İçeriğe geç

Berdel-i yeşil zümrüt

Bölüm 7 · 15 dk okuma

Berdel-i yeşil zümrüt

Bölüm 7

BÖLÜM YEDİ

7.Bölüm

Bana dogru bir kaç adım atıp durdu "2 günde nasıl kendine aşık ettin!" dedi gür sesiyle afalayarak "ben kimseye bir şey etmedim." dedi düz bir tonda "onur sana değil bana ait bana!" dedi avuç içiyle göğüsne vurarak kaşlarımı çatarak "anlamadım?" dedim

Öfkeye bürünen bedeni "nesini anlamadın be sen bana ait olanı aldın elimden nesini anlamadın! " dedi çatalaşmış sesi ne karşın sakinince devam ettim "nedemek elinden aldım. Sen onurun nesi oluyorsun ki?" dedim sırıtarak kız kendini tutamayıp.

"ben onurun sözlüsüydüm sözlüsü.!" dedi haykırarak o an bir şeyin beni tutup sarstığına yemin edebilirdim duyduğum sözcükler beynimde kaosa yer açtı kulağımın içinde yankılanaıyordu söylediği kelimeler karşısında yüreğim damarlarıma kor pop alıyordu sanki dünyam ayaklarımın altından kayıp gitmiş gibi...

Yeşil harelerime bir acı yayılmış gibi yanııyordu karşımda ateş püsküren kız artık bullanıklaşmaya başlamıştı boğazımda bir yumru cevap vermemi engelliyordu gözlerimi kaçrıp tavana diktim ve daha sonra devam ettim "onur bana aşık falan değil ikimizde isteyerek evlenmedik." dedim tiz çıkan sesimle

Sırıtarak "öylemi hiç de öyle gözükmüyor." dedi kaşlarımı biçimli bir şekilde çatarak "belli ki sana yanlış anlatılmış sözlünü elinden almadım bu bir bana aşık olduğunu zanetiğin adamında yüzünü berdelin karar verildiği gün gördüm!" dedim dişlerimi sıkarak

"hıhı kesinlikle öyle olmuştur zaten o yüzden onur karım karım diye peşinden dolanıyor birazcık gururun olsa-" cümlesini bitirmesine izin vermeden elimi havaya sertçe kaldırıp.

"eeh yeter be! Sen neden bahsediyorsun hadini bil!" dedim sesimi yüksek tutarak devam ettim.

"madem bilmek istiyorsun anlatim o zaman! Daha düğün günü sadece kağıt üzerinde karımsın asla kadınım olamazsın diyen adamı bana aşık! Umarım gelinliğin fermuarlıdır çünkü onu açmak için yanında ben olmayacağım diyen adamı bana aşık!" dedim artık göz yaşlarıma söz geçirememiştim.

Sonra derin bir nefes alarak ses tonumu alçaltım ve" neye inanmak istiyorsan ona inan sana kendimi kanıtlamaya çalışmam . Ayrıca bana onurun karısı olduğum için değil! Şimşeklerin gelini olduğum için değil! Bana Açelya Kırımlı olduğum için sayğıda kusur etmeyeceksin bunu o aklına çaksan senin için iyi olur!" dedim dişlerimin arasından tıslayarak.

Bu sefer sesini kesip beni dinleyen oydu omuzuna çarpıp mutfak eşiğinden çıktım gözümden akan son damla yaşıda silip başımı dikleştirdim ve onurla göz göze geldim elleri arkasında gözleri kısık bakıyordu bana ona iğrenir gibi bir bakış atıp kendimi merdivenlere atım.

Hızla merdivenlerden çıkıp odanın kapısını açtım banyoya geçip kapıyı arkadan kilitledim. Aynada yansıyan aksime bakıp mahvolmuşluğumu seyrettim. Üzülüyordum canım yanıyordu ama onurun bir sözlüsü olduğu için değil her defasında onur için aşalanmamdan ötürü canım yanıyordu.

