Dün eve sabaha karşı geldiğim için bugünlük izinliydim. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama baya geç olduğu güneşin batmak üzere olduğundan belliydi. Bu akşam Sarı ile konuşmayı düşünüyordum, telefonu uyku sersemliğimle elime aldım ve onun numarasını tuşladım. Telefon birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
"Alo, Sarı." Dedim. "Napıyorsun?" Karşı taraftan yatak gıcırdama sesleri gelince onun da yatakta olduğunu ve yeni uyandığını anladım. O da bizimle aynı saatte eve girmişti, robot olmadığına göre haliyle o da akşama kadar yatmıştı.
"Telefonun sesiyle kalktım." Dedi. "Uyuyordum."
"Akşam yemeğine sana geliyorum, konuşmamız lazım." Dedim, biraz emrivakilik yaparak kendimi eve davet ettirmiş olabilirim ama konuşmamız gerekiyordu.
"Gel balpeteği?" Dedi ama soru sorar gibiydi ses tonu. Galiba bunun nereden çıktığını merak ediyordu. "Bir şey mi oldu?"
"Oldu," Dedim, ses tonumun pek de yumuşak olduğu söylenemezdi. Aslında ona değil de kendime kızgındım. Doğruları sorgulamadan direkt Demir'e saldırmıştım. Şuan kimin doğru olduğunu bilmediğim için kime nasıl davranacağımı kestiremiyordum. "Her neyse!" Dedim. "Akşam konuşuruz, şimdi kapatıyorum."
"Tamam," Dedi. "Akşama görüşürüz."
"Görüşeceğiz, Sarı. Daha çok görüşeceğiz." Gülüş seslerini duyduktan sonra telefonu kapattım. Telefon konuşmamızdaki sohbeti hatırladım, onun söylediklerini ona geri iade etmiştim.
Ya Demir doğru söylüyorsa? Ben bunun vicdan azabıyla nasıl yaşayacaktım? Adam beni seviyordu, suçu olmamasına rağmen ona acı çektiriyordum.
Ama şöyle bir şey daha vardı, eğer Ezhel'in teklifini kabul etmeseydim ve mafya Demir ile normal şartlar altında tanışsaydık yine ona karşı bir şeyler hissetmezdim. Ve yine aynı tepkileri verirdim. Sonuçta ona daha ihanet de etmemiştim, böyle düşünmek biraz da olsun vicdanıma su serpiyordu.
Ayağa kalkıp, yatağımı güzelce topladım. Etrafta dünkü dağınıklıklarımı da topladıktan sonra banyoda geç kalınmış rutin işlerimi de hallettim. Elbise dolabıma ilerledim ve içindekilere baktım.
Beyaz kumaş pantolon ve üstüne de bebek mavisi belimin hizasında biten gömlek giydim. Sarı saçlarımı tepeden topladıktan sonra hafif bir makyaj yaptım. Beyaz spor ayakkabılarımı da giydikten sonra telefonumu da alarak odamdan çıktım. Ahşap merdivenlerde duymak istediğim o tok ses yerine yeniden gıcırdama sesi duymak sinirimi bozmuştu. Kombinime topuklu ayakkabı güzel durmayacağı için giyememiş ve mecburen spor düz taban giymiştim.
Nihayet ahşap merdivenlerinin son basamağını da tamamlayarak kapıya yöneldim. Anahtarımı almayı son anda hatırlamış ve evden çıkmıştım. Sitenin içinde park edilmiş arabamın önünde durdum ve şoför koltuğuna oturarak çalıştırmaya başladım.
◇◇◇
Nihayet arabayı onun evinin önünde durdurmuştum, şoför koltuğundan indim ve oturan güvenliğe baş selamı verdim. O da gülümseyerek bana karşılık vermişti. Kapının ziline bastım, biraz bekledikten sonra kapı bir kadın tarafından açıldı. Üstünde aşçı kıyafeti vardı.
