Olanları aklım almıyordu. Biri bana oyun mu oynuyordu. Bu ablamın yazısıydı, bu yazıları ablam yazmıştı, çantanın içinden kanlı bir bandana çıktı ve elimde şuanda bir cüzdan vardı. Cidden bunlar artık bir tesadüf olamazdı.
-"E iyi de, benim ablam ölmemiş miydi. Yok ya, bu, bu gerçek olamaz, biri bana oyun oynuyor olmalı! " dedim kendi kendime. Artık iyice kafayı yemiştim. Bunların gerçek olması için bu cüzdanda ve bandanada bir şey olması gerekiyordu. Elime bandanayı aldığımda incelemeye başladım. Gözümden akan yaşlarla arkasını çevirdiğimde ablamın ismi yazıyordu. Elimi bir anda ağzımla kapattım. Gözümden akan yaşların daha da hızlandığını fark ettim. Akan göz yaşlarım, yanaklarımı ıslatmıştı. İçimden tam olarak haykırmak geliyordu. O sinirle yataktaki beyaz cüzdanı alıp içini açtım. İçinde bir fotoğraf vardı. Elime aldığımda ablamın fotoğrafı olduğunu gördüm. İşte o zaman her şey benim için durmuştu. Yağmur, sular akmıyordu. Hiç kimse nefes almıyordu. Gece durmuştu, zaman durmuştu. Garip olan şey de şuydu ki iki çantanın içinde de aynı şeyler vardı. Yazılar, zarflar, mektuplar, cüzdanlar, bandanalar. İki çantada mı ablamındı yoksa. Bu nasıl olabiliyordu.
-"Gerçekten ablam yaşıyor mu!..."
İyi de ablam yıllar önce tutsaklar tarafından annemle ve babamla beraber öldürülmüştü. O tutsakların bu okuldan olduğunu o an fark ettim. Annem ve babam aslında ablamın uğruna ölmüşlerdi. Yıllarca ailemin, hele ki ablamın katilini aramıştım. Onca emeğimin, arayışımın sonunda amacıma sonunda varabilmiştim. Onu öldüren tutsağı bulup onu, annemi, babamı yattıkları yerde rahat ettirecektim. Buna yemin etmiştim. Niye bu yola çıktığımı, buralara bilmeden gelirken içimde o oluşan sıkıntıyı ve hisleri şimdi daha rahat anlayabiliyordum. Aslında başından beri neyin peşinde olduğumu biliyormuşum ancak fark edememişim. Dişlerimi kırarcasına sıktım. İçimdeki o acı daha da kuvvetlendi. Kinim ve öfkem fazlasıyla artmış, ettiğim yemine daha çok bağlanmıştım. Artık kaybedecek zamanım yoktu.