Kapının tıklatılmasıyla birlikte irkildim ve musluğu açtım başımı eğdim ve onurun sesi kulağıma ilişti
"açelya çık ve konuşalım." dedi düz bir tonda suyu daha fazla açıp sesini bastırmak istedim bir müddet sessizlik oluştu ve daha sonra ayak sesi duydum ardından da kapının açılıp kapanma sesini biraz daha oyalandım daha sonra ellimi yüzümü yıkayıp çıktım.

Çıktığımda onur odadaydı ama kapının sesini duymuştum,ne ara gelmişti geri başı önüne eğik iri parmakları saçlarının arasında yatağın üstünde oturuyordu yavaşça başını kaldırıp bana baktı sadece bir kaç saniye göz göze gelen harelerimizin temasını kesen ben oldum. Hızla dolaba ilerledim.

Ayağa kalkıp dikleşti ve "sakinleştin mi konuşalım mı?" dedi yumuşakça kafamı hafifçe çevirip omzumun üstünden baktım bir eli belinde kısık gözlerle bana bakıyordu.

"neyi açıklayacaksın sözlünü benim kabul ettiğim berdel yüzünden bıraktığını mı?" dedim kafamı tekrar önüme çevirip ifadesizce cevapladım derin bir nefes alıp "saçmalama gel otur şuraya konuşalım!" dedi sesini yükselterek

Hızla onura dönerek elime aldığım pijamayı yere fırlatıp "neyin peşindesin sen? Neden açıklama yapıyorsun? Ben neyim ki senden açıklama yapmanı istedim mi? neyi açıklıyorsun neyi!" dedim tıpkı onur gibi sinirle gözlerime sertçe bakıp.

"Açıklıyorum çünkü karım olduğun için en azından bunu hak ediyorsun." dedi sinirle kahka atıp "hak ediyorum öylemi? karın olduğum için bilmeye hakım var öylemi?" dedim.

sonra gözlerimi kısıp bir iki adım atım "kaç tane kişiliğin var senin? Hangisi senisin? Dün beni hizmetlerle aynı terazide tutan mı? Yoksa bugün beni karın olduğum için hak tanıyan mı?"

hiç bir şey demedi suratıma uzun uzun bakıp " ne halin varsa gör neye inanmak istiyorsan ona inan." dedi tiksinir gibi kapıya doğru ilerledi tam kapının kolunu açıp çıkacaktık ki yüksek sesle

" umarım bir gün içimi dökecek kadar yakın hissederim kendime seni demiştin! " dedim söylediklerini hatırlatırcasına ve devam ettim.

" umarım o güne kadar geç kalmasın." gözümden akan bir damla yaşı silip içimi çektim tam hareketlenmiştiki

Yüksek tonda devam ettim içimi çeke çeke" sen beni zamana bırak bakalım zaman beni sana bırakıcak mı? " dedim hızla kapıdan çıktı ve kapıyı sertçe çarptı gözlerimi sıkıca yumdum.

Yere fırlatığım pijamayı alıp üzerime geçirdim ve yatağa girdim. Saatler sonra tekrar odaya girdi ve lambayı açmadan dolaba yöneldi aradan çok zaman geçmeden yatağın sol tarafı içine çöktü ve yatağa uzanması eş zamanlı oldu.

Beynimin içindeki kaos bir türlü beni uykunun pençesine bırakmıyordu dikleşip sırtımı yatak başlığına verdim ve oturur pozisyona geldim.

Kafamı sola çevirdiğimde onur yüz üstü yatmış başı bana doğru dönüktü alnına düşen kumral saçlarını hafif yukarı iteledim ve alında yeni kabuk tutmuş etrafı morarmış bir yara gördüm.

En son odada benimle konuşmak istediğinde çok iyiydi ve alnında bir yara yoktu bana öfkelenip kendine zara vermiş olabileceğini düşündüm hala yarayı incelerken onur bir anda başını diğer tarafa çevirdi ve hareketlenmeye başladı irkikip hemen arkamı döndüm ve uyur gibi yaptım.