"Sonunda!" Dedim ve içeri geçtim. Ani tepkim karşısında orta yaşlardaki kadın şaşırdı. Ben bile tepkimi çok çok sonradan farketmiştim. "Ay çok pardon!" Diye ekledim. "Bu evin yemeklerini kimin yaptığını ilk günden beri merak ediyordum. Sonunda görünce bir an şaşırıp ani bir tepki verdim." Kadın samimi bir gülümsemeyle bana karşılık verdi.
Elimi tanışmak için ona uzattım, "Ben Adal," Dedim. O ise elimi tutmadan iki elini de havaya kaldırıp işaret diliyle bana bir şeyler anlatmaya başladı. "Ben de Zuhal, konuşamıyorum."
Kendimi çok kötü hissetmiştim ama ben nereden bilebilirdim ki?!
Gülümseyerek başımı salladım ve aynı şekilde ellerimi havaya kaldırarak, "memnun oldum." Dedim. Kadın gülümseyerek yanımdan ayrıldı ve mutfağa ilerledi. Acaba işaret dili yapmama kırılmış mıydı? Kahretsin! Hiç tecrübem olmadığı için ona nasıl yaklaşacağımı kestirememiştim. Bu hayatta en nefret ettiğim şey insanları kırmaktı.
Kafamı merdivenlere çevirdiğimde Ezhel'in beni izlediğini gördüm. "Yemekleri ben yapmıyormuşum demek ki," Dedi. Yanına doğru ilerledim.
Zuhal tek tek tabakları masaya yerleştirdikten sonra mutfağa girdi. "Hayırdır balpeteği, hangi rüzgar attı seni buraya?"
"Çok misafirperversin hakikaten?" Diyerek göz devirdim.
"Saçmalama, onun için sormadığımı biliyorsun. Sonuçta burası ortağının evi, seninde evin sayılır."
"Ortağım?" Dedim soru sorar gibi. Dünden beri kafam sürekli çelişkilerle doluydu.
"Ne oluyor?" Diye sordu yüzümü süzerken. Elini belime yerleştirerek masaya kadar eşlik etti. Her zaman oturduğum sandalyeyi benim için çektikten sonra ben de oraya oturdum. Daha sonra masanın etrafından dolaşarak her zamanki yeri yani karşımdaki sandalyeye oturdu.
Dirseğimi masanın üzerine koyduktan sonra sağ yanağımı da avcumun içine yerleştirdim. Sıkıntılı bir nefes verdikten sonra yeşillerimi onun okyanuslarıyla birleştirdim.
"Sarı, dün gece Demir bana sizin düşmanlık hikayenizi anlattı." Karşımdaki adam sabırla bir daha ki cümlemi bekledi. Ama ben bir türlü doğru kelimeleri seçemiyordum, sonuçta onu kırmak veya üzmek en son isteyeceğim şey bile değildi. Ona inanmadığımı düşünmesini istemiyordum.
"Demir, Kıvanç'ın Buse'yi öldürdüğünü bilmediğini söyledi. Kıvanç, Demir'i kandırarak yurt dışına kaçmış ve Demir şuanda onun yerini bile bilmiyor." Tek nefeste anlattıklarım karşısında karşımdaki adamda mimik bile kıpırdamamıştı. Hatta gayet soğukkanlılıkla masasının üzerinde duran içkisini yudumluyordu.
"Bir şey demeyecek misin?" Diye sordum çekingen bir tavırla. Onu kırmak istemiyordum, ben kimseyi kırmak istemiyordum. Bu dünyaya kahraman olarak gözlerimi açmışken, kötü bir insana dönüşmek istemiyordum.
"Ben bir şey demeyeceğim, Sayer." Dedi. "Sen diyeceksin. Eğer bana inanmıyorsan, anlaşma falan umrumda değil. Çeki yırtar atarım. Benim sana anlattığım o bilgileri de kullanmayacak kadar temiz bir insansın. Seni zorlamayacağım."
