İçeriğe geç

Berdel-i yeşil zümrüt

Bölüm 8 · 15 dk okuma

Berdel-i yeşil zümrüt

Bölüm 8

BÖLÜM SEKİZ

Keyifi okumalar🦋

8.Bölüm

"gülümsemen nereye gitti? Ne oldu? Seninle sadece dans ediyordum o egoist tavrına ne oldu? Donuk ve aşalayıcı gözlerinin feri söndü sanki." dedi gözlerimi göstererek.

"cevap vermiyorsun? Sanırım yakınlık seni epey heyecanlandırdı." algılayamıyordum her şey bir anda oluyordu her şey 5 dakika içinde olmuştu ve devam etti.

"bu davete katılaman senden beklediğim bir hareketi neden biliyormusun? Her seferinde onur şimşek'le yüzleşebilmek gibi kahrolası bir cesaretin var ve bu benim hoşuma gidiyor." dedi allayla...

Başımı dikleştirip "haklısın her defasında seninle yüzleşiyorum ama unuttuğun bir şey var her defasında seninle yüzleşmemin nedeni o kahrolası ukala tavırlarının hoşuma gitmesi." dedim.

Sözcüklerimi dişlerimi sıkarak ve sol işaret parmağımla kendisini işaret ederek ifade ediyordum. Bir an için afalamıştı bunu net bir şekilde fark etmiştim bu kadar aşalamadan sonra karşısına geçip böyle tepeden tepeden konuşacağımı beklemiyordu.

Tek kaşı havada gözlerimin içine dehşet bir şekilde bakıyordu yanğını başlatan kendisiydi evet ama benim çıkardığı yangını harlayacağım hesabında yoktu anlaşılan. muhtemelen rezil rusva gururuyla oyuncak gibi oynanan zavallı kadın rolünde çekip gideceğimi düşünüyordu.

Sinirle devam ettim "Ne oldu? O ukala kendinden ödün vermeyen tavrın bir anda yok oldu kuş olup uçtu sanki koş git çağrıda gelsin az önce baya eyleniyordunuz, o kibirli ve dik bakışlarına ne oldu? Söylesene ne oldu?" dedim üstüne fazla gitmeye çalışıyordum etraftaki insanlar umrumda değildi tek derdim onun da benim gibi canının yanmasıydı.

Sonra sırıtarak" ne sandın hım zavallı bir kadın gibi her şeyi yutup öylece gidicek miydim. Karşında kim olduğunu bazen unutuyorsun onur ağa! " dedim kalbim marotona çıkmış gibi atıyordu.

"Neden bir anda yüzün düştü? Az önce dans ediyorduk öyle değilmi? Ama sen bence kiminle dans ettiğinin farkında değilsin birinin seni sarsıp toz pembe dünyandan çıkarmalı." dedim son kez derin bir nefes alıp.

"şimdi beni çok iyi dinlersen hata bu kelimelerimi kafanın içinde bir yerlere sokarsan senin için iyi olur bir daha gurumla oynarsan bende senin hayatınla oynarım haberin olsun üstelik bunu yapmaktan ne bir çekincem nede bir sıkılmam olur ayrıca tepem atarsa o böbürlendiğin bir zirveden farkı olmayan yere göğe sıgıramadığın soy adını ayaklarımın altına alıp çiğnemekten inan bana zere tereddüt etmem bundan zevk alırım." dedim resmen öfkemi oracıkta kusmuştum.

Kolumu sıkıp" bana bak! " dedi dişlerini sıkıyor du bunu çenesinin gerginliginden anlıyabiliyordum kolumu sarsarak geri çektim ve

" Asıl sen bana bak? ben o gün o imzayı atarken bana bir hizmetçi veya bir köle gibi davranma hakını sana vermedim bu beyinin içinde yer ederse sevinirim." dedim ifademi hala değiştirmeden zehrimi akıtıyordum.

Daha sonra ikimizin arasında ki teması aşiret büyüklerinden birinin sesi bozdu ayağa kalkıp" bu rezalet de neyin nesidir? Ahmet ağa! " dedi eliyle bizi işaret ederek Ahmet dedem başı önüne eğilmiş ona bu rezilliği soranları cevapsız bırakmıştı öfkeden deliye dönen adam devam etti.

