İçeriğe geç

Berdel-i yeşil zümrüt

Bölüm 9 · 17 dk okuma

Berdel-i yeşil zümrüt

Bölüm 9

BÖLÜM DOKUZ

Keyifli okumalar 🦋

9.Bölüm

Sonra sırıtarak gözlerini yumump kahka atmaya başladı daha sonra kakasını durduramayarak konuşmaya başladı" özür dilerim sinirlenince olan bir şey alışırsın." dedi karısına

" bütün ömrünü benimle geçireceksin her şeyin zamanı var." dedi hala sırıtıyordu bacaklarını uzatmış ellerini geriye koyup biraz arkaya yaslanmıştı.

Daha sonra dikkatle karısının yüz hatlarını incelemeye başladı ve kaşlarını biçimli bir şekilde çatarak
"gözlerinin bu kadar çiçmen yeşili olduğunu yeni fark ediyorum biliyormusun?" dedi sonra yine sırıtarak karısının gözlerinin derinliklerine iyice bakıyordu sanki hafızasında bir yerlere iyice kazımak için sanki bu görüntüyü asla unutmamak için ve devam etti.

" aslında sen ve ben yeşille mavinin bir birine yakışan en güzel tonları olabilirdik..."

Açelya dumura ugramış gibi bakıyordu sadece dinliyordu sorguluyordu onuru çokça sorguluyordu bu dengesiz tavırlarını bazen beyaz bazen siyah, her iki tarafı da sorguluyordu.

Onur derin bir nefes alıp harekete geçti ve dikleşti üsten açelyaya son kez baktı ve arkasını dönüp kapıya dogru adımladı. kapıyı açtıktan sonra açelya'nın sözleri ilişti kulaklarına.

"içimde sana karşı saf bir duygu kırıntısı olduğunu sanmıyorum." dedi egosu konuşuyordu ayağa kalkıp adımladığında tam onurun arkasında durarak.

"artık bir siyah bir beyaz tarafını sorgulamaktan yoruldum takatim kalmadı... sana tek bir soru soracağım. Senin gıri tonun yokmu? Bir gün bana bunun cevabını verirsen bende sana içindeki o küçük canavarı anlayabildiğimi söylerim." dedi kollarını bir birine dolmış hala tepeden konuşmasına devam ediyordu.

Bir müddet gözlerinin temasını bozmadı onurdan bir cevap anlamayınca gözlerini devirip arkasına döneceken kolundan sertçe çekilip kapıyla onurun arsında kendini bulması bir olmuştu gözleri anlayamadığı bir edayla bedenini süzüyordu hiç bir şey demiyordu sadece sırıtıyordu.

Mavi irislerinin derinliklerinde bir alev yandı sanki bakışları çok hoyrat ve kışkırtıcıydı daha sonra onur sol elini karısın sağ bacagına ipeksi bir dokunuşla hafifçe yukarıya doğru kaydırdı ve alt dudağını dişlerinin arasına alarak mırıldandı.

"aslında dedem karının gönlünü hoş et öyle gel demişti kurduğu cümleleri dikkate alsamı tereddüte kalmadım değil." dedi arsızca açelya var gücüyle onuru itip "ne yaptığını sanıyorsun sen 100 yıl bakire kalsam yinede seni koynuma almam!" dedi sertçe vücudunu kapatmaya çalışarak

Sırıtarak Alayla gözlerini karısının bedeninden alıp onun gözlerine çıkardı ve devam etti.

"bende sana karım olabilirsin ama asla kadınım olamasın demiştim." daha önce kurdugu cümleleri karısına hatırlatmaya çalışır gibi. Daha sonra iyice dibine girdi aradaki mesefeyi o kadar yakınlaştırdı ki aradaki hava boşlugu bile sıkışmış gibi, gül kurusu dudaklarını karısın kulağına yakınlaştırdı ve devam etti.