"Kendi bildiklerini savunmayacak mısın?" Diye sordum. "Biraz olsun beni inandırmaya çalışmayacak mısın? Ben sana inanmak istiyorum. Çünkü sen iyi bir insansın."
"Değilim," Dedi içkisinden bir yudum daha içerek. "Ben Demir ile düşman olduktan sonra kötü bir insan oldum, anlıyor musun? Bana inanmak zorunda değilsin!"
"İnanmak istiyorum!" Sesim biraz yükselmişti. "Benim söylediklerim doğru dersen sana inanırım! Demir yalan söylüyor dersen yine sana inanırım! Niye susuyorsun? Söyle, Sarı! Sadece bir kere kendini savun."
"Neden?" Diye sordu. "Bana neden inanmak istiyorsun?"
"Kahretsin!" Diyerek ayağa kalktım. "Bilmiyorum, sana neden bu kadar inanmak istediğimi bilmiyorum. Neden iki dudağının arasından çıkacak şeye bu kadar güveneceğimi bilmiyorum! Ama söyle, doğru de! Yalan söylemedim de! Bir şey de Sarı!"
"Duymak istediğin buysa!" Diyerek iki elini de sertçe masaya koydu ve ayaklandı. Üstüme doğru eğildi. "Yalan söylemiyorum, Sayer. Ben yalan söylemem."
Gözlerimden bir damla yaş süzüldü, galiba mutluluktandı. Vicdan azabından kurtulmuştum. Belki de sırf vicdan azabından kurtulmak için Ezhel'e bu kadar güveniyordum, belki de bu beynimin bana bir oyunuydu? Çünkü insan daha bir haftadır tanıdığı birine bu kadar güvenebilir miydi?
Kendimi sandalyeye bırakıp derin bir nefes verdim. O da aynı şekilde geri yerine oturup kadehini fondipledi. Ardından kadehini ağır ağır yeniden doldurdu.
"O seni sevdiği için kendini masum, beni kötü yapmaya çalışmış." Dedi. "Oyun oynamış, seni kandırmaya çalışmış. Dans ettiğimizde ikimizin arasında bir şey olduğunu sanmış sikik herif!"
"Baştan beri anlamalıydım zaten," diyerek kendime kızdım. "Bir an... sadece bir an şüpheye düştüm. Kendi yaptıklarım için, Dedim ki ya Sarı yanılmışsa ya ben bu vicdan azabıyla yaşarsam? Diye düşünmeden edemedim. Kusura bakma."
"Önemli değil, Sayer." Dedi. Bakışlarında bir değişiklik yoktu, galiba kırgın veya kızgın değildi. "Yemeğine başla lütfen."
"Bir şey soracağım," Dedim. "Neden bazenleri Sayer bazenleri ise balpeteği diyorsun?" Bu epey merak ettiğim bir soruydu.
"Bugün değil ama bir gün mutlaka öğreneceksin." Diyerek önünde duran köfteden bir parça yedi. Başımı salladım, sadece küçük bir meraktı. Yani o kadar umrumda olduğu söylenemezdi.
Ben de onun gibi yemeğime başladım.
Yaklaşık yarım saat sonra yemekleri yedik ve Zuhal ortalığı topladı, daha sonra da evden çıktı. Ezhel ile karşılıklı koltuklarda oturuyorduk.
"Ağladı," Dedim. Ezhel'in bakışları telefonundan kalktı ve benim yeşillerimle buluştu. Telefonunu hemen yanına koyduktan sonra sağ ayak bileğini sol dizinin üstüne atıp arkasına yaslandı. "Siz çok yakınmışsınız. Sen ona inanmadığın için ağladı. Bir insan numaradan ağlar mı? Sana güvenim sonsuz ama sadece bunları bil istiyorum."
"Ağlar," Dedi. "İnsan en çok numaradan ağlar. Ben gözyaşlarına inanmam Sayer. Onlar da yalan, aynı sözler ve bakışlar gibi yaşlar da yalan."
