-Minho Anlatımı-
Jeon şirketine vardığım da içerisinin sakin olduğunu fark ettim. Eğer sakin ise bir sorun var demektir. Üst kata çıktığım da kapının açık olduğunu fark ettim, adımlarımı o kapıya yönlerdiğim de çaktırmadan içeriye göz gezdirdim, ama o yoktu.
İçeri girdiğim de manzara pek hoşuma gitmemişti açıkcası.. Her bir duvar da bir tablo vardı. Sanki birini bulmaya çalışıyormuş gibi. Tablolardan biri gözüme takılmış odaklanmıştım.
"Kim Seokjin ha.."
Sırıtarak bakmaya devam ederken, ayak seslerini işittim. Kapıya baktığım da bana gülerek bakan varlık vardı.
"Ah, Lee Minho.. Görüşmeyeli uzun zaman oldu.."
"Boş yapmayı kes Jungkook, bana Jeon Somi lazım."
Jungkook oturup koltuğuna yayıldı ve derin nefes alıp kahvesinden bir yudum aldı. Ulan hep gıcıklığına yapardı bana kahve de getirmez hayırsız.
Bende masanın karşısındaki koltuğa oturup bacak üstüne attım ve iç çekip Jungkook'a baktım. "Eh.. Eski dosta bir kahve ısmarlarsın artık."
Jungkook bana bakıp bardağını masaya bıraktı ve gülümseyip, "Zıkkım içer misin?" Dedi.
Bende buna karşılık tiksinerek gülümsedim. "Yok iştahım kaçtı sağol."
-Jeongin Anlatımı-
Canım o kadar acıyor ki anlatamam. Yüzüm kan içerisindeydi. Bir şekilde yüzümü temizleyip camdan dışarı baktım. Bayadır güneş ışığını göremiyordum.
Buraya nasıl mı geldim? Pekala anlatayım o zaman...
14.01.2024
Nefesim bitene kadar koşuyordum. Artık gücüm bile kalmamıştı. Sadece sessizce göz yaşlarımı dökerek kaçıyordum..
Polis sesleri azaldığın da bir evin arkasına geçip çömeldim ve kendime gelmeye çalıştım. Ses geldikçe kulağım çok acıyordu..
Elimdeki kanlı bıçağa baktıkça titriyor, daha da ağlayasım geliyordu. Kendimden çok nefret etmiştim. Sinirle elimdeki bıçağı fırlatıp ağlamaya başladım.
"Yeter!.."
Bıkkınlıkla duvara bakıp ağlıyordum sadece. Bir süre sonra ağlamam kesilmiş sadece duvara bakıyordum. Daha sonra da derin nefes alıp ayağa kalktım ve yürümeye başladım.
Bir sokağa girmiştim ama burası tanıdık gelmişti.. Sanırım ailemin evini bulmuştum, arkadaşlarımın evini bulmuştum!
Koşarak evin bahçesine girdim ve kimseye gözükmeyen camdan içeriye baktım. Ama karşılaştığım manzara beni korkutmuştu.. Jisung ve Seungmin... Oradaydı ama bambaşka bir beden ile..
Sanırım kafayı sıyırmıştım. Yüzüm asık bir şekilde bahçeden çıktım yürürken bir demir bulmuştum.. Metal yerlere vurmaya başladım. Yol tarafına gelince elimdeki demiri metale vurmaya devam ediyordum.
Bildiğin odaklanmıştım sese. Daha sonra yanıma bir araba geldi. İki kişiydiler. Bunlar Hyunjin ve Changbin abilerdi.
"Sonunda bulduk seni Jeongin.."
"Kafası gitmiş yine bunun."
Ben onları duymazken hala da sese odaklanıyordum. Hyunjin abim arkama gelip bir torbayı kafama geçirmiş arabaya bindirmişti.
Sanırım yine Yolcunun evine gidiyorduk. O yolcu dediğim kişi de Minho abimdi. Gerçi artık abim sayılmaz ama olsun.
Sanırım yaklaşık 1 saat olmuş ve gelmiştik. Hyunjin abim beni arabadan indirip bahçeye getirdi. Beni yere ittirip, torbayı çıkardığı an da karşımdaki beden ile titreyerek gerilemek istedim ama Changbin abim izin vermemişti.