"pişman olacağın cümleler kurma karıcığım insan bazen tükürdüğünü yalamak zorunda kalıyor o gün gelirse eger acımam bilesin." dedi fısıltılı bir tonda hafif boyun girintisine doğru üfledi ve "parfümün hoşmuş." dedi arsızca.

Daha sonra yanakları kırmızının her tonunu deniyen karısına sırıtarak işaret parmağını ona dikti ve "kırmızı yakışmış." dedi. karısına aldanmadan kapıyı açıp çıktı daha adım atmadan baskılı bir çığlık ve kapıya inen yumruk sesini aynı anda duymuştu adımlamaya başladığında keyifli ve arsızca sırıtarak ilerliyordu.

Yöününü üst merdivenlere çevirdi ve hızla yukarı tırmandı koridorun en sonunda duran odaya doğru hızla adımladı kapıyı bir kaç kez tıklatı ve 'gir' komutunu alınca seri bir şekilde açıp içeri girdi.

Ahmet ağa arkası dönük elleri arkasında birleşmiş tesbihini çekiyordu onur ellerini önünde birleştirmiş dedesini ona dönmesini bekliyordu.

Ahmet ağa hafifçe bedenini torununa çevirdi sert bakışlarını onun mavi harelerine dikti ve devam etti.

"geldin mi? torunum geç otur şöyle."diyerek eliyle eski ahşap sandalyeyi işaret etti onur hızla dedesinin gösterdiği yere geçip oturdu kendiside hemen çapraz da duran fazla mesafede olmayan ahşap sandalyeye oturdu ve bakışlarını torununa karşı biraz yumşatı.

Bogazını temizleyip derince bir iç çekti. "bak oğlum konuyu çok uzatmak istemiyorum biliyorsun son 2 haftadır olan şeyler hiçte hoş durumlar değil herkesin başta sen olmak üzre canı epey sıkıldı farkındayım." dedi ve sıkıntıyla nefes verip gözlerini tekrar torununa dikti ve devam etti.

"ilkin zümra ile evlendirilmeye zorlandın sonra ortaya berdel çıktı bu cümlelerim senin ister umrunda olsun ister olmasın ama sen evlisin oğlum öylede böylede istemediğin bir kadınla evlendin herşey üstüne geliyor darlanıyorsun çıkmaza girdin farkındayım kimsenin senin hayatını mahvetmeye çalıştığı yoktur torunum bilakis ben senin kötülüğünü isteyecek son kişi bile değilim." dedi nazik ve kibarca.

"karına yapmadığın saçmalık kalmadı onur hepsini yutup torelans gösterdim." dedi ve onur hemen "bir daha ol-" derken dedesi biçimli ve yaşlılığın zarar vermemiş siyah kaşlarını çatarak gözlerini yumdu.

"bir dahası olmayacak onur ağa bu saçmalıklarının bir dahası olmayacak olursa en başta beni kaybedersin beni beni." dedi dedesi işaret parmağıyla kendisini göstererek. Hızla devam etti.

"senden tek bir şey isteyeceğim aslanım... Bilirim açelyayı sevmiyorsun ne gönlün nede rızan var ama ve lakin ona saygı duyacaksın en azından bunu hak ediyor." dedi, daha sonra elini torunun omzuna koyarak hafif sıktı.

"sen merhametli vicdanlı çocuksun o sana Allahın emanetidir emanete bir paçavra gibi davranmak senin kitabında var mı onur ağa varsa boşa konuşmayalım." dedi dedesi onur başını saladı hayır anlamında dedesi tebessümle devam etti.

"o zaman emanetine sahip çık aslanım sana diyeceğim tek şey budur." dedi torununun sırtını sıvazlıyarak.

***

Açelya şimşek'ten

Kendimi ılık suyun altına güç bela atmıştım. ılık su vücudumu rahatlatmıştı bir nebze de olsa sinirlerimi yatıştırmış sakin bir hal almıştım. Zihnim ve bedenim adeta bir çöküş içersindeydi son 2 haftadır evrilmiş olduğum hayat beni fazlaca yormuş ve umutsuz bir vakaya çevirmişti.