"Demir gerçekten basit bir yem. Nasıl olur da onu bu zamana kadar yenemiyorsun."
"Ah Sayer ah!" Diyerek güldü. "Bunu daha kaç defa sana açıklayacağım? Ben onu kanata kanata bitirmek istiyorum. Canı yansın istiyorum. Bunca yıl senin gelişmeni bekledim, istediğim kadar gelişince iş birliği yaptık seninle. Çünkü sen onun canını çok daha fazla acıtacaksın, sonuçta sevdiği kadın tarafından ihanete uğrayacak öyle değil mi?"
Şimdi çok daha iyi anlıyordum, Ezhel onun şirketini batırmak istiyordu ama bunu ben olmadan da yapabilirdi hem de çok daha kolay bir şekilde. Ama Demir'in aynı zamanda canı da yansın istiyordu.
"Peki şirketini batırınca ondan intikam alacaksın ama Kıvanç'ı nasıl bulacaksın?" Diye sordum.
"Maddi güç çok önemli Sayer." Dedi, bana bir şeyleri öğretmek ve hayata karşı tecrübelendirmek ister gibiydi. "Eğer onun elinden bütün maddi gücünü alırsam, onun ne plan yapacak gücü ne de yanında duracak korumaları olur. Öyle değil mi? O yüzden onu yavaş yavaş bitirerek kolayca alıkoyacağım. Daha sonra da Kıvanç'ın yerini söyletmek zorunda bırakacağım."
"Plana ne zaman başlıyoruz?" Diye sordum. Artık aksiyon istiyordum çünkü fazlasıyla sıkılmıştım. "Yani kırmızı flashı ne zaman alacağım."
"Söylediğim gibi işte çalışmaya başladıktan tam bir hafta sonra." Dedi. "Yani iki gün sonra. Sana güveniyorum, Sayer."
"Balpeteği desene." Dedim. "Sayer demen hoşuma gidiyor ama sanki soyadımla hitap edince aramıza duvarlar örülüyor."
"Senin yüzünden." Dedi çok net bir şekilde. Benim yüzümden miydi? Ne alaka!
"Ne?" Dedim şaşkınlıkla.
"Her neyse, Sayer." Dedi. "Sana bunu daha sonra anlatacağımı söylemiştim." Sesi çok yorgun ve bıkkın geliyordu. Saatin kaç olduğunu da bilmiyordum.
"Balpeteği!" Dedim inatla. Aklıma Ezhel ve Sarı üzerine kavgamız gelmişti. O da aynı şeyi bana yapmıştı.
"Her neyse!" Dedi uyarıcı bir şekilde.
Ayağa kalkınca, "gidiyor musun?!" Dedi.
"Yatıya kalmamı mı isterdin?"
"Burası senin de evin," Dedi. "Hatta bana kalırsa hep burada yaşamanı isterim. Sonuçta ihtiyacın olan her şey burada. Planları daha rahat konuşuruz. Bir ay... sabredebilirsin değil mi?"
"Benim için bir sıkıntı yok." Diyerek güldüm. "Ama benimle yaşamak zordur, Sarı."
Sırıttı, "O zaman anlaştık." Diye de ekledi.
"Anlaştık, yeni ev arkadaşım." Dedim. "Önce ortak, şimdi de ev arkadaşı. Yakında beni nikahına da alırsan hiç şaşırmam."
"Zaman gösterir, Sayer. Zaman gösterir."
"Gösterir, elbette." Dedim. "Ben odama çıkıyorum o zaman."
"Uyumayacağını biliyorum eve gittiğinde kesinlikle akşama kadar uyumuşsundur. Ama yine de iyi geceler."
"İyi geceler," diye karşılık verdikten sonra merdivenleri tek tek çıkmaya başladım.
