Chan Anlatımı
Jennie'nin dediğine göre, Hyunjin ile Yeji'nin Busan'a gideceğini ve Seul'dan kaçamak üzere yola koyulduğunu söyledi. Tabii Hyunjin elimden kaçamazdı, onların nerede olduğunu öğrendikten sonra hemen onların peşinden gittik.
Uzun bir yolculuktan sonra arabayı kenara park edip ikimiz üst yoldan Hyunjin'in gelmesini beklemeye başladık. Sanırım 15 dakikadır arabanın gelmesini bekliyorduk, ve evet. Sonunda araba gelmişti.
"Bas." Demem ile Jennie tuşa basmış, kırmızı ışık mavi ışığa dönmüştü. Bununla birlikte araba'nın frenleri tutmaması ile çarpmıştı. Arabadan duman geliyordu. Herhangi bir ses falan da yoktu. Jennie ile ben gülümseyip arabaya bakmaya devam ettik.
"Chan.." Dedi Jennie bana bakarak. Kaşımı çatıp ne oldu diyecesine baktım. "Sesi duyuyor musun?" Dedi. Dikkatli bir şekilde dinlediğim de bir ağlama sesi geliyordu. Şok içerisinde arabaya doğru koştum. Camdan baktığım da bir çocuğun ağladığını gördüm.
"Jennie!! Çabuk buraya gel.."
Jennie yanıma geldiği gibi ağlayan küçük çocuğu görmesi ile donup kalmıştı. Bana dönüp, "Yeji ve bu kızı öldürmemiz gerek Chan.." Dedi. Başımı eğip olumlu anlamda salladım. Arabadan uzaklaşıp sadece ağaçlara baktım.
Jennie, çocuğu alıp uzak bir yere götürmüştü. Nereye götürdüğü umurum da değildi açıkcası. Daha sonra arabaya yaklaşıp Yeji'ye baktım. Aslında onu ölmemeliyiz. Yeji bize lazımdı.
Jennie geri döndüğünde ona hastaneye götürmesini ve hiç bir şekilde kimlik vermeden bakılmasını söyledim. Jennie ile arabada baygın olan Hyunjin ile Yeji kendi arabama götürdük. jennie gitmişti hastaneye.
"Tanrım.. Ne yapacağım ben?"
Minho Anlatımı
"Aptal, aptal konuşmayı kes Suho!"
"Ne, yalan mı? Sen kendi hatan yüzünden hapistesin aptal. Jeongin'i depoda tutmasaydın burada olmayacaktın."
Cezaevine gelmiş yine baş belası Suho ile kavga ediyordum. Nedeni ise Jeongin'e işkence çektirdiğim içindi. Ama umurum da değildi ben sadece intikam alıyordum. Suho anlamıyordu.
"Ben intikam için onu depoda tuttum Suho."
Suho sinirle sesini yükseltmişti.
"Lan gerizekalı, diğerleri? Karina, Lisa, Taehyung Onlardan ne diye intikam alıyorsun aptal herif!"
"Orayı karıştırma." Dedim iç çekerek sinirle masaya geçirdim yumruğumu. Hyunjin'e o kadar çok sinirlenmiştim ki..
Jennie Anlatımı
Hastane de tam olarak 3 saattir bekliyordum. Hyunjin ve Yejinin durumu tabi ki de iyidi fakat Hyunjin'in yaşaması Minho'yu sinir edecekti.
Doktoru Hyunjin'in odasından çıkarken gördüm. Yanıma gelip, "Hasta uyandı, rahatsız etmeden onu görebilirsiniz" Demesi ile odaya girdim.
"Hyunjin?" Diyip yanına yaklaştım. Nasıldı hiç bir fikrim yok. Boş boş duvara bakıyordu. Hyunjin sesi kısık bir şekilde konuştu. "Yeji ve yeğenim nasıl?" Dedi. Yüzümdeki gülümseme yavaşça gitmişti.
"Yeji iyi, ama Hyemin.."
Hyunjin dikdik bana bakmaya başladı.
"Ama ne?" Dedi ses tonu ciddi bir şekilde.
Cevap vermeden başımı eğdim ve "Başın sağolsun," Dedim. Hyunjin gözlerini kapatıp dişlerini sıktı ve elini yumruk yapıp yatağa geçirdi.
Biraz bekledikten sonra gözlerini açıp bana baktı. "Araba kazasının esnasında iki kişi gördüm," Dedi ve panikle ona baktım. Öğrenmiş miydi?
"Ama.. Tam olarak kimdi hatırlayamıyorum.." Dedi modu düşük halde. "Ne iyi bir abi oldum, ne de iyi bir evlat.." Gözleri dolarken söyledi.