" ilk önce torunun karısını bir hizmetçi gibi ordan oraya ordan oraya savurup durdu sonra hakaret edip aşağladı gelininin giydiği şu bez parçasını hiç söylemiyorum zaten! Bu ne rezilliktir yav! hadi desem ki dıştan gelin aldın bilmiyor ama sen urfadan ve urfanın sayılı büyük aşiretletinden gelin aldın böyle bir rezalete nasıl müsama gösterirsin " dedi.

Ahmet dedemin suskunluğu adamı daha çok çileden çıkarıyordu adam ellerini arkasında birleştirip kafasını saladı ve devam etti.

" umarım bu rezillik karşısında hak neyse onu edersin başka türlü unutulmaz var gerisini sen düşünesin Ahmet ağa o tepelerde gezdiriğin şanına bir zeval gelmesin." dedi ve önden yürümeye başladı bütün konak boşalınca bende odama doğru ilerlemeye başladım.

Topuklarımı mermer zemine var gücümle vuruyordum bir hışımla girdigim odanın kapısını sertçe kapatım saçım başım bir birine girmişti bağırmak hata çığlıklar atmak istiyordum, salanan sandalyenin üstünde duran küçük yastığı alıp ağzıma koydum ve çığlığımı bu şekilde bastırmaya çalıştım.

Resmen deliye dönmüştüm ayağımda ki topukluları çıkartıp kapıya fırlatım ve üzerimdeki takılarıda aynı sinirle ve aynı şekilde çıkarıp yere fırlatım, üzerimde ki elbiseyi parçalar gibi çıkartmaya başladım, kendime zarar veriyordum elimi yüzüme bastırarak rujumu ve maskaramı yüzüme bulaştırarak silmeye çalıştım.

En sonunda boy aynasının önüne gelip kendimi süzdüm ve istem dışı bir şekilde ağlamaya başladım hemde içimi çeke çeke hıçkıra hıçkıra yere çöktüm ve hırsımın son demlerinde yeri yumrukluyordum.

Bir süre öyle kaldım öylece iç çamaşırımla hafif oturur pozisyonda kolum yerde başım kolumun üstünde bir şekilde duruyordum artık sakin akıyordu göz yaşlarım.

Kapı hiç tıklatılmadan açılmıştı gelenin onur olduğunu düşünüyordum ama "kızım..." diyen Züleyha annemin sesi ilişti kulağıma hızla yanıma gelip dizlerinin üstüne çöktü ve esmer saçlarımı okşamaya başladı "kızım beni affet." dedi acı bir tonda sonra devam etti.

"eğer onurun seni bu şekilde aşalayacağını bilseydim davete katılman için asla ısrar etmezdim eğer onurun bu boyuta getireceğini bilseydim kızım yemin ederim bu davetin olmasına bile izin vermezdim." dedi sesi boğuk çıkıyordu.

"size davete katılmayacağımı belirtmiştim onur olmasa Gülnarin bir neden bulur beni aşağlardı zaten ne fark ediyor her gün bu evde gururum ayaklar altında değilmi!" dedim olduğum yerden kalkıp sertçe konuştum.

Aynı sinirle devam ettim "bu ilişkiye güvenmeyin lütfen bunun oğlunuzu değiştireceğini mi sanıyorsunuz? Şimdi ne diyeceksiniz? Hala aramızda bir şey olduğunu mu düşünüyorsunuz oğlunuzu değiştireceğimi mi zannediyorsunuz? Beni affedin anne ama benden bunu beklemeyin! Oğlunuzun benden önce ne olduğu kim olduğu umrumda değil benim nazarımda onur şimşek bir canavar bunu kimse değiştiremez! " dedim sertçe.

Daha sonra anneme böyle sert çıkıştığım için suçluluk hissiyle "çok üzgünüm anne sana çıkıştığım için." dedim başını önüne eğip "yo yo yaptıkları beni o kadar üzdüki dediklerin beni hiç etkilemiyor yavrum ama haklısın artık birinin onu sarması lazım bu tavırlarından bıktım usandım." dedi çaresizce ve devam etti.

"sen endişelenme kızım onur bir gün bu yaptıklarından ötürü köpek gibi pişman olucak." dedi emin bir sesle ve odadan çıkıp giti...

