İçeriğe geç

Beyaz Zarflar

Bölüm 4 · 10 dk okuma

Beyaz Zarflar

Bölüm 4

3.Bölüm

Şirketten çıktıktan tam tamına altı saat geçmişti. Akşam yemeğini yemiş Ezhel'in gelmesini bekliyordum. Saat sekizde beni bir yere götüreceğini söylemişti ve şuan saatin sekiz olmasına beş dakika vardı. Koltukta sanki dakikalar geçmiyor gibi hissediyordum.

Üstüme siyah, dizlerimin iki üç santim üstünde biten, belimi sıkıca saran bir elbise giymiştim . Askıları yoktu, elbise göğsümün üstünde bitiyordu. Sade ve şık bir elbiseydi. Saçlarımı da hafif su dalgası yapıp serbest bırakmıştım. Ve tabii olmazsa olmaz makyajım...

Korna sesini duyunca yerimden kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda, Sarı'nın aynı anda kornaya basıp ve aynı zamanda kapımın önünde durmasına şaşırmamıştım. Siyah gömlek ve altına da siyah bir pantolon giymişti. Saçları dağınık ve gözleri aynı koyuluktaydı. Kirli sakalları yeniden gözler önündeydi. Açıkçası adamdan etkilenmemek elde değildi. Ama tabii aşık olunacak en son adam bile olamazdı. Ona aşık olmak, bildiğin tehlikelere ölümüne kafa tutmak gibi bir şeydi.

"Selam," bu ses gerçekten benden mi çıkmıştı. Öyle titrek çıkmıştı ki, bir an bu ben miyim diye endişeye düşmüştüm. Hiç kimseye karşı sesi titremeyen Adal Sayer'in bu adam karşısındaki tutumu gerçekten beni şaşırtıyordu. Ama hayır bu hissettiklerim hoşlantı ve aşktan çok uzaktı. Belki beğeniyor olabilirdim. Ama daha ötesi değildi.

"Çok güzel olmuşsun," Diyerek sağ elimin parmak uçlarını hafifçe tuttu ve dudaklarına bastırıp tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. Elimi bıraktıktan sonra evden çıktık. Benim kapımı açmak için arabanın etrafında dolanıp yolcu koltuğunu açtı. Bende oraya doğru ilerleyerek açtığı kapıdan içeri girdim. O ise arabanın ön tarafından dolandı ve şoför koltuğuna oturdu. O arabayı çalıştırırken sırıtarak ona baktım.

"Biliyor musun, Sarı?" Diye sordum. Yüzüme anlamamış bir ifadeyle bakarak "Neyi?" Dercesine göz kırptı. "Geçenlerde bir videoda görmüştüm, insanlar bayıldıkları kişinin eline öpücük bırakırmış." Sırıtınca gamzesi iyice belirginleşti.

"Ben sana bayıldığımı hiçbir zaman inkar etmedim." Dedi dürüst bir şekilde. Arabayı siteden çıkardı ve otobana doğru yol aldı.

"Üzgünüm ama yaşlılar ilgimi çekmiyor." Diyerek göz devirdim. "Daha çok gençlerle ilgileniyorum." Bakışları kısa bir süre gözlerime çevrildi, "Öyle mi?" Dercesine kısa bir süre baktı. "Üzgünüm seni kimseye vermeye niyetim yok."

"Zaman gösterir." Diyerek ellerimi göğsümde bağladım.

"Seni bir kere öpsem," Dedi. "Gözlerinin içine beş saniyeden fazla baksam, ne yaparsın?" Bunu düşünmek bile karnımda bir şeylerin uçuşmasını sağlamıştı.

"Asla öyle bir şey olmayacak." Dedim kendimden emin bir şekilde. "Hayal kurma boşuna."

"Zaman gösterir." Diyerek kısa bir süre bana baktı. Gözleri ilk başta gözlerimdeyken, daha sonra dudaklarımdaydı. Benim lafımla beni eziyordu. Bu adamdan harbi anlamda korkulurdu.

Önüne dönüp yola bakmaya başlayınca bende bakışlarımı ondan ayırdım.

◇◇◇

Tam yirmi dakika sonra bir barın önünde durduk. Görünüşe bakılırsa epey lüks bir yerdi. Güvenlikler önlerini ilikleyerek, yanımıza doğru yaklaştılar ve ilk Sarı'nın kapısını açtılar daha sonra da benim. Arabadan inip Sarı'nın yanına yürüdüm.

"Hoşgeldiniz Ezhel bey," Dedi güvenlik. Resmen adamın başında pervane oluyordu. "Sizde hoşgeldiniz, hanımefendi." Ardından magazinciler önümüze doğru gelmeye başladı. Daha doğrusu kırmızı görmüş boğalar gibi üstümüze üstümüze saldırdılar.