"Hyunjin.. Yeji iyi.. Yeğenin için üzülme. O seni ve kardeşini yukarı da izliyor olacak. Bana güven." Dedim. Hyunjin gülümseyip bana baktı. Bir süre sessizlik.. Hyunjin birden kaşlarını çatıp bana baktı.
"Jennie?"
Dalgınlığıma gelmesi ile Hyunjin'in bana seslenmesi bir olmuştu Hyunjin bana bakması bir beni panikletmişti.
Sahte bir gülümseme ile Hyunjin'e baktım.
"Efendim?"
"Niye daldın böyle, yüzünde soğumuş. Bilmediğim birşey mi var yoksa?"
Sertçe yutkunmuştum. Panikle gülümseyerek Hyunjin'e bakmaya devam ettim.
"Haha.. Ne olacak canım? Sadece Yeji'yi düşünüyorum. Uhm.. Ona nasıl açıklayacağım diye bir fikir üretiyorum sadece."
Hyunjin anlamsızca bana bakmaya devam etmişti. Başını başka bir tarafa çevirince iç çektim, yine sessizlik... Bir süre daha sessiz kalınca bu sefer telefonum çalmıştı. Kim arıyor diye baktığım da Chan olduğunu gördüm.
Hyunjin başını iki yana sallayıp kim arıyor dercesine bakmıştı bana. Bende Chan diyerekten kalkıp odadan çıktım ve Telefonu açtım.
"Alo? Evet uyandı. Ne, Chan bunu yaparsak eğer ikimiz de- ... Pekala tamam. Ama, ya izimizi bulursa? Anladım.. Saat kaçta? Peki.. Akşam görüşürüz."
Telefonu kapattıktan sonra afallayarak odaya geri girdim. Hyunjin'e yaklaşmıştım biraz. Sonra koltuğa oturup derin nefes alıp, "Jeongin yaşıyor." Dedim.
Hyunjin şaşkınlıkla bana baktı ilk önce. Sonra yerinden doğrulup ayağa kalkmayı denedi ama başaramadı.
"Nasıl yani? O yaşıyor mu? Ama, gözümüzün önünde ölmüştü-"
"Jeongin yaşıyor, Hyunjin. Chan da bundan haberdar."
"Chan mı? Tanrım, aish.. Eğer bunu Minho öğrenirse canımızı okur!"
Hafiften gülümseyip başımı hayır anlamında salladım. "Hyunjin, Yeji'nin ve Felix'in yaşamasını istiyor musun?"
Hyunjin kaşlarını çattı. Dediğimi anlamamıştı sanırım..
"Ne dediğini sanıyorsun? Yaşamasını istiyor musun da ne demek?!"
"Sakin ol Hyunjin-ah.. Sadece, bizim tarafımızda olmanı istiyorum o kadar."
Jisung Anlatımı
Aptal gibi hissediyordum kendimi okadar sıkılmıştım ki anlatamam. Evde dolaşsam bir sıkıntı olmazdı herhalde değil mi? İlk önce üst kata çıktım 2 oda neredeyse giyinme odasıydı. Diğer iki oda ise misafir odasıydı. Odaların neredeyse hepsini gezmiştim. Bir tanesi hariç, Minho'nun asla girme dediği oda. En fazla ne olabilir ki? Merakla odanın kapsını açtım. İçeri girdiğim de bir sürü Silah ve kesici alet vardı. Şaşırmadım açıkcası, nasıl olursa bir mafya değil mi?
İçeriyi gezerken, beyaz örtü ile kapatılmış birşey. Tablo mu desem bilemiyorum. Merakla örtüyü kaldırdım, gördüğüm manzara ile çok olmuştum. Burada bir sürü katil, ve hedef tablosu vardı. Sanki birisini arıyormuş gibi.. Bu görüntüyü izlerken bir ses duymam ile örtüyü hızla yerine yerleştirip, odadan çıkmam bir olmuştu.
Bir gölge görmüştüm. Başımı kaldırıp kim olduğuna baktığım da Changbin hyung'un olduğunu anlamıştım. Masum bir ifade yapsam bile işe yaramamıştı. Kulağımdan çekiştirip oturma odasına götürdü beni. Sanki ilkokul öğrencisiyiz! Kulağımı çekiştirerek götürüyor beni aptal herif.. Changbin hyung koltuğa oturmamı sağladı. Daha sonra bir süre böyle bekledi. Bende anlamsızca baktım Changbin hyung'a.
"Neden o odaya girdin?" Demesi ile modum düştü. "Sadece merak etmiştim." Dedim.
"Fazla merak iyi değildir Han Jisung."
"Tamam, özür dilerim.."
"Yongbok ile test çözeceksiniz."