~yazardan~

Züleyha hanım odada bir hışımla çıktı ve tüm konakta oğlunu aramaya başladı en son kendisini şark odasında perişan bir halde buldu hala kendisinin odada olduğunu fark etmeyen oğlunun dikkatini çekmek için kapıyı hızla çarptı onurun kırmızının istilasına uğramış mavi hareleri o anda annesini bulmuştu parmakları çenesinde kaşları havada annesine bakıyordu.

Züleyha hanım geniş olan şark odasının en köşesinde oturan oğluna doğru ilerlemeye başladı tam önünde durarak "içimizden birini aşağladıktan sonra hiç bir şey olmamış gibi odalara saklanmayız biz! Sebebi ne olursa olsun siz karı kocasınız! Ve bu ilişkinin kendi başına bir onuru vardır! Nasıl bu kadar terbiyesiz olabilirsin? Berdelin ortaya çıktığı günden beri yaptığın tüm saçmalıklara torelans gösterdim ama biti!" dedi Züleyha hanım işaret parmağını serçe doğrultmuştu öfeksi yüzünden yerinde duramıyordu ve devam etti.

" üzüntünün sebebini biliyorum üstüne gidiliyor bundan önce zümra ile evlendirmeye çalıştılar sonra berdel çıktı her şeyin üst üste geldiğinin farkındayım." dedi çaresizce onurun yüzünü avuçlayıp alnına düşen kumral saçlarını geriye iti ve şefkatle devam etti.

" bu gözler benim onurumun gözleri değil bu bakışlar bu yüz." dedi kaşları çatık bir şekilde ve sağ elini evladının kalbinin üstüne koyarak devam etti.

"bu kalp, bu vicdan, bu merhamet ve bu yürek benim aslanıma benim büyüttüğüm çocuğa ait değil... Ne yaptın benim yavruma? Neden benim yavrumun masumluğunu katlettin sen?" dedi acı bir tonda ardından dikleşip son bir nefes alıp devam etti.

" bu onur benim onurum değil karşımda duran bu ukala terbiyesiz ahlaksız ve kibrinden ödün vermeyen bu onur Karan şimşeğin istediği performansta olan onur tebrik ederim babanın oğlu olmuşsun."dedi çaresizce dili çatalaşmış kelimeleri bir birine girmişti.

" başta bu tavırlarının nedeni baban diye düşündüm ama söylermisin açelya nın hatası neydi? Neden onu bu kadar yaralamak istiyorsun? Sırf Abisinin hayatını kurtarmak için seninle evlenmesimi? Yoksa evde ki misafirlere garsonluk yapmasımı? Yada seninle yüzleşecek cesaretinin olmasımı? Bana onun hatasını söyle?." dedi öfkesi misliyle artarken.

Onur olduğu yerden hızla kalktı ve kapıya yöneldi ardından Züleyha hanımın sesi ilişti kulağına " bir dakika onur şimşek lafımı daha bitirmedim! " dedi gür sesiyle

" sen dedeni babandan bile üstün tutuyorsun öyle değilmi? Ama bu yaptıklarının onun adını lekelediğini düşünmüyor musun? Sen damarlarında dolaşan kana hakaret ediyorsun! Dedenin başını öne eğiyorsun! Soy adımızı ayaklar altına alıyorsun! Sana bunumu öğretim ben! Sen onur kendi dedeni rezil ediyorsun! O çok sevdiğin böbürlenip gögsünü kabartın soy adına leke sürüyorsun evet bunu sen yapıyorsun! " dedi zehrini oğluna akıtıyordu.

onurun tuttuğu kapıyı sertçe tuttuğunu hata kıvrımlarının bem beyaz olduğu gözünden kaçmıyordu hata oğlunun karşısında zangır zangır titrediği ap açık gözü önündeydi.

Onur bir anda annesine döndü gözleri kan çanağı olmuş göz yaşı sel olmuştu derinden içini çekip annesine sarıldı hızla Züleyha oğlunun bu tür bir atakta bulunacağını hiç tahmin etmemişti.