◇◇◇
Sabaha kadar gözüme hiç uyku girmemişti, bunun sebebi ise akşama kadar aralıksız bir şekilde yatmamdı. Sabah sabah duşa girmiş ve hazırlanmıştım. Dizlerimin hizasında biten, pembe, yarım kollu, vücudumu saran bir elbise giymiştim. Saçlarımı bugünlük açık bırakmaya karar vermiş ve çantamı, ayakkabımı da beyaz tercih etmiştim.
Tabii hala Mart ayında olduğumuz gerçeğini ve güneşe aldanmamak gerçeğini de es geçmemek lazımdı. Çantamı tuttuğum koluma mavi kot ceketimi de astıktan sonra odadan çıktım. Tam merdivenlerden iniyordum ki Ezhel ile karşılaştım.
"Gecen rahat geçti değil mi?" Diye sordu karşıma geçerek.
"Sana da günaydın." Dedim alttan alttan ona imada bulundum. "Güzeldi, teşekkür ederim. Her şey için."
"Teşekkür etmekten ne zaman vazgeçeceksin acaba?" Diyerek derin bir nefes verdi.
"Kibar bir insanım." Diyerek göz devirdim. Bugün onu sürekli gömüyordum.
Eli yeniden belimi buldu ve tek tek merdivenlerden benimle birlikte inmeye başladık. Sofra hazırdı, galiba aşçı sabahleyin hazırlayıp gitmişti. Ezhel yeniden benim için sandalyeyi çekti ve ben oturduktan sonra karşıma oturdu.
Kahvaltıma başlarken, "büyük gün yarın değil öbür gün değil mi?" Diye sordum.
"Evet," dedi. "Sana önceden bahsetmiş olmam lazım ama yine anlatayım." Onu dinlemek bilgilerimi tazeleyeceği için onu dinlemeye başladım. "İki gün sonra Ateş'in kumarhanesine baskın düzenleyeceğim ve O da bütün adamlarını toplayıp oraya gidecek. Oraya gönderdiğim bir çalışan var, Ateş'in odasının kameralarını iptal edecek. Geriye kalan bütün iş sende. O flash olmazsa Ateş'in şirketi gitgide çökecek ve en sonunda kötü günler için sakladığı çeklerine yönelecek. İşte tam o sıra yine devreye sen gireceksin. Çekler için yeni bir plan yapıyorum, hazır olduğunda sana anlatacağım."
"Güzel plan," Dedim. "Ama ya bir şeyler ters giderse. Yani ya planladığın gibi gitmez ve Demir istediğin gibi davranmazsa..."
"Ah! Balpeteği." Diyerek güldü. "Çok hafife alıyorsun beni."
"Hafife falan almıyorum." Dedim. "Tamam, ben de kendi yaptığım planlara aşırı derecede güveniyorum ama en azından olmama ihtimalini de göze alıyorum. Ama sen tamamen güveniyorsun."
"Mafyayım ya hani." Dedi eliyle kendisini göstererek. "Planlarımı tamamen kusursuz yaparım. Olmama ihtimali olmayan planlar. Anlaşıldı mı?"
"Anladım." Diyerek tekrardan kahvaltıma yöneldim.
On dakika sonra kahvaltımızı bitirmiştik. Ezhel ile evden çıktık. "Akşama görüşürüz, Sarı." Diyerek gülümsedim ve kendi arabama bindim.
El sallayarak kendi arabasıyla yanımdan uzaklaştı. Ben de arabamı çalıştırarak şirkete doğru sürdüm.
İstanbul'un trafiği artık çekilmez bir hale gelmişti. Arabanın içinde, trafikte çırpınmıştım ama nihayet saat tam sekizde şirkete yetişmiştim, bunun sevinciyle arabayı park etmiş ve şirkete girmiştim.
Asansöre binip on beşinci kata bastım, asansörün kapıları tam kapanırken bir ayakkabı kapanan asansörü durdurarak yeniden açtı. Bakışlarımı yukarıya çıkarınca, bu kişinin Demir Ateş olduğunu anladım.
İçeriye doğru birkaç adım atarak yanıma geçti, asansör tek tek katları çıkmaya başladı.