"Ezhel bey, yanınızdaki hanımefendi kim?" Diye sordu bir tane magazinci mikrofonu bize doğru tutarak. "Bu ilişkiniz ciddi mi yoksa, diğerleri gibi takılmalık mı?" Terbiyesiz insanlar tek tek başka başka sorular sıralayarak moralimizi mahvetmeye başlamıştı. Ama Sarı izin vermeden sol elimi sıkıca tutup kalabalığın arasından sıyrıldı. Beni tam barın girişinin önünde durdurup elimi bıraktı.

Ben onu izlerken o ise yüzünü magazinlere dönmüş bir şeyler söylüyordu. "Eğer beş dakika içinde buradan toz olup uçmazsanız, sizin için hiç iyi olmaz." Sesi sakin olmasına rağmen gözleriyle ateş ediyordu. Bütün insanlar korkuyla yutkunup tek tek yanımızdan uzaklaşmaya başladı.

"İnsanların üzerinde yarattığın hakimiyet gerçekten çok güçlü." Diye mırıldandım. Ama o duymuştu.

"Yakında seninde olacak, Ateş'in işini bitirir bitirmez herkes senin benim ortağım olduğunu öğrenecek."

"Kısa süreli bir ortaklık." Diyerek göz devirdim. O ise bir şey söylemedi.

"Bu arada, Demir görmez değil mi? Magazinciler fotoğraf-" Derken lafımı kesti.

"Bu gece herkes buraya tembihlenerek girdi, magazincileri de düşünme. Her şey kontrolüm altında." Diyerek eliyle içeriyi gösterdi. Beraber yan yana içeri girdik.

"Sen şu masalardan birine geç, ben içecek alıp geliyorum." Diyerek yanımdan ayrıldı. Ben ise daire masalardan birinde durdum. Bu masalar sandalyesizdi, hani böyle ayakta durduğumuz masalardandı.

"Selam," yanıma yirmi küsür yaşlarında, esmer uzun boylu bir adam yaklaştı. Gözlerine bakılırsa, içtiği çok belliydi. Bu adam düpedüz sarhoştu. Geriye gitmedim, ondan kaçmadım. Hiçbir kadın böyle adamlar yüzünden geri adım atmamalıydı. Karşılarında durup gücünü göstermeliydiler.Böyle adamlarla bu yaşıma kadar sürekli mücadele etmiş, gerekirse polislik olana kadar dövmüştüm. Bu adam da en az Sarı kadar yapılıydı. Ve eğer iş dövüşe kadar giderse, fiziksel özelliklerden dolayı bir sıfır öndeydi. Ama yine de geriye doğru bir adım atmayacaktım.

"Güzelim," Diyerek elini sağ bileğime koydu. Elimi bir hışımla geri çekince bana doğru bir adım attı. "Naber?" Diye ekledi. Sağ elimi havaya kaldırıp tam bir tokat atacakken yeniden bileğimi tuttu. Havada yakalamıştı. Bu sefer kurtulmaya çalışsam da imkansız gibi bir şeydi.

"Şimdi senin belanı sikmeden elini kolumdan çek." Sesim epey öfkeli çıkmıştı. Erkeklerden korkmuyordum. Diğer elimi yumruk yaparak yanağına geçirecektim ki onu da yakaladı. "Çok nazlısın be sen. Alt tarafı biraz içelim diyecektim." İki elimi de ondan kurtarmaya çalıştım. Ama olmadı. Dizimle iki bacak arasına sertçe vurdum. Adam refleksle öne doğru eğilip inlemesine rağmen bileklerimi bırakmadı. Acısı geçmiş olacak ki olduğu yerde doğruldu ve bana bakarak korkuyla yutkundu. Adam gözlerimdeki ateşi görmüş olacak ki korkuyla bir kez daha yutkundu ve geriye doğru çekildi.

"Adam demeye utanıyorum sana ve senin gibilere." Diye mırıldandım. "İki saniye içinde buradan siktir olup git!"

Adam son bir kez daha bana baktı ve iki saniye içinde toz olup uçtu. "İnsanları korkutmakta üstüme yok." Diyerek arkamı döndüm. Ama onun gövdesiyle karşılaştım. Başımı kaldırıp yüzünü incelediğimde, onun öfkeli gözleri daha yeni yanımdan ayrılan adamın üzerindeydi. Demek ki adam benden değil de Ezhel'in öfke dolu bakışlarından korkmuştu. Bu şey beni hayal kırıklığına uğratsa da aldırış etmedim.

"Teşekkür ederim," diye fısıldadım. Ama o bana değilde giden adama bakıyordu. Ardından kendini topladı ama bana cevap vermeden telefonu tuşladı. Daha yeni yanımdan ayrılan adam uzağımızda bir masada içkisini yudumluyordu.

