İçeriğe geç

Beyaz Ateş

Bölüm 6 · 11 dk okuma

Beyaz Ateş

Bölüm 6

4. RÜYA

Lütfen Okumadan Önce Şarkıları Açınız. Şarkı: Witchsnook, Runes of Stone Gözlerimi açtığımda görmeyi beklediğim manzaradan çok uzaktım. Bir gemide olmam gerekirken şu anda karların üstünde yatıyordum. Yıllar sonra ise ilk defa güneş açmıştı. O güneş yüzüme vuruyordu. Doğrulduğumda ellerimi yere koydum. Etrafıma bakındım ama kar dışında hiçbir şey göremiyordum. Her yer o kadar sakin ve huzurlu görünüyordu ki bir an rüya da olup olmadığımı sorguladım. Omuzlarımdan dökülen ateş kızılı saçlarımı geriye attım. Ayağa kalktığımda etrafımda döndüm. O sıra üzerime baktığımdaysa üstümde her zamanki kot pantolonum ve uzun kollu tişörtüm yoktu. üstümde upuzun bir elbise vardı. Elbisemin kolları tüldendi ve omuzları ise düşüktü. Biraz göğüs dekoltesi vardı. Elbisemin rengi en az saçlarım kadar kırmızıydı ve birkaç yerinde beyaz işlemeler de vardı. Eteği kabarıktı, tam bir prenses elbisesiydi sanki. Beyaz tenim ve kızıl saçlarım bu elbiseyle çok uyumlu duruyordu. Kafamda hissettiğim ağırlıkla ellerim kafama uzandı. Elime çarpan bir şeyle duraksadım ve onu elime aldım. Kafamda bir taç vardı. Bembeyaz rengi gözlerimi alıyordu. Taç pullardan yapılmıştı sanki. Beyaz metalden örülmüş gibi görünen, dikenimsi çıkıntılarla yükselen bir taç. Zarafetle tehdit arasındaki ince çizgide duran, karanlık bir hükümdarlığın sembolünü işaret ediyordu sanki. Rüzgârın esmesi ile saçlarım soluma doğru esti. Rüzgârın estiği yöne döndüğümdeyse bir kalabalığı gördüm uzaklarda. Tacı tekrar kafama takıp o kalabalığa ilerlemeye başladım. Hava eksi derecelerde olmasına rağmen bu elbise içerisinde üşümüyordum. Adeta yanıyordum. Adımlarımı hızlandırdım ve daha sonra koşmaya başladım. Ayaklarım birkaç kez elbiseye takıldığı için her iki yandan da tutup kaldırdım. Sonunda kalabalığa yetiştiğimdeyse adımlarım yavaşladı. Gördüğüm manzara kaşlarımı kaldırmama yetmişti. Bir düğün oluyordu. Ama bu düğünün kimlerin olduğunu bilmiyordum. Hızla etrafımı taradığımda babamla karşılaştım. Babam bir hayli mutlu duruyordu. Adımlarım babamın olduğu tarafa ilerlediğinde babamın yanına Olga da geldi. Sevinçle birbirine bakıyorlardı. Bir an bu düğünün babam ve Olga'nın olduğunu düşündüm ama değildi. Çünkü gördüğüm kişiyle adımlarım yere çivilenmişti. Magnus Skar... Üstündeki takımıyla oldukça yakışıklı görünüyordu. Sadece babam ve Olga değil, Magnus'ta oldukça mutuydu. Öyle ki gri gözleri gülümsemekten kısılıyordu. İki yanağında çıkan gamzeler ise bunun net özetiydi. Arkasında ise Arthur vardı. Ama bu sefer muhafız giysileriyle değil, bir takımlaydı. Sanki Magnus'un arkadaşı gibiydi. Magnus'un bakışları bana döndüğünde nefesimi tuttum. Onun gülümsemesi yavaş yavaş solduğunda gözlerine hayranlık ulaşmıştı. Tüm vücudumu süzen Magnus'a karşı sadece utanarak ve aynı hayranlıkla bakmakla yetinmiştim. Magnus bana yaklaşmaya başladığındaysa sanki sadece ikimiz vardık. Tam karşımda durduğunda kafamı kaldırıp gözlerine baktım. Herkesin bizi izlediğini görebiliyordum. Bu düğün benim düğünümdü. Bu düğün Magnus Skar ve Anya Morozova'nın düğünüydü. Magnus elime uzandı ve elimi tuttu. Bense anlamayarak gözlerine bakıyordum. En son dudaklarından fısıltı şeklinde "Anya'm..." döküldü sadece. Ağır ağır kafamı iki yana salladım. Magnus ve benim böyle yakın olmamız imkansızdı. Magnus'un eli elimden ayrılıp karnıma geldiğindeyse ağzından sadece "Sen ve kızımız artık benimle olacaksınız." döküldü. Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı ve kafamı aşağı eğdiğimdeyse karnımın şiş olduğunu gördüm. Hamileydim. Hem de Magnus'tan. "Neler oluyor?" diye fısıldadım ama eminim duyulmamıştı. Magnus eğilip alnımdan öptüğünde geri çekildi. Babam ve Olga'nın büyük bir şefkatle bana baktığını görüyordum. İnsanlar ise boyunlarını eğmiş, bana itaatlerini sunuyordu. O sıra tam karşımızdan birinin gelmesiyle tüm bakışlar oraya döndü. Gelen kişi her kimse bir kraliçe kadar asil ve güçlü duruyordu. Beyaz teniyle kızıl saçıyla bu anın ortasında bir ışık gibi parlıyordu. O kadar saf bir güzelliğe sahipti ki bakışlarımı ondan alamıyordum. Tam karşımda durduğundaysa elinde bir taç tuttuğunu gördüm. Kafamdaki tacı alıp yerine onu takınca göz göze geldik. Gözleri benimki gibi zümrüt yeşiliydi. Dudağının kenarı kıvrılınca geri çekildi ve bana tam karşıdan bakmaya başladı. "Doğru seçimi yap Anya." dedi o melodik sesiyle. "Sen kimsin?" döküldü dudaklarımdan ama tacında işlenen isimi görmemle şoke içinde kalakaldım. Taçta yazan isim, Sofya Morozova'ydı. Burnuma gelen yemek kokularıyla gözlerimi araladım. Etrafıma baktığımdaysa herkesin uyanmış kahvaltı yaptığını gördüm. Olga ise başımda oturmuş dışarıyı seyrediyordu. Zihnim hâlâ gördüğüm rüyanın etkisindeydi. Hangisine şaşıracağımı bilemiyordum. Magnus ile evleniyordum, herkes mutluydu ve herkes bana itaat ediyordu. Ve daha şaşırtıcı rüyamda annemi görmemdi. Bana doğruyu seçmemi söylüyordu ama doğrunun ne olduğunu bilmiyordum. Ondan önce kim olduğumu da bilmiyordum. Annem ilk kez rüyama girmişti ve tıpkı ona benzediğimi fark ettim. O kadar güzel ve asildi ki, bir an nutkum tutulmuştu. Ve bana öyle şefkatle bakıyordu ki, bir daha aynı şefkati kimsede göremezdim. Dolan gözlerimi gizlemek için tavana baktım ve göz yaşlarımı geri gönderdim. Olga'nın bakışları bana dönmüştü. "Anya'm, uyandın mı?" bakışlarımı Olga'ya çevirdim ve gülümsemeye zorladım kendimi. Doğrulup gelen kahvaltıya baktım. Tabakta birkaç zeytin, bir kalıp peynir, bal ve yumurta vardı. İki dilim de ekmek. Tabii su ve çayı da unutmamışlardı. Bizi kaçıran bu korsanların neden bizimle böyle ilgilendiklerini anlamıyordum. Bunun altında bir sebep yattığına çok emindim. Kimse kimseye kolay kolay böyle bakmazdı. Elbet bir çıkarları olacaktı. "İyi misin Anya? Rengin solmuş. Hasta falan mısın?" diyen Olga elini alnıma götürdü. "Ateşin yok, neyin var?" omuz silktim. Ona gördüğüm bu rüyayı anlatmalı mıydım, emin değilim. Bir süre kendime saklamaya karar verdim. "İyiyim, sadece... gerginim işte. Sonuç olarak kaçırılıyoruz." Olga anlayışla kafasını salladı ve tabağımı önüme koydu. "Bir şeyler ye." tabağıma iştahsızlıkla bakıyordum. O rüyadan ve kaçırılmış olmanın etkisinden bütün iştahım kaçmıştı. "Pek canım istemiyor, sen ye." dediğimde Olga kaşlarını çattı. "Bir şeyler yemelisin, evet durumumuz vahim ama hasta olmamalısın." dediğinde zorla da olsa bir iki lokma alabilmiştim. Tabağımın hepsini bitirmeden ayağa kalktım ve Olga'ya "Birazdan geleceğim." dedim. Olga ise "Nereye?" diye sordu ama cevap vermeden kapıya yürümeye başladım. Kapıda iki muhafız vardı. Bunlardan biri