"anne..." dedi boğuk sesiyle sım sıkı sarmıştı annesini derinden içini çekip "anne... anne ben kendimden tiksinmeye başladım, artık ben bile kendimi tanıyamıyorum kendimi kaybetim." dediğinde yere çöktü.

Bir bacağını uzatıp diğer bacağını yukarıya kıvırıp başını üzerine koydu annesi hızla yanına çöküp oğluna sıkıca sarıldı. Onur başı hala eğik bir şekilde devam etti.

"anne ben kendimi kaybediyorum hayata en son yapacağım şeyleri yapmaya başladım akli dengemi kaybediyor gibi hissediyorum." sonra başını kaldırıp mavi irislerini annesinin yeşil irislerinde gezdirdi acı bir tonlamada devam etti.

"anne ben ona benzemekten çok korkuyorum anne kendimi sana ihanet eder gibi hissediyorum bana verdiklerini öğretiklerini bir kenara atmışım gibi hissetmekten daha kötüsü kendimi ona benzetmeye başladım." dedi mavi irislerini annesinin gözlerinden alıp yere dikti.

"çocukluğumun korkusu beni ele geçirmiş gibi bırakmıyor ya bir gün bende onun gibi olursam diye kortugum bu his beni ele geçirdi ve sanırım... Sanırım ben ona benzemeye başladım." dedi sesi sona doğru fısıltı gibi çıkmıştı.

Züleyha hızla oğlunu bağrına basıp gözlerinden firar etmiş bir kaç damlayı silip konuşmaya başladı. " hayır oğlum sen sen ona benzeyemesin sen baban gibi bir kadının hayatını mahvetmeyeceksin oğlum hatalarından dön ve karını kabullen artık sen benim oğlumsun gidip yaptıkların için özürdile her şeyi yap ayağına kapanman gerekiyorsa onuda yap yeterki bu saçma sapan düşüncelerden vazgeç oğlum." dedi feryat eder gibi

Bir yandan ağlıyor bir yandan oğlunun saçlarını okşuyordu onursa hiç tepki vermiyor sanki annesinin kucağında bir ceset gibi öylece duruyordu.

Züleyha oğlunun alnına dudaklarını derince ve baskılı bir şekilde uzun süre bastırdı ve sonra devam etti sözlerine "git dedenden ve karından özür dile pişman olduğunu söyle elini önünde birleştir başını eğ ve özür dile oğlum özürdilemek seni küçültmez." dedi evladını geri kazanmaya çalışıyordu bes belli

Vakit hayli geç olmuştu Züleyha ve onur aynı yerde saatlerce hiç konuşmadan öylece oturmuşlardı onur tıpkı bir ceset gibi hareketsiz ve sesiz bir şekilde annesinin kucağında gözlerini yere dikmiş öylece duruyordu artık ağlamıyordu, konuşmuyordu göz pınarlarından akan yaşlar bile kurumuş yüzünde iz bırakmıştı.

Saatlerce oturmanın ardından ve odaya çöken sessizliği Züleyha bozdu oğlunun omuzlarını tutarak "hadi oğlum yeter artık ağlayıp sızlanmanın hiç kimseye bir faydası yoktur kalk ve mahvetiklerini kırıp döktüklerini düzelt." dedi Züleyha sesi tiz ve boğuk çıkmıştı saatlerce susmasından dolayı.

Onur annesinin kelimeleriyle kendine gelmiş ve olduğu yerden doğrulmuştu bir süre gözlerini etrafında gezdirip içini çekti ve ayağa kalktı biraz ferahlamış gibi bir nebze hafiflemiş gibi daha sonra bir elini cebine koyup diğeriyle saçlarını düzeltmişti annesinin yüzüne bile bakmadan.

"sen çık anne bende birazdan gelicem." dedi Züleyha kafasıyla oğlunu onaylayıp olduğu yerden yavaşça kalkıp aynı yavaşlıkla da kapıya ilerleyip dışarı çıktı merdivenleri inip etrafa göz attığında her kesin hala avluda olduğunu görmüş hata bağrışma seslerini bile duyuyordu.

"sırf onur sevmediği biriyle evlenmesin diye ben abime karşı geldim baba bu ne rezalet insan sevdiği kadını hizmetçi gibi ordan oraya savururmu?" dedi zahir

Konağa geldiği ilk günden bu yana neşe kaynağı olan adam şimdi ise öfke saçıyordu Ahmet ağa öfkeli ve bir o kadarda hayal kırıklığı içerisinde oğluna dönüp.

