İçeriğe geç

Beyaz

Bölüm 3 · 9 dk okuma

Beyaz

Bölüm 3

Orenda.

"Yaşıyor mu?" Dedim. İnanmak istemiyordum buna, yaşadığına inanmak istemiyordum. O ölmüştü, onu öldürmüşlerdi.

"Yalan söyleme Ruby.. Öldü değil mi?"

"Chris.. Yaşıyor," Diyip telefondan video gösterdi.

Biraz bekledikten sonra Jeongin'e tokat attı Minho. Bunun üzerine Jeongin kafasını duvara çarpmıştı. Sesi titreyerek Lee Minho'ya bakmıştı Jeong..

"Jeongin.. Seni küçük sürtük!.."

Bir tokat daha atmıştı ona. Jeongin'in ağlaması ile daha da sinirlenip bir daha tokat attı. Yanağın da el izi çıkmıştı.

"Sen hatırlamazsın. Ama ben sana hatırlatayım, sen daha 10 yaşındayken senin baban! Benim ailemi ateşe verdi!" Demesi ile yumruk yedirdi ona defalarca.

"Sen 16 yaşındayken.. Sana dedim ki, 'Ailemin intikamını, senden alacağım.' demiştim!."

Bir yumruk daha attı. Saatlerce dövmüştüm onu, artık yeni morarık ve yeni yara izleri vardı. Minho kravatını düzeltip Hyunjin'e ve Changbin'e bakmadan depodan çıkıp gitmişti.

Video, o arada sonlanmıştı. İnanamayıp tekrar tekrar baktım.

"Bunu.. Bunu nereden buldun? Kim attı bunu sana?"

"Jisoo attı.."

"Ne? Kim Jisoo mu?"

"Hmhm"

Kendime gelmeye çalıştım. Başım çok ağırı girmişti ve dayanamayıp çekmeceden hap alıp içtim.

Jennie, bana bakıp başını eğdi ve telefonu kapattı. Dosya uzattı.

"Jeongin.. Minho'nun elinde. Senin dostun, en yakın arkadaşının elinde Minho. Dikkat et.." Dedi ve kalkıp gideceği sırada telefonundan arama gelmişti.

Kim olduğuna baktığında kaşını çatıp açmıştı. Bende onu dinlemeye başladım.

"Alo?.. Evet onun yanındayım şimdi çıkacağım. Ne dedin?" Panikle bana bakıp telefonu kapattı ve yanıma gelip çekiştirdi.

"Jeongin'i bulmuşlar! Minho'nun şirketini basmışlar!"

Şok içerisinde Koşturarak yan binaya Lee Şirketine gittik. İçeri girdiğimiz de herkes bize bağırıyordu..

Onları aldırmadan en üst kata Minho'nun olduğu odaya çıktık. Odaya geçtiğimiz de olay yeri arama asılı pankartı gördük. Polisler girmemize izin vermediler.

Bu sefer en alt kata depoya geçtik. Orası da olay yeri arama vardı ve polisler vardı.

"Bittik.. Minho, onu hapse sokacaklar. Değil mi?" Dedi Jennie umutsuzca..

Ben ise başımı olumlu anlam da sallayıp olay yerine baktım. Daha sonra aklıma Jeongin gelip etrafa baktım.

Ama o yoktu. Belki hastaneye felan kaldırmışlardır diye birşey yapmadım. Sonra depodan çıkıp şirketin her bir tarafına bakmaya devam etmiştim Jennie ile.

-Minho Anlatımı-

"Hadi ama! O yalan haber."

Jungkook ile tam olarak 2 saat dedikodu yapmıştım. Bir süre sessizlik olmuştu. Ben kahvemi yudumlarken birden kapı açılması ile ikimizde o tarafa döndük.

Polis.. Hay anasına kaç kaça biliyorsan şimdi Lee Minho. Ne diye gelmişti bunlar? Jungkook ayağa kalkıp, takım elbisesini düzeltti ve Polisin yanına geldi.

"Buyrun kime bakmıştı-"

"Lee Minho. Şikayetlerden dolayı tutuklusun."

Diyip beni kaldırıp kelepçeleri geçirdi ve beni odadan çıkarırken, "Lan Jungkook gülme gerizekalı! Komik mi?" Dedim sinirle gülerek.

O ise daha da gülüp "Hadi selametle Lee Minho!! Senin yerine bir fincan kahve daha içerim merak etme!" Dedi..

Ulan. Küfür etmek istemiyorum, bildiğin kurt koyun gibiydim polis ile. Tanrım yine hapisler de kavga yaşamak istemiyorum. Binadan çıkıp arabaya binerken Hyunjin'in sırıtarak bana baktığını gördüm.

