İçeriğe geç

Beyaz Zarflar

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Beyaz Zarflar

Bölüm 3

2.Bölüm

Dün Ezhel Sarı'nın evinden çıktığım gibi soluğu evimde almıştım. Zaten başka nerede alabilirdim ki? Ailem kız kardeşimin tedavisi için tam beş yıl önce yurt dışına gitmişlerdi. Ve sahte kimliğimin bilinmemesi için öyle çok samimi olduğum arkadaşlarım yoktu. İç sesimle tamamen yalnızdım. Sana aşık olduğumu ve evlenmek istediğimi daha önce söylemiş miydim? On numarasın be kadın bayılıyorum sana!

Şimdi ise yatakta uzanmış tavanı izliyordum, bugün Demir Ateş ile telefonda konuşacak ve şirkete gidecektim. Bunları yapmak için enerji lazımdı. Tahmin edeyim, o enerjide sende yok. Belki bir kere beni öpsen enerjin yerine gelir. Ne dersin?

Kapa çeneni iç sesim.

Dün Ezhel Sarı'nın bana verdiği telefon çalmaya başladığında, ondan başka kimsenin telefonda kayıtlı olmadığını hatırlamış ve onun aradığını tahmin etmiştim. Telefona baktığımda yabancı numara yoktu, tahminim doğru çıkmıştı. Sarı arıyordu. Telefonu hızlıca yanıtlayarak kulağıma götürdüm.

"Balpeteği, günaydın." Dedi her zamanki ciddiyetiyle. Bu adamı anlamıyordum, bazen şakacı ve sevimli kişiliğe bürünüyor bazen de iş adamı modunda takılıyordu. Ama bir gerçek var iki karakteride adamı yansıtıyor ve hiç sırıtmıyordu. "Kahvaltı yaptın mı?"

"Dışarıda bana kahvaltı mı ısmarlayacaksın yoksa?" Dediğimde küçük kahkahasını duydum.

"Dışarıda değilde, bizzat seni evime davet etsem? Çünkü telefon görüşmesi gözetimim altında yapman lazım. En ufak hatanda bütün plan alt üst olur bunun farkındasın değil mi?" Sanki o görebilecekmiş gibi başımı refleksle onaylar anlamda salladım. "Evet." Demeyi de ihmal etmedim.

"Güzel, o zaman yarım saate burada ol." Dedi. "Görüşürüz balpeteği."

"Görüşürüz, ortak." Diyerek telefonu kapattım.

Ayağa kalktım ve giyinme dolabıma doğru ilerledim. Uzun kollu boğazlı bir badi, üstüne de kahverengi bahçıvan elbisemi giydim. Mart ayında olmamıza rağmen hava soğuk değildi, bu yüzden elbise giymekte sakınca görmedim. Üstümdeki siyah gece yatmalıklarımdan kurtulup hazırladığım kombini giydim. Kız kardeşim Alena'nın buradan gitmeden önce bana hediye ettiği, kalp sembolü olan sarı bilekliği de takmayı unutmadım.

Sarı saçlarımı ortadan ikiye ayırıp taradığımda artık hazır görünüyordum. Makyaj yapmadan çok güzelsin be aşkım.

Bana yürümeden duramıyorsun değil mi?

Bugünlük iç sesimi dinlemeye karar verip makyaj yapmadım. Zaten sabah kalkıp yatağı toplamıştım. Sadece üstünde uzanıyordum. Odamda herhangi bir dağınıklık olmadığına da emin olduktan sonra odamdan çıktım.

En son dün giydiğim beyaz topuklu ayakkabımı eve geldiğim gibi çıkarıp salona koyduğumu hatırlayınca merdivenlerden inerek, ayakkabımın bulunduğu yere ilerledim. Bir çırpıda bağcıklarını bileğimde bağladıktan sonra telefon ve çantamı da alarak evden çıktım.

Sitede park eden bisikletleri gördükten sonra aklıma dün Ezhel'in bahçesinde bulduğum bisikletler geldi. Bu şey sebepsiz yere kıkırdamama neden oldu. O adam 197 boyuyla nasıl bisiklet sürüyor, aklım almıyordu. Birde bir tane değil iki tane. Bu zenginler acayip değişikler, neden bir değil de iki tane? Yan yana duran altı bisikleti de geçtikten sonra arabaların yanına varmıştım. İçlerinde kendi arabamı bulduktan sonra şoför koltuğuna oturarak arabayı çalıştırmaya başladım.

