Minho Anlatımı
1 Yıl geçmişti aradan. Yongbok artık beni görmeye gelmiyordu, Hyunjin ve Changbin'den haber bile alamıyordum. Tek bildiğim şey düşmanlarımın 1 Yıl içerisinde daha güçlü bir hale gelmesiydi.
Herşeyin üst üste gelmesi üzerine o çocuğu bile aklımdan çıkaramaz oldum. Han Jisung muydu adı? Sanırım öyleydi. Şuan nerede ve ne yapıyor bilmiyorum. Kardeşim güvende miydi?
Bunları düşünürken kapının açılması ile diğer adamlar ve ben kapıya bakmıştık. Bir çalışan, gözleri bendeydi. Uzun süredir bir polis'in bana bakmasını görmedim açıkcası. Bakıyorsa bir gelişme vardı demektir.
Adam sakin bir tonla, "Lee Minho, sizi şikayet eden Hwang Hyunjin ifadesini geri çekmiştir, Çıkabilirsin." Demiş ve bana yol açmıştı. Şuan sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyordum.
Bir umutla çıkmıştım. Bana ait olan eşyaların hepsini vermişlerdi. Arabam garajdaydı. 1 Yıldır araba burada mıydı cidden.. Oflayıp dursam da derin bir nefes alıp verdikten sonra arabama geçmiş, eve yol almıştım.
\
Evin önüne gelmiştim. Arabayı otoparka bırakıp, eve girdim. Yemek kokuları geliyordu, birisi yemek yapıyordu. Kim diye bakmak için mutfağa yönelmiştim. Mutfağa girdiğim gibi gördüğüm manzara ile ilk şokumu yaşamıştım. Chan, Changbin, Hyunjin, Jennie, Jisoo ve Jungkook.
"Ne oluyor burada!" Dedim sesimi gürleyerek, yemek yapan kişi ise Yongbok çıkmıştı.
Herkes bana bakarken elimdeki anahtarlığı masanın üstüne bırakıp doğrudan Hyunjin'in yakasına yapışıp yumruk atmıştım.
Diğerleri bizi ayırmaya çalışıyordu, tabii Chan hariç. Neler dönüyordu burada anlam veremiyordum.
"Ulan adi pislik! Kardeşim dedim sana lan ben, bunu bana nasıl yaparsın ha?!!"
Demem ile bir yumruk daha atmıştım ona.
"Abi dur!" Yongbok'un sesi.
Duraksayıp kardeşime bakmıştım. Saçları hafiften uzamıştı, çilleri daha belirgin olamaya başlamıştı. Bu, benim kardeşim miydi?
Hyunjin'in üzerinden kalkıp Yongbok'a yaklaştım, elim direktten yanaklarına gitmişti, okşamıştım o güzel çillerini. İstemsizce göz yaşı gelmişti.
"Abin hapisler de yatıp kalkarken.."
Sesim titremişti. Yongbok'a diktim bakışlarımı
"Sen neredeydin Yongbok?"
Yongbok'un göz yaşları akmıştı. Abisini 1 yıl görmesi üzmüştü tabi ki..
Elimin tersiyle silmiştim göz yaşlarımı. Bu sefer Changbin'e yaklaştım. Onun tam karşısında durmuştum. O ise pişmanlıktan başını eğmişti.
"Ben, gün saydım o cezaevindeyken.. Sen neredeydin Changbin?"
Cevap gelmedi,
"Tam da bunu düşünüyordum."
Bu sefer Jungkook'a baktım.
"Peki ya sen Jungkook?"
Chan tepkisiz bir şekilde oturuyordu yerinde. Sanki birşeyi bekliyor gibiydi.
"Chan." Dedim sert sesimle.
Chan bana dikmişti bakışlarını ne var dercesine bakıyordu ama.
"Sen ne yapıyordun 1 Yıldır.. Ve Jennie ile Jisoo ikilisi neden burada?"
"Minho."
Dedi düz bir sesle. Bıkkınlıkla Chan'a baktım ilk önce, elinde bir dosya vardı. Ama ne dosyası bu?
Chan el işareti ile karşıma oturmamı istemesi ile tam olarak karşısına oturdum ve dik dik bakmaya başladım. Hani 1 Yıldır cezaevindeydim. Hiç kimsbeni görmeye dahi gelmemişti.
Dosyayı uzatmıştı bana, derin nefes alıp verdikten hemen sonra içindekilere bakmaya başladım.
Şirket, mallarım, ve çalışanlarım.. Bir dakika ne? Chan hepsini almış mıydı?
"Sen.. Ne kadar da adi bir pisliksin böyle.."
Dedim sinirle. Chan ise gülümseyip, "Ah, 1 yıl içerisinde neler oluyor böyle Minho görüyorsun değil mi? Artık senin arkanda duracak hiç kimse yok. Sen bir hiçsin Lee."