Yaşadım duygular, hisler, düşünceler beni bir çıkmaza sokmuştu zihnim işlevini kaybetmiş gibi sadece öfkemle hareket ediyor onunla konuşuyordum. Mantığım ve geride kalan tüm duygularım beni terk etmişti.

Bir birine saygısı ve en ufak hisleri olmayan iki insan bir araya gelmişti ve bunda etraftakilerin rol payı çok yüksekti sadece öfke ve kinle bir birine zarar veren iki kişi vardı ve bu durum o iki kişiyi etkilemiyordu o yangın herkesi içine alıyordu ateşin etrafında iki pervane vardı ama içinde yanan bir çok kişi vardı.

Nitekim bunu kabullenmek zorundaydım ateşin beni yakmasına izin veremezdim, bu benim hikayem ve benim acı dolu, hüsran dolu öfke dolu iyi andıran tüm duygular dışında her şey hayatımın bir köşesine önümde çizilmiş olan bu yola yer edinmiş ve aslada temizleyemeyeceğim bir kirlilik bırakıyordu daha yeni başlıyorduk bu çelişkinin bir hadi hududu yoktu, bir sınırı yoktu, iki cephesi vardı bir birini öldürmek ve yok etmek için çabalayan yalnızca iki cephe vardı.

Üzerimde yavaşça süzülen damlaları bir havul sayesinde kuruladım ve kapıyı aralık yapıp etrafı taradım onuru göremeyince hızla oday girip dolaba doğru adımladım.

Üzerime zümrüt yeşili bir iç çamaşırı geçirdim üzerim için tam gecelik alıcakken aniden açılan kapıyla yerimde sıçradım ve arkamı hızla döndüm.

İçeri girenin onur olduğunu gördüm beni umursamadan dolaba yaklaşıp kendi kıyafetlerinin olduğu tarafa geçti bir şort ve tişört aldı üzerinde ki gömleği seri bir şekilde düğmelerini açıp kaslı omuzlarından geçirdi ve koltuğun üzerine fırlattı.

Gözlerim alev saçıyordu öfkem misliyle artarken dişlerimin arasından konuştum.

"bu oda yalnızca sana ait değil kapıyı hayvanca açıp istediğin gibi giremesin müsaade al ve öyle gir." dedim tıslayarak oda alayla sırıtıp.

"bir kendi odama gereken kimseden izin almam iki sen benim nikahlı karımsın seninle canım neyi yapmak isterse onu yaparım." dedi sonra tekrar önüne dönüp tişörtünü başından geçirdi ve mırıldandı.

"sanki hiç görmedik seni bu halde, kimden neyi saklıyorsa." dedi sonra sanki bu anı bekliyormuş gibi kendini yatağa yüz üstü atı ve derince "oh." dedi.

Üzerimi değiştirip yatağın kenerında duran komidine doğru adımladım surahiyi elime aldığımda boş olduğunu farketim, çok susamıştım erinerek bitkin bir halde kapıyı açıp çıktım.

Merdivenleri hızla indim tam mufagın eşiğinden geçicektim ki boğuk bir ağlama sesiyle olduğum yerde duraksadım, etrafı kısa çaplı tarafığımda geniş ve uzun pencerenin önünde bacaklarını karnına kadar çekmiş eli alnında sesizce ağlayan Züleyha annemin ağladığını gördüm.

"Anne?" dedim. Hemen gözyaşlarını silmeye çalıştı ve ani bir şekilde toparlanıp gülümseyerek arkasını döndü hızla yanına yaklaşıp tepeden kaşlarım çatık bir şekilde ona baktım ve hemen bir soru yönetim.