Arthur'du. Bunu o kaskından görünen masmavi gözlerinden anlayabilmiştim. "Arthur," Arthur dönüp bana baktığında bakışlarında sorgulayan bir ifade vardı. "Adımı sadece yalnızken söyle." dediğinde omuz silkip "Babamı görmek istiyorum." dedim. Arthur ise yanındaki diğer muhafıza baktı ve sonra beni kolumdan tutup bir köşeye getirdi. "Yasak." Kaşlarımı çattım. "Yasak falan umurumda değil, ben babamı görmek istiyorum." Arthur derin bir nefes alıp Lider Magnus Skar bunu bizzat yasakladı. Babanızla görüştüremem. Sadece emirleri ondan alırım." dediğinde kaşlarımı çattım. "İyi, beni şu 'lider' Magnus ile görüştür." Arthur bir süre düşündükten sonra kafasını ağır ağır salladı ve ilerlemeye başladı. Ben de peşinden giderken diğer muhafız, Arthur'a ne olduğunu sordu. Arthur ise Magnus ile görüşeceğimi söyledi. Kenara çekilen muhafıza öfkeyle baktım ve Arthur'un peşinden yürümeye başladım. Arthur'un tam yanında yürürken ona dönüp, "Neden ismini yalnız söylemem gerek?" Arthur bana bakmadı ama sorumu da yanıtsız bırakmadı. "Muhafızlar ve liderler dışında kimse bizim adımızı bilmemeli." şaşkınlıkla ona baktım. "Neden?" Arthur ise kaşlarını çattı. Bunu kısılan gözlerinden anlamıştım. "Yasak." "Bu kadar çok yasak varken hâlâ bunları seviyor olamazsın, değil mi?" Arthur bana döndü ve "Her yerin belli bir kuralları olmak zorunda, eğer kurallar olmazsa yaşam olmaz. Ve ben yasaktan daha çok açlıktan ölmemeyi düşünüyorum Kızıl Kafa." kaşlarımı çattım. "Bana bir daha Kızıl Kafa deme." dediğimde bana döndü tekrar. "Neden?" omuz silktim ve onu taklit ederek "Yasak." deyip göz kırptım. Arthur'un güldüğünü işittim ve bize doğru gelen muhafızları görünce geri ciddiyete büründü. Gelen iki muhafız Arthur'u görünce kafasıyla selam verdi. Aynı şekil Arthur'da selamı alınca Magnus'un odasına gelmiş olduğumuzu gördüm. Şarkı: Nadiiife, The Valley Arthur kapıyı çalıp içeri girdiğinde aradan bir iki dakika sonra çıktı ve bana içeri girmemi söyledi. İlk girdiğimde tereddüt ettiğim bu odaya şimdi kendi rızamla, arkama bir an olsun bakmadan girdim. Bu sefer Magnus çalışma masasında oturuyor ve bir şeyle uğraşıyordu. Masasında olan mum, yüzünün yarısını aydınlatıyordu. Diğer yarısı da karanlıkta kalmıştı. Ona doğru ilerledim ve tam masasının önünde durdum. Magnus bana bakmadı ama eliyle oturmamı işaret etti. Sorgulamadan oturdum ve işini bitirmesini bekledim. Ne yaptığına bakmak için kafamı kaldırdım. Bir resim çiziyor olduğunu gördüm. Benim baktığımı gören Magnus hızla kağıdı kapattı. "Bakma." arkama yaslandım ve göz devirdim. "Sen resim de mi çiziyordun?" Magnus kaşlarını çattı. "Evet, çok da güzel çizerim." dedi. "Senin gibi bir adam nereden bilsin sanatı?" dediğimdeyse öyle bir bakış attı ki, şu soğuk hava bile bu kadar üşütemezdi. "Ne oldu? Bugün tersinden mi uyandın?" diye sordum. Hiçbir şey demedi ve resme devam etti. Ben de sıkıntıya oflayıp parmaklarımla oynamaya başladım. "Neden göstermiyorsun madem iyi çiziyorsun?" Magnus bana bakmadan "Her şeyi merak etmeni önermiyorum." dedi. Kafamı ağır ağır salladım ve aklıma gelen bir diğer sorumu da sordum. "Şu uydurma şehrinizin adı neydi? Ah, evet Ravnoy. Ne zaman orada oluruz?" Magnus'un kalem tutan eli duraksadı ve kaşlarını çattı. "Yarın orada oluruz. Ayrıca bu gibi söylemlerini orada dile getirmemeni tavsiye