Kesin O yaptı, o şikayet etti beni.. Ulan şerefsiz. "Hwang! Seni.. Seni.."

Hyunjin gülüp seslendi. "Tamam, tamam. Anladım, ben de seni.." Diyip el salladı. "Görüşürüz Lee!"

"Görüşeceğiz, bi çıkayım ben görüşeceğiz. Jeongin'e yaptığımı sana yapacağım ulan!" Dedim sinirle. Tabii arabaya binip önüme gelene küfür ediyordum. Uzaklaşmaya başlamıştık.

Bitti lan. Cidden bitti hapislerde çürüyeceğim.. Daha çok gencim yeter ben hapishanenin tadına çok baktım.

İç çekip camdan dışarı baktım ve ofladım. Belki de serbest bırakırlar beni..

-Changbin Anlatımı-

Jeongin'in ölümünden sonra polisler gelip gitmiş depo bana kalmıştı. Jeongin'in eşyalarını toplarken kalem defter görmüştüm.

Yatağa oturup defteri açmadan yatağın rahatlığına baktım. "Ulan ne bu yatak böyle tahta. Çok sert.."

Defteri açıp okumaya başladım.

Merhaba! Ben Yang Jeongin..

Buradan çıkmak için tanrıya dua ediyorum. Artık dayanamıyorum. Bugün Minho Hyung bana, 'sana kızgın yağı ile işkence edeceğim' demişti ve bu beni korkutuyordu. Ama belki de yapmaz yani o kadar acımasız olduğunu sanmıyorum. Tanrıya dua ediyorum, korkuyorum. Umarım bir şey olmaz...

Merhaba! Ben Yang Jeongin..

Şu zamana kadar bu kadar acıdan ağladığımı hatırlamıyorum, o kadar çok acıdı ki. Ben, ben sadece hayatımı yaşamak istedim. Başka hiç birşey istemedim, ama o Minho denen adam.. Bana acımadı bile. Beni defalarca dövdü defalarca.. Hayattan bezdirdi beni. Ama ben birşey fark ettim. Minho hyung sinirlerini başkasından çıkarmayı çok seviyordu. Ama neden?..

Bunu bir şekilde öğrenip not edeceğim. Eğer birgün buradan kaçabilirsem, onu ihbar edeceğim..

Daha bir sürü sayfalar, yazılar vardı. Ama bu biraz, değişikti. Açıkcası bazı yazdıkları biraz olsa kalbimi sıkıştırmıştı.

Deftere bakmaya devam ederken içeri Hyunjin girdi. Ah cidden, bu adamın hiç işi gücü yok mu?

"Noldu, elindeki defter de ne?"

"Jeongin'in yazdıkları," Diyip ona uzattım defteri.

Hyunjin defteri eline alıp sayfaları karıştırmaya başladı. Zafer gülümsemesini verip iç çekti ve defteri dosyanın arasına koydu.

"Hayırdır lan, ne yapacaksın o defteri."

"İşimi görecek birşey yapacağım, Seo."

Diyip çıkmıştı. Pekala bu işte bir terslik var. Hyunjin zafer gülümsemesi yapıyorsa birşey yapacağı kesindi zaten. Telefonu elime alıp arama yerinden Minho'yu aradım, ama meşgul attı şerefsiz.. Ah doğru ya. Kendisi 'Jungkook' denen adamın yanına gitmişti. Aptal herif..

-Hyunjin Anlatımı-

Dosyayı alıp tanıdık bir arkadaşa gittim, kendisi avukattı sağolsun. Çok yardımcı oluyordu bana. Avukatın çalıştığı şirkete girdim, ardından odasına. Tanrım cidden, yine aynı şekilde masasında oturmuş bilgisayar da birşeyler yapıyordu..

"Hey, Suho. Sana kanıtlar getirdim"

Avukat Suho, başını bilgisayardan kaldırıp bana dikti gözlerini. "Ne tür bi kanıt? Yoksa yine o Jeongin denen çocuk ile ilgili kanıtlar mı?" Dedi umursamazca.

"Evet o." Dedim iç çekerek. Defteri Suho'ya uzatıp tam olarak karşısına oturmuş, koltuğa yayılmıştım. Suho deftere bakmaya, sayfaları okumaya başladı. Okuması bittikten sonra defteri kapatıp kenara bıraktı.

Gözlerini kapatıp oflaması, derin düşüncelere girmesi biraz garipti. Birşey mı olmuştu acaba?

"Hey, ne oluyor?" Suho kaşını çatıp bana baktı.

"Bak Hyunjin.. Jeongin'in peşinde olduğunu biliyorum, fakat-"

"Fakat ne Avukat?" Dedim sözünü keserek.

"Gerçekten bana yardımcı olmayacak mısın ha?"

"Olacağım tabi ki.. Ama bu kanıt yetmez."