Minho abim yanıma gelip eğilmiş yaklaşmıştı. Yüzünde soğuk bir ifade vardı.
"Geldin mi kendine, hm?"
Ben cevap vermemiştim. Sadece ona korkuyla bakıyordum oda yüzünde soğuk ifade dışında bir ifade olmadan bana bakmaya devam ediyor ve konuşuyordu.
"Gelmişsin, belli." Gülümseyip devam etti. "Neler yapmışsın öyle ya?.."
Ben nefes alarak ona bakmaya devam ediyor, sertçe yutkunup konuşmayı denerim.
"Ben koştum çok.. çok.."
Minho'nun yüz ifadesi sertleşmiş, saçımı kavramıştı. Canım acıması ile dişlerimi sıkmıştım.
"Koştun da nereye lan, ha? Eski evine mi? Zor mu geldi lan.. Abini vurmak seni sikik herif.."
(Vurulma zamanı)
.
"Jeongin.. Jeongin kardeşim."
"Özür dilerim, affet beni abi.."
.
"
Abi.. Abi.. Abi.."
"Gördün mü halini, hm? Kimi gördün?"
Minho abimin kimi demeye çalıştığını anladığım da panikledim ve elimi hafifçe kaldırıp, "Yok.. Yok.. Kimse yok.."
Minho abim sinirlenerek saçımı daha sert kavrayıp çekiştirdi ve bağırmaya başladı.
"Yok tabi lan, yok! Sende yoksun! Sana da yok benden başka!! Kaç yıldır elimden yiyip içiyorsun lan? Ben olmasam geberip gidecektin.."
Ağlamaya başlamıştım. Dayanamayıp, "Y-Yeter.." Diyebildim ama o beni dinlemiyordu.
"Kim aradı? Kim sordu seni? He? Kim düştü lan peşine? Kimse lan! Kimse!! Hiç kimse yanında olmadı. Nankör!"
Sertçe kollarımdan tutup ayağa kaldırdı ve sarstı.
"Benden kaçıp kime gideceksin ha?.. Kime gideceksin? Gidecek misin cevap ver Jeongin!!"
"Yok!.. Yok, yok, yok.."
"Gidebilir misin?.."
Dayanamyıp beni ittirdi. Derin nefes alıp gözlerini kapattı. Daha sonra geri açıp gülümsedi.
"Tanrım.. Ah affedersin ben şimdi anladım ya. Senin kafan karıştı değil mi?"
Korkuyla daha hızlı nefes alıp veriyordum. Oda sırıtarak konuşmaya başlamıştı.
"Tamam, tamam kızmayacağım söyle.. Kafan karıştı değil mi?"
Ben cevap vermediğim de o yine sinirlenip bu sefer yakama yapışmıştı.
"Düşmanın kim lan senin? Ha! Sahibin kim?!!"
Başımı eğip şiddetle ağlamaya başlamıştım. "Gözüme bak. Jeongin gözüme bak!!"
"..."
"Öyle nankör herifin tekisin işte.. Hemen unutmuşsun beni.. Ama hatırlatırım, sana sahibin kimmiş çok güzel hatırlatırım.."
Beni bırakıp biraz adım attıktan sonra tekrar bana baktı, yüzünde bu sefer de ifade sıfırdı.
"Jisung'u getirir, dikerim karşına. Seungmin'i, ve abini gözünün önünde paramparça ederim... Anında hatırlarsın!!" Diyip bana tokat atmıştı.
Yeterince gücüm kalmadığı için kendimi yer bıraktım canım o kadar acıyordu ki. Şiddetle ağlamaya devam ediyordum.. Bu kabus ne zaman bitecek, çok ama çok merak ediyor ve tanrıya dua ediyordum.
Evet bunları yaşamış buraya gelmiştim. Ama Minho abim haklıydı, herkes benim ölü mü yoksa yaşıyor mu hiç merak etmemişlerdi. Derin bir nefes aldıktan sonra gülümsedim ve masaya oturup çekmeceden defter kalem çıkardım.
Yeni tarih atıp yazmaya başlayacaktım.. Kendi mektuplarımı yazacaktım. Kim bilir belki biri beni bulursa eğer bu defteri okur diye yazmak istedim.