Anlamsızca baktım tekrar. Kaç yaşındayım test çözmekte ne demek şimdi? Konuşmak istedim ama konuşmama bile izin vermemişti Changbin hyung. Yongbok'u da getirip test çözmemizi sağladı. Saat akşam 6 olmuştu bile.. Uykum gelmeye başlamıştı.
"Abimin en sevdiği renk beyaz." Diye geçirdi Yongbok. Ona ilk önce baktım daha sonra garipsercesine cevap verdim.
"Yani? Bu konu da ne yapmam gerek?"
Yongbok gülümsedi. "Abim cezaevinde." Dedi. Şok içerisin de Yongbok'a baktım. Nasıl yani Minho cezaevine mi girmişti?
"Cezaevine sokan kimmiş biliyor musun? Sevdiğim adam.." Diye kıkırdadı. Sevdiği adam da kimdi, ve neden Minho'yu cezaevine soktu.. Anlam veremiyorum, neden bütün saçma olaylar beni buluyordu?
"O adam kim?" "Hyunjin."
İkinci şoku yaşamıştım şimdi. Hyunjin mi? Tanrım şaka olmalı..
"Nereden biliyorsun bunu?" Dedim, cevap gelmedi. Yongbok'un gözleri dolmuştu. Yongbok ağlayacağını bildiği için, odasına çıkmıştı. Bu evde, neler oluyor böyle?..
Chan Anlatımı
Saat 20:30 idi. Boş bir otoparkta, bekliyordum misafirlerimi. Hepsi tek tek sıra olmuş arabaları ile gelmiş arabalarını park etmişlerdi. Jennie Hyunjin çıktı ilk arabadan. Diğer arabadan ise Jungkook, ve Changbin. Diğerinde Jisoo ve Hwasa çıkmıştı. Bu saydıklarımın hepsi.. Minho'nun ortaklarıydı. Ama şuan benim ortaklarım olacaklardı. Gözüm Hyunjin'e kesildi. Minho ile çocukluğundan beri arkadaşları. It yanlış hareket yapabilirdi. Ama Jennie'nin dediğine göre, Hyunjin'i Jennie ve Yongbok ile tehdit etmiş ve Hyunjin'in çaresizce kabul ettiğini söylemişti. Herkese birden gülümseyerek bir dosya çıkartıp masanın üstüne fırlattım. Herkes dosyaya dikmiş gözünü, imzalama konusunda kesindiler.
Söze girmeden Tek tek imzalamaya başlamıştı herkes. İmzasını atmayan tek kişi vardı. Changbin ve Hyunjin. Aslında Hyunjin sadece kağıda bakıyordu. Oyuna gelmesinden ve sevdiklerini kaybetmesinden korkuyordu. Changbin ise tam tersiydi. Bunun tuzak olduğunu biliyordu, elleri titriyordu. İmza atmak istemiyordu. Ama başka çareside yoktu. Derin nefes alıp sonunda ikisi de imzayı atmıştı.
Dosyayı aldığım gibi ceketimin iç cebine koymuş derin nefes aldım. Jennieden kayıtları getirmesini istedim.
Jennie kağıdı masanın üzerine yerleştirdi. Büyük bir sayfa idi. Sanki bir harita gibi.. Sesimi düzeltip elime bir tahtadan yapılmış hedef noktasını alıp ortadaki resme yerleştirdim.
"Hedefimiz, Lee Minho. Şuan kendisi burada," Diyip Seul Cezaevine ayrı bir tahta parçası ekledim. "Seul cezaevinde. Onu serbest bırakmak için," Elimle Hyunjin'i Gösterdim. "Hyunjin'in ifadesini geri çekmesi gerekecek. Daha sonra Jennie ile Changbin, Lee şirketini ele geçirecekler. Jungkook ve Hwasa ise, Yongbok ile Jisung'u getirecekler."
Bu sözüm ile Changbin elini yumruk yapmış, bana bakıyordu. "Onları bu olayın içine sokma Bhang.. Onların hiç bir suçu yok!"
Sırıtıp Changbin'e baktım. Dosyayı tekrardan ona gösterdim. "Artık bunu imzaladın Seo, Minho'ya ait hiç bir kimseyi korumaya hakkın yok. Aynı şey Hyunjin içinde geçerli. Yongbok'a sahip çıkamazsın, koruyamazsın." Hyunjin başını eğip ellerini yumruk yaptı çaresizce, ama hiç birşey yapamazdı. O zayıftı, beni yenemezdi ki? Bir süre daha konuşma yaptıktan sonra toplantının bittiğini belirtip arabama geçtim ve oradan ayrıldım. Saat 23.15 idi. Hava tamamen kararmıştı artık herşey benim elimdeydi, bütün güç.. Benim elimdeydi, artık Minho'nun arkasında olacak bir dostu yoktu. Artık Lee Minho yapayalnızdı..
"Kaybettin Lee Minho."