" hiç bir şey bildiğin yok senin zahir tantana yapıp durma." dedi sakin bir tonda veya sinirli bir tonda değil ifadesiz bir tonda cevapladı oğlunu.

Zahir elleriyle yüzünü sıvazlamaya başladı ve gür bir sesle devam etti
"ben neyi bilmiyorum baba söylede bileyim o zaman her şeyi ap açık gizliyorsunuz benden! Abimin yıllar sonra urfaya dönmesi onurun sözü atıp bir anda sevdiğim var diye evlenmesi aynı anda zeynebi düşman bildiğimiz aşirete gelin gitmesi hangisini yanlış biliyorum ben birini mi? Yoksa hepsini mi? " dedi zahir ısrarla sorguluyordu babasını.

Ahmet ağa sabrının son demlerinde olacak ki sinirle sırtı oğluna dönük bir halde elini havaya kaldırdı ve" ehh yeter be Bi durun hepiniz bir anda üstüme gelmeyin sizin yaptığınız saçma sapan hareketlerin ucu bana dokunuyor yeter artık bir durun! " dedi sertçe ve hızla oğluna dönüp.

" madem duymak istiyorsun aç o kulaklarında beni dinle öyleyse Zeynep denen o asi beni hiçe sayıp redetiğim düşman aişirete kaçtı nede olsa asilik onun kanında var! " dedi Ahmet ağa nefes nefese sertçe konuşuyordu öfkeli edasıyla yandan oğlu karana bakıyordu sözcüklerini söylerken tekrar diğer oğlu zahire dönüp.

Sağ elini göğsüne koyup devam etti
" abini bu yüzden çağırdım zamanında o da beni hiçe sayıp gitmedimi apar topar evlenmelerinin nedeni Zeynepin kaçması ve berdelin olması tüm urfada aradık taradık en sonunda bulduk sonra o itin bacısı olmadığı için de ölüm hükmüne karar verdik kırımlı konağına gittiğimizde o itin amcasının kızı berdeli kabul edceğini hükmü kaldırmamı istedi bende kabul ettim bilirim onur sözlüydü ama öylede böylede onur istemediği bir kadınla evlenmiş olacaktı bu yüzden sana sevdiği var dedik bilirim yoksa buna karşı koyardın." dedi eli hala gögsünde artık durulmuş gibi kafası önündeydi ve devam etti.

" açıkçası oğlum açelyamı bu eve bile isteye hata sevinerek gelin getirdim senin kızını asla gelin olarak kabullenmedim bunu bilesin o kız onurun kaderini hayatını degişterecek." zahir sadece şok olmuş öylece babasını dinliyordu sonra çaresizce devam etti.

" kendi kanını kabullenmedin de düşmanı kabullendin hemi? " dedi sorusuna karşılık babasının başı yerdeydi ve zahir tekrar devam etti
" onlar bir birine saygı bile duymazken sen o kızın onurun kaderini değiştirebilcegine inanıyorsun hemi!" dedi artık sesi yüksek çıkıyordu.

Ahmet ağa kafasını salayıp devam etti "eminim oğul o kız her şeyi düzelticek bir gün gelicek onların arasında ki bu yaman çelişki saygıdan sevgiden daha öteye gidicek." dedi emin bir sesle.

Ahmet ağa başını dikleştiriğinde kendilerine doğru yaklaşan onuru farketi ve arkasını dönüp bir kaç adım atı onur kalabalığa yaklaştıktan sonra hızını yavaşlatmış ellerini önünde bilteştirmişti arkası dönük olan dedesine bir kaç adım daha atıp durdu mahçup bir şekilde dudaklarını aralayıp

"kusuruma bakmayasın dede bilirim seni utandırdım başını önüne eğdim adına leke getirdim izin ver kusurumu düzelteyim." dedi hafif başını kaldırdığında dedesi onu cevapsız bırakmış hata yüzüne bile bakmıyordu.