Tarih atıp yazmaya başladım.
Merhaba ben Yang Jeongin..
...
-Jisung Anlatımı-
Burada biraz daha kalırsam eğer şuracıkta bayılacaktım o kadar sıkıcı geçiyor ki anlatamam.. Boş boş Felix'in yaptıklarını izliyor ve dinliyordum. Odaya doğru gelen ayak seslerini duyunca Felix panikle elimi tutup yatağa geçirdi.
"Noluyor lan-"
"Shh! Uyuma taklidi yap.. Hyunjin hyung uyuyup uyumadığımıza kontrol etmeye geliyor.."
Diyip gözlerini kapadı, ben de ona uyarak gözlerimi kapadım.. Tanrım lütfen, ceza yemek için daha çok gencim..
Kapı açılma sesi ile ikimizde donup kaldık, Hyunjin denen adam yatağa yaklaşıp bir battaniye ile üstümüzü örttü ve Felix'in başını öpüp, benim ise hafiften saçımı okşadığı gibi ışığı kapatıp sessizce kapıyı kapattı.
Bende kapı kapanma sesini duyduktan sonra hemen kalktım.
"Kurtulduk!-"
Işık açıldı.. Karşımızda Hyunjin vardı. Hapı yuttuk. Geçmiş olsun. Felix, yalvarcasına Hyunjin'e baktı ve sesi kısık bir şekilde konuştu.
"Abi lütfen Minho abime söyleme söz uyuyacağız.."
"Çok geç çilli" Diyip kamerayı gösterdi. Bende kameraya baktığım da kırmızı ışığın yanıp söndüğünü fark ettim.
"Haksızlık!"
Hyunjin ile Felix, inatlaşarak kavga ediyor ben ise onları zevkle izlemeye devam ediyordum..
-Minho Anlatımı-
"Ee Minho, hangi rüzgar attı seni buralara?"
"Konu Yang Jeongin."
Jungkook şaşırıp, öksürdü ve sudan bir yudum aldı. Kaşını çatıp bana baktı.
"Hani şu senin zorla Chan'ı vurup daha sonra geri gelmeni istediğin ama o chan'ı vurup kaçan Yang Jeongin mi?"
"Evet, evet o.."
Jungkook derin nefes alıp bilgisayara yöneldi ve Jeongin ile ilgili olan dosyayı açtı.
"Bütün bilgiler burada."
Bilgisayara baktığım da aile hakkında bilgiler yazıyordu. Ailesine baktığım da donup kalmıştım.
"Şaka mı bu?.."
Yanlış kişileri öldürmüş olamam değil mi? Aptal Minho ne beklersin ki.. Bunun ailesi gerçek ailesi değil..
"Jeongin'in ailesi gerçekte bunlar mı? Benim öldürdüğüm aile kimdi?"
"Chan'ın ailesi."
"Chan'ın ailesi demek.. Dur, ne."
Düşme Minho, düşme.. Yapma. Chan'ın ailesini öldürmedim saçmalama.
"Onlar araba kazasında ölmemiş miydi?"
"Yok o araba kazasında ölen Hyunjin'in ailesiydi."
"Beynim bunlara yetmedi kusura bakma Jungkook."
-Chan Anlatımı-
Dosyalara göz gezdirirken, son çıkan fotoğrafları da dosyaya eklemiştim.
"Kim Ruby nerede, ah burada!"
Yan masadan fotoğrafi alıp dosyaya koymuştum.

Kim Ruby Jennie..
"Cidden bu kadar ünlü bir çalışanın Minho'ya borcu olduğuna şaşmamalı.."
Kendi kendime söylenirken ofise hızlıca gözlüklü bir kadın girdi. Ah deli kız..
"Kim Ruby Jennie!.. Buralara gelir miydiniz?"
"Chris.. Çok, çok çokkk önemli bir konu var."
"Ne konusu?"
Jennie çantasını masaya bırakıp gözlüğünü çıkardı ve derin nefes alıp panikle bana baktı.
"Jeongin.. O yaşıyor Chan."
...
Efendim bölümün sonuna geldinizz
Sonraki bölüm yarın gelir umarım, size şimdiden iyi okumalar dilerim
~Ecrin