İçeriğe geç

Beyaz Canavarlar

Bölüm 7 · 7 dk okuma

Beyaz Canavarlar

Bölüm 7

#7

Cem’in Hain Kömür’ü mühürlemesinin üzerinden üç gün geçmişti.Cem hâlâ yoktu.Mira her sabah uyanır uyanmaz ilk yaptığı şey, boş yatağa bakmaktı.“Belki dönmüştür,” diye mırıldanıyordu.Sonra sessizlik.Leyla aynanın önünde saçını bağlıyordu ama elleri titriyordu.“Bir insanın kendini feda etmesi kahramanlık mı yoksa aptallık mı?” dedi.Aras, duvara yaslanmıştı.“İkisi de olabilir. Kahramanlık genelde aptallıkla başlar zaten.”Baran yerde uzanıyordu, tavanı izliyordu.“Ben olsam kömürün içinden çıkardım Cem’i.”Mira dönüp baktı.“Nasıl?”Baran omuz silkti.“Bilmiyorum. Hayalimde hep böyle olur. Sonra uyanırım.”O an hava değişti.Oda serinledi, duvarların rengi soldu.Kapının önünde bembeyaz, uzun, cinsiyetsiz varlık tekrar belirdi.Denge.Adım atmıyordu. Sanki bulunduğu yerle aynı anda var oluyordu.“Bir kitap kaldı,” dedi.“Yaprak.”Leyla öne çıktı.“Bir kitap değil. Beş kitap dedin.”Denge başını hafifçe eğdi.“Zaman algınız kırıldı. Magma ilk yarayı açtı. Yaprak ikinci sınav.”Mira kaşlarını çattı.“Bu kitap nerede?”“Orman Bölgesi. Yaşayan köklerin altında.”Aras sırıttı.“Harika. Karanlık bir orman, yaşayan kökler, kayıp arkadaş… Tam moral depolamalık.”Yola çıktılar.Şehirden uzaklaştıkça dünya değişmeye başladı.Toprak yumuşadı, hava yeşil koktu.Ağaçlar normal değildi. Gövdeleri nabız gibi atıyordu.Leyla fısıldadı:“Bunlar canlı…”Baran yere çömeldi, toprağa dokundu.“Canlı değil… bilinçli.”O an yapraklar hışırdadı.Önce rüzgar sandılar.Sonra rüzgarın konuştuğunu fark ettiler.“Geri dönün.”Mira irkildi.“Kim konuşuyor?”Aras:“Orman. Hep sorunlu tipler konuşur zaten.”Ağaçların arasından bir siluet çıktı.Beyazdı. Ama Hain Kömür gibi yanık değil, Gölge gibi karanlık değil…Bedeninin üstü yapraklarla kaplıydı, saçları dallar gibi yukarı uzanıyordu.Gözleri yoktu ama bakıyordu.Yaprak’ın koruyucusu.Ama bu beyaz canavar değildi.Bu, Yaprak kitabının bekçisi olan yozlaşmış bir varlıktı.Adı: Sarmaşık.Sarmaşık, ince bir sesle konuştu:“Kitabı istiyorsunuz.”Baran el salladı.“Yok biz manzaraya bakmaya geldik.”Leyla dirseğiyle dürttü.“Sus.”Sarmaşık güldü.Ama bu gülüş yaprakların sürtünmesi gibiydi.“Kitap doğayı yaralar. Siz doğayı yaralamaya geldiniz.”Mira öne çıktı.“Biz dünyayı kurtarmaya geldik.”Sarmaşık başını eğdi.“Dünya kimden kurtulmak istiyor, sizden mi beyaz canavarlardan mı?”O an orman titredi.Toprak yarıldı.Ve beyaz bir figür ortaya çıktı.Yaprak değil.Yaprak henüz gelmemişti.Bu, Elmas Ayna’nın yansımasıydı.Leyla donup kaldı.Karşısında kendisi duruyordu.Ama gözleri cam gibi soğuktu.Yüzünde acı yoktu.“Merhaba Leyla,” dedi yansıma.“Beni unuttun mu?”Leyla nefes alamadı.“Ben… sen değilsin.”Yansıma gülümsedi.“Ben senin kırdığın halinim.”Aras araya girdi:“Tamam tamam, terapi seansı değil şu an. Bir canavarla karşı karşıyayız.”Yansıma başını Aras’a çevirdi.“Gölge’nin rakibi sen değil miydin?”Aras’ın yüzü karardı.“Evet. Ve sen yanlış aynaya bakıyorsun.”O an ormanın derinliklerinden gerçek Yaprak belirdi.Beyazdı.Ama üzerinde yeşil damarlar dolaşıyordu.Bedeninden dallar çıkıyor, yere değdiği yerde çiçekler açıyordu.Yaprak konuşmadı.Konuşmak yerine ormanı hareketlendirdi.Kökler yerden fırladı.Baran bağırdı:“Koşun lan!”Mira Baran’ı çekti.Leyla aynasını çıkardı, yansımasını kendi üzerine tuttu.Aras gölgeye karıştı, köklerin arasından kayboldu.Yaprak ilk kez ses çıkardı:“Dünya beni istemiyor ama siz beni istiyorsunuz.”Mira bağırdı:“Biz seni istemiyoruz! Kitabı istiyoruz!”Yaprak durdu.“Kitap bende değil.”Toprak çatladı.Ağaç köklerinin altında eski bir taş kapı açıldı.Sarmaşık kıkırdadı.“Kitap beni öldürür. O yüzden onu korurum.”Baran yerden bir dal kopardı.“Harika. Kitap seni öldürüyorsa biz de seni geçmemiz gerekiyor.”Yaprak Leyla’ya baktı.“Sen kırık aynasın.”Leyla gözlerini kaçırmadı.“Evet. Ama hâlâ yansıtıyorum.”Ve ilk kez Yaprak geri çekildi.O an ekip, köklerin arasına daldı.Ama arkasından orman kapandı.Yaprak kitabına bir adım daha yaklaşmışlardı.Ama bu orman, onlardan birini daha almak üzereydi.Ve Aras, gölgede kalmıştı.Köklerin arasına daldıklarında Leyla’nın aynası çatladı.İncecik bir çizik.Ama o çizik, kalbine atılan bir çentik gibiydi.“Bir şey oldu mu?” diye sordu Mira.Leyla aynaya baktı.“Bir şeyler oluyor… ama henüz ne olduğunu bilmiyorum.”Orman içlerine indikçe sessizlik arttı.Yaprakların hışırtısı bile boğuklaşmıştı.Baran fısıldadı:“Bu orman sesini kısıyor. Sanki bağırırsak duymayacak.”Aras gölgelerden çıktı.“Bağırırsan duyar. Sadece yardım gelmez.”O an ağaçların arasında beyaz bir ışık parladı.Bu kez yansıma değil.Gerçek Elmas Ayna ortaya çıktı.Bedeni pürüzsüz cam gibiydi.Yüzünde Leyla’nın hatları vardı ama duygusuzdu.Her adımında yerin altından aynalar çıkıyordu.“Sonunda,” dedi.“Beni görmeye cesaret ettin.”Leyla’nın dizleri titredi.“Sen ben değilsin.”Elmas Ayna gülümsedi.“Ben sensin. Kırılmamış hâlin.”Baran araya girdi:“Ben de kırılmamış halimi görmek isterim ama karşıma canavar çıkmıyor nedense