Sadece bakmıştım böylece. Duraksayıp Changbin'e bakmıştım, daha sonra ise Yongbok'a, Jungkook'a..
"Yazıklar olsun.. Son kalan güvenimi de yitirdiniz."
İstemezsizlikle gözlerim dolmuştu. "Hepiniz benimle oyun oynadınız değil mi? Bende tam bi aptal gibi kandım buna."
Birden bire gülümsemiştim. "İyi, o zaman ben kaybettim değil mi?" Demem ile hemen ayağa kalkıp arabanın anahtarlığını aldığım gibi evden çıktım.
Arabama binip kapıyı hızlıca kapattıktan sonra nasıl bu duruma düştüğüme sorguladım kendimce. 1 Yıl cezaevinde kalırken ben sevdiklerimi düşünüyordum sadece.
Artık tek umudum olan evime gitmekti. Oraya sanırım 2 Yıldır gitmiyordum. Oraya emanet ettim Mina Unnie illa ki bakıyordur evime ve orada kalan küçük 3 kedilerime,
yolum evime düşmüştü.
×××
2 Saatlik bir yoldan sonra arabamı evin otoparkına park ettikten sonra bahçeye girmiştim. Evimi, yuvamı çok özlemiştim.

Evi böyle düşünebilirsiniz
Bahçede dolaşırken kapının açılması ile Mina Unnie'nin çıkması bir oldu. Gülümseyip büyük adımlarla ona yaklaşıp sarılmıştım, aynı şekilde oda bana..
"Minho, beni unuttun sandım.." Dedi kırkırdayarak. Bende ise gülümseyerek, "Seni unutur muyum hiç Unnie?" Dedim. Çok uzatmadan beni içeri sokup kapıyı kapatmış neden hiç gelmediğim için azarlarını yemiş bulunmaktaydım. Gülmekten karnım ağırımıştı.
Şunu fark etmiştim ki uzun zaman sonra tekrardan gülüyordum. Bunu Mina Unnie bile fark etmişti. Bu anı sanki hiç görmeyecekmiş gibi videosunu çekmişti. Oturup neler yaşadığım hakkınds konuşurken Kedilerimin benim kokumu alması ile koşturarak salona gelmiş üstüme çıkmışlardı.
Bu beni daha da mutlu etmişti. Kedilerimi özlemiştim. Mina Unnie kedilere iyi bakmıştı, şu kadın olmasa neler olurdu bilmiyorum. Küçüklüğümden beri bana bakan oydu.
"Evlat, şu haline bak.. Bu yaşadıkların, aish! Hepsi o baban yüzünden.. Sen, ne güzel Polis olacaktın oğlum.. Mafyaları yakalayacaktın. Şimdi de senin yaşlarındaki Polisler hayallerini gerçekleştirmiş, Mafyayı seni arıyorlar." Dedi üzüntüyle. Açıkcası bu umurum da değildi. Ben sadece babamın intikamını alacaktım. Hatta diğerlerin de.
"Mina Unnie, buradaki çalışanlar nerede?" Diye sordum.
"Arka bahçedeler, bir mesaj gelmişti onlara fakat kabul etmediler."
"Ne tür bir mesaj?" Dedim merakla.
"Uhm.. Nasıl desem Chan'dan gelmiş. Mesaj da 'Minho size ihanet etti intikam için bizimle birlik olun' gibi bir mesaj gelmişti. Ama kabul etmediler"
Sinirle gülümseyip ayağa kalktım, bir sağa bir sola yürüyüp duruyordum.
Daha sonra arka bahçeye yönelip çalışanlara baktım. Bi yarı moladayken, bir yarısı ile nöbetteydi.
"Beni özlediniz mi?" Dedim sesimi duyuracak.
Çalışanların hepsi bana bakıp şaşkınlıkla yanıma geldiler.
"Bay Lee! Sizin için çok endişelendik."
"Efendim iyi misiniz?"
"Patron! 2 Yıldır neredeydiniz??"
Bütün soruları dinlerken bazılarına cevap vermiş herkese sarılmıştım.
"Beyler.. Bütün biraz dinlenin ben odamdayım."
İçeri geçtim. Üst kata çıkarken etrafa baktım. Herşey tıpkı eskisi gibiydi. Hiç bir değişiklik yoktu. Odamın kapısının önüne geldiğim de anahtarı çevirip kapının açılmasını sağladım.
Kapı yavaşça açılmıştı ve ben de yavaşça içeri girmiştim. Oda sadeydi, ve.. Anılarla doluydu. Sevdiklerimin fotoğrafları ile..
Zaman çok hızlı geçiyordu sanki. Sevdiklerim ile çekindiğimiz o fotoğraflar beni o günlere getiriyordu sanki. Fotoğraflarını olduğu masaya adımladım. Bir sürü fotoğraflar vardı. Anılarım, hepsi tek tek canlandı gözümün önünde.
