Makarna alıp eve gittiler. Ayza soslu bir makarna pişirdi ve birlikte yediler. Saat 5 ye geliyordu. Ama Ayzanın annesinden bir haber yoktu. Annesi ona bu gün geleceğini söylemişti. Ayza annesi için endişeleniyordu. Ama bu endişeleri içine atıp olumlu düşünmeye çalıştı.
Belki de bu gün işi çıkmıştır ve bana haber vermeyi unutmuştur. Yarın ararım.
( ertesi gün)
Ayza artık annesini kaç kere aradığını bile bilmiyordu. Annesinin telefonu kapalıydı. Ayza yine tüm olanlara rağmen pozitif kalmayı başardı. Zaten Ayza hisslerini kolaylıkla boğa bilen birisiydi. Şimdiye kadar belki de kimse onun ağladığını görmemiştir.
Muhtemelen şarjı bitti. Zaten annem evden çıkarken telefonun şarjına bakmıyor.
Luca ve Valtor ise ev için bir kaç malzeme almaya gitmişti.
Ayza da onlara mesaj atıp Emilylere gideceğini söyledi ve hazırlanmaya başladı. Sade bir kombin yaptı ve çantası alıp yola çıktı. O kadar güzeldi ki, makyaja ihtiyacı bile yoktu.
Ayza kapıyı kitlemişdi ama Valtorda anathar vardı.
Nihayetinde Ayza Emilynin evine geldi. Emily yine her zaman ki gibi sıcakkanlılıkla karşıladı. Ayzanın en yakın arkadaşı da oydu. Julia öldükten sonra tek teselliyi onda bulmuştu.
-- Nasılsın Ayza? Canın sıkkın gibi gözüküyor.
-- Nasıl olayım? Annemi merak ediyorum, bana bu gün geleceğini söylemişti ama hala ondan bir haber yok. Kaç kere aradığımı bilmiyorum ama hala geridönüş yapmadı. Sakin olup, pozitif kalmaya çalışıyorum ama...
-- Ama ne? Bir sorun mu var Ayza?
-- Ama gördüğüm rüyadan sonra içimde bir kuşku var?
-- Ne rüyası?
-- Çok uzun. Ama şunu söyleye bilirim ki, annemin ölümüyle uyandım
-- Endişelenme, annene hiç bir şey olmuyacak. Belki yoldadır, belki şarjı bitmiştir.
Emily Ayzayı teselli etmeye çalışıyordu ama anlaşılan Ayza hala rahatlamış değildi.Emily bunu açık açık biliyordu . Bu yüzden:
-- Hadi bir papatya çayı yapayım içelim. Dertleşiriz öyle.
-- Hadi git yap o zaman. Ama konuyu kapatmak istiyorum. Başka şeylerden konuşuruz.
-- Olur.
.........
-- İşte çaylaaaarrrrrrr taze, taze buyruuuunnnn.
-- Çok teşekkür ederim canım yaaa. Sen olmasan yaşayamam biliyorsun dimi?
-- Saçma salak konuşma.
-- Eeee Oliver napıyor?
-- Ne alaka?
-- Anlamadım sanma. Ben insanı bakışlarından tanırım. Baya baya hoşlanıyor senden. Sen ne hiss ediyorsun ona karşı?
-- Yaaa saçmalama arkadaşım o benim.
-- Şimdilik.
-- Ne? Anlamadım.
-- Diyorum ki, şimdilik arkadaşın. Karşında salak mı var senin? Sen de ondan hoşlanıyorsun işte.
-- Ne saçmalıyorsun yine.
-- Hmm sadece arkadaşın dimi? O zaman bana ayarlasana.
-- Ne? Niyeee...
-- Haha biliyordum işte. Seviyosun kızım onu, inkar etme. Bu arada baya yakışıyosunuz haaa. Demedi deme.
-- Söyleyene kadar rahat bırakmıyıcaksın beni dimi?
-- Hayır tabiikidee.
-- Tamam. Sen kazandın. Evet hoşlanıyorum.
-- Eee söylesene.
-- Ne demek söylesene? İlk adımı erkek atar kızım.
-- Ne alakası var? Bunu kim çıkarmış ya. Çık karşısına seviyorum seni de olsun bitsin. Hayat erkekleri beklemek için çok kısa cicim.
Luca ve Valtor da Ayzanın gittiğini öğrenip Oliveri eve çağırmışlardı.
-- Ee nasılsın Oliver?
-- Eh işte ne olsun. Siz nasılsınız?
-- Bizde işte sabah erken kalkıp erkenden de uyuyoruz.
-- "Eee bu gün neler yaptın enişte" diyiverdi Luca.
-- Enişte ne yaaa.
-- Emilyi sevmiyormusun?
-- Seviyorum sevmesine de. Daha bişey değiliz ki oğlum.
-- Neden acaba? Git açıl işte kıza.
-- Beni sevip sevmediğini bilmiyorum ki. Söylersem kabul etmez aramız biraz daha açılır diye korkuyorum.