ederim Kızılın Kızı." Magnus'un masasına doğru eğilip tam gözlerinin içine baktım. Gördüğüm rüyadan dolayı ona bir hayli kızgındım. Üstelik onun bir rüya olmasına rağmen. "Orada da böyle konuşursam ne olur, soysuz?" Magnus çizdiği resmi çekmecesine kaldırıp bana doğru eğildi, aramızdaki mesafeyi hiçe sayarak. "Her suçun bir cezası olmalı." dedi ve daha sonra ekledi. "Birinci Ravnoy kuralı." Bir süre ikimiz de sessizce öyle durup bekledik. İkimizin bakışları gözlerimizden ayrılmıyordu. İkimiz de ne düşündüğümüzü ölçmek istiyor gibiydik. Magnus'un yeni tıraş olmuş yüzüne baktım. Sakalsız olmak ona bir hayli yakışmıştı ama şu an umursadığım bu değildi. Geriye çekilip arkama yaslandım. Bakışlarımı bir an olsun gözlerinden çekmeden, "Babamı görmek istiyorum." dedim. Magnus'ta arkasına yaslandığında purosunu alıp dudaklarına yerleştirdi. Purosunu yaktığındaysa bir duman alıp üfledi. "Yasak." dedi ve bu benim sinirlenmemi sağladı. "Sizin yasağınız, sizin kuralınız bu benim umurumda bile değil. Ben babamı görmek istiyorum, bana bunu yasaklayamazsın." Magnus purosunu küllüğe koydu ve dudakları düz çizgi hâlini aldı. "Ravnoy'da sık sık birbirinizi görebileceksiniz zaten." kafamı sola yatırdım. "O zaman neden şu an yasak?" sorum yanıtsız kaldığında Magnus sadece "Biraz sohbet edelim mi, Kızılın Kızı?" dedi. Kaşlarımı çatarak onu izliyordum ama karşı da gelmiyordum. Magnus ayağa kalktı ve ilerlemeye başladı. Kollarını arkasında birleştirdi ve omuzlarını bir an bile düşürmeden odanın içinde bir ileri bir geri yürüyordu. "Ravnoy'da yaşamak istemiyorsun galiba?" diye sordu emin olmak istercesine. Bunu sormuş olması gülmemi sağladı. "Evet, istemiyorum." Magnus bana döndü ve gözlerimin içine baktı. "Ravnoy size her türlü imkânı sağlayacak. Aç karnınızı doyuracak ve ısınacak, barınacak bir yer verecek." kaşlarımı yukarı kaldırdım ve alayla "Bunun karşılığı ne olacak?" diye sordum. Ben de ayağa kalktım ve Magnus'a ilerlemeye başladım. "Bunun karşılığında Ravnoy bizden neler götürecek?" Magnus kafasını eğip gözlerimin içine baktığındaysa dudağının bir köşesi kıvrıldı. "Zekisin, tedbirlisin. Ama Ravnoy size güzellik getirmekten başka bir şey yapmayacak." geri çekilip arkamı döndüm. Bakışlarım masanın üzerindeki titrek mum ışığındaydı. "Haklısın," diye söze başladım. "Ravnoy kimseden bir şey götürmeyecek ama herkese çok şey katacak. Lâkin Ravnoy benden çok şey götürecek." sesim fısıltıya dönüşürken odada uzun süren bir sessizlik hâkim oldu. Magnus'un bana yaklaştığını ensemdeki nefesinden anlamıştım. Omuzlarımı dikleştirip mum ışığına bakmaya devam ettim. Magnus yüzünü kulağıma yaklaştırınca sıcak nefesi ürpermeme neden olmuştu. "Haklısın, belki de değilsin Kızılın Kızı. Bunu bilemeyiz." dedi. Hiçbir cevap vermeden derin bir nefes aldım. "Ancak Ravnoy'da yaşamaya başlayan herkes şu an bizlere şükrediyor." kaşlarımı çattım. "İnsanların değerlerini sömüren yalancı bir örgütsünüz. Size asla güvenmiyorum, başkalarının size güveniyor olması umurumda değil, beyinlerini yıkıyorsunuz sadece." dediğimde küçümser gibi kıkırdadığını işittim. "Nereden emin olabiliyorsun?" omuz silktim. "Kendinize asker yaratmak istiyorsunuz. Kendi uyduruk şehrinize insanları topluyorsunuz. Üstelik bunu kaçırarak yapıyorsunuz." Magnus geriye çekildi ve ben de ona döndüm. "Babanı