◇◇◇

Dün geldiğim evin önünde yeniden durdum. Arabayı müsait bir yere park ettikten sonra güvenliğe başımla selam verip evin içine doğru ilerledim. Zile bastıktan tam kırk beş saniye sonra açıldı.

Tekrardan onun okyanuslarıyla karşılaştım. Üzerindeki gözleriyle aynı olan mavi gömlek, altına da siyah bir kot pantolon giymişti. Saçları bugün taranmış ve en az dağınık hali kadar ona yakışmıştı. "Hoşgeldin, balpeteği." Diyerek geçmem için geriye doğru çekildi.

"Hoşbuldum." Diyerek içeriye doğru ilk adımı attım.

Salonda duran altılı yemek masası baştan sona doğru donatılmıştı. Sofra gerçekten güzel gözüküyordu. "Sen mi hazırladın gerçekten?" Kaşlarım alayla havaya kalkarken sofraya doğru yürüdüm.

"Ne o? Sen yapamıyorsun diye beni mi kıskanıyorsun." Diye sorunca omzumun üzerinden ona baktım. "Hiçte bile. Ben daha güzelini yaparım."

"Bir gün görmek isterim." Dediğinde masanın başında bulunan sandalyeye doğru ilerledi ve hafifçe geriye doğru çekti. Sandalyenin geriye doğru giderkenki çıkardığı ses beni rahatsız etmişti. Oldum olası nesnelerin sürtünmesiyle oluşan seslerden nefret etmişimdir. Topuklu ayakkabının çıkardığı ses hariç tabii, o sese aşığım. Tıpkı iç sesimin bana olan aşkı gibi.

"Lütfen," Diyerek sandalyeyi işaret etti. İlerledim ve sandalyeye oturdum. Baş parmağı bilerekten sırtıma sürtünüp orada birkaç saniye oyalandığında, bir şey çaktırmamıştım ama bütün vücudumun içten içe titrediğini hissetmiştim.

Gülümseyerek yanımdan ayrıldı ve tam karşımdaki sandalyeye oturdu. "Eee, nasılsın ortak?" Diye sordum keyifli bir ifadeyle.

"İdare eder balpeteği," dedi bıkkınlıkla. "Sen?"

"İyi işte." Diyerek yanıtladım ve servis tabağıma yiyeceğim şeylerden biraz biraz doldurdum. "Bunca şeyi sen hazırlamadın değil mi gerçekten?"

"Ellerimden yemek bugüne kısmetin değilmiş." Diyerek göz kırptı. "Artık başka sefere."

"Umarım." Diyerek dilimlenmiş olan haşlanmış yumurtamdan, bir dilim yedim. Portakal suyundan bir yudum aldıktan sonra bunun taze sıkıldığını ve hazır olmadığını anlamıştım. Acaba aşçısı mı vardı? Kesinlikle vardı. O değilde adamın evi ben zenginim diye bas bas bağırıyor.

Bizde fakir değiliz iç sesim. Artık şu çeneni kapat.

"Biraz da iş konuşalım." Diyerek göz kırptı. "Şimdi sana planı anlatıyorum, kulağını aç ve hiçbir şeyi kaçırma." Başımı onaylar anlamda salladıktan sonra anlatmaya başladı. "Bir hafta boyunca onun güvenini kazanman lazım. İlk günden yaparsan epey dikkat çeker. Üzerinden uzun zaman geçtikten sonra da okları üstümüze çekebiliriz. O yüzden tam bir hafta sonra... şimdi sıra planı anlatmakta, flashı alacağın gün ben Ateş'in kumarhanesine baskın düzenleyeceğim. Ve Ateş böylece odadan çıkacak, hatta bütün adamlarını da kendiyle götürecek. Bunu tahmin edecek kadar Ateş'i tanıyorum. Ben odasındaki kameraları, içeride tuttuğum bir adam sayesinde bir günlük iptal ettireceğim. Böylece kimse senden şüphelenmeden bu işi halledeceğiz."

"Vay be!" Dedim istemsiz bir şekilde. "Gerçekten bir dahisin."

Dudağının sağ tarafı hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. Çenesinde, yanağındaki kadar büyük olmasa da gülünce ortaya çıkan küçük bir gamzesi vardı. "Şimdi kahvaltını yapmalısın."

Gülümseyerek kahvaltıma kaldığım yerden devam ettim.