"Anne sen ağlıyormusun?" dedim. Saklamaya çalışarak güldü ve ellerimi tutup göz hizasını benimkiyle aynı hizaya getirip "hayır yavrum ağlamıyorum..." dedi gözlerini kaçırarak ve sonra konuyu değiştirmek adına başka bir soru yöneltti bana.

"hem sen ne geziyorsun gece vakti hadi yürü gidelim."dedi kızar bir tonda ellerini sıkıca tutup onu geri pencerenin önüne oturtup" yalan söylemeyi bile beceremiyorsun anne söyle neden ağlıyorsun?" dedim ısrarla.

Oda bana bir şey olmadığını sürekli gidelim gibi şeyleri öne sürünce en sonunda bende." eger şimdi oturup herşeyi bana anlatmasan bütün konağı ayağa kaldırım en baştada Ahmet dedemi."
Dedim tehtitkar bir şekilde.

Oda hemen" hayrı dur tamam anlatcam." dedi başını önüne eğdi ve gözlerinden düşen son bir kaç damlayıda silip derin bir nefes aldı.

" neye nerden başlasam bilmiyorum." dedi ve tekrar ilk gördüğüm gibi aynı pozisyonu aldı bende nazikçe yanına oturup bir elimi sırtına bir elimide elinin üstüne koydum tekrar devam etti.

"ben evlendiğimde 17 yaşındaydım evet belki küçüktüm evlilik için ama zorla evlenmedim istemediğim biride değildi bende tıpkı Zeynep gibi düşman olduğum aşiretin oğluna sevdalıydım." onu dinlerken nutukm tutulmuştu 17 yaş nedemekti tebessümle tekrar devam etti.

" kızlar annelerinin kaderini yaşarmış çok dua ediyorum benim gibi bir yaşantısı ve kaderi olmaması için bende karanla birlikte kaçmıştım Zeynepin halasıda tıpkı senin gibi berdeli kabul etmişti ve abimle evlenmişti... 18 yaşında anneydim ben 19 yaşında anneydim, 21 yaşında anneydim, 23 yaşında anneydim." dedi hiç duraksamadan taratıp biçmeden konuşuyordu sadece içini döküyordu ve ben öylece dinliyordum.

" herşey çok güzeldi toz pembeydi herşey bir masal diyarı misali taki Zeynep doğana kadar o gün bir kızım olmuştu ben dışında herkez memnuniyetsizdi babası dahil herkes çünkü bir kızım olmuştu ben aşiretin varisiyle evliydim ve bu yüzden bir erkek çocuk doğrumam gerekiyordu soyun yürümesi için bir tercih hakım yoktu kimse sana o hakı tanımaz ya erkek doğracaksın yada doğracak birisini bulacaklar acıyan yoktu herkes sana karşı olur kocan bile karşındaysa pekte çıkış yolu kalmıyor sana." dedi konuşurken sesi titriyor geçmişin hüzünlü perdelerini araladıkça göz yaşlarına hakim olamıyordu.

" o günden sonra hep hor görüldüm kocam tarafından bile itilp kakılmaya başladım. O bana aşkla bakan gece gözlü sevgilim bana düşman gibi bakar oldu, sonra mert doğdu işte o günde herkez memnundu neden çünkü ben şimşek aşiretine bir varis doğurdum. Esmahan annem beni tehtit etmişti 'sana 12 ay mühlet erkek çocuk doğurdun doğurdun yoksa ben doğuranını bulurum.' Demişti merti doğurduğumda karanın eski haline geldiğini bana eskisi gibi davrandığını fark ettim tek bir kız çocukla aşkımı kaybetim tek bir erkek çocukla geri kazandım." dedi hüzün dolu sesinde acı vardı keder vardı.