"Fırat hemen içeri gel!" Ardından karşı taraf bir şeyler söyledi. "Hemen." Dedi az evvel söylediğinden daha kısık bir sesle. Telefonu kapatıp sertçe masanın üzerine koydu. Aradan geçen saniyeler sonrasında, yeşil gözlü yirmili yaşlarda bir çocuk yanımıza doğru geldi. Galiba Fırat olmalıydı.

"Merhaba abi," daha sonra bana doğru döndü. "Merhaba yenge."

"Hey, ben senin yengen değilim." Yan gözle yanımda duran Sarı'ya baktım. "Aramızda bir şey yok. Adal hanım demeni tercih ederim."

"Nasıl isterseniz, Adal hanım." Diyerek bakışlarını tekrardan Sarı'ya çevirdi. "Buyur abi,"

"Şu adamı," dedi gözleriyle az evvel bana bulaşan adamı göstererek. "Sessiz sakin buradan çıkarıp bizim depoya götür. Adamı güzelce dövüp ayıltın. Yalnız diri istiyorum. Eğer ölüsünü görürsem sizi yaşatmam."

"Emredersin abi." Diyerek yanımızdan uzaklaştı ve o adamın yanına doğru gitti. "Onu dövecek misin?" Diye sordum.

"Önce dövüp sonra öldüreceğim." Özellikle bu konudaki hassasiyetini ablasının bir adam tarafından öldürülmesine bağlıyordum. Ve bu konuda yüzde yüz emindim.

"Bende bir iki yumruk atabilir miyim ya? Çok içimde kaldı." Diye sordum.

"Eğer o depoyu görmek istersen bana farketmez. Bana kalırsa seni oraya götürmem. Ama madem istiyorsun, yarın iş çıkışı alırım seni. Şirketin bir arka sokağından."

"Teşekkür ederim." Diye fısıldayarak benim için getirilen viskiden bir yudum aldım. Fırat adamı bir şekilde korkutmuş ve onun koluna girerek buradan çıkartmıştı.

Kadehimi dudaklarıma ikinci götürüşümde, ilk yaptığım gibi bir yudum almanın aksine bir dikişte bitirdim. Ani bir baş dönmesi yaşasam da Ezhel'in yarım kadehini de masanın üzerinden alarak içtim.

"Daha var mı şu şeyden?" Ezhel'i iki tane görüyordum. Normalde viski beni böyle etkilemezdi. "Bunun viski olduğuna emin miyiz? Ben bu kadar çabuk sarhoş olmam."

"Viski değil zaten. O öyle içilir mi? Ben kendime en ağır olan içkiden almıştım." Deyince nasıl bu kadar çabuk sarhoş olduğumu anlamıştım. Ezhel'in içtiği her neyse, baya ağır olmalıydı. Çünkü şuan olduğum yerde bile zor duruyordum.

Ezhel'in eli belimi kavradı ve son anda düşme tehlikesinden beni kurtardı. Tek sorun elinin hala belimde olmasıydı. Ama onun dokunuşlarında içimi gıdıklayan bu hissin adı hoşlanmadan öte değildi. Belki de hoşlanma bile değildi. Neyse şuan duygularımla savaşacak güçte değildim.

"Bu şey çok güzelmiş ya." Diyerek sırıttım. "Eve bir kilo bundan alsak ya." Ezhel'in küçük kahkahasını duyduktan sonra elim yanağındaki gamzeye gitti. "Çok güzel bir gamzen var biliyorsun değil mi? Çok hoş adamsın aslında."

"Bak sen, demek beni beğeniyorsun." Diyerek beni kendine doğru iyice çekti. Gözleri dudaklarımda oyalanınca yutkundum.

"Ayy benim niye öyle hemen uykum geldi?" Diyerek sessizce esnedim. Sırtımı yan bir şekilde onun göğsüne yasladım. O ise belimi düşmemem için sıkıca tutuyordu. "Ezhel benim uykum geldi."

"Sarı." Dedi. "Ezhel değil Sarı."

"Ezhel." Dedim inatlaşarak.

"Sarhoş halinde hiç çekilmiyor be ufaklık." Diyerek belimden tuttu ve çıkışa doğru yürütmeye çalıştı. Ama ben istemeden hiçbir güç beni buradan çıkaramazdı.

"Gelsene." Dedi.

Cıkladım. Ben cıklayınca Sarı ise bıkkınlıkla nefesini verdi ve beni tek hamlede kucağına aldı. Başım onun omzuna düşmüş, bacaklarım ise göğsüne çarpıyordu. Başım dönüyordu ve galiba ona direnecek gücüm kalmamıştı. Kendimi onun kollarında derin bir uykuya bıraktım.

