İçeriğe geç

Beyaz Kuğu

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Beyaz Kuğu

Bölüm 3

2.Bölüm

Masadan sessizce kalktım. O hâlâ arkamdaydı ama bakmadım. İsmini bilmiyordum. Bilmek de istemiyordum. Bilmek, kalmak demekti. Sandalyeyi geri ittirdiğimde çıkan ses, kararımın tek tanığıydı. Yanındaki adamlardan biri başını kaldırdı ama o, tek bir hareketle durdurdu. Konuşmadı. Müdahale etmedi. Bu, gitmeme izin verdiği anlamına geliyordu. Kalabalığın arasından geçtim. Kimse durdurmadı. Kimse arkamdan seslenmedi. Barın kapısına yaklaştıkça müzik boğuklaştı, ışıklar arkada kaldı. Kapıyı ittim. Soğuk hava yüzüme çarptı. Bir an durdum. İçeride bıraktığım şeyin sadece bir masa olmadığını hissettim ama dönmedim. Merdivenlerden inerken topuklarım hızlandı. Arabaya doğru yürüdüm. Maskeyi yüzümden çıkarmadım. Çünkü maskeyi çıkarırsam, orada yaşananların gerçek olacağını biliyordum. Arabaya bindiğimde camdan bara son kez baktım. Kapıda değildi. Merdivenlerde de yoktu. Ama bakmadığını biliyordum. Bu gece bitmişti. En azından ben öyle sanıyordum.    31 𝘔𝘢𝘺ı𝘴 2025 Üç gün sonra hayat, bar gecesini geride bırakmış gibiydi. Maskeler, loş ışıklar, isimsiz bir adam… Hepsi aklımda bulanık bir iz bırakmış,birbirine karışıp yok olmuştu.Gerçekliğini yitirmiş,silik bir gölgeye dönüşmüştü. Öğleden sonra kalabalık bir caddede yürüyordum. Paltonun yakası açıktı. Soğuk umurumda değildi. Tam karşıdan gelen kalabalığa karışmışken biriyle omuz omuza geldim. “Pardon,” dedi. Başımı kaldırdım. Yüzü tanıdık gelmedi. Gündüz vakti, sade ve sıradandı. Ne barın karanlığı vardı ne de maskeler. Tanımam için bir sebep yoktu. “Önemli değil,” dedim. Yanımdan geçecekken bakışları bir anlığına aşağı kaydı. Boynumun hemen altında, paltonun açıklığından görünen beyaz kuğu dövmesine. Sadece bir saniye. Durmadı. Şaşırmadı. Bakışlarını geri çekti. Ama o bir saniye yeterliydi. Ben bunu fark etmedim. “Bu sokak genelde kalabalık olur,” dedi yürümeye devam ederken. Sesi sakin, yüzü ifadesizdi. “İlk kez geliyorum,” dedim. Başını salladı. “Belli.” Bu kelimenin neden içimi ürperttiğini anlamadım. Bir kafeye geldiğimizde kapıyı tuttu. “İçeri geçiyorum,” dedi. “İstersen.” Bu bir davet değildi. Bir yönlendirmeydi. Masaya oturduğumuzda bakışları artık yüzümdeydi. Dövmeye bir daha bakmadı. Sanki zihnine kazımış gibiydi. Ben onu hâlâ tanımıyordum. Ama o, beni çoktan hatırlamıştı.Kahveler geldiğinde kısa bir sessizlik oldu. O, fincanı eline aldı ama içmedi. Bakışları yüzümdeydi. Rahatsız edici değildi. Sanki bir şeyi ölçüyordu. “Burada çok durmazlar,” dedi. “Sen de durmazsın.” “Beni tanımıyorsun,” dedim. Başını hafifçe salladı. “İnsanlar genelde sandıklarından daha az gizlidir.” Kahvemden bir yudum aldım. Gözlerim pencereye kaydı. Dışarıda insanlar geçiyordu. Hayat normaldi. “Gece insanı değilsin,” dedi. Bu cümleye baktım. “Bunu nereden çıkardın?” Bir an durdu. Çok kısa. Ama yeterince. “Bakışlarından,” dedi hemen. Sesi değişmedi. Yüzü de. Ama ben o duraksamayı fark ettim. “Geceye ait değilsin,” diye ekledi. “Orada bulunman bir hataydı.” Kalbim hızlandı. “Orada mı?” dedim. “Ne demek istiyorsun?” Fincanı masaya bıraktı. İlk kez gözlerini kaçırdı. “Yanlış söyledim,” dedi. “Gece… kalabalıkları sevmiyorsun demek istedim.” Gülümsedim ama içim rahatlamadı. Çünkü o an anladım: Bir kelimeyi değil, bir gerçeği geri almıştı. Kahveden bir yudum daha aldım. Tadını alamadım. Az önce söylediği kelime, zihnimde takılı kalmıştı. Üzerine