" tabi bunulada kalmadık Karan şirketin dış ticaretti için avusuturyaya gitmişti arada bir gelip gidiyordu o arada onura hamileymişim tabi daha bunu farkında değildim. Karan milletin lafına inanıp çok çabuk dolduruşa gelen biriydi yemediğim dayak kalmadı, işkenceler, hor görülmeler, itilip kakılmalar.
Bir gün Karan yine annesinin dolduruşuyla beni dövmüştü merdivenin başında tokat atınca denğemi kaybedip merdivenlerden yuvarlanmıştım kanamam olunca beni alıp hastaneye götürmüşler işte orda onura hamile kaldığımı öğrendim onurda düşük tehlikem vardı günlerce hastanede yatmıştım. Bunu söylemeyi hiç istemezdim ama... " dedi ve derince bir nefes alıp tekrar devam etti.

" keşke onuru o gün katbetseydim en azında annesinin yaptıgı hatanın kurbanı olmazdı onun bu hayatı yaşamasına ben sebep oldum. Sonra onur doğdu benim ayım güneşim doğmuştu işte o gün 1 Ağustos ta sarı saçlı mavi gözlü meleğim o gün doğmuştu herşeyden bihaber." dedi sözünü keserek.

" 1 Ağustos'mu? " dedim gözlerini camdan alıp bana çevirdi ve tebessümle kafasını saladı. 1 Ağustos ama bende o gün doğmuştum ne garip, tesadüf değil gibi sanki inanması güçtü.

" çok güzel bir bebekti annesinin kalbinin bir parçası dedesinin göz bebegi aşiretin veliahtıydı çocuk olamayan çocuktu onlar benim gözümün nurları eksik büyüyen çocuk olmayı hak görülmeyen masum meleklerim benim. Tek bir hatam sadece benim değil ailemin ve çocuklarımın hayatını mahvetti onur doğduktan sonra avsturyadan geldi yine milletin dolduruşuna gelip onurla beni tutup kapının önüne atı." zihnim işlevini yitirmişti anlattıkça dumra ugruyordum.

" aradan 1 2 hafta geçince Ahmet babam beni geri çagırmıştı eve kapıya atıldığım günün akşamı cihat özbey beni evine almıştı ondan sonra tekrar konağa döndüm 2 yılın ardından geri döndü hala nikahlı karısıydım ne boşuyordu, ne seviyordu, ne öldürüyordu, ne yaşatıyordu .
bilmiyordum orda imam nikahlı bir karısı oldugunu ve çocukları olduğunu ondan sonrada baharla bora doğdu onlar ikizlerim." dedi bora ve baharın ikiz olduklarını bilmiyordum onur, bora ve bahar bir birlerine çok benziyorlardı.

" onuru asla kabullenmedi ne hamileyken, ne doğduğunda, ne çocukken, nede şimdi. Hiç bir zaman onuru kabullenmedi. Kendimden nefret ettiğim lanetler okuduğum günlerim oldu o kadar ki evladımı kaybetmeyi hiç doğurma mış olmayı bile diledim. Allah kahretsin o günden bugüne onun bana karşı kaybolan aşkına nazaran benim aşkım hiç kaybolmadı unutamıyorum ona olan aşkımı şu kahrolası yerden söküp atamıyorum. Şimdi çıkıp geldi kolunda karısı yanında çocuklarıyla birlikte oysa ki benim çocuklarıma hiç değer vermemişken başkasının kanına çok deger vermiş."

"ben Karan ağa'nın yeşil zümrütüydüm vesselam. şimdi kalbine bir başkası yer edinmiş, benim gece gözlü sevgilimin gözlerine başka gözler değimiş, tutunca tüm dünyayı unutturan elleri bir başkasının teninde hüküm sürmüş, Allah kahretsin ki duygularımı bastıramıyorum, unutamıyorum, yok edemiyorum, söküp atamıyorum. Bir başkasına bakması aşık olması beni cehennem ateşlerine sürüklüyor." dedi hıçıkırıkları daha derinden ve can yakıcıydı o an benim bile yüreğim sızladı feryat fiğan bir acı yayıldı gögsüme.