◇◇◇

Gözlerimi yavaş yavaş araladığımda alkol hala damarlarımda dolaşıyordu. Sarı'nın eviydi burası. Hatta şuan oturduğum yer de salondaki koltuğuydu. "Prensesimiz sonunda kendine gelebilmiş." Diyerek mutfaktan yanıma doğru geldi. Alkolden dolayı hala başım dönüyordu. Ve Ezhel'i iki tane görüyordum.

"Ezhel senden niye iki tane var?" Diye sorunca yanıma oturdu. Elinde kahve vardı galiba. Göremesem de kokusunu alıyordum. Kahve fincanını dudaklarıma götürünce yüzümü buruşturarak geri çekildim. "Kokusuna bile tahammülüm yok. Asla içmem."

"Şuan sarhoşsun ve ayılman gerekiyor. Balpeteği hadi beni uğraştırmadan iç." Diyerek tekrardan dudaklarıma götürdü. Bilerekten öğürme sesleri çıkardım. Ve kahkahalar içinde güldüm. Saniyeler geçti ve ben hala gülüyordum. Ama ben daha ne olduğunu anlayamadan gözyaşlarım yanağımı ıslatmaya başladı. Bir yandan kahkaha seslerim kulağıma gelirken bir yandan da yanaklarım ıslanıyordu. Galiba gülerken ağlıyordum.

"Ailem beni hiçbir zaman sevmedi!" Diye bağırdım durduk yere. "Kız kardeşimi hep benden çok sevdiler." Ezhel kahveyi masaya bırakmış arkasına yaslanarak içimi boşaltmamı bekliyordu. "Daha on dokuz yaşındaydım ya on dokuz! Beni burada bıraktıklarında daha yeni çocukluktan çıkmıştım. Benim bu yaşıma nelerle mücadele ettiğimi biliyorlar mı? Hayır! Erkekleri dövdüm, karakolluk oldum, sigaraya başladım. Tamam! Kız kardeşim hasta, yurt dışına götürdüler. Ben buna bir şey demiyorum. Ama en azından benimle ya annem ya da babam kalabilirdi! Belki şuan bencillik ediyorum, bilmiyorum ama ben çok zor şeyler yaşadım."

Aklıma bir adamın beni köşede sıkıştırıp tecavüz etmeye çalışması gelmişti. Ne yapıp ne etmiş ondan kurtulmuştum. Daha yirmi yaşındaydım ve hayatımın en karanlık yılı olarak ilan etmiştim. Onun ellerinin izlerini, vücudumun dört bir yanında taşırken, kimsenin bana bencil demeye hakkı yoktu.

"Onu da geçtim. Bir insan hiç mi evladını özlemez?" Akan burnumu çekip gözyaşlarımı sertçe sildim. "Ben onları aramadığım zaman beni aramıyorlardı. Ben onlara ne yaptım bilmiyorum. Ama belli ki onları üzmüşüm. Bir aile evlatlarından kolay kolay nefret edemez değil mi Ezhel?! Cevap ver Ezhel! Benden neden nefret ediyorlar? Ne yaptım ben onlara?!"

Karşımdaki adam kollarını göğsünde bağlamış pür dikkat beni dinliyor ve hiçbir tepki vermiyordu. Canım çok yanıyordu, şuan birinin bana sarılmasına ihtiyacım vardı.

"Bana bir kez sarılır mısın?" Diye sordum ona yaşlı gözlerle bakarak. "Canımın acısını belki dindirir." Bir şey demeden bana doğru yaklaştı ve kollarının arasına alıp sıkıca sarıldı. Başımı göğsüne koyup kendimden geçene kadar ağladım.

◇◇◇

Kahveyi içmemiştim ve ayılmak istemiyordum. Eğer ayılırsam bu geceyi hiç unutamayacaktım.

Sarı'ya tüm hayatımı anlattığımı unutmak istiyordum. Onun göğsünde ağlamaktan dolayı kendimden geçtiğimi unutmak istiyordum. Bu geceye dair hiçbir şey kafamda kalmasın hepsi toz bulutu olup uçsun istiyordum.

Sarı kendi odasının yanındaki odayı bana vermişti. Hatta kendi siyah tişörtünü de vermişti. Hala başımın dönmesine rağmen üstümdekinden kurtulup, siyah tişörtü giydim. Dizlerimin hizasında bittiği için alta gerek duymadım. Makyajımı çıkartamayacak kadar yorgundum. Sabah duşa girerim diye düşünüp yatağın örtüsünü kaldırdım ve uzanıp derin bir iç çektim.

Ezhel Sarı'nın bana sarılmasını isteyecek kadar sevgiye muhtaç olmam benim suçum değildi. Ailemin suçuydu. Onlar yüzünden bu haldeydim. Ve evet! Bencil değildim. Çünkü beni burada bir başıma bırakmalarının herhangi bir nedeni yoktu. Ve olamazdı da.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.