"Günaydın, Demir bey." Dedim.
"Günaydın," Diyerek sırıttı ve yüzünü bana döndü. Neden öyle bakıyordu ki? Aşık gibi...
"Öyle bakmayı kesin lütfen!" Diye söylendim dişlerimin arasından sinirle.
"Nasıl bakıyormuşum ki?" Diye sordu muzip bir tavırla. Sakin olmak zorundaydım. Ya da sakin olmamalıydım. "Adal, yıllar oldu. Ve ben her defasında fotoğraflarına öyle baktım, her baktığımda canım yandı. Sen bunu anlayamazsın, kimse anlayamaz. İzin ver de sadece bakayım, uzaktan izleyeyim seni. Yıllardır hasret kaldım."
"Rahatsız oluyorum, Demir bey!" Dedim. "Size en başından beri patron ve asistan ilişkisinden başka bir şey istemiyorum diyorum. Neden anlamamakta ısrar ediyorsunuz?"
"İstifa et o zaman." Diyerek güldü. "Edemezsin değil mi? Neden Adal? Benden bu kadar rahatsızsın neden gitmiyorsun yanımdan? Neden burnumun dibindesin?"
Kahretsin! Beni köşeye sıkıştırmıştı. Şimdi ne demem lazımdı? Ondan hoşlandığımı söylemekten başka çarem yoktu! Yoksa bütün plan mahvolacaktı. Ama böyle bir şeyi yapsam, Ezhel'in ne yapacağını kestiremiyordum. Aman! Ortaklığımız biterse de bitsin. Artık ne olacağı umrumda değildi, şuan için doğru olanı yapmam lazımdı.
"Kahretsin!" Diye fısıldadım. "Tamam, kabul ediyorum. Senden hoşlanıyorum! Bu yüzden girdim şirkete bu yüzden tehdit ettim seni. Sana daha yakın olabilmek için. Ama şuan kendi içimde savaş veriyorum, aşık mıyım yoksa küçük bir hoşlantı mı diye? O yüzden senden uzak durup sürekli seni tersliyorum."
"O zaman kanıtla." Dedi.
"Nasıl?" Diye sordum.
"Öp beni!"
Tam o sıra asansör imdadıma yetişmişti, peki ya bundan sonra kim imdadıma yetişecekti? Bu adamla gün boyu yalnızdım. Hep böyle kaçacak mıydım? Ezhel beni nasıl bir duruma düşürmüştü!
Asansörden arkama bile bakmadan indim. Ve Demir beyin odasına girdim. Gerçi artık sevgilim olacaktı da neyse! Bu sevgili işini elimden geldiğince uzatmaya çalışacaktım. Demir de hemen arkamdan geldi ve kapıyı kapattı.
Aramızda birkaç adımlık mesafe vardı. Ben işim için kendi canımdan bile vazgeçebilirdim ama bu çok ağırdı. Onunla yalandan sevgili olabilirdim, daha ağır bir intikam olurdu. Fakat onu öpersem kendime çok büyük hakaret ederdim. Hayır, her şeyi yapabilirdim ama bunu asla yapamazdım. Kendime bunu yapamazdım.
"Bekliyorum," Dedi. "Ya şimdi öper beni aşkına inandırırsın ya da bu şirketten bir gün içinde siktir olup gidersin." Sesi fazla sakindi hatta bakışları da. Ama ben tedirgin olmuştum.
"Senin gibi yıllarca sevmedim." Dedim. "Laflarımı nerenden anlıyorsun? Küçük bir hoşlantı üzerine bu işe girdim. Daha ötesi yok! Aşık olmadığım bir adamı öpecek kadar da düşmedim. Bu yüzden seni bugün öpmeyeceğim ama söz aşık olduğum gün öpeceğim."
