İçeriğe geç

Beyaz

Bölüm 6 · 9 dk okuma

Beyaz

Bölüm 6

Dilhun.

2025.02.27

Chan Anlatımı

"Hyunjin, dikkat et!"

Silahım bu sefer düşman mafyanın çalışanlarından birine nişan almış ve ateş etmiştim. Hyunjin ise başını sağol dercesine sallamış ve işine geri koyulmuştu. Arkama baktığım da diğerleri de önüne geleni vuruyor bizi korumaya çalışıyordu.

Arkadan bağıran Yongbok, bana 'Abimi öldürme' diye sayıklarken, ben ise umursamazca tek tek herkesi yaralandırıp ölüme yol veriyordum.

Karşıya baktığım da Minho, Jimin ve Yoongi vardı.

Aptallar hepsi bana ihanet etmişti. Sinirle daha hızlı bir şekilde ateş etmeye devam ederken, Hyunjin sinirlendiğimi anlamış oldu ki geri çekilip bana yaklaştı. Silahı elimden alıp yakama yapışmıştı.

"Böyle yaparsan eğer savaşı kaybedeceğiz ve hepimiz öleceğiz!"

Hyunjin Changbin'e baktım. "Hey Changbin! Diğerleri nerede?"

"Bilmiyorum" diye yanıtlamıştı Changbin. Hyunjin sinirle duvara vurmuş, saçından akan teri silmiş ve karşıya bakmıştı.

"Chan. Kendine gel! Bitirelim şu işi hadi!"

"Ben Yongbok'u öldüreceğim."

Hyunjin şaşkınlıkla bana bakmıştı. "Ne dedin?" Dedi sinirle. Yakama tekrar yapışmıştı.

"Eğer ona dokunur kılına bile zarar gelirse.. Karşında beni bulursun.."

Derin nefes alıp ayağa kalktım ve duvarın arkasına geçip nişan aldım. "Bitirelim şu işi Hwang."

Tek tek mafyaların güvenliğini vurmaya başlamıştım, diğerlerinde aynı şekilde. Fakat Changbin onu öldürmüyor aksine bacağından vuruyordu.

"Changbin karnından vursana!"

Sinirle söylemiştim ama Changbin'in umurunda bile değildi. Karşı taraftan Minho bana doğru nişan alıp ateş edeceği sırada geri çekildim hemen.

Arkadan ses geldiğini fark etmiştim ki dönüp baktığım da Yoonginin adamları olduğunu anlamak kısa sürmemişti.

"Geri çekilin!!" Diye bağırarak uzaklaşıp arabaya bindik ve oradan kaybolmuştuk.

Yarım saattir yoldayken birinin eksik olduğunu hissetmiştim.

"Bir dakika.. Yongbok, Jisung ve Changbin nerede?!" Dedim sesimi yükselterek. Hyunjin arabayı durdurup bana baktı. Sinirden damarları gözüküyordu.

"Changbin.. Changbin götürdü kesin!!"

Ben arabanın aynasından bakınca arabada tanımadığım maskeli 2 adam vardı. "Siz kimsiniz-" Adam silahları ikimize doğrulttu.

"Has.."

"Tchtchtch, küfür etmek yakışmıyor hiç Bay Bhang." Demesi ile Maskesi çıkarmıştı ikisi de, Minho ve Jimin mi?

"1 Taşta 2 kuş ha Minho?" Dedi Jimin gülerek.

Changbin Anlatımı

Akşam olmuştu çoktan, kaybettiğimiz adamları tek tek gömüyorduk Yoongi ile. İşlerimiz bittikten sonra eve geçmiştik.

"Mina Unnie yine döktürmüşsün ya" Diyerek geçtim hemen sofraya.

"Aç hayvansın gerçekten.." Dedi Minho gülümseyerek. Diğerleri de gülmüştü. Jisung ve Felix göt korkusundan uyuyorlardı.

Biz de yemek yiyor sohbet ediyor arada ise bugünkü olay hakkında Jimin Mina Unnie'ye anlatıp hepimize azar yememizi sağlıyordu. Bugün hem yorucu hemde eğlenceli geçmişti. Ama şimdilik iyi geçmişti. Neler olacağı hakkında hiçbirimizin bir gram fikri dahi yoktu.

Saat gece 2 olmuş artık herkes evlerine dağılıyordu. Tek ben ve Minho kalmıştık. Mina Unnie odasına çıkmıştı. Derin nefes alıp konuştum.

"Nasıl hissediyorsun kendini Minho?" Dedim sesim kısık bir şekilde.

