İyi akşamlar deyip kapıyı sertçe kapattım. Kapının önünde bekleyen adamın elini işaret ettiği yere doğru yürümeye başladım.
-"Sana odanı göstereceğim."
-"Herkesin ayrı ayrı odası mı var."
-"Evet, ayrıca bur da anons edilir ve ona göre davranılır. Herkes bu anonsa uymak zorundadır."
-"Resmen hapishane gibi ya."
-"Efendim."
-"Yok bir şey."
-"Senin odan 222 numaralı olan oda."
-"Tamam, teşekkür ederim."
-"Rica ederim, anonsa kadar görüşürüz."
Kafamı salladım ve odaya girdiğimde kapının anahtarını alıp kapıyı kilitledim.
Oda fazlasıyla büyüktü. Duvarlar, kapılar, perdeler beyaz ve yatak fazlasıyla genişti. Yatağa oturduğum anda elimdeki incinin olmadığını fark ettim. Ceplerim bomboştu. Neredeydi, acaba müdürün odasında mı düşürmüştüm. O inciyi bulmam gerekiyordu. Yandaki çekmeceleri açıp içine baktığımda bir çanta olduğunu fark ettim. İçimden,
-"Bu kimin çantası acaba. Yoksa benden önce bu odada başka biriside mi kalmıştı. Cidden bu okulda çok garip şeyler oluyor" diye geçirdim.
Elimdeki çantanın içini açmak için fermuarını tutup çekecektim ki anons ettiler. Şöyle diyordu.
-"Okuldaki tüm öğrenciler yemekhaneye lütfen."
Elimdeki fermuar bir anda kaydı. İçimdeki kaygıdan elim terlemişti. Çantayı çekmeceye geri koydum ve aşağı inmek için kapının kilidini açtım. Bir anda başım döndü ve elimi duvara yasladım. Bir kaç dakika sonra kendime geldikten sonra duvardan kendimi geriye doğru çektim. Aklımdaki en büyük soru o inci neredeydi...