Onur tekrar mahçup bir dile "dede yaptığım şey büyük telefisi olmayan geri dönüşü olmayan bir hata bilirim ama sen böyle bana sırtını çevirme sen bana böyle yapınca kendimi yetimhanede kimsesiz çocuklar gibi hissediyordum hatamı her şeyi düzeltmek için bana bir şans ver eger olurda bana dönüp elini verirsen beni afetiğini herşeyi düzeltmek için bir şans verdiğini farz sayıcam."

Dedi ve aradan geçen bir kaç dakikanın ardından Ahmet ağa torununa dönüp eli önünde mahçup başı eğik torununu süzmeye başladı daha sonra arkasında birleştirmiş olduğu elini onura uzatı onur afalamış gibi dedesine bakıyordu bu kadar kolay elini vereceğini zanetmiyordu hemen elini öpüp suratı beton gibi sert olan dedesine baktı masumca.

Geriye doğru bir adım atıp aynı pozisyonda elleri önünde dedesine bakıyordu Ahmet ağa sertçe devam etti.

"madem aklın başına geldi madem yaptığın eşekliğin farkındasın git o zaman karından özür dile." dedi Ahmet ağa onurun kaşları biçimli bir şekilde çatılmıştı

"Ne yani tükürdüğümü gerimi yalayım bunumu dersin dede." dedi onur hafif sert bir tonlamada.

Ahmet ağa bir iki adım atıp torunuyla arasında ki mesafeyi sıfırladı ve kahverengi irislerimi torununun mavi harelerine sertçe dikerek.

"karından özür dilersen kibrinden ve gururundan bir şey eksilmez ayrıca karından özür dileyip onun gönlünü hoş etikten sonra yanıma gel." dedi ve eleri arkada keyifle yürümeye başladı.

Onur istemeyerekte olsa sinirle parmaklarını kumral saçlarına geçirip konağa doğru adımlamaya başladı merdivenleri geçip kapının önüne geldiğinde duraksayıp tereddüt etti arkasını dönüp geriye doğru adımlayacaktı ki dedesine verdiği sözle odanın kapısını açıp içeri girdi.

İçeriye girdiğinde karşılaştığı manzara ile ufak çaplı şoka ugramıştı gözüyle odayı tarafığında içeriyi dağınık ve açelya nın duvarın köşesinde bacaklarını karnına kadar çekmiş başını üstüne koymuş yarı çıplak bir şekilde bulmuştu.

Ona dogru nazik ve hafifçe ilerledi bacaklarını kırarak tam önünde oturdu teredütle elini uzatı hafifçe koluna dokunduğunda açelya histerik bir refleksle yerinden sıçrayıp aglamak tan helak olan gözlerini karşısında duran onura dikti bir kaç dakika bir birine temas eden gözlerin temasını açelya bozdu kafasını sağa yatırıp kendini hafif toplayıp dikleştirdi.

"Ne işin var burda çık dışarı." dedi sertçe tıslayarak bir yandan da çıplak kalan yanlarını kapatmaya çalışır gibi onur bunu fark etmiş olacak ki oda kafasını sola doğru çevirip başını eğdi ve parmaklarıyla oynamaya başladı ve boğazını temizledi devam etti .

" biliyorum şu an dileyeceğim özrün bir anlamı yok ve ya yaşanan olayları telafi edebilceginide düşünmüyorum özür dileyecegin hatalar yapma diyorlar ya hani işte bazen bu cümle kifayetsiz kalıyor öfke karşısında senin için anlamı veya önemi olmasada özür dilemek istiyorum." dediğinde kafasını ona çevirmişti ama açelya zaten onura bakıyordu gözlerinin derinliklerine bakarak.

" özür dilerim." dedi fısıltıyla daha sonra yere iyice oturup bağdaç kurdu ve devam etti" neye nerden başlayacağım mı hiç bilmiyorum belki kendimi afetirmeyecek hatalar yaptım lakin bir de benim açımdan bakmanı istiyorum her şey üstüme geldi ve ben sadece seni bu durumdan mesuul tutum seni kırdım döktüm hırpladım hani sana o gece anlattıklarım varya işte sadece o gece anlatıllarımls sınırlı değil içimdeki yangın." dediğinde işaret parmağıyla gögsünü işaret ederek.