Başını kaldırıp beni ve etrafı taradıktan sonra geri başını yastığa koyup uykusuna devam etti nihayet düşüncelerim savaş alanından çıkmış ve beni huzurlu uykumla baş başa bırakmışlardı...

***

Sabah tatmin olmadığım bir uykuyla kalkıp yatakta sağa sola gidip gerilemeye başladım uykumu açmak adına sonra yorğanı üstümden savurup bağdaç kurdum ve esneyerek gözümü ovmaya başladım.

Başımı cama çevirdiğimde onurun elinde bir kupa ve siğarayla pencere pervazında gördüm arkasını dönüp beni gözden geçirdikten sonra önüne döndü ve elindeki siğarayı önünde duran cam tabağa bastı.

Ayağa kalkıp diklelştim ve dolaba ilerledim onca şeyden sonra bende her şey alt üst olmuştu buna çok kıymetli uykumda dahildi her şeyin düzeni bozulmuştu ipin kopup sağa sola dağılan boncukları gibi.

Kıyafetlerimi alıp banyoya geçtim hızla üstümü giyinip saçlarımı şekilendirip çıktım.

odaya tekrar döndüğümde görüş alanımda onur yoktu sanırım benden önce çıkmıştı bende hızla odayı toplayıp ardından mutfağa yöneldim.

Mutfakta çalışan kızlar dışında kimseyi göremeyince avluya çıktım ve her kesi sofrada toplu bir şekilde buldum onlara doğru ilerledim ve Züleyha hanımın yanında durdum.

"günaydın... Anne" dedim tabesümle bana dönüp ışıl ışıl parlayan yeşil gözlerle baktı ve sırtımı sıvazlayarak
"günaydın güzel kızım." dedi anne şefkatiyle.

Daha sonra tüm günümü mahvedecek olan o ses ilişti kulağıma elleri çenesininin altında yılan gibi sinsi sinsi bakan Güülnarin hanım.

"kocana çay servisi etsene yeni gelin." dedi yine neyin peşinde derken Züleyha annemin bana hafif dokunup "hadi kızım." demesiyle harekete geçtim.

Elime aldığım demliği bardağa döktüm ve onurun sağ tarafına indirdim, elime şeker kutusunu aldım ama bir an duraksadım onurun kaç şekerle içtiğini bilmiyordum.

Onur suratıma bile bakmıyordu sert ifadesini yine çok güzel sergiliyordu "kaç şeker? " dedim düz bir ifadeyle Gülnarin yine atlayıp "daha kocan kaç şeker içer onu bilmiyorsun gelin böylemi KADINLIK edeceksin oğlumuza." dedi özelikle bastırarak söylemişti.

Daha sonra zümranın sırıtarak "Türk kahvesini sevdiğini biliyorsun bûke çayı nasıl içidiğinide bilirsin heral" dedi suratıma iğrenç bir varlıkmışım gibi bakıyordu.

onur elimden şekeri alıp "açelya aslında çayı demli ve 1 kaşık şeker atarak içtiğimi bilir ama şekerin miktarı sabah ilk iş kimi gördüğüme bağlı ." dedi Gülnarin hanımla göz teması kurarak.

Ve devam etti "sabah ilk oğlunun yüzünü gördüysem eğer benim sevgili cici annem kaşığı silme dolduruyorum, eğer hem oğlunu hem kızını aynı anda gördüysem iki kaşık, ama ve lakin gördüğüm yüz ilk seninse." deyip tüm şeker kutusunu aldı.

"Evet gördüğüm ilk yüz sana aitse cici anneciğim tamamını." dedi ve şekerin hepsini çayın içine döktü.

Gülnarin hanım nutku tutulmuş gibi bakıyordu sıktığı yumruğunun kıvrımları bem beyaz olmuştu resmen öfkeyle sofradan kalkıp "size afiyet olsun!"dedi dişlerinin arasından tıslayarak ve hızla masayı terk etti.

Her saniye bile beni şoka sokuyordu bu insanlar onurun yaptıkları yapmaya çalıştıkları bütün bu kavramlara anlam veremiyordum intikam alıyor ama sonra beni ezmeye incitmeye kıyamaz gibi bana iyi davranıyor beni aile fertlerine karşı her zaman en tepede tutuyordu.

Ahmet ağa ayaklanıp "bazen torunum olduğun için gögsüm kabarıyor evlat beni böyle gururdan göklere çıkarıyorsun."dediğinde onur yüzüne bakmıyordu Ahmet ağa ilerlemeye başladı ve bana dönüp.

" kızım sakın o çayı onura içirme."dedi ve sıkıntılı bir şekilde" şekerin fazlası ona zarar." dedi ve kafasını çevirip ilerlemeye başladı.

Züleyha annem yanıma gelip hafifçe kulağıma eğildi ve fısıltıyla
" kızım onurun amcası berdel olarak evlendiğinizi bilmiyor seni onurun sevdiği kadın olarak biliyor aman diyim yanlış bir söz etmeyesin emi güzel kızım."dedi yumuşakça

Kafamı saklayarak onayladım onur hışımla sofradan kalkıp avlunun çıkışına doğru ilerlemeye başladı sonra bir an duraksayıp geri döndü ve konağa ilerledi bende ani bir refleksle arkasından ilerledim.

Odaya vardığımda bir şey arıyordu
" Ne arıyorsun?" dedim gözleriyle temas kurmaya çalışıyordum.

"telefon!" de sertçe gözlerimi kapatıp yastığın altında duran telefonu onura uzattım. Eline aldı ve telefonunu açıp 30 saniye telefonuyla oyalandıktan sonra "numaranı söyle." dedi

"Ne? " diyebildim sadece bir an olsun kendime kızdım çok büyük bir şey istemiyordu nede olsa başını kaldırıp.

"karıcım Gülnarin ve kızının anlama kıtlığı sanada bulaşmış galiba bulaşıcı gibi onlarla takılmayı bırakmalısın." dedi hem azarlıyor hem dalğa geçiyordu yürüyen eğoist.

Gözlerimi sıkıca yumup "haha sende takılmasan sevinirim kocacım ukalalığıda sana bulaşmış ne dersin." dedim sırıtıyordum ama dişlerimi sıkarak.

Numaramı verdim ve çaldırıp kapattıktan sonra beni kendisine kaydetti "bir şey olursa ararsın gerçi pek zannetmiyorum eğon ve vahşiliğin olayı haledecek gücünü koruyor nasılsa." dedi ukala tavrıyla

Sonra dönüp "Seni rehberde ukala olarak kaydetsem çok yakışır." dedim kısık gözlerimle ve dudaklarımı büzerek. Hiç bir şey demeden odadan çıktı aşağı tekrar indiğimde herkesin bir köşede kendi halinde takıldığını gördüm.

Baharın merdivenleri "yenge! Yenge!" diye bağırarak inmesiyle o yöne döndüm. Korkmuştum ve endişeyle bahara yaylaştım salonda ki herkes pür dikat baharı dinliyordu

"bahar ne oldu? Niye avazın çıktığı kadar bağırıyorsun." dedim korkununda vermiş olduğu sinirle hafif kızar tonda konuştum.

Gülümseyerek "dedem akşam senin adına civar aşiretleri çağırarak bir davet dizenliyormuş herkese söyle hazırlıklara başlasınlar dedi." yüzünde güler açılıyoroyrdu beni çekiştirip odaya çıkardı.

Kapıyı kapatıp heyecanla "ee hadi yenge akşam için ne giyeceksin birlikte seçelim." dedi tam konuşmak için dudaklarımı araladım ki telefonum cebimde titremeye başladı elime aldığımda onur oluğunu gördüm.

Onur Arıyor...

Telefonu içimi çekerek ve oflayarak açtım kulağıma götürüp" efendim." dedim.