" neyse kızım senide kendi dertlerimle üzmeyeyim hadi kalk artık kocanın yanına git." git dedi tolarlanıp bana doğru döndü gözleri arkama düştüğünde dumra ugramış bir yüz ifadesi vardı. Arkamı döndüğümde kaşları çatılı onuru gördüm.

"oğlum..." dediğinde onur hızla merdivenlere yöneldi ve gözden kayboldu Züleyha annem beni sarsıp.

"kızım koş yetiş nolur onur bu kadar ayrıntılı bilmiyordu lütfen koş yetiş her şeyi duydu şimdi iyice nefret edicek babasından." inanamıyorum ya bu nasıl sevdaydı hala onurun onu istemeyen babasından nefret etmesini istemiyordu hızla peşinden koştuğugumda ilk olarak odayaya dönmüş olabileceğini düşündüm ama orda değildi.

Konağı pek bilmediğim için her yere bakmıştım en son terasa çıkan bir kapı olduğunu farketim oraya adımladığımda onuru salanan salıncak gibi olan sedirin üstünde uzanır bir vaziyete buldum.

Geldiğimi henüz farketmediğinden baş ucuna yaklaşıp elimi kumral gür ve uzun saçlarının arasına geçirdiğimde bileğimi hızla tutup gözlerini açınca sıçramıştım.

Ben olduğumu farkedince bileğimi bırakıp eski halini aldı ve "git başımdan seni çekemem." dedi ifadesiz tonlamasıyla.

" içindeki canavarın başını okşaybilcek kadar saf ve temiz kalmasını istiyorum duygularımın bunun için çaba göster onur ağa." dediğimde nutku tutulmuş gibi mavi isrilerini bana dikti tebessüm edip tekrar geldiğim kapıya adımladım.

Şuanda onu sıkıştırıp zorlamak istemiyordum kendisinin gelip içini bana dökmesini istiyorum tekrar arkamı döndüğümde umarım bana içini dökebilceğin günlerde yanında olmuş olurum umarım bana karşı tavırların sana karşı merhametimi ve saflığımı öldürmez.

Kapıyı kapatıp merdivenleri indim tam kapıyı açıcaken arkamdan gelen sesle o yöne döndüm "hanımım..." diyen rojdayı gördüm.

Elinde surahiyle tebsümle yanıma yaklaşıp "Züleyha hanımım susadığınızı bu surahiyi size getirmemi istedi." bende tebessüm ederek "teşekkür ederim." dedim ve elinden aldım.

İçeri geçip hızla suyu bardağa boşaltıp içtim öyle susamıştım ki annemi Öyle görünce unutmuştum. Suyumu içip yatağa uzandığım da annemi düşünüyordum.

Bu eve geldiğim günden beri huy edinmiş gibi düşünüp düşünüp beynimi savaş alnına çeviriyordum . Beynim artık işlevini boş bir karanlığın içine bırakmış gibi beni herşeyden soyutlamıştı.

Sabah erken kalmıştım her zananki bir sabahtı kalkıp duş alıp kahvaltı yaptım onuru hiç görmemiştim bahar erken saate çıktığını söyledi sanırım hala öfkeliydi Züleyha anneminde bu durumdan dolayı modu yoktu.

Sofra her zanankine nazaran çok sakindi tabi bu sensizliğe çomak sokmasın bilen Fine ficurlarda vardı bu evde. Düşünceli bir şekilde yemek yerken kulağıma ilişen sesle esmahan hanıma döndüm.

"kocan nerde? yeni gelin." dedi kasıla kasıla bende ugraşmak istemediğimden "bilmiyorum." dedim geçiştirek. "haklısın sen daha koynuna girememişsin nerde ne yaptığı seni ilğilendirir mi?" demesiyle kan beynime sıçradı öfkeyle dişlerimin arasından "torununuz adam olsaydı da evinde otursaydı esmahan hanım o çocuk değil ayrıca o bana kadınıymışım gibi davransaydı bende ona kadınlık yapardım." dedim.