-- Ne korkunun ecele faydası, ne de yarının garantisi yok oğlum. Neden bahs ediyorsun sen.
-- Bilmiyorum. Sizce açılsam kabul edermi?
-- Eder yaa neden etmesin. Böyle yakışıklısını bulmuşken es mi geçecek. Hem çok yakışıyorsunuz.
-- Nasıl açılsam ki??
-- "Seni seviyorum lann" de.
-- Sencede abartmadın mı Valtor?
-- Abarttım. Neyse, "lan" sözünü esirgersin ordan, Allah da sizi esirgemez.
-- Umarım, dediğiniz gibi olur.
....
Ayza eve döndüğünde Oliver gitmişti bile.
-- Naber çocuklar? Napıyorsunuz?
-- Hiç öylesine oturuyorduk.Emily nasıl?
-- İyi. Söylediklerimi aldınız mı?
-- Evet aldık. Dolaplara da yerleştirdik.
...
Saat 7-ye geliyordu. Ayza odasına çekilip bir köşede telefonuyla ilgileniyor, hala annesini düşünmeden duramasa da kafasını dağıtmaya çalışıyordu.
Birden kapı tıkladı.
-- Gelll
-- Müsaitmisin, ay ışığım?
-- Müsaitim müsaitim de. Sen bana yürümeye mi çalışıyorsun?
-- Çalışıyorum ama yapamıyor gibiyim
-- Gibisi az kalır, yapamıyosun.
-- Napayım? Seviyorum seni işte.
-- Ne için gelmiştin?
-- Yemek hazır onu söylemeye.
-- Kim yaptı yemeği?
-- Ben
-- Sen?
-- Evet ben. Yapamazmıyım?
-- Yaparsın yaparsın ama tadı nasıl olur onu bilemiyorum.
-- Gel yede bak o zaman.
Tamam geliyorum.
(Ayzanın anlatımıyla)
.... Saat 00:02 hala uyuyamamıştım. İçimdeki merak beni rahat bırakmıyordu. Ya annemin başına birşey geldiyse....
Bir anda pencereden sesler geldiğini duydum. Muhtemelen bir kediydi. Zaten bir kedinin pencere tırmanması çok zor olmamalı.
Bir dakka, bi dakka. Ya düşündüğüm şeyse ve içeri hırsız girdiyse? Hemde maskeli, 168 boylarında. Tam da rüyamda annemi öldüren kişi gibi. Çaktırmadan pencereden baktım. Evet, birisi eve girmeye çalışıyordu. Çabuk polisi aradım. Sonrasında Luca ve Valtoru uyandırdım. Hırsız da ne çalmak için geliyordusa. Ev zaten bomboş.
-- Sakın telaş yapma ay işığım tamammı?
Telaş yapıyo gibi bir halim mi vardı? Zaten onları sakin bir şekilde ben uyandırmıştım.
-- Şaka mı yapıyorsun, Luca?
-- Tamam, tamam. Üzür dilerim anladım ben yanlışımı.
-- Afferim. Bana diğer kızlar gibiymişim gibi davranmayı kessen çok iyi olucak da neerdeeee.
-- Ayyy yeter ya ikinizin konuşması bitmicek dimi? Eve hırsız giricek siz hala tartışıyorsunuz.
-- Sizi haberiniz olsun diye uyandırdım siz karışmayın.
-- Ya elinde silah varsa?
-- Silah? Sence ben silahtan korkacak kızmıyım? Neyse siz isterseniz gidin uyuyun zaten polis çağırdım. Ayyyhh bu hırsızda amma yavaşmış. Bekle bekle ağaç oldum. Ben yapsaydım bundan hızlı yapardım.
Yavaşça pencereye doğru gittim. Hırsız perdeden dolayı beni görmüyordu. Hırsız tam pencereyi açtım içeri girdim diyecekken onu tutup yere serdim. Eee benim adım Ayza, ben yaparım. Elinde silah varmış. Silahı da elinden alıp ona doğrulttum. Valtora hırsızın maskesini çıkartmasını söyledim çünki bu gün Lucayı hiç çekemeyecektim.
Valtor geldi ve hırsızın maskesini çıkardı.
Neee? Hırsız bu muymuş?
Hırsız dediğim zayıf ve tipsiz biriydi. Tamam hırsızsın da en azından yakışıklı olaydın bee...
Neyse, kısa bir süre sonra polisler geldi ve hırsızı alıp gittiler. Zaten kaç gündür bu hırsızı arıyorlarmış. Bu hırsızı da bulamadıysanız size ne diyim. Nasıl bulamamayı başarmışlar ki, anlamadım gitti.
Neyse polisler hırsızı götürüp gittikten sonra ben de uyudum. Annem hakkında düşünmeden yapamıyordum ama bu gün saat 8 den sonra üstüme çok büyük bir ağrı, yorgunluk çökmüştü ve artık dayanamıyordum. Nihayetinde uykum üstün geldi.