"Bunu neden bana yaptınız.." Dedim sesim titreyerek. Derin nefes alıp vererek ağlamamaya çalıştım, odamın olduğu bir başka kapı da lavabo vardı. Yüzümü yıkamak için lavaboya geçtiğim de, mmusluğun olduğu masa da benim doğum günüm de aldıkları hediyeler vardı. O zamanlar mavi rengi çok severdim O yüzden Hyunjin bana mavi boncuklu bir bileklik almıştı.
O bileklik alığ inceledikten sonra dolabı açıp bilekliği bıraktım. Yüzümü yıkayıp kendime gelemeyi bekledim sabırla. Aynadan kendime bakıyordum, nasıl bu duruma geldiğime bakıyordum.
Changbin Anlatımı
"Alo, Mina Unnie Minhoya ulaşabiliyor musun? Açmıyor telefonlarımı... Ne dedin? Ah tamam, hemen geliyorum."
Minho eski evine gitmişti, oraya gitmemesi gerektiğini defalarca kez söylemiştim. Eskileri hatırlayıp psikolojisi bozulmasın diye.
Gerekli eşyaları alıp dış kapıya yönelirken, Chan ve Hyunjin'in de peşimden geldiğini işitmiştim.
"Peşimden gelenin kellesini alır duvara süs yaparım ona göre!" Diyip çıkmıştım evden.
×××
2 Saatlik yoldan sonra eve sonunda gelmiştim. Arabayı otoparka bırakıp içeri girdim.
"Mina Unnie! O nerede?"
Mina unnie bana üst katı gösterdi. Hızlı bir şekilde üst kata çıktım. Sesin olduğu yöne geldiğim de Minho'nun odası olduğunu anlamıştım..
"Sikeyim.." Minho'nun o fotoğrafları görerek üzüntüden ağladığına emindim. İçeri girdim, Minho yatağında oturmuş sessizce ağlıyordu. Beni görmesi ile elinin tersi ile göz yaşlarını silmiş sinirle bana bakıyordu.
"Minho, bana kızgınsın biliyorum. Fakat ilk önce beni dinle,"
Minho ayağa kalkıp bana yaklaştı. Ama fazla değil aramızda mesafe vardı. "Dinliyorum." Dedi.
"Chan senin dostun değildi Minho, kendisi.. Kendisi sadece senin mirasını önemsiyordu."
Minho anlamsızca bakmıştı bana. "Miras mı?" Dedi sesi kısık iken.
"Evet Miras, sen gerçekten onla dost mu sanıyordun? O seni kullandı Minho! Jisung'u bulmak yardımı da bu konunun bir parçasıydı!"
Minho şok içerisinde hafiften dudaklarını aralamış bana bakıyordu.
"Neden sen onun tarafına geçtin. Neden onu seçtin-"
"Yapmak zorundaydım!" Dedim kendimi savunarcasına. "Eğer onun tarafına gelmeseydim.. Sen hapisler de çürüyor, Jisung, Yongbok ve Mina Unnie ölmüş olacaklar.."
"Ne dedin?.."
"Evet," Dedim düz bir sesle.
"Minho.. Ben senin hâlâ dostumum, sana yardım edeceğim gerçekten."
Minho artık gücü kalmamış sanki küçük çocukmuş gibi ağlamaya başlamıştı. Minho'nun uzun zaman sonra ilk defa ağladığını görmüştüm sanırım. Babası öldükten sonra bir gram bile ağlamamıştı. Minho'yu sarmalayıp başımı eğdim. Minho'nun bu yaşadıkları, fazlaydı hemde çok fazlaydı..
Nasıl desem bilmiyorum fakat.. Minho birgün mutlu olacaktı ama ne zaman bilmiyorum. Minho'nun göz yaşlarını silip, "Ciddileş Bay Lee Minho. Sen bir mafyasın. Görevin var değil mi?"
Minho tekrardan şaşırmış ve, "Ne görevi?" Demişti.
Cebimden bir flash bellek çıkardım. Minho'ya uzattım. Minho bana bune dercesine bakış atmıştı.
"Chan ve diğerlerinin olan hakkında konuştukları bilgiler. Minho bu savaş gibi birşey olacak ve ben sana yardım edeceğim. Benim tanıdığım güçlü mafyalar var. Sana yardım edeceği hakkında söz bile verdiler. Bana güven."
"Kim onlar Changbin?"
Bir dosya uzattım bu sefer. Mafyalar hakkında bilgiler vardı.
"Bunlar.. Ölen Mafyalar değil mi? Benim öldürdüğüm-"
"Ölmediler ki?"
"Ney"
Gençler fazla uzattığım için chanın takımı ile minhonun takımı savaşa girdi hadi bismillah. (Aradan 1 ay geçti tim.
Diğer bölüme geçin dicem de yayınlayabilirsem oda şimdi diğer bölümü yazcam hadi gittim beeebn