"Tamam, Adal." Dedi, memnun bir ifadeyle dudaklarını yukarıya kıvırarak. "Zaten senden beklediğim böyle bir tepkiydi. İşe tabii ki devam edeceksin. Zaten bunca yıl hiç umut vermemene rağmen beklemiştim. Şimdi sen hoşlanıyorsun ve bekle diyorsun ben hayli hayli beklerim. Adal, dün anlattıklarıma... ister inan ister inanma bu umrumda bile değil. Ama benim aşkıma inan, eğer inanmazsan yedi yıl önceki çocuk çok kırılır." Beni yirmi beş yaşından bu zamana kadar uzaktan uzağa sevmişti ve sevmeye de devam ediyordu.
"Aşkınıza ve size sonsuza dek inanıyorum, Demir bey. Ama sizden sadece biraz zaman istiyorum, kendi içimdeki savaşı bitirene kadar bir zaman..." Dedim. Başını onaylar anlamda salladı. "Çok mutlu olacağız eminim buna."
"Demir!" Dedi. "Artık bey yok."
"Demir bey lütfen," Dedim. "Kendimi hazır hissedene kadar."
Derin bir nefes verdi. "Pekala!" Diyerek gülümsedi, Gülümsemesi içtendi. Ben de karşılık olarak elimden geldiğince gülümsedim ama bu benim için epey zor olmuştu. "O zaman çalışmaya başlayalım." Diye de ekledi.
Başımı salladım. Ve günlük programı hazırlamaya başladım.
◇◇◇
Nihayet mesai saatinin bitmesine on beş dakika kalmıştı, gün boyu klasik görevlerimi yapmış ve açıkçası pek yorulmamıştım. Biraz insafa gelmiş olmalıydı.
"Daha on beş dakikam var ama galiba bütün işler bitti." Dedim telefonumu alarak.
"Evet," Dedi. "Çıkabilirsin."
"Siz çıkmayacak mısınız?" Merakıma yenilip sorduğum bu soru gülümsemesine neden olmuştu. Yanlışlıkla, ondan hoşlandığımı düşündürtmüştüm. Neyse ne kadar çabuk güvenirse o kadar iyiydi.
"Hayır," Dedi. "Ben çok geç çıkarım. Şirketi seviyorum. Aslına bakarsan mafyacılıkla da pek aram yok, benim için bu şirket öncelikli gelir. Babamın emaneti..."
Bu açıklamaya gerek yoktu aslında da her neyse!
"Anladım," Dedim yapmacık olduğu belli olmayan bir hüzünle. Samimiyetime inanmıştı. "Görüşürüz." Diyerek kapıya yöneldim. Tam çıkarken, "Görüşürüz." Diye yanıtladı. Adımlarımı hızlandırarak asansörü bu kata çağırdım. Asansör tek tek katları çıktı ve nihayet on beşinci yani benim bulunduğum katta durdu.
Kapılar açıldıktan sonra içeri binip birinci kata bastım, asansör tekrardan kapanıp katları inmeye başladı. Açıkçası asansörle her gün her gün bu kadar yükseğe çıkıp inmek beni deli ediyordu, sonuçta çık çık ve in in bitmiyordu ki!
Asansörün kapıları uzun bir aradan sonra açılınca yeniden inerek hızlı adımlarla şirketten çıktım. Ve kendi arabama yönelip şoför koltuğuna oturdum. Kendi evime değil de direkt Ezhel'in evine gideceğim gerçeği tuhaf gelmişti ve henüz alışamamıştım.
Yine de aldırış etmedim ve arabayı Ezhel'in evine sürmeye başladım. Arabalar, iş çıkışı olmasına rağmen bugün sık değildi. Bunu fırsat bilerek gaza bastım ve birkaç tane arabayı da sollayarak geçtim.
Hızlı bir şekilde arabayı sürdükten sonra Ezhel'in evine ulaşmıştım. Arabayı durdurup indim. Ezhel'in arabası burada olduğuna göre o da gelmişti. İyi bari, evde yalnız kalmayacaktım. Yoksa sıkıntıdan patlardım. Zili çaldıktan kısa bir süre sonra kapı Zuhal tarafından açıldı. Baş selamı vererek içeri geçtim ama kimse yoktu.