Öfkelendiği her halinden belliydi neyse ki sabah maçımızıda yapmıştık sonra işimiz gücümüz rast gitmezdi. Kahvaltıdan sonra Ahmet dede ve diğerleri şirkete gitmişti saat 1'e geliyordu bizde kadınlar olarak hepimiz güzelliğini bir sanata çeviren asma ağacının altında sedirde oturmuştuk her kes kendi arasında konuşuyordu baharla bende bir köşedeydik bana hiç görümcem gibi davranmıyorum kız kardeşimiş gibi davranıyor du.

Baharla karşılıklı bir birimize soru soruyorduk birbirimizi tanımak adına sonra bahar bana "yenğe sen hanği ayda doğdun? eğer yakınsa kaçırmayalım." dedi bende biraz duraksadıktan sonra "1 Ağustos'ta." dedim.

Ağzı kulaklarında "inanmıyorum abimle doğum tarihiniz aynı." dedi sevinç tınısıyla sonra Züleyha anneme dönüp küçük bir çocuk gibi heyecanla. "anne duydunmu yengem 1 Ağustos'ta doğmuş." dedi.

Züleyha annem cevap vermeden esmahan hanım "bunun neyine seviniyorsun kızım sence bu onun umrunda mı?" dedi baharın yüzü düşmüştü benimde sinirlerim tepeme çıkmıştı.

Tam lafa atlıyacaktım ki demir kapıların açılmasıyla hepimiz o yöne döndük. Onur arabayla avluya girip geniş olan avlunun bir ucuna arabasını park etti. Bizi göz ardı edip hızla konağa ilerledi.

O sırada Gülnarin hanım hemen atladı "nihayet eve geldiniz ağam." dedi yılan gibi sokmasa işi gücü rast gitmezdi. Onur bir an için olsun duraksamış olsada hiç cevap vermeden ilerlemeye başladı tam öünümze gelince "artık cevapda vermiyorsun neden acaba?" dedi sinsice sırıtarak.

Onur sert bakışlarını Gülnarin dikip "ben kadınlarla tartışmam." dedi ve ilerlemeye başladı Gülnarin dumura ugramış tı resmen yüz ifadesinin fotoğrafını çekip canım sıkıldıkça açıp kahka atasım vardı.

Onur Gülnarine lafı konudurunca yüzümde kendiliğinden bir sırıtış peydaha oluverdi sanki ben sokmuşum gibi çok keyiflenmiştim.

Daha sonra esmahan hanım "birilerine laf sokmak için harcadığın çabayı torunuma velihat doğurmak için harca aksi taktirde velihatlın kime devredileceği ortada." dedi sona doğru keyiflenmişti.

Züleyha annem kaşları çatık "o nedemktir ana." dedi öfkeli bir tonda
Esmahan hanımda Züleyha annemin yüzüne bakmadan " nedeiğim açıktır gelin hanım." dedi kasılarak.

Ve devam etti "olaki senin bu çarşafı beyaz gelinin kucağına bir velihat vermese o zaman velihat cihanıma devir olur." dedi keyifle ben bile kendime yedirmedim Gülnarin in bu konaga hanım olmasını annem sinirle devam etti.

"kendi kanını bıraktın da başkasının kanı kaldı hemi törenin neresinde var kanından olmayanı aşirete veliaht etmek ana Karan ağanın onur dışında aslan gibi iki oğlu daha vardır ben senin sevgili gelinin gibi başkasından getirmedim onları hepside Karan ağanın kanını soyadını taşıyor." dedi öfkeyle Gülnarin sinirle anneme dönüp.

" sen bizle değil gelininle davaya tutuş Züleyha kusuru çoktur." dedi annem öfkeyle elini kaldırıp esmahan hanımı aldırmadan sesini yükselti.