Elmas Ayna başını Baran’a çevirdi.“Sen her gün ölüyorsun zaten. Hep Döngü seni bulunca anlayacaksın.”Baran’ın yüzü düştü.“Bu… ağırdı.”Mira öne çıktı.“Kitabı alacağız. Önümüzden çekil.”Elmas Ayna kahkaha attı.“Aynaya bakan herkes kendine çarpar. Siz de çarpacaksınız.”O an ormanın her yanında aynalar belirdi.Leyla kendi yansımalarının içinde kayboldu.Her yansıma ona başka bir anısını fısıldıyordu:kırdığı kalpler, terk ettiği insanlar, kaçtığı korkular.Aras gölgelerden bağırdı:“Leyla! O sen değilsin! Onlar senin geçmişin!”Leyla gözlerini kapattı.“Ben geçmişim değilim…”Aynayı yere vurdu.Cam parçalandı.Ama Elmas Ayna geriye sendeledi.Çünkü Leyla ilk kez kendini saklamamıştı.Ve Yaprak kitabının bulunduğu kapı o anda açıldı.Ama kitap, bedelsiz alınmıyordu.Ormanın kalbi, atıyormuş gibi ritmik biçimde titreşiyordu.Yaprak kitabının saklandığı açıklığa vardıklarında, hava bir anda ağırlaştı. Sanki oksijen azalıyor, nefes almak bile düşünerek yapılması gereken bir şeye dönüşüyordu.Leyla elindeki çatlamış aynaya baktı.“Bitti sanıyordum…” dedi kısık sesle.Cem yoktu. Hain Kömür yok olmuştu ama Cem hâlâ geri dönmemişti.Baran, o konu açıldığında susmayı seçiyordu.Mira suskunluğu görünmez bir örtü gibi üzerine çekiyordu.Aras ise gölgelerin içinde Cem’in sesini duyduğunu söylüyordu bazen. Kimse inanmak istemiyordu.

Ağaçlar aralandı.Gerçek Elmas Ayna, tüm gövdesiyle önlerine çıktı.Bu sefer tek parça değildi.Parçalanmıştı.Ama her parça ayrı ayrı Leyla’ya benziyordu.“Kaç parçaya bölündüğünü biliyor musun?” dedi Elmas Ayna.“Ben senin bütün kırılmalarınım.”Leyla yutkundu.“Ben kırıklarımı saklamayı bırakıyorum.”Mira fısıldadı:“Yanındayız.”Elmas Ayna güldü.“Yanında olduklarını sanıyorsun. Ama sen yalnız kalmaya alışkınsın.”O an aynalardan biri Aras’a döndü:“Anneni yalnız bıraktın.”Bir diğeri Baran’a:“Sen kaçtın.”Bir başkası Mira’ya:“Sen ışığını sakladın.”Baran sinirlendi:“Tamam ya! Hepimizin travması var, bunu zaten biliyoruz!”Elmas Ayna başını eğdi.“Bilmiyorsunuz. Kaçıyorsunuz.”Leyla ileri çıktı.“Kaçmıyorum.”Aynalardan biri aniden Leyla’nın çocukluğunu gösterdi.Sessiz kaldığı bir an.Haksızlığa uğradığında susması.Kendisini korumak yerine yok sayması.Leyla’nın sesi titredi:“Evet… sustum.”“Evet… kaçtım.”“Ama artık kendimi saklamayacağım.”Elmas Ayna bir adım geri çekildi.“Beni yok edemezsin. Ben sensin.”Leyla aynayı yere bıraktı.“Ben kendimim.Sen sadece yüzeyimsin.”İlk kez Elmas Ayna’nın yüzü çatladı.Aynalar kırıldı.Ormanın içinden yeşil ışık yükseldi.Yaprak kitabı ortaya çıktı.Ama aynı anda yer yarıldı.Leyla kitabı eline aldığı an, yerin altından beyaz ipler çıktı.Bileklerine dolandı.Boğazına uzandı.Gözleri karardı.Aras bağırdı:“Hayır! Aynı şey oluyor!”Mira koştu:“Cem gibi tutsak oluyor!”Leyla zorla gülümsedi.“En azından… kitap bizde.”Elmas Ayna yok olurken son kez fısıldadı:“Bir kitap, bir bedel.Bu düzeni değiştiremezsiniz.”Leyla yerin içine çekildi.Orman sessizleşti.Baran dizlerinin üzerine çöktü.“Bir kişi daha…”Aras yumruğunu sıktı.“Bu sefer onları geri alacağız.”Mira gözlerini kapattı.“Bu kitaplar bizi kurtarmayacak.”“Bizi sınayacak.”Ve uzakta, görünmeyen bir yerde,Cem’in sesi duyuldu.“Leyla’ya iyi bakın…Burası hiç de yalnızlık gibi değil.”

Burası bir oda değildi. Bir boşluktu. Ne zemin vardı ne tavan. Sadece beyazdan da beyaz bir alan… sanki renkler burada doğmadan önce ölüyordu. Cem gözlerini açtığında ilk hissettiği şey, sesinin yankı yapmamasıydı. “Harika…” dedi. “Burası da yankı yapmayan türden travmalar diyarı olmalı.” Ayağa kalktı. Ayaklarının altında bir şey hissetmedi. Yürüyormuş gibi yaptı ama aslında olduğu yerde kalıyordu. Tam söylenmeye başlayacaktı ki, boşluğun içinden bir ses geldi: “Konuşma hakkın sınırlı.” Cem etrafına bakındı. “Kimle konuşuyoruz? Müşteri hizmetleri mi?” Beyaz boşluğun içinden yazılar belirdi. Sanki biri görünmez bir kalemle havaya yazıyordu: “Burada kalanlar yalnız kalmaz. Ama özgür de olmaz. Her tutsak, bir diğer tutsakla karşılaşır. Birlikte en fazla 100 cümle kurabilirsiniz. Sonra sesiniz alınır.” Cem yutkundu. “Yüz cümle… Kim sayacak?” Tam o anda, boşluğun karşı ucunda bir siluet belirdi. Leyla. Cem’in yüzündeki alaycı ifade bir anlığına düştü. Sonra geri geldi. “Bak sen… Orman kampına katılım da pakete dahilmiş.” Leyla gülmeye çalıştı. “Demek burası da aynı yer.” İkisi de yürüdü. Yürümek gibi bir şeydi bu. Mesafe kapandı. Bir süre konuşmadılar. Çünkü ikisi de biliyordu: Her cümle sayılıydı. Leyla: “Kaç cümle etti bu?” Cem: “Sanırım bir.” Leyla: “Saçma bir kural.” Cem: “Zaten hayatımızın özeti.” Leyla gözlerini kaçırdı. “Aras… iyidir, değil mi?” Cem omuz silkti. “İyi gibi. Beni özlemiştir. İyi laf sokacak adam kalmadı.” Leyla gülümsedi. “Baran çok kızgın.” Cem başını eğdi. “O hep kızgın. Ama en çok da kendine.” Bir sessizlik oldu. Beyaz boşluk biraz daha parlaklaştı. Leyla fısıldadı: “Burada kalıcı mıyız?” Cem cevap vermeden önce düşündü. Bu cümle önemliydi. “Sanmıyorum.” Leyla başını salladı. “Ben de öyle hissetmiyorum.” Cem bir adım yaklaştı. “Bak… eğer buradan çıkamazsak—” Leyla sözünü kesti: “Öyle konuşma.” Cem gülümsedi. “Tamam, dramatik olmayacağım. Söz.” Leyla: “Ben… kendimi hep aynalardan korudum.” “İlk kez… gerçekten yüzleştim.” Cem: “Ben de ilk kez… içimdeki pislikleri susturamadım.” Leyla: “Pişman mısın?” Cem: “Hayır.” “Gerekti.” Leyla gözlerini kapattı. “Keşke seni orada yalnız bırakmasaydık.” Cem omuz silkti. “Beni yalnız bırakmadınız.” “Sadece… daha hızlı yürüdünüz.” Leyla gülümsedi. “Bunu ekip toplantısında söyleyeceğim.” Cem: “Toplantı odası varsa tabii.” İkisi de güldü. Gülüş, beyaz boşlukta yankılanmadı. Ama içlerinde yankı yaptı. Bir yazı daha belirdi: “Konuşma hakkınızın yarısına geldiniz.” Leyla: “Yarısı mı? Biz daha yeni başladık.” Cem: “Bizim konuşmalarımız hep böyle. Bir anda derinleşir.” Leyla: “Dışarı çıkarsak… aynı ekip kalır mıyız?” Cem düşündü. “Kimse aynı kalmaz.” “Ama birlikte kalabiliriz.” Leyla başını eğdi. “Ben korkuyorum.” Cem ilk kez alay etmeden konuştu: “Ben de.” “Ama korkmak, kaçmak demek değil.” Leyla: “Bazen kaçmak, hayatta kalmaktır.” Cem: “Bazen de… geri dönmektir.” Bir sessizlik daha. Beyaz boşluk titredi. “Konuşma hakkınız azalıyor.” Leyla iç çekti. “Saçma sapan konuşuyoruz.” Cem: “Hayatımız gibi.” Leyla gülümsedi. “Eğer çıkarsak… Aras’a bir şey söyle.” Cem: “Ne söyleyeyim?” Leyla düşündü. “Gölgeyi ciddiye alsın.” Cem: “Zaten almıyor mu?” Leyla: “Bazen ciddiye almak… korkmaktır.” Cem başını salladı. “Tamam.” Bir ışık dalgası aralarından geçti. Sanki boşluk nefes aldı. Yazılar tekrar belirdi: “Son cümleleriniz yaklaşıyor.” Cem ve Leyla birbirine baktı. Uzun süre konuşmadılar. Sonra Cem dedi ki: “Eğer buradan çıkamazsak…” Leyla kaşlarını kaldırdı. “Yine dramatik olma.” Cem gülümsedi. “Tamam.” “O zaman şunu söyleyeyim: Bu ekip… sinir bozucu.” Leyla güldü. “Ama iyi ki varlar.” Cem başını salladı. “Evet.” “İyi ki varlar.” Beyaz boşluk aniden karardı. İkisi de farklı yönlere çekildi. Son yazı belirdi: “Konuşma hakkınız doldu.” Ve ses… sustu.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

8. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.