda ise gururla beni izliyordu.

"Söyle, yoksa iki elini de keserim." Dedim dişlerimin arasından.

"Ayaklarınıza kapanayım, Adal hanım. Lütfen yapmayın etmeyin." Ağlamaya başlayınca alay dolu kahkaha attım.

"Kadınlara istemediği şeyi yaptırırken aklın neredeydi, lan senin?!" Diye bağırdım. "Hiçbir kötülük karşılıksız kalmazmış. Kadınların ahı tutmuş, demek ki bugüne ve bana kısmetmiş."

Adam artık pes etmiş bir şekilde sandalyesine iyice sokuldu. Ve gözyaşlarını serbest bıraktı. Ağladı ama bağırmadı, sessizce kaderine teslim oldu. Ona karşı asla yumuşamamıştım. Ve yumuşamayı da düşünmüyordum. Yüzüne okkalı bir tokat atarak kendine getirdim. Adam bu darbeyi beklemiyor olacaktı ki, afalladı.

"Ağzını bantlamamı ister misin, Sayer?" Diye sordu Ezhel.

"Onun çığlıkları ruhumu besleyecek." Diyerek kahkaha attım. "Söyle, hangi elinle bana dokundun?"

"Sağ," Dedi adam. Çırpınmayı son saniyeye saklar diye bekliyordum. Ama aksine hala susmaya devam etti. Makineyi çalıştırdım ve sağ elini sertçe tutarak kendime çektim. Makineyi koluna temas ettirir ettirmez derisinde küçük bir yara açmıştı ve kanamıştı. "Kadınlara bu elinle dokundun değil mi? Pis sapık!" Diye bağırdım ve makineyi biraz daha derisine bastırdım. Adam yüksek sesle inleyince her bir yanda onun sesi yankılandı.

"Yapma!" Diye ağlamaya devam etti. Ama ben umursamadan biraz daha derine bastırdım. "Yalvarırım yapma!" Ağlamaya devam etti. Kaderine razı olmuştu çoktan. Hani bir kurban kesilirken bile çırpınır lakin çoktan kaderine teslim olmuştur ya onun ki de öyleydi.

Derisi tamamen bitmişti. Oluk oluk kanlar akıyordu ve ben bu kanları gördükçe o kadınların intikamını almış gibi hissediyordum. Makine sert bir şeye çarpmıştı. Galiba kemiğiydi.

"Kemiği kesiyor mu şu şey?" Diye sorduğumda Ezhel küçük bir kahkaha attı. "Yok yani kalitesiz, kesmiyor dersen boşuna kendimi yormayayım diye sordum."

"İşkence yaparken bile espri yapabiliyorsun ya pes!" Diyerek gülümsedi. "Kemiği de kesiyor." Dediğinde iki elini de gri pantosunun ceplerine yerleştirdi. Ben tekrardan işime döndüm. Adam acıdan dolayı bayılmış gibiydi. Sabahtan beri bağıra bağıra enerjisi bitmişti anlaşılan.

Makineyi son ana kadar çalıştırdım, daha sonra yere bir şey düştü. Onun sağ eli! Ve işte o zaman, dünyayı kara bir lekeden silmişim gibi rahatladım. O kadınların intikamını alıyormuşum gibi rahatladım. Sanki yirmi yaşımın ve Ezhel'in ablasının intikamını alıyormuşum gibi rahatladım.

"Aferin benim kızıma," Ezhel benim duyamayacağımı sandığı bir ses tonuyla konuşmasına rağmen sesi bana ulaşmıştı. Ve evet! Bu da annemle babamdan kalan kalıcı bir travmaydı.

Gülümseyerek arkama döndüm. Onun gururlu bakışlarının yüzümde dolaştığını gördüm. Onun yanına doğru gittim ve "Bu adam bu gece ölecek." Diye mırıldandım. "Ama kolayca değil, acıyla ölecek. Cesedini de ateşte yakın." Başını beni onaylar anlamda salladı. Gözleri hala gurur dolu bir ifadeyle bana bakıyordu.

◇◇◇

~Yarın~

Bütün gün Demir Ateş'in asistanlığını yeniden yapmıştım. Ama bu sefer canımı çıkartmamıştı aksine yumuşak davranmıştı. Bu adamda bipolar bozukluğu olduğuna Yemin edebilirdim. Şuan karşımdaki sandalyede oturmuş hala iş yapıyordu. Çantamı ve mavi ceketimi elime almış çıkmaya hazırlanıyordum.

"Ben gidiyorum," Dedim yapmacık olduğu belli olan bir gülümsemeyle. "Başka bir şey yoksa tabii."

"Var." Deyince, kendimi şuan onun üzerine atıp saçını başını yolmamak için zor tutmuştum.

"Ne var acaba?" Diye sordum alttan alttan onu iğneleyerek. "Saat sekizde çıkıyorum ya hani."

"Bu akşam, bütün şirket patronlarının katılacağı kokteyl partisi var. Benimle birlikte gelmeni istiyorum. Ama asistan patron ilişkisi gibi değil. Bu tamamen eğlenmek için organize edilmiş bir program."

Acaba Ezhel bu teklifi kabul ettiğim için bir şey der miydi? O da orada olacaktı. Şimdi ne demeliydim? Yaptığım en ufak bir hata bütün planı alt üst edebilirdi. Ama mantıklı düşününce bu şey planı etkilemeyeceğe benziyordu.

"Tamam." Dedim. "Elbette gelirim."

"Sen bana evin adresini konum at, akşam saat on buçuk gibi seni alırım."

"Teşekkür ederim, Görüşürüz." Diyerek kapıya doğru yürüdüm. "Görüşürüz." Dediğini duyduktan sonra kapıdan dışarıya bir adım attım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.