" akşam dedem bir davet vericekmiş. " dedi düz tavrıyla bende hemen cevapladım.

" evet haberim var bahar söyledi." dedim onunla bıkmış gibi konuşuyordum sanki afalamış gibi

" öylemi tamam peki o zaman senin için kıyafet, ayakkabı ve takı yolluyorum nebilim işte içinden isteğini seçip giyebilirsin." dedi

"sana davete katılacağım söyledim mi?" dedim kaşlarım havada o an baharın eli belinde dudağını büzmüş gözleri kocaman bana bakarak buldum.

Onur sinirle "ne demek katılmıyorum!" dedi öfkeyle bense ona nazaran sıtabil bir tonda.

"bas baya katılmıyorum onur ağa siz katılıp keyfini çıkara bilirsiniz eğer size dert olduysa bu benim sorunum değil benim canım neyi ne zaman isterse onu yaparım şimdi senden daha mühim işlerim var izninle kapatıyorum." dedim ve telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.

Telefonu kapatmadan önce 'bir daha seni arayanın anası-' dediğini işittim telefonu kapatıp bahara döndüm ve elinden süt kasesini almış yavru kediler gibi baktığını gördüm.

Ayağa kalkıp yan durdum ve dolabın boy aynasından kıyafetim düzeltim bahara dönüp "hiç öyle bakma canım görümceciğim davete falan katılmıyorum." dedim.

Ne kadar beni ikna etmeye çalışsada cevabım neti dakikalar sonra beni bunaltan baharın sesini kapının sesi susturdu içeri Züleyha annem girdi ve bahar küçük çocuklar gibi beni şikayet ederek.

" anne baksana şuna ya yenğem davete katılmam diyor." annem çatık kaşarla dönüp "ne demek kızım bu?" dedi bahar ve ukala abisine laf anlatmaktan bıktığım için sadece oturduğum yerden omuz silktim.

Züleyha annem elini baharın omzuna koyup şefkatle "baharım güzel kızım sen çık hazırlan ben yengenle biraz konuşayım." dedi bahar kafasını salayarak odadan çıktı.

Züleyha annem yanıma oturup elini elimin üstüne koydu ve hafifçe sıktı başımı eyip gülümsedim. "kızım şimdi lafımı bölmeden beni dinlemeni istiyorum." dedi kafamı saklayarak onu onayladım.

"biliyorum bu davete katılmak istemiyorsun ama bence katılmalısın bu noktaya bir şekile de zorla da olsa istemeyerkte olsa geldin biliyorum çok yıprandın canın yandı lakin bunu kendin dile getirdin ben onurun hayatında bir yerde olmak istemiyorum ama karısı olduğumu anlasa iyi olur dedin." dedi ve tebessüm ederek devam etti

" şimdi onurun karısı sıfatıylada bu davete katılmalısın, bak kızım biliyorum onur sana hiç hak etmediğin bir muamelede bulundu bu düğün, berdel, töre vesayre her şey onurun üstüne giti ve inan bana ben artık kendi yetiştirip büyüttüğüm çocuğu tanıyamaz oldum." dedi göz pınarından akan yaşlara hakim olamamştı.

Ellerinin tersiyle gözlerini silip devam etti." inan bana güzel kızım benim yetiştirdiğim çocukla senin tanıştığın adam aynı kişi değil o benim onurum değil bir şey yapıyor saçma sapan intikam diyor bu saçmalığa onun ki intikam değil kalbine çöreklenmiş acıyı bastırmak onun amacı bu ." dedi ve başını öne eğip.

" neyse güzel gelinim daha fazla uzatmayacağım eğer orda olursan oğlunu geri kazanmak için cebeleşen bu anneyi çok mesut edersin." deyip kolunda kalın kelebek işlemeli altın bileziği çıkarıp koluma taktı ve "umarım kırmasın." deyip odadan çıktı.

