İçeriğe geç

Beyaz Kuğu

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Beyaz Kuğu

Bölüm 2

1.Bölüm

O gece attığım her adım, bilmediğim bir oyunun ilk hamlesiydi; kuralları gizli, bedeli ağırdı... Bazı bakışlar vardır, tanışmadan tanır insanı. O bakış, adımı bilmeden ruhuma dokunmuştu.Bakışları gözlerime tekrar çıktığında başını hafifçe çevirdi. Son iki basamağı indi. Salonun sağ tarafındaki masaya, kimseye sormadan, kimseyle konuşmadan geçti. Masaya oturduğunda biri sandalyesini çekti, diğeri önüne içki bıraktı. Belli ki bekleniyordu.Önüme döndüm. Kalbimin bu kadar hızlı atmasının normal olmadığını biliyordum. Elimi masanın altına götürdüm; avuç içlerim terlemişti. Kulaklığı elime aldım, kablosuz olanı kulağıma taktım ama müzik girmedi. Çünkü hissettiğim şey sesti değil, bakıştı.Başımı hafifçe kaldırdığımda, gözlerinin hâlâ üzerimde olduğunu gördüm.Bu kez saklamıyordu.Saat 11’den 12’ye vurduğunda, salonun uğultusu bir anlığına anlamını yitirdi.O an, o adamın derin yeşilleri üzerimdeydi. Kaçmak istedim ama gözleri izin vermedi.Bakışları bir soru gibiydi; cevabını bilmediğim ama yanlış cevap verirsem bedelini ödeyeceğim bir soru.Maskemin ardında saklandığımı sanıyordum, oysa beni en çıplak hâlimle görüyordu.Zaman ilerlemiyor, sadece yaklaşıyordu.Ve ben, saat gece yarısını gösterirken, hayatımın da o saniyede durduğunu bilmiyordum.O gece kimse bana adını sormadı.Ama kader, adımı çoktan ezberlemişti.Saat 12.00 olduğunda barda garsonlar daha hızlı hareket etmeye başladı. Masalar arasında dolaşan siyah takım elbiseli adamlar çoğaldı. Konuşmalar alçaldı. Gülüşler kesildi. Havanın değiştiğini hissetmemek imkânsızdı.Adam masasında hafifçe öne eğildi. Sağ elini masanın kenarına koydu. Yanındaki adama bir şey fısıldadı. Fısıltı kısa sürdü ama adam başıyla onayladı ve ayağa kalktı. Gözlerim istemsizce onu takip etti.Bir anda, barın sol tarafında bir sandalye devrildi.Ses keskin çıktı. Ardından biri yüksek sesle küfretti.Başımı o yöne çevirdiğimde iki adamın birbirine yaklaştığını gördüm. Omuzlar gerildi. Yumruklar sıkıldı. Kimse araya girmiyordu. Sanki beklenen bir şeydi bu.Tam o sırada o adam ayağa kalktı.Sandalyeyi yavaşça geri itti. Ceketinin eteğini düzeltti. Yürümeye başladığında çevresindeki masalar sessizleşti. Ne bağırdı ne de hızlandı. Kavganın olduğu yere geldiğinde durdu.Sadece baktı.Yeşil gözleri iki adamın arasında gezindi. Sonra konuştu. Sesi yüksek değildi ama barın uğultusunu deldi.“Yeri burası değil.”İki adam da sustu. Biri başını eğdi. Diğeri geri adım attı. O an anladım; mesele güç gösterisi değildi. Yetkiydi.Adam arkasını döndü. Tam yerine geçecekken bakışları bana takıldı. Bu kez kaçmadım. O da kaçmadı.Elini ceketinin iç cebine götürdü. Küçük, katlanmış bir kâğıt çıkardı. Yanımdan geçen garsona uzattı. Garson başıyla onayladı ve masama yöneldi.Kâğıt önümde durduğunda kalbim göğsüme vuruyordu. Etrafımdaki sesler silindi. Parmaklarımı kâğıda uzattım, açtım.Tek bir cümle yazıyordu:“Maske seni gizlemiyor.”Başımı kaldırdım.O artık masasında oturuyordu.Ama gülümsüyordu.Kâğıdı masanın üzerinde bıraktım. Elimi çektiğimde parmaklarım titriyordu. Derin bir nefes aldım, bakışlarımı tekrar salona çevirdim. Onu görmemek için bilinçli bir çaba gösteriyordum.Başaramadım.Masasında arkasına yaslanmıştı. Bir bacağını diğerinin üzerine atmıştı. Elindeki bardağı yavaşça çeviriyor, buzların çarpma sesini dinler gibiydi. Yanındakiler konuşuyordu ama o dinlemiyordu. Gözleri bendeydi.Garson yeniden yanıma geldi. Bu kez elinde içki vardı. Bardağı masaya bıraktı.“Beyefendiden,” dedi kısa bir sesle.Başımı kaldırıp adama baktım. Sormadan göndermişti. Kabul etmemi bekliyordu. Bardağı elime aldım ama içmedim. Sadece masada tuttum.Bir süre sonra adam ayağa kalktı. Bu kez dikkat çekmeden, kavga etmeden. Yanındaki sandalyeye hafifçe dokundu, bir şey söyledi. Ardından bana doğru yürümeye başladı.Adımları netti. Ne hızlandı ne yavaşladı. Masamın yanında durduğunda barın sesi sanki bir perde gibi arkamızda kaldı.