Ezhel ile acilen konuşmam gerekiyordu.
"Ezhel nerede?" Diye sordum. Zuhal iki elini de havaya kaldırıp, "odasında." Diye yanıtladı. Teşekkür ederek hızla merdivenleri çıktım ve onun odasının önünde durup kapısını tıklattım.
Kapı kısa bir süre sonra açıldıktan sonra Ezhel'i gördüm ama görmez olsaydım. Siyah alt eşofmanından başka hiçbir şey yoktu üzerinde. Ve vücut kasları gözler önündeydi, neredeyse benim iki katım olan vücuttan gözlerimi hızlı bir şekilde ayırıp arkamı döndüm. Arkamdan gülme seslerini işitsem de aldırış etmeden, "üstünü giy, Sarı!" Dedim.
"Tamam." Dedi, hala gülüyordu. Daha sonra giyinme sesleri geldi. Böylece arkamı döndüğümde üzerine siyah tişörtünü geçirmişti.
"Konuşmamız lazım." Dedim.
"Çok yorgunum balpeteği." Dedi. "Belki daha sonra." Ardından yatağa doğru yürüdü ve uzandı. Şok içinde kapının oradan onu izliyordum. Işığı açarak onun yanına doğru gittim ve yatağın bir ucuna oturdum.
"Demir'e ondan hoşlandığımı söyledim." Dedim bir anda. Ezhel'in gözleri öfkeyle parladı ve birden bire yatakta doğruldu. Sinirden çene kasları seğiriyordu. Derin nefes alıp vererek sakinleşmeye çalışsa da sürekli başarısız oluyordu.
"Neden?" Dedi öfkesini korumaya çalışarak. Bana karşı elinden geldiğince dikkatli olmaya çalışsa da birazdan patlayacağını hissediyordum. İyi ki Demir'in beni o gün öptüğünü söylememiştim yoksa plan falan demez onu bir kaşık suda boğmaya giderdi.
"Beni köşeye sıkıştırdı." Dedim üstümden suçu atmaya çalışır gibi bir ifadeyle. "Onun tavırlarından rahatsız olduğumu söyleyince neden işten çıkmadığımı sordu. Aklıma başka bir şey gelmedi."
"Sana dokundu mu?" Diye sordu. "Öptü mü, Sayer seni?"
"Öp dedi." Diye bir itirafta bulundum. "Kanıt olarak onu öpmemi istedi. Ama ben ona bir şeyler uydurdum ve bir süre bana zaman vermesini istedim."
"O herif!" Dedi öfkeden zar zor konuşurken. "Sana dokunmaya kalkarsa, plan falan umrumda olmaz. Her şeyim üzerine Yemin ediyorum plan falan umrumda olmaz. Gider o herifi öldürürüm. Kıvanç'ı da bir şekilde bulurum."
Ezhel bunları ben olmadan da yapabilirdi. Ama bu planın başrolü bendim, nedeni ise onun sevdiği kadın olmamdı. Ona daha çok acı çektirmem için beni seçmişti.
"Onunla sevgili de olmayacaksın." Dedi tehditkar bir ifadeyle. "Ne yap et! Onu oyala. Bak Sayer bu son uyarım olsun."
"O kadar düşmedim!" Dedim. "Sevmediğim bir adamı öpecek değilim. Senin uyarmana gerek yok, ben aklı başında ne yaptığını bilen bir kadınım. Evet, senin ablan yani herhangi bir genç kız hiç farketmez onun intikamı için canımı bile verebilirim ama asla bu aşağılık şeyi yapmam. Çünkü bu kendime yapabileceğim en büyük hakaret olur!"
Dudakları gurur ve memnuniyet dolu bir ifade ile yukarı doğru kıvrıldı. "Aferin güzelim." Diye fısıldadı ama ben duymuştum. Ayağa kalktım ve kapıya doğru yürüdüm.