Sözlerine karşılık cevap vermemi bile beklemeden çıkıp gitmişti başımı ellerimin arasına sıkıştırdım ve dakikalarca orda öylece oturdum istfimi kapının tıklatılmasıyla bozdum ve gelen kişiye "gir!" komutunu verdim.

İçeri kısa bronz renğinde olan kısa saçlı genç bir kız girdi elinde paketlerle ve gülümseyerek bana yaklaştı paketleri yatağın üstüne koyup elini uzattı gülümseyerek.

"merhaba efendim ben onur beyin asistanı Dilruba özer sizde eşi açelya hanım olmalısınız." dedi heyecanlı ve titrek bir halde bu haline gülümseyerek "evet." dedim.

Başını sallayıp paketleri işaret etti
"bunları onur bey sizin için yolladı." dediğinde Bakışlarım pahalı ve şık paketlere düştü "nedir bunlar?" dedim.

Gözlerimi paketlerin üstünde gezdirdim ve kollarımı bir birine doladım.

Dilruba hemen "onur bey size sadece küçük bir not bırakmamı istedi."dedi Bakışlarım onu buldu ve" neymiş notu? " dedim. Dilruba hemen hareketlenip.

"onur bey kıyafetleri giyip davete katılmazsanız gelip kendisinin bir zat giydereceğini ayrıca bundan hiç gocunmayacağını söyledi büyük bir zevkle sizi davete hazırlayacağınıda söyledi zor kulanırasanız zor kullanacağınıda iletiler ve son olarak zümrüt yeşili olanı giymeniz hoşuna gidermiş gözlerinize çok yakışacağını söylediler."

Kaşlarım havalandı ve dudaklarım büzüldü yeşil harelerim kızı buldu ve
" o zaman sende beyine şöyle ilet bunları alsın ve kendisi giysin." dedim dişlerimin arsından.

Dilruba tebessümle odadan çıktı paketleri açıp incelemeye başladığımda geri yerine koydum ve kulağımda Züleyha annemin sözleri yankılandı.

"davete katılırsa oğlunu geri kazanmak için cebeleşen bir anneyi mesut edersin." demesi beni derinden sarstı.

Elime aldığım zümrüt yeşili elbiseyi üzerime geçirdim şifon straplez hafif diz kapağı ım üstünde biten bir yırtmacı vardı.

Üstüne gümüş olarak takıları geçirdikten sonra Züleyha annemin bileziğiğinde taktım saçlarımı dalğalandırıp bıraktım ve makyajımı nude tonlar kulanarak bitirdim dalgalı saçımın sağ tarafından bir tutam alıp gümüş tokayla sabitledim.

Son olarak siyah ince bant ayakkabılarımı geçirip boy aynasından kendimi süzdüm bu elbise ciden gözlerimi ön planda tutuyordu onur ağa zevkli çıktı anlaşılan.

Pencereden havanın kararmış olduğunu farketim ve odadan dışarı çıktım konağın merdivenlerine geldiğimde ben dışında herkesin orda olduğunu gördüm merdivenin başında öylece dikilirken onurla göz göze geldim ve hafif bana dönük olan vücudunu tamamen döndirmüştü.

Bir eli cebinde diğer eliylede bir şeyler göstererek konuşuyordu yanında duran üç beş adamla daha sonra hareketlenip aşağı inmeye başladım.

Onur hızlı bir şekilde ilerlerken bense merdivene son bir kaç basamak kala durdum onur aramızda ki mesafeyi sıfırlayıp.

Hafifçe "beni kırmayıp geldiğin için sağol karıcım." dedi ve kollarını iki yana açıp sesimi yükselti.

"size karımı taktim edim değerli aşiret büyükleri ve geride kalanlar işte bu bayan açelya şimek!" dedi haykırır gibi adımı soyismiyle yan yana getirmesinden ve bunu haykırmasından tiksinmiştim.

Bir birimize düşman gibi bakıyorduk yangın eftradında iki pervane gibiydik herkes pür dikat bizi izliyor ve olan biteni seyrediyordu. Daha sonra merdivene çıkıp bir adım arkama geçti ve kulagıma eğilerek.