düşünmemem gerekiyordu ama düşünüyordum. “Gece,” dedim yavaşça. “Bunu neden söyledin?” Bana baktı. Bu kez kaçmadı. Ama cevap da vermedi. Birkaç saniye sürdü. Sessizlik uzadıkça içimdeki huzursuzluk arttı. “İnsanlar,” dedi sonunda, “bazı kelimeleri alışkanlıktan kullanır.” Bu açıklama yeterliydi. Ama tatmin edici değildi. Masaya doğru biraz yaslandım. Bunu bilinçli yapmadım. Yakınlık değildi niyetim, netlikti. “Daha önce karşılaştık mı?” diye sordum. Soruyu sormadan önce kalbimin hızlandığını hissettim. Cevabını merak ettiğimden değil… cevabından korktuğumdan. Hiç tereddüt etmedi. “Hayır,” dedi. Tek kelime. Net. Boşluksuz. İçimdeki şüpheyi bastırması gerekiyordu. Bastırdı da. Ama yine de… bakışları bir anlığına boynuma kaydı. Dövmemin olduğu yere. Bu kez fark ettim. Çok kısa sürdü. Hemen geri çekti. Sanki oraya hiç bakmamış gibi. Ama ben görmüştüm. “Bir şey mi var?” dedim. Başını iki yana salladı. “Hayır.” Kahvesinden ilk kez bir yudum aldı. “Bazı insanlar,” dedi sakince, “iz bırakır. Nerede görüldüğünü bilmeden.” Bu cümle bana söylenmemeliydi. Ama söylenmişti. Ve o an, içimde sessiz bir düşünce kıpırdandı: Bu karşılaşma… sandığım kadar tesadüf olmayabilirdi. Masadaki şekerliği eline aldı. Kapağını açtı, bir küp şekeri parmaklarının arasına aldı. Kahvesine atmadan önce bir an durdu. “Şeker kullanmazsın,” dedi. Ses tonu düz, sıradan. Bir tahmin gibi. Kaşlarım istemsizce çatıldı. “Nereden biliyorsun?” Şekeri masaya bıraktı. Kahvesini sade içti. “Ellerinden,” dedi. “Bardağı tutuşundan.” Bu açıklama mantıklıydı. Ama yine de fazla isabetliydi. Kahvemi masaya bıraktım. “İnsanları mı gözlemliyorsun?” diye sordum. Başını hafifçe salladı. “Alışkanlık.” Saatine baktı. Bu hareket bilinçliydi. Acele etmiyordu ama zamanı kontrol ediyordu. Sonra ayağa kalktı. “Gitmem gerekiyor,” dedi. “Toplantı.” Masadan uzaklaşmadı. Sadece ayakta durdu. Karar vermemi bekliyordu. Ben de kalktım. Nezaket gereği. En azından öyle sandım. Paltonun düğmesini iliklerken eli uzandı. Düğmeye değil— bileğime. Dokunmadı. Sadece çok yaklaştı. “Buradan sola dön,” dedi alçak bir sesle. “Sağ taraf bugün kalabalık.” Bu cümleyle birlikte elini çekti. Yürümeye başladı. Bir adım attım. Sonra durdum. Ne zaman bana yol göstermeye başladığını fark etmemiştim. Ne zaman onun ritmine girdiğimi de. Arkamdan bakmadım. Ama şunu hissettim: Bu karşılaşma bitmiş değildi. Sadece yer değiştiriyordu. Sola döndüğümde cadde daraldı. İnsanlar aramızdan geçiyordu ama artık fark ettim ki… ben onun adımlarına göre yürüyordum. Paltonun yakasını düzeltirken, topuklarımın taş zemine çıkardığı sesler bile onun ritmiyle uyumlu gibiydi. “Burası ilginç,” dedim kendi kendime, ama dudaklarımdan çıkan söz boştu. Çünkü fark ettim: ben, istemeden, onun temposuna uymuştum. Yanımdan sessizce geçti. Ama tek bir anlığına bile bakmadı. Yüzü ifadesizdi, gözleri bir an durdu ve dövme… beyaz kuğu gözlerimin önünde kalakaldı. İçim ürperdi. Bir kelime bile söylemedi. Bir ipucu vermedi. Ama ben biliyordum. O, beni tanıyordu. Ve ben… hâlâ hiçbir şey bilmiyordum. Adımlarını takip ederken birden irkildim. Sola dönmek istemiştim, ama fark ettim: Bizi bu caddeye yönlendiren o olmuştu. İçimde istemsiz bir şaşkınlık belirdi. Kalbim hızlandı. Bunu fark etmemiş gibi yaparak derin bir nefes aldım. Ama artık açıktı: bu karşılaşma tesadüf değildi. O, hâlâ sessiz, hâlâ kontrolündeydi. Ve ben… istemeden peşinden gidiyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.