"Garip" Dedi düz bir sesle. Ben ise başıöı yana eğip baktım ona ve, "Korkuyor musun?" Dedim. O ise bana merakla bakıyor, "Neyden?" Diye soruyordu.

Ciddileşip sordum. "Minho. Sevdiklerini kaybetmekten mi korkuyorsun?" Cevap gelmedi, gelemedi.

Minho kahvesinden bir yudum alıp gülümsedi sadece, "Zaten sevdiklerimin bi yarısı gitti Changbin? Bi sen, Yongbok ve Mina Unnie kaldı, başka kimsem yok artık.."

"Jisung?" Dedim merakla. O ise duraksayıp boşluğa baktı. Daha sonra başını hayır anlamında sağlayıp.

"O sadece Yongbok'un arkadaşı. Eğer kardeşim istemeseydi onu öldürecektim zaten." Dedi ciddi bir sesle.

Ben ise başıım olumlu anlamda başımı sağlayıp derin nefes aldım ve gülümsedim.

"Hey Minho... Eğer birgün ölürsem mezarıma çiçek yollayacak mısın lan?"

"Bu nasıl bir soru Changbin? Sen ölmezsin kolay kolay merak etme.." Bir süre susup tekrar konuştu. "Ama eğer ölürsen, pembe renkli çiçek getireceğim sana." Dedi kıkırdayarak.

Hafif sinirle elimdeki suyu Minho'nun üstüne döktüm, o ise kahkahalara boğulmuştu.

"Ne pembesi hayırsız!!"

Minho'nun gülmesi ile bende gülmeye başlamıştım. Biraz daha konuştuktan sonra ikimizde odalarımıza geçmiş uyuyakalmıştık.

Minho Anlatımı

Yine birgüne daha uyanmış Changbin ile erkenden çıkmıştık evden. Diğerlerine de haber verdikten sonra Adamlarla birlikte depoya geçmiştik. Karşımız da Elleri kolları bağlı Hyunjim ve Chan, bana bakıyor.. Konuşmuyorlardı bile.

"Hyunjin'in bağlarını çözün." Diye emir verdim. Hyunjin şaşkınlıkla bana bakarken adamlar çözüyordu bağlarını.

Hyunjin ipler çözüldükten sonra ayağa kalkmış yavaşça bana yaklaşmıştı. Kapıyı açıp arkamdan gelmesini istedim ve ofise geçmiştik.

Odama geldiğimiz de kapıyı kapatıp ikimizde oturmuştuk.

"Hyunjin, kardeşime söylemek istediğin birşey var mı?" Dedim telefona bakarken. Hyunjin anlamsızca bana bakarken ben birisini görüntülü aramıştım. Açtığında, "Kamerayı kıza doğru çevir." Demem ile adam çevirmiş ve gözükmüştü. Gülümseyerek Hyunjin'e telefonu çevirip ekrana bakmasını sağladım.

Hyunjin şaşkınlıkla ekrana bakarken panikle elimden telefonu alıp, "Yeji?!" Diye bağıması bana bir zafer gibi gelmişti.

Yeji sandalye de ayakları ve elleri bağlı, dudakları bant ile kapatılmıştı. Ağlamaktan göz altları şişmişti bile. Hyunjin gözleri doluyken bana bakıp, "Ne istiyorsun sen?! Kardeşimden ne istiyorsun Minho!" Demesiyle sesi yükselmişti.

Hiç bir şekilde cevap vermeden şunu dedim. "Öldürün."

İlk önce Yejinin ağızını açmaları daha sonra Yejinin yalvarışları, çığlıkları ve bam..

Hyunjin şok etkisiyle ilk önce bana, daha sonra ise ekrana bakmıştı. Kardeşi kanlar içerisinde yatarken sinirden ağlaması ile ayağa kalkıp yakama yapışmıştı.

"Seni öldürürüm ulan, seni öldürürüm! Benim kardeşimden ne istedin ulan ha? Ben senin kardeşini öldürse-"

"Öldürebilir misin?"

Hyunjin sustu. Biliyordum ki Yongbok'u seviyordu. Hem de çok seviyordu. Ona kıyamazdı, öldüremezdi. Hyunjin beni bırakıp geri geri adım attı. Daha sonra ise sesi titreyerek şunu dedi, "Senden nefret ediyorum Lee." Çıkmıştı odadan.

Yaptığım büyük hata olduğunu biliyordum ama.. Ben dayanamazdım bunu yapmalıydım elimden başka birşey gelmiyordu.

Hyunjin Anlatımı

Öğle saatleriydi. Deniz kenarına geçmiş sadece etrafı izliyordum, dalgaları.. Benim hayatım da kimse kalmamıştı artık. Minho, Changbin ve Yeji gitmişti.. Artık yalnızdım..