Sinirle avukata baktım. Daha ne kanıt bulmalıyım? Elinden hiç birşey gelmiyor. Minho'nun hapise girmesini istiyorum sadece..

Düşüncelere dalarken telefonumun çalmasıyla saydırarak kimin olduğuna baktım. Kim Jisoo mu?

"Ne?" Dedim bıkkınlıkla. Jisoo ise gülmeye başlamıştı.

"Sen Minho'yu hapise attırmayı mı düşünüyorsun cidden?" Dedi Jisoo.

"Jisoo. Ne istiyorsun söyle, işim gücüm var."

"Ah.. Sadece sana yardım etmek istiyorum Hwang... Minho'nun Jeongin'i dövdüğü ile ilgili video ister misin?" Demesi ile gözlerim fal taşı ile açılmış Avukat Suho'ya baktım.

"Ne? Jisoo.. O videoyu nereden buldun?"

"Orası seni ilgilendirmez Hwang.. İstiyor musun, istemiyor musun.."

~Yeji Anlatımı~

"Burada mı bakayımm, ah, yok!"

Yatağın hemen yanına geçip oturdum. Hyemin'in saçlarını okşadım.

"Bak, hiçbir yerde yok Hyemin.."

"Canavar orada da değil ki.. Şurada.." Dedi kapıyı göstererek. Yüzüm ilk önce düştü fakat, Hyemin'in üzülmemesi için tekrardan gülümsedim.

"Ben sana ne demiştim? Bu kalenin canavar savaşçısı benim.. Şimdi siyah tüylü kedi kocaman bir öpücük istiyor!" Diyip yanağından öptüm Hyemin'in.

Hyemin'e biraz daha baktıktan sonra saçını okşayıp, "İyi geceler annecim" Dedim. Hyemin gülümseyip yatağına yatıp uykuya daldı. Tam ayağa kalkacakken bir ses duydum.. Bu, Taemin'in sesiydi..

"Yeji!.."

Tanrım yine başlıyoruz.. Derin nefes alıp odadan yavaşça çıktım ve sessizce kapattım. Yatak odamızın olduğu kapıya gelip tanrıya dua ettikten sonra odaya girmiştim.

Kapıyı açtığım da yerde bir sürü kırmızı gül ve mum vardı. Biraz daha adım attıktan sonra uzun boylu, saçlarını açmış, siyah takım elbisesini giymiş bir Taemin vardı karşımda.

"Ne oluyor?.." Dedim sesim alçak bir şekilde. Taemin ise gülümseyip elimi tuttu. "Yeji, gerçekten unuttun mu?. Bugün bizim tanışma yıl dönümüz bebeğim!" Diyip gülümsedi arsızca.

Başımı eğip yerdeki güllere baktım. Ardından başımı tekrardan kaldırıp Taemin'e göz gezdirdim. Elimi çekip kapıya yöneldim.

"Taemin benim uykum var-"

"Tch, tch, tch.. Hayır bebeğim. Uyumak yok." Diyip bir viski açtı, iki bardağa da doldururken tekrardan konuştu.

"Bugün uyumak yok, birlikte eğleneceğiz bebeğim.. Senin bana ait olduğun günü kutlayacağız.."

"Ben senin değilim." Dedim gerilerken. Taemin elindeki viskiyi uzatırken gülümsedi. "Sen benimsin.."

"Ben senin değilim Taemin!"

Bunun demem üzerine Taemin elindeki viski dolu bardağı yere fırlatıp bağırmaya başlamıştı. "Sen benimsin! Hep öyle kalacaksın bunu kimse değiştirmeyecek Yeji!" Dedi, ve tokat attı..

Yatağa düşmem ile saçımı kavrayıp odadan çıkarmıştı. Yere fırlatmıştı beni. "Defol!" Dedi. Canım acımıştı.. Sessizce ağlarken kenarda oturan Hyemin'i gördü Taemin.

"Kızım?.." Diyip yanına yaklaştı. Hyemin'in yanına eğilip yanaklarını okşadı. "Meleğim.. Senin burada ne işin var, hm?"

Hyemin korkuyla babasına bakıyordu tabii ki. Hyemin, Taemin'e bakarken gözleri hafifçe doldu, ama ağlamadı. "Korktum.." Dedi sadece. Taemin hafifçe gülümseyip Hyemin'i kucağına alıp sarıldı ve başını öpüp okşadı.

"Benim küçük prensesim korkmuş mu? Seni korkutan canavarı öldürelim mi, hm?"

Hyemin evet anlamında başını salladı. Taemin gülümseyip Hyemin'in başını tekrardan öptü. "O zaman bugün geç yatma hakkı kazandın tatlım! Hadi gidip canavarı arayalım!!"