" içimdeki yangın o geceyle sınırlı degil daha ilerisi var içimde çocuk olmayan çocuklugunu yaşayamayan Bi onur var şuursuz bir çocuk var içimde masum bir çocuk ne yaptığını bilmeyen sevgiden uzak bazen beyaz bazen siyah bir çocuk var o çocuk artık içime sığmıyor onu hapsetiğim prangalar onu tutmuyor tutmaya yetmiyor."

"belki kalbinde bana yer vermiyceksin ve lakin benimde kalbimde sana yer olmayacak belki ama ben seni karım olarak kabul edicem tıpkı senin beni kocan olarak kabul ettiğin gibi umarım sana birğün içimi açarım dedim ya belki o günler yakındır belki o zamana kadar seni kendime yakın görürüm umarım sana kendimi içimde ki şu cehennemi açmak için geç kalmam umarım zaman seni bana bırakır." dedi cümlerini karısına yansıtarak başını eğip gülmesdi ve devam etti.

" umarım o zamana kadar içimdeki o masum canavarın başını okşayabilcek kadar temiz ve saf kalabilir bana karşı duyguların." sonra ağlamak için dolan gözlerini tavana dikip yüzünü buruşturdu ve gözlerini yumup devam etti.

"sen beni canavar olarak görüyorsun biliyorum ama böyle olmayı ben istemedim kalbimi parçalara ayırıp tekrar tekrar birleştirip ve sonunda ruhsuz taş kalpli olmayı ben istemedim." dedi başını yana yatırıp masumca onu dinleyen karısına dolu gözlerle bakarak

Sonra sırıtarak gözlerini yumump kahka atmaya başladı daha sonra kakasını durduramayarak konuşmaya başladı" özür dilerim sinirlenince olan bir şey alışırsın." dedi karısına

" bütün ömrünü benimle geçireceksin her şeyin zamanı var." dedi hala sırıtıyordu bacaklarını uzatmış ellerini geriye koyup biraz arkaya yaslanmıştı.

Daha sonra dikkatle karısının yüz hatlarını incelemeye başladı ve kaşlarını biçimli bir şekilde çatarak
"gözlerinin bu kadar çiçmen yeşili olduğunu yeni fark ediyorum biliyormusun?" dedi sonra yine sırıtarak karısının gözlerinin derinliklerine iyice bakıyordu sanki hafızasında bir yerlere iyice kazımak için sanki bu görüntüyü asla unutmamak için ve devam etti.

" aslında sen ve ben yeşille mavinin bir birine yakışan en güzel tonları olabilirdik..."

Bölüm sonu

4 yorum

  • 𝔹𝕦 𝕓𝕠̈𝕝𝕦̈𝕞 𝕗𝕖𝕟𝕒 𝕙𝕒𝕝𝕕𝕖 𝕤𝕚𝕟𝕚𝕣𝕝𝕖𝕣𝕚𝕞𝕚 𝕓𝕠𝕫𝕕𝕦 𝕒𝕞𝕒 𝕠𝕟𝕦𝕣 𝕒𝕔̧𝕖𝕝𝕪𝕒𝕪𝕒 𝕤𝕒𝕣ı𝕝𝕤𝕒, 𝕜𝕦𝕔𝕒𝕘̆ı𝕟𝕒 𝕒𝕝𝕤𝕒 𝕤𝕠𝕣𝕦𝕟 𝕪𝕠𝕜. 𝔸𝕞𝕒 𝕒𝕔̧𝕖𝕝𝕪𝕒𝕟ı𝕟 𝕥𝕖𝕡𝕜𝕚 𝕧𝕖𝕣𝕞𝕖𝕞𝕖𝕤𝕚 𝕤𝕚𝕟𝕚𝕣𝕚𝕞𝕚 𝕓𝕠𝕫𝕕𝕦 𝕠𝕜𝕦𝕞𝕒𝕜 𝕚𝕤𝕥𝕖𝕞𝕖𝕕𝕚𝕞 𝕟𝕖 𝕤𝕒𝕔̧𝕞𝕒𝕝ı𝕪𝕠𝕕𝕦 𝕪𝕒 𝕓𝕦 𝕆̈𝕞𝕦̈𝕣 𝕟𝕖 𝕒𝕟𝕝𝕒𝕥ı𝕪𝕠𝕕𝕦?!