“Yanıma gel,” dedi.Sormadı. Rica etmedi.Başımı kaldırıp ona baktım. Maskesinin ardındaki yüzü hâlâ tam seçemiyordum ama gözleri çok netti. Yeşil değil, neredeyse koyu bir griye çalıyordu bu ışıkta.“Hayır,” dedim.Bir an durdu. Sonra başını hafifçe yana eğdi.“Bu bir teklifti,” dedi.“Birazdan çağırırsam… o emir olur.”Arkasını döndü. İki adım attı. Sonra durdu.“Maske teması gece yarısına kadardı,” diye ekledi.“Sende hâlâ duruyor.”Yürüyüp gitti. Yerine oturdu.Elimi yüzüme götürdüm. Maskenin lastiğini hissettim. Saatime baktım. 00.07.Salondaki bazı insanlar maskelerini çıkarmaya başlamıştı. Kahkahalar yeniden yükseliyordu ama içimdeki gerginlik artıyordu.Bir dakika sonra masasına doğru baktığımda, yanında boş bir sandalye vardı.Ve o sandalye, bana bakıyordu.Boş sandalyeye bir kez daha baktım. Sonra masama. Kaçmak için geç kalındığını hissettim. Bardağı masada bıraktım, çantamı aldım ve ayağa kalktım.Topuklarım zeminde net sesler çıkarıyordu. Salonun ortasından geçerken bakışların üzerime kaydığını hissediyordum ama başımı kaldırmadım. Gözlerimi sadece onun masasına sabitledim.Yanına geldiğimde sandalyeyi kendim çektim. Oturmadan önce bana baktı. Gözlerinde ne şaşkınlık ne de zafer vardı. Sanki zaten geleceğimi biliyordu.Oturduğumda masaya hafifçe yaklaştı.“Geç kalmadın,” dedi.Maskemi çıkarmadım. O da çıkarmadı. Masanın üzerinde iki içki, aramızda ölçülü bir mesafe vardı. Yanındaki adamlar sessizdi. Konuşmamızı duymuyorlardı ama dinliyorlardı.“Adını sormayacağım,” dedim.“Ben de söylemeyeceğim,” diye karşılık verdi.Elini masaya koydu. Parmakları uzun ve sakindi. Ne tehditkâr ne de yumuşak. Sadece kararlı.“Buraya ilk gelişin,” dedi.Bu bir soru değildi.“Evet.”Başını salladı. Gözleri yüzümde gezdi. Maskemin kenarına takıldı. Sonra gözlerime çıktı.“Yanlış yerdesin,” dedi.“Ve bunu biraz geç fark ettin.”Kalbim hızlandı ama sesim sakin çıktı.“Beni neden çağırdın?”Bir an sustu. Sonra dudaklarının maskenin altında hafifçe kıvrıldığını hissettim.“Çünkü herkes buraya bir şey almak için gelir,” dedi.“Sen ise hiçbir şey aramıyordun. Bu tehlikelidir.”Masaya doğru biraz daha eğildi.“Ve bir şey daha,” diye ekledi.“Beyaz kuğu… burada nadir bir sembol.”Gözlerim istemsizce dövmeme kaydı. Bakışımı yakaladı.“Kim olduğumu bilmiyorsun,” dedim.“Bildiğim kadarı yeter,” dedi.Masadaki sessizlik ağırlaştı. Dışarıdan sıradan bir sohbet gibi görünüyorduk ama masanın altında dizlerim titriyordu.“Bu masadan kalktığında,” dedi yavaşça,“hayatın eskisi gibi olmayacak.”Gözlerimi ondan ayırmadım.“Peki kalkmazsam?”Yeşil gözleri ilk kez gerçekten parladı.“O zaman,” dedi,“zaten çoktan başlamış demektir.”Masaya yaslandıktan sonra bir süre konuşmadı. Yanındaki adamlardan biri bir şey söylemek ister gibi oldu ama tek bir bakışıyla susturdu. Gözlerini benden ayırmadan bardağını eline aldı.“Buraya ilk kez gelenler,” dedi sakin bir sesle,“ikiye ayrılır.”Bardağından küçük bir yudum aldı.“Ne yaptığını bilenler,” dedi,“ve bilmeden içine girenler.”Bakışları yüzümde gezindi. Bu kez daha dikkatliydi. Tepkimi ölçer gibiydi.“Sen ikincisin.”İtiraz etmedim.Çünkü haklıydı.Masaya biraz daha yaklaştı. Sesini alçalttı ama yüzüme daha da yakındı artık.“Şu an hâlâ burada oturuyor olman,” dedi,“ya çok cesur olduğunu gösterir…”Bir an durdu.“…ya da hiç kaçmamayı öğrendiğini.”Elimi masanın kenarına koydum. Parmaklarımın beyazladığını fark ettim. Gözleri oraya kaydı.“Rahatla,” dedi.“Eğer sana zarar verecek olsaydım, bunu çoktan anlardın.”Başımı kaldırıp ona baktım.“Bundan emin miyim?” diye sordum.Gözlerinde belirsiz bir ifade belirdi. Ne gülümseme ne tehdit.“Hayır,” dedi.“Emin değilsin.”Bu cevabı verirken sakindi. Sanki korkmam gereken şey buymuş gibi.“Bu masada,” diye devam etti,“herkesin bir rolü var. Seninki henüz belli değil.”Masadan hafifçe doğruldu. Aramızdaki mesafe açıldı ama gerilim kaybolmadı.“Gece bitmeden,” dedi,“sen de bunu öğreneceksin.”Bakışlarını ilk kez benden çekti. Yanındaki adamlardan birine döndü.“Hazırla,” dedi kısa bir tonla.Adam başını salladı ve ayağa kalktı.O an anladım:Bu gece planlanmamıştım,ama artık dışında da değildim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.