" yeter Gülnarin! Bu evi, bu konağı, bu malı mülkü istedigini biliyorum! Al gitsin hayrını gör tepe tepe kulan istersen başında parala ! Söyle ama sen bu koca evi malı mülkü neden istiyorsun? Bırakıp gideceğin bir torunun bile yok öyle değilmi!bunu söylemeyi hiç istemezdim ama belki senin cezan bu senin asla bir torunun olmayacak! Sen öldükten sonra bu kadar malın mülkün sonu ne olucak tabiki heba olucak! Ona bak bak ona o benim gelinim çarşafı beyaz diye dalğa geçtiğiniz bu gelin boy boy çocuklar doğrucak benim oğlumun kucağına bir veliaht vercek! bu evede bu konağıda, işte o çocuklar sahiplenicek!" dedikleri karşısında ben bile şok olmuştum.

Daha sonra arkamdan gelen sesle hepimiz o yöne döndük.

" bu ne rezalet! " öfke saçan Ahmet dedemin yanında Karan ağa ve cihan neden şahısta vardı onlar olayı anlamaya çalışıyordu hepimiz Ahmet dedemi görünce bir anda kendimize çeki düzen verip ayağa kalktık.

Ahmet dedem o kadar öfkeliydiki yemin ederim ilk kez böyle gördüm. Sertçe esmahan hanıma yaklaştı dibine kadar girdi esmahan hanım başını yerden kaldırıp yüzüne dahi bakıyordu Ahmet dedemin. "esmahan!" dedi aşırı şiddetli ve öfkeyle "bu aşiretin veliahtını seçmek sana mı düştü!" dedi bir cevap alamayınca "bu aşiretin tek bir veliahtı vardır oda onur şimşek kimse bu gerçeği değiştiremez ne sen ne oğlun nede gayrı meşru torunun!" dedi ve arkasını dönmeden giti.

***

Saat hayli geç olmuştu artık güneş yüzünü batıya çevirmişti Ahmet ağa avluda kahve içiyordu en garibi o kahve içerken yanında ila biri olurdu ama şu an kimse yoktu beni farkedince tebessümle" gel gelinim." dedi şu an çok sakindi bende aynı şekilde tebessüm edip yanına gitim.

Hiç konuşmadı tam ben sensizliği bozacaktım ki demir kapıların açılması ve" onur çık lan dışarı! " denmesi bir olmuştu oturduğum yerden sıçramıştım yüreğim ağzımda atıyor gibi hisetim bir an. Bu şekilde konaga girenin zahir amca ve oğlu mazlum olduğunu gördüm.

Deli gibi onurun ismini zikrediyordu çık dışarı deyip duruyordu ellerinde ki silahı görmemele beynimin zonglaması eş zamanlı oldu.

Konakta kim var kim yok hepsi dışarıya çıkmıştı birer birer Ahmet ağa öfkeyle kalkıp. "zahir! Bu ne hadsizlik ne edersin sen?" dedi öfkeyle adam yaşını başını almış bu ailenin saçmalıkları yüzünden aniden gidecek diye ödüm kopuyor yemin ederim. "sen bu işe karışma baba o onur buraya gelecek!" dedi haykırırcasına.

Daha sonra görüş alanıma onur girdi korkum fazlasıyla artmıştı istem dışı bir şekilde zarar görmesinden endişe duydum. "burdayım amca yeri göğü inletmene gerek yoktu." dedi olay karşısında sakin kalması tuhafıma gitmişti.

Hızla amcasına yaklaştı bir kaç adım kala zahir amca ve mazlum denen kişinin onura silah çekmesiyle ağzımdan bir çığlık kopu verdi ağzımla bastırmaya çalıştım ama başarılı olamadım." bu ne demek oluyor amaca." dedi şaşırmıştı hiç beklemediği bir atakta bulunmuştu amcası.

"senin yüzünden kızım kendi canına kıymaya çalıştı lan! Sana olan kahrolası sevdası yüzünden!"

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

10. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum