İçeriğe geç

Beyaz Canavarlar

Bölüm 6 · 4 dk okuma

Beyaz Canavarlar

Bölüm 6

#6

Spor salonunun kapısı gece yarısı kapandı.Ekip ilk defa birlikte bir “göreve” çıkacaktı.Kimse tam olarak nereye gideceklerini bilmiyordu.Sadece Denge’nin bıraktığı izleri takip ediyorlardı:Havada belli belirsiz bir sıcaklık dalgası…Yere düşen ince kül parçaları…Cem burnunu çekti.— “Bir tek ben mi yanık kokusu alıyorum?”Baran etrafına baktı.— “Bu bildiğin yanık. Normal değil.”Yol, şehrin terk edilmiş sanayi bölgesine çıktı.Binaların camları kararmış, duvarlar is kaplamıştı.Zemin sıcak gibiydi; ayakkabılarının altı ısınıyordu.Leyla fısıldadı:— “Burası… Hain Kömür’ün alanı değil.”Mira başını salladı.— “Hayır.”— “Bu öfkenin kokusu.”Aras yutkundu.— “Magma.”İlerledikçe hava ağırlaştı.Nefes almak zorlaşıyordu.Sanki öfke havaya karışmıştı.Cem’in adımları sertleşti.Omuzları kasıldı.Normalde şaka yapardı…Şimdi susuyordu.Leyla bunu fark etti.— “İyi misin?”Cem cevap vermedi.Baran araya girdi.— “Cem, dalıp gidiyorsun.”Cem dişlerini sıktı.— “Burayı sevmiyorum.”— “Neden?” diye sordu Aras.Cem durdu.— “Çünkü burası bana kendimi hatırlatıyor.”Birden yer titredi.Duvarlardan kızıl ışıklar sızdı.Yerde çatlaklar oluştu.Sanki yerin altında bir şey uyanıyordu.Magma’nın bölgesi, terk edilmiş bir dökümhanenin içindeydi.İçeride eski fırınlar, paslı vinçler vardı.Ama fırınların içi hâlâ yanıyordu.Gerçek ateş değildi bu.İçeriden çıkan şey… öfkeydi.Ortada, lav gibi kıpırdayan bir varlık belirdi.İnsan şeklini andırıyordu.Ama derisi ateş gibi çatlamıştı.Magma’nın sesi derinden geldi:— “Kim öfkesini saklıyor?”Cem’in nefesi hızlandı.— “Kim çağırdı seni?” diye bağırdı Baran.Magma güldü.— “Beni çağırmaya gerek yok.”— “Ben zaten içinizdeyim.”Cem ileri atıldı.— “Kes sesini!”Mira bağırdı:— “Cem, dur!”Ama Cem dinlemedi.Magma’ya saldırdı.Magma elini kaldırdı, Cem yere savruldu.Leyla çığlık attı:— “Cem!”Aras Cem’in yanına koştu.— “İyi misin?”Cem dişlerini sıktı.— “Hayır.”— “Ama durmayacağım.”Magma Cem’e yaklaştı.— “Beni en iyi sen tanıyorsun.”— “Sen, öfkesini bastıran çocuksun.”Cem’in gözleri doldu.— “Ben kimseye zarar vermemeye çalışıyorum.”Magma fısıldadı:— “Ama içinde herkesi yakıyorsun.”Baran araya girdi.— “Öfke kötü değil!”— “Kontrolsüz olan kötü!”Magma kahkaha attı.— “Kontrol mü?”— “Beni kontrol edemezsiniz.”O an yerden kızıl bir kitap yükseldi.Kapağı lav gibi parlıyordu.Aras fısıldadı:— “Kitap…”Leyla dikkatle baktı.— “Ama koruyor.”Magma kitabın önünde durdu.— “Bu güç.”— “Bu öfke.”— “Bu… sizsiniz.”Mira derin nefes aldı.— “Bunu almak zorundayız.”Cem ayağa kalktı.Yüzünde öfke ve korku karışımı vardı.— “O zaman önce kendimle yüzleşmem lazım.”Cem yavaşça Magma’ya doğru yürüdü.Ekip arkasından bağırdı ama durmadı.— “Beni yakabilirsin.” dedi Cem.— “Ama ben kaçmayacağım.”Magma durdu.İlk defa saldırmadı.— “Kaçmıyorsun…”Cem ellerini sıktı.— “Öfkemi kabul ediyorum.”— “Ama onun beni yönetmesine izin vermiyorum.”Bir anlık sessizlik oldu.Sonra Magma’nın alevleri sönükleşti.Kızıllık yumuşadı.Kitap yavaşça Cem’in önüne indi.Ama o anda…yer çatladı.Fırınlardan siyah duman yükseldi.Hain Kömür’ün sesi yankılandı:— “Güzel deneme.”— “Ama bu kadar kolay olmayacak.”Ve karanlık her yeri sardı.. Hain Kömür’ün sesi dökümhanenin duvarlarında yankılanırken karanlık yoğunlaştı.Duman, Magma’nın sönmeye başlayan kızıllığını boğdu.Ekip bir anlık tereddüt yaşadı; karanlık, öfkenin önüne geçti.Cem ileri çıktı.— “Yeter artık.”— “İkiniz de içimi didikliyorsunuz.”Hain Kömür’ün dumanı Cem’in etrafında dolandı.— “Beni ele geçiremezsin.”— “Ben sensin.”Cem güldü; gülüşü acıydı.— “Hayır.”— “Sen benim karanlığımın bahanesisin.”Baran bağırdı:— “Cem, geri gel! Bu iş tek başına yapılmaz!”Cem dönmedi.Dumanın içine yürüdü.Hain Kömür, Cem’in kulaklarına fısıldamaya başladı:yarım kalmış kavgalar, söylenmemiş sözler, pişmanlıklar…Cem’in dizleri titredi ama adımlarını durdurmadı.