◇◇◇

Yaklaşık on beş dakika sonra kahvaltımızı bitirmiş ve salondaki karşılıklı koltuklara oturmuştuk. Ezhel Sarı'nın dün verdiği telefon numarasını, Demir Ateş diye kaydettikten sonra aradım, telefonu hapörlöre aldıktan sonra tam üç kere çalmıştı. Telefon açıldıktan sonra Demir Ateş'in sesini duyduk. Direkt o açmıştı çünkü özel telefonuydu, şirketin değil.

"Alo," dedi. Hiç neşeli olduğunu söyleyemeyektim. "Numaramı nereden buldun?"

"Size de merhaba Demir bey," Deyince sinirle güldüğünü işittim. "Ben namıdeğer balpeteği, Adal Sayer Hani o herkesin korktuğu kadın." Haberlerini yayarım diye birilerini tehdit ettiğim doğruydu. Aslında benden değilde kendi hatalarından korkuyorlardı. Her neyse!

"Balpeteği?" Dedi idrak edercesine. Rahatsız bir nefes aldıktan sonra devam etti. "Ne kadar istiyorsun?"

"Oradan paragöz biri gibi mi duruyorum?" Hüzünlü sesimin yapmacık olduğu çok net bir şekilde belliydi. "Yarım saat sonra şirketteyim, randevuların falan varsa iptal et."

"Başka emrin?" Diye sordu alaylı bir ifadeyle.

"O zaman soruyu değiştiriyorum, geçmişin elimde Demir bey. Eğer şirkete geldiğimde beni içeri almazlarsa veyahut siz yoksanız işte o zaman gerçekten korkun benden."

"Yarım saate burada ol." Dedikten sonra telefon yüzüme kapandı. Telefonu masanın üzerine koyarak arkama yaslandım. Sarı ise sağ bacak bileğini sol dizin üstüne atmış ve keyifle arkasına yaslanmıştı. Sarı yazan dövmeli eli, kol koyma yerindeydi, diğer elini ise bacağına yerleştirmişti.

"Seninle çok iyi bir iş başaracağız." Dedi. Sesi oldukça keyifliydi, bu durum beni de sevindirdi. Gözlerini gözümden ayırmadan ayağa kalktı. "Artık vedalaşma vakti."

Bende ayağa kalktım ve o önde ben arkada kapıya kadar yürüdük. Kapıyı açtım ve son kez ona doğru döndüm. "En ufak bir şeyde ara mutlaka." Diye uyardıktan sonra başımı onu onaylar anlamda salladım.

"Bana şans dile ortak." Diyerek elimi salladım ve ona arkamı dönerek kendi arabama doğru ilerledim.

◇◇◇

Ezhel'in bana konum attığı şirketin önünde arabayı durdurdum. Epey büyük ve gösterişli bir şirketti. Altın harflerle "ATEŞ HOLDING" yazıyordu. Arabamı müsait yere park ettikten sonra kapımı açarak indim. Güvenliklere doğru yaklaşarak, "Ben Adal Sayer," Dedim. Güvenlik olduğu yerde doğrularak bana doğru yaklaştı. "Ben size eşlik edeyim, Demir bey sizi odasında bekliyor." Hafifçe gülümseyerek onunla birlikte şirkete girdim.

Asansöre binince, güvenlik on beşinci kata bastı. On beşinci kat, binanın sonuncu katıydı. Katlarda neler olduğunu gösteren grafiği incelediğimde, son katta sadece patronun odasının olduğunu farkettim.

"Son katta sadece patronun odası varmış." Diye mırıldandım.

"Evet," Dedi iri yarı sarışın olan güvenlik, saçları altın rengi, gözleri de elaya çalan kahverengiydi. "Patron öyle istedi."

Başımı hafifçe sallayarak bulunduğumuz kata baktım, On üçüncü kattaydık. Aradan on iki saniye geçtikten sonra on beşinci kata varmıştık. Asansörün kapısı açıldı. "Benim gelmeme gerek var mı? Zaten tek bir oda var."

"Gerek yok, teşekkür ederim." Diyerek asansörden çıktım ve koridora doğru ilk adımımı attım. Etrafıma bakındıktan sonra odanın sol tarafta olduğunu görmüştüm. Oraya doğru gittim ve kapıyı çaldım.

"Gir!" Telefonda konuştuğum, tehdit ettiğim ve yeni patronum olan Demir Ateş'in sesiydi. İçinde beyaz zarfların olduğu çantamı sıkı sıkıya tutarak kapıyı açtım ve içeri girdim.