"karıcım yorgun ve rahatsız degilsen yada eğon ikimizin arasına girmeyecekse gidip insanlarla tanışalım mı? " dediğinde gözlerimizin bir birine temas etmesine izin vermiştim.

Beni belimden kavrayıp kalabalığın içine sürklemişti aşiret büyükleri ve geride ne kadar önemli insan varsa hepsiyle tanışmıştım.

Daha sonra Züleyha annemin bana sevinç ve mutluluk içinde yaklaştığını gördüm.

"beni kırmayıp geldiğin için sana teşekür ederim güzel kızım." dedi ve onurun arkamdan yaklaşıp.

"anne gelininle arana giriyorum ama onu senden biraz çalmalıyım." dedi ve bileğimden tutup beni uzaklaştırdı.

"anne ne diyorduk fırtına öncesi sessizlik mi?" dedi Dilan. Gülnarinde sırıtarak "aynen öyle bekle ve gör her an bomba patlayabilir silahlar çekilebilir." dedi dehşet sözcüklerinin verdiği haz ve zevkle.

Kalabalığın arasında gezerken onur bir garsonu yanına çağırıp elindeki tepsiyi aldı ne yapmaya çalıştığına anlam vermemiştim.

"karıcım umarım hemen buranın havasını kapılmamışsındır bu davet senin adına ama dedemin organizasyonu biraz sıkıcı gibi ne dersin?" ne yapmaya çalıştığını kestiremiyordum Ardından devam etti.

"çok davetli var ama hizmetli az gibi?" dedi etrafı tarayarak ve elinde tutmuş olduğu tepsiyi elime tutuştırup.

" al şunu ve git misafirleri dolaş." değinde nutkum tutulmuştu ve tekrar devam etti.

"içecek dağıtırken yüzünde bir tebessüm olsun sonra şimşeklerin aldığı gelin ne suratsuzmış? Demesinler ben senin iyiliğin için uyarmı yapıyorum bak dikate almalısın ben senin kocanın sonuçta." dedi hala karşımda ukala ukala konuşuyordu.

Sol tarafımdan arkama geçip elimde duran tepsiyle beni döndürmeye başladı dans eder gibi alay eder gibi ordan oraya dönürüyordu beni her konuğun önünde durdurup içecek almalarını sağlıyordu.

Daha sonra beni zikzak yaparak bir o kolumdan bir bu kolumdan o tarfa bu tafara doğru götürüyordu. Nutkum tutulmuş konuşmama izin vermiyordu lal olmuştum sanki bir an için her şey durmuş gibi hani çocukluğumuzda bir kürenin içinde damat ve gelin olurdu sonra o küreyi çevirince her bir kar tanesi bir birine karışır ve usulca yere düşerdi.

Sanki onurda benim dünyamı öyle çeviyordu sırf hoşuna gittiği için kulaklarım her kesin bizim hakkımızda konuşmalarına şahit oluyordu beynimin içi kaos yeriydi gözlerim kulaklarım bu kaosu daha fazla çığırından çıkarmak için vardı sanki.

Daha sonra elimden tepsiyi alıp garsona verdi ve tekrar bana döndü

"gülümsemen nereye gitti? Ne oldu? Seninle sadece dans ediyordum o egoist tavrına ne oldu? Donuk ve aşalayıcı gözlerinin feri söndü sanki." dedi gözlerimi göstererek.

"cevap vermiyorsun? Sanırım yakınlık seni epey heyecanlandırdı." algılayamıyordum her şey bir anda oluyordu her şey 5 dakika içinde olmuştu ve devam etti.

"bu davete katılaman senden beklediğim bir hareketi neden biliyormusun? Her seferinde onur şimşek'le yüzleşebilmek gibi kahrolası bir cesaretin var ve bu benim hoşuma gidiyor." dedi allayla...

Bölüm sonu

4 yorum