Leyla Aras’ın kolunu tuttu. — “Kendini yakıyor.” Aras’ın içi sıkıştı. — “Ama durdurursak… kitap gider.” Magma’nın kitabı kızıl ışıkla yanıp sönüyordu. Mira dişlerini sıktı. — “İki kötülük arasında seçim yapmak zorundayız.” Cem bir anda bağırdı: — “Kes sesini!” Hain Kömür, Cem’in öfkesinden bir parça koparmaya çalışırken Cem iki elini yumruk yaptı. Göğsündeki karanlık, dışarı taşar gibi oldu. Sonra… duman geri çekildi. Hain Kömür ilk defa tökezledi. — “Bu… mümkün değil.” Cem’in sesi titriyordu ama kararlıydı: — “Seninle yaşamayı öğrendim.” — “Seni yönetmeyi değil.” Bir anlık boşluk oluştu. O boşlukta Cem ileri atıldı, karanlığı kavrar gibi yaptı. Duman büzüldü; kömür gibi ağırlaştı. Cem’in etrafında siyah bir halka oluştu. Baran şaşkınlıkla bağırdı: — “Lan… tuttu onu!” Hain Kömür’ün sesi boğuklaştı. — “Bırak!” Cem dişlerini sıktı. — “Bırakmam.” Ama bedeli ağırdı. Karanlık, Cem’in kollarını zincir gibi sardı. Ayakları yere yapıştı. Sanki dökümhanenin kendisi Cem’i yutmak istiyordu. Mira bağırdı: — “Cem! Çık oradan!” Cem başını kaldırdı. — “Kitabı alın.” Leyla tereddüt etti. — “Seni bırakamayız.” Cem’in sesi yumuşadı: — “Beni burada bırakmayın.” — “Ama kitabı da bırakmayın.” Aras koştu, kızıl kitabı aldı. Kitap eline değdiğinde içi yandı; ama acıdan çok ağırlık hissetti. Bu bir güç değil, bir sorumluluktu. Hain Kömür, Cem’in içinde kıvranıyordu. — “Seni içten çürüteceğim.” Cem kısık sesle güldü. — “Zaten çürük yerlerim var.” — “Ama hepsi bana ait.” Baran ileri atılmak istedi ama dökümhane çökmeye başladı. Tavan parçaları düşüyordu. Mira ağlamak üzereydi. — “Onu bırakamayız!” Aras’ın sesi titredi: — “Kalırsa hepimiz kalırız.” Leyla karar verdi. — “Gitmeliyiz.” Cem son kez baktı. — “Beni kurtarmaya gelin.” Gözleri Mira’yya takıldı; sonra Baran’a, Leyla’ya, Aras’a… Gülmeye çalıştı. — “Ama acele etmeyin.” — “Plan yapın.” Ekip geri çekildi. Dökümhane çökerken karanlık Cem’i yuttu. Hain Kömür’ün kahkahası boğuklaştı. Sonra her şey sustu. Dışarı çıktıklarında hava soğuktu. Kızıl ışık yoktu. Ekip sessizdi. Baran duvara yumruk attı. — “Onu orada bıraktık.” Mira, Magma kitabını tutan Aras’ın eline baktı. — “Onu kurtaracağız.” Leyla yavaşça konuştu: — “Ama bu sefer… daha bedel ödeyeceğiz.” Aras kitabın kapağını kapattı. İçinden yükselen kızıl ışık sönükleşti. Sanki kitap, Cem’in bedelini kabul etmişti. Uzakta, Gölge her şeyi izliyordu. Ulu Işık ışığını kısmıştı. Elmas Ayna’nın çatlakları büyüyordu. Hep Döngü, aynı sahneyi tekrar ettirememenin öfkesiyle titreşti. Ve Denge’nin sesi rüzgârla geldi gibi oldu: — “Bir kitap alındı.” — “Bir ruh kayboldu.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.