Tam karşımda kahverenginin tonlarında bir çalışma masası ve siyah deri sandalyesini gördüm. Ve tabi ki o deri sandalyesinin üzerinde oturan kahve gözlere sahip olan adamı. Gözleriyle aynı renk olan saçları soldan sağa doğru özenle taranmıştı. Sakalları, en son gördüğüm fotoğrafından daha uzundu. Hemen hemen Sarı ile aynı yaşta gözüküyordu. Ve şunu söylemeden geçemeyeceğim, vücudundaki kasları da, Sarı'da ki kadar olmasa da yapılıydı.

İçeriye doğru birkaç adım daha atarak, çalışma masasının hemen önünde duran kahverengi tekli koltuğa yerleştim. Adamın öfkeden deliye dönmüş gözlerinin hedefi gözlerimdi.

"Ne istiyorsun?" Diye sordu. Yüzünde alayla karışık öfke vardı. Ama öfkenin daha ağır bastığı, gözlerinden anlaşılıyordu. Resmen kırmızı görmüş boğalar gibiydi, üstüme atlayıp beni öldürmemek için kendini zor tutuyordu.

Sağ bacağımı sol bacağımın üstüne atarak ona daha fazla yaklaştım. "Beni asistanın olarak işe almanı." Deyince yüzünü buruşturdu. Hafif kemerli burnu yüzünden, yüz buruşturma eylemi ona hiç yakışmamıştı.

"Göster." Dedi. Hala inanmıyordu. Çantamı açarak elimdeki beyaz zarfları çıkardım. Sarı da bunların epey kopyası vardı. Asıl olay altında onun imzası olmasıydı.

Beyaz zarfları ona doğru uzatırken, yüzümde ister istemez alaylı bir gülümseme oluşmuştu. Keşke vermeden önce okusaydım, çok içimde kalmıştı. Belki Sarı'dan rica etsem bir kerelik okumama izin verirdi.

"Kopyası yok değil mi bunların?" Dedi zarfların içini açarken.

"Olsa ne farkeder, zaten işte çalışmaya başladıktan sonra bir işime yaramaz." Diyerek göz devirdim. Bu adama zeki diyorlarsa ben o zaman Einstein'im.

"Şuan seni öldürüp bu işten kurtulabilirim, biliyorsun değil mi?" Diye sordu. Ölümden korkmuyordum, o yüzden pek umrumda olmazdı herhalde. "Ama seni işe alacağım."

"Öldürsenizde umrumda olmaz zaten." Diyerek arkama yaslandım. "İşe aldığınıza da sevindim." Yüzüme yapay bir gülümseme kondurup elimi sıkması için ona uzattım. O ise elime uzun uzun bakıp sıkmadı. Havada kalan elimi,rezilliğin içine batmış bir şekilde geri çektim.

"Üç kağıtçıların elini sıkmam." Göz devirmemek için kendimi zor tuttum.

"El sıkmaya meraklı değilim ama şunu da hatırlatayım, el sıkmaya tenezzül etmediğiniz kızı burnunuzun dibinde işe sokacaksınız." İyi bir kapak yapmanın sevinciyle olduğum yerde dikleştim.

"Her neyse, bugün girişini yaptıracağım. Yarım saat kadar bekle. Belgeleri de imzaladıktan sonra gidersin."

"Yarın işe başlıyorum değil mi?" Diye sordum.

"Saat tam 8'de burada olmazsan kötü olur." Bir nevi soruma "Evet" demişti. Ellerimi göğsümde birleştirerek beklemeye başladım.

◇◇◇

Yarım saat sonra gerekli işlemleri yapıp şirketten çıktım ve arabama yerleştim. Arabayı çalıştırdığım gibi tek elimle direksiyonu hareket ettirirken diğer elimle ise Ezhel'i arıyordum. Kısa bir süre sonra telefon açıldı.

"İşe girdim, ortak." Diyerek gülümsedim, sanki o görebilecekmiş gibi.

"Tebrik ederim, güzel ortağım." Dedi, bana duyduğu gururu ses tonuna yansıtarak. "Ama böyle kuru kuruya tebrik olmaz. Akşam karnını doyur. Akşam sekizde seni evden alırım."

"Bana uyar." Dedim. "Akşam görüşürüz."

"Görüşürüz, balpeteği." Diyerek telefonu kapattı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.