Ağlamaktan artık ağlayacak gücüm kalmamıştı. Boş boş gözlerimi kırpıyordum sadece.. Elimde viski vardı, neden bilmiyorum almıştım. Şuan yanımda Yongbok olsa viski içiyorum diye kızardı bana.

Yongbok.. Çok özledim onu. Ona sarılıp uyumak için herşeyimi verirdim.. Buraya hep Minho'dan gizli gelirdik. Banklara oturur Yongbok başını benim omzuma yaslardı hep. Bende onun saçlarını okşardım..

2024.07.10

"Ya hadi Hyunjin! Banklarda oturalım!"

Elimden çekiştiren sevgilim Yongbok, neşeyle gülense ben. Yongbok tüm gücüyle çekiştirip beni banklardan birine oturmamı sağlamış yanıma geçip dalgalı izlemeye başlamıştık. Birden Yongbok başını omzuma yaslamış dalgaları izlerken bense onun saçlarını okşuyordum.

Biraz zaman geçtikten sonra Yongbok'a baktığım da uyumuş olduğunu gördüğüm gibi gülümsemiştim. Sevgilimin saçlarından öpüp dalgaları izlemeye devam etmiştim.

Akşam olmaya başlamıştı, Yongbok gözlerini açmış havanın karardığını görmüştü. "Sevgilim, bak yıldızlar ortaya çıkmış!" Dedi gülümseyerek eliyle yıldızları gösterirken. Başımı kaldırıp Yongbok'a baktım ve başını bana doğru döndürüp yanaklarındaki çilleri gösterdim.

"Şu küçük yıldızlara da bak sen.."

Yongbok utanmış olacaktı ki omzuma vurmuş ben ise kıkırdamıştım. "Oyy sem utandın mı?" Dedim yanaklarını sıkarken.

"Hayır utanmadım bir kere!" Diyip ayağa kalkıp benden uzaklaşırken bende ayağa kalkıp koşturup onu yakalamam ile sarılıp dudadığını öptüm.

"Ya Hyunjin!!" Dedi Yongbok gülerek. Bu anı tekrar yaşamak için dua ediyordum tanrıya..

Günümüz

Biraz anıları gözümün önünde canlandırdığım da diyorum ki, ben yaşamayı hak ediyor muyum? Yongbok şuan bana kızgın mıydı acaba.. Neler yapıyor, üzgün mü mutlu mu beni mi bekliyor bilmiyordum.

Viski bitirip kenara bıraktım. Dalgaları izlerken yağmur damlacıkları yavaş yavaş gelirken gülümsemiştim. Gözleri doluydu, üzüntüden miydi? Yoksa mutluluktan mı..

Ne yapsam yapayım bir türlü başaramıyordum. Yapamıyordum, benim hatam neydi? Minho'ya ihanet etmek mi? Yoksa.. Kardeşimi koruyamamak mı, Yongbok'a yalan söylemek mi? Ya da.. Jeongin mi?

Ah ne saçmalıyorum ben. Jeongin öldü. Artık hayatta değil bile, o belki de bize ölüm için elinden geleni yapıyordu değil mi? Hah, çok komik gerçekten...

Aslında eski zamanları özlüyorum ben. Minho'nun kimseyle düşman olmadığı zamanlar, herkesin gülüştüğü, şakalaştığı zamanlar. Neden birden değiştik hepimiz?

Neden herkes biribirine düşman kesildi böyle.. Ne oldu da, böyle olduk biz. Nerede hata yapmıştık. Kim neden yaptı, aramızı neden bozdu ne içindi?

Belki de hepimiz eskisi gibi olurduk ha? Eskisi gibi birbirimizi destekler, yardım eder, korurduk birbirimizi değil mi? Ama bu sadece bir düşünceydi.

Daha fazla burada kalmamalıydım, sadece eve gitmek istiyordum. Arabama binip eve doğru sürdüm. Ama, kendi evim değil. Yeji'nin kabusu olduğu eve..

×××

Taemin Anlatımı

Yeji ve Hyemin'in ölüm haberini alınca evden çıkmamayı, arayanlara bakmamaya başlamıştım. Hyemin araba kazasında öldüğünü söylenmişti. Yeji ise Minho'nun adamları tarafından öldürüldüğünü söylemişti Kim.

Dertli dertli kahvemi içerken kapı zili ile başımı o tarafa çevirdim. Kim olabilirdi ki? Adamlarım gitmişti, sadece asistanım Kai vardı.