bir seferlik görebilirsin." dedi ve Arthur'u çağırdı. Arthur içeri girdiğinde önce bana sonra Magnus'a baktı. "Anya'yı babasının yanına götür." dediğinde Arthur onayladı ve kapının ağzında beni bekledi. Tam çıkacakken Magnus bana seslendi. "Tekrar görüşmek üzere, Anya." hiçbir cevap vermedim ve dışarı çıktım. Şarkı: Skott, Overcome (Sped Up) Babamın bulunduğu yere geldiğimde oldukça heyecanlıydım. İçeri adımımı attığımda tüm gözler bana dönmüştü. Beni görenlerin bazıları fısıldamaya başladı, bazıları ise sessizce beni izledi ama gözlerindeki o öfkeyle. Diğer kısmı ise umursamadı. Gözlerim tek bir kişiyi arıyordu, o da babamdı. Sol köşede otura kişiyi görünce onun babam olduğunu anladım. "Baba!" diye seslendiğimde babam hızla kafasını kaldırdı ve şaşkınlıkla bana baktı. Ayaklanıp bana koştu ve sımsıkı sarıldı. Aynı şekilde ben de sarılmasına karşılık verdim. Alnımdan öptü ve yüzümün her yerini inceledi. "İyi misin kızım? Bir şeyin var mı?" kafamı iki yana salladım ama gözlerimin dolmasına engel olamadım. Babamın yüzündeki kızarıklığ gördüğümde kaşlarımı çattım. "Ne oldu sana baba?" diye sorduğumda babam önemli değil diyerek omuz silkti. Beni elimden tutup oturduğu yere oturttu. "Nasıl gelebildin buraya?" diye sorduğunda gülümsedim. "O lider bozuntusuyla konuştum." dedim. Babam kaşlarını çattı. "Onlar çok tehlikeli Anya, bir daha böyle bir şey yapma." diye kızdı. "Senin yüzüne ne oldu?" diye sordum tekrar. Cevabını alana kadar durmayacağımı bildiği için sıkıntıyla nefesini verdi. "Önemli değil, sadece senin yanına gelebilmek için kavga çıkardım ve muhafızlar..." devamını getirmedi ama ne olduğunu anlamıştım. Elimle ağzımı kapattım ve şaşkınlık, biraz da hüzünle babama bakmaya başladım. Gözümden bir yaş akınca elimin tersiyle sildim ve babamın elini tuttum. "Bir daha böyle bir şey yapma baba. Ben iyiyim endişelenme. Olga yanımda. Bir süt annem varmış." dediğimde gülümsememe engel olamamıştım. Babam ise kaşlarını kaldırarak bana bakıyordu. "Olga... onu nereden..." babam şaşkınlıktan konuşamamıştı. "Neden o kadar şaşırdın?" Babam kafasını iki yana salladı. "Hepimiz onun kaçtığını düşünüyorduk." dediğinde şaşırma sırası bendeydi. "Nasıl yani?" "Oğlunun ve eşinin başına gelenlerden sonra onu bir daha görmedik." Olga beni uzaktan koruduğundan bahsediyordu. Demek ki o zaman sığınakta değildi. Ve beni bırakamayacağı için kendini korsanlara teslim etmişti. "Şu an Olga benimle birlikte, tamam mı? Lütfen endişelenme." dediğimde babam uzanıp alnımdan öptü. "Çok dikkatli ol, olur mu?" kafamı hızla aşağı yukarı salladım. Daha sonra aklıma gelenle kaşlarımı çattım. "Bana neden annemin mezarı hakkında yalan söyledin?" diye sordum. Babam derin bir nefes aldı ve "Gerçeği söyleyemezdim çünkü bilmen işlerin gidişatını değiştirebilirdi." dedi. Anlamayarak ona bakıyordum ama bunu soramazdım. Ve babam da anlatamazdı. Çünkü kader değişebilirdi. "Peki..." diyebildim sadece. Arthur yanımıza geldi ve "Bu kadar görüşme yeterli." dedi. Babama dönüp gülümsedim. "Ben iyiyim ve sen de iyi ol." deyip sarıldım. Babam saçlarıma bir öpücük kondurdu, ben de ayağa kalkıp Arthur ile yürümeye başladım.Yürüyüşümüz sessiz geçiyordu. Ta ki biri beni kenara çekip kolları arasına alana kadar. "İşin bitti, Anya Morozova."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.