Taemin ile Hyemin bahçeye inmişlerdi. Ben ise gözlerim dolu bir şekilde Hyemin'in odasına gidip yatağına yattım ve uykuya daldım.

~Taemin Anlatımı~

Hyemin ile bahçeye çıkıp o "canavar" denen şahısı arıyorduk ki yoktu zaten. Bahçenin her bir köşesine bakıyorduk sırf Hyemin'in uykusu gelsin diye.. Dış kapının olduğu tarafa geldiğimiz de bahçeye giren Hyunjin'i görmüştüm. Hassiktir, Yeji'yi görmeye gelmiş olamaz değil mi?..

"Ah, Taemin. Bu saatte bahçe de ne işin var?" Gözleri Hyemin'e kayıp kaşını çattı ve tekrardan bana baktı.

"Özellikle Hyemin ile?" İç çekip dik dik Hyunjin'e baktım.

"Ne yani, kızım ile bahçeye çıkamaz mıyım?" Dedim. Hyunjin ise gülümseyip bana yaklaştı, Hyemin'i kucağına aldı. "İyi, yeğenim biraz benle takılsın o zaman. Hem Yeji'yi almaya geldim. Bugün bende kalsınlar diyordum."

Ne, Yeji ile Hyemin'i alıp evine mi götürecekti? Ah, tanrım.. Şaka olmalı, eğer itiraz edersem beni sorgulayacak. "İyi tamam. Al kardeşini ve yeğenini."

"Sana sormadım zaten, aptal." Diyip Hyemin ile içeri girdiler. Sakinim, pekala ben de onlarla birlikte içeri girdim.Hyunjin üst kata çıkmıştı. Odaya girdiğin de yerdeki gülleri, viski, mum ve cam bardak kırıklarını görünce kaşını çatıp Hyemin'i yere indirdi. Bana doğru adım atıp sesi derin bir şekilde konuştu.

"Yeji nerede?" O sıra da kapı açıldı. Gözleri yaşlı bir Yeji bulmuştu karşısında. İçimden bildiğim bütün küfürleri saydırıp dik dik Yeji'ye baktım. Hyunjin yarı sinirli yarı endişeli bir ifade ile Yeji'ye yaklaşıp yanaklarını avuçların içine alıp okşamıştı yanaklarını.

"Ne oldu sana böyle?" Yeji'den cevap yoktu tabii ki..

~Hyunjin Anlatımı~

Bu konu hakkında Yeji ve Taemin ile konuştuktan sonra Hyeminle Yeji'yi alıp arabaya binmiştim. Küçük serçe olan minik Hyemin uyuyakalmıştı. Yeji ise ağlamamak için kendini zor tutmuş, camdan dışarı bakıyordu. Açıkcası Taemin ile Yeji'nin dedikleri hiçte gerçek gibi değildi.. Eve gidince hesap sorulacaktı..

"Minho hyung'a ne oldu?.." Diye sordu Yeji. Biraz duraksadıktan hemen sonra cevap verdim. "Hapishane de." Dedim umursamazca. Tabii bu Yeji için geçerli değildi. Şok içerisinde bana bakıyordu. "Nasıl yani, ne oldu?" Dedi. Direksiyonu hafifçe sıkıp derin bir nefes aldım ve Yeji'ye bakıp. Sadece Jeongin'e yapılanların kenarda durmasını istemedim. Bunun haricinde birkaç sebepte var tabii ki."

"Ne.. Abi onu şikayet mi ettin?!" Sesi hafifte olsa yükselmişti. Arabanın aynasından uyuyan Hyemin'e bakmıştım, uyanmış mı diye kontrol etmiştim. "Bağırma Yeji."

"Abi.. O benim öz abim gibiydi! Küçükken hep o bana abilik yapardı sen, Chan ve Changbin abim ile!! Neden yaptın bunu-"

"Yeji sus artık."

Yol uzun süre sessiz geçmişti. Yola devam ederken yolun kenarında bir kırmızı ışık görünmüştü. Daha dikkatli baktığım da gözlerim fal taşı gibi açılmış ani fren yapmaya çalışmıştım. Ama fren tutmuyordu. Yola baktığım da kırmızı ışığa yakınlaştığımızı fark ettiğim de arabayı sağ tarafa doğru kırmıştım. Ama o taraftan da bir araba geliyordu. Araba çok hızlı geliyordu panikle ne yapacağımı şaşırmıştım.

Kırmızı ışık birden Mavi ışığa dönünce ilk bir ses daha sonra ise bir patlama. İlk duyduğum ses Yejinin çığlık sesleriydi. Gözlerim kapanmadan önce birinin bana uzaktan sırıtırken baktığını gördüm. Bu Bang Chan ve Kim Jennie idi..

~Ecrin

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.