Kai'e kapıyı açmasını söyledim. O kapıyı açtığın da ilk önce paniklenmiş bir ses, daha sonra ise bam. Kai sanırım vurulmuştu, masanın alt tarafındaki silahı alıp kapıya yaklaştım. Fakat kimse yoktu.

Birden ıslık sesi gelmişti, arkamı dönünce de kimseyi göremedim. Kimdi bu pislik böyle? Benim evime izinsiz giriyor?

"Kimsen çık ortaya, korkak herif!"

Ses kesildi. Islık sesi yoktu artık. Arkamdan sıcaklık hissetmiştim. O arkamdaydı. Tam arkamı döneceğim sırada o önce davranıp ateş etmişti. Önce kalbimdeki bir ateş gibi yanan sıcaklık, acı, hepsi bir aradaydı.

Adam önüme geldiğinde Hyunjin olduğunu gördüm. Gözlerim kararıyordu. Hyunjinin yakasından tutmaya çalıştım fakat yapamıştım, gücüm artık yoktu.

Bedenimi kontrol edemiyordum. Yere serildim. Hareket edemiyordum, kan çıkmıştı ağızımdan. Gözlerim açık bir şekilde bilincimi kaybetmiştim. Hyunjin yine ıslık çalmaya başlamıştı.

Ama o ıslık sesleri, yavaş yavaş gidiyor gibiydi. Ses kesildi, gözlerim de yavaş yavaş kararmıştı. Karanlıktaydım, kimseyi duyamıyordum.

Ama sonra bir ses duydum, Hyemin Baba diye sesleniyordu. Gözlerimi açtığım da Hyemin ve Yeji karşımds beyaz bir elbise ile karşımdalardı.

Onlara yaklaşmayı denedikçe başaramıyordum birden Yeji bana, "Senin yerin burada değil Taemin.." Dedi. Daha sonra ikisi birden, "Senin yerin Cehennem de.." Daha sonra aşağıdan sıcak buhar gelmişti.

Birileri çekiyordu beni, Yeji ve Hyemin ise kaybolmuştu, şuan ateşin içinde yanıyordum. Kül olmuştum.. Hayatımın sonuna gelmiştim.

Minho Anlatımı

Saat 14.27'idi.

Arabamı müsait bir yere park etmiş, elimde 4 buket çiçek ile arabadan inmiştim. Yavaş yavaş dostlarımın yanlarına giderken istemsizce göz yaşım akmış, gülümseniştim.

Onlar da bana gülümsüyorlardı eminim. İlk önce Dostum olan Mina, ah Tanrım o benim en eğlence kaynağımdı.
Mina Mavi rengi çok severdi, ona mavi renkli bir çiçek almıştım. Buketi önüne bırakmıştım, daha sonra ise Mina'nın yanında olan Sunoo.. O kırmızı gülü sever diye kırmızı gül almıştım. Buketi aynı şekilde önüne bıraktım. Sunghoon, Sunoo'nun sevgilisi. Kıskanç aptal herif. Ona da aynı şekilde kırmızı gül bırakmıştım ve, son sunghoon'un yanına olan Jake. Jake çiçekleri sevmezdi ama, hep beyaz giyinirdi. Beyaz renkli çiçek almıştım, onu da bıraktım.

Daha sonra ise Sunghoon'a dönüp, "Hey, kıskanma sevgilini. O seni hâlâ seviyor. Sonunda öğrendin değil mi? O seni affetti mi bari?" Dedim gülümseyerek. "Sunoo, Sunghoon'u affet. Onun bir suçu yoktu biliyorsun."

Derin nefes alıp Jake'e baktım. "Jake, beni affet olur mu? Bunu yapmamalıydım. Ama bunu telafi edeceğim söz veriyorum."

Mina'ya dönüp gülümsedim. "Aptal, trip atıyorsun değil mi? Merak etme, en çok seni özledim." Gözlerim dolmuştu, sesim titriyordu.

"Sizi kurtaramadım.. Başaramadım, beni affedin çocuklar."

Dayanamayıp ağlamaya başladım. Yağmur başlamıştı, bu daha da ağlamama sebep olmuştu. Sevdiklerimi yavaş yavaş kaybediyordum. Chan ile olan silahlı kavgamızda Jungkook ile Hwasa'da ölmüştü.

Bu tanrıdan bana bir ceza mıydı? Benim bütün yaptığım bu kötülüklere tanrı benim elimden sevdiklerimi mi alıyordu?

Sanırım 1-2 Saat burada durmuştum, artık gitmem gerekirdi. Herkesi öldürmem gerekirdi.

1-2 bölüm sonra final.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.