4.BÖLÜM
~Açelya dan~
Her kes şok bir şekilde avlunun kapısından içeri girenlere bakıyordu, Ahmet ağa bir hışımla ayağa kalkıp gelenlere sert bir tavırla bakıyordu bir anda tüm konak halkı ayaklanmaya başladı bizim hiç bir şeyden haberimiz olmadığı gibi öylece kala kalmıştık bir birimizin suratına öylece bakıyorduk.
Kapıdan giren mavi gözlü esmer adam gülümseyerek Ahmet ağa ya doğru ilerledi, ama Ahmet ağa tam tersi öfkeliydi gelen adam "babam." diyerek Ahmet ağanın elini öptüğünde hepimiz olayı kavramaya çalışıyor bir birimize bakıyorduk Ahmet ağa gözlerini adamdan alıp arkasında ki 4 kişiye göz gezdirdi adam dönüp Ahmet ağaya "gelinine ve torunlarına elini vermeyecekmisin baba?" dedi adam gülümseyerek,
Ahmet ağanın gözleri kızıl saçlı beyaz tenli kadına düştü hiç kimseyi tanımıyordum sadece onur ve Ahmet ağa dışında kimseyle tanışmamıştım. Ahmet ağa öfkeyle karşısında duran adama bir tane tokakat atı öyle bir tokatıki tüm konağın duvarlarına çarpıp geri bize gelmişti.
"Ne demek gelinin ve torunların! Benim gelinim ve torunlarım burda yanı başımda!" dedi onur ve yanındaki zannımca kardeşi olan diğer üç kişiyi işaret ederek o an çat pat kızıl saçlı kadının onurun annesi o adamında babası olduğunu anlamıştım. "senin karın burda! Çocukların burda!" dedi Ahmet ağa gür sesiyle sadece konağı değil tüm urfayı inletiyordu.
"o benim karım baba bunu kabulenseniz iyi olur. Yıllar evvel dediklerimi unutuyorsun ben ve Züleyha diye bir şey yok demiştim."dedi adam sıtabil bir tonda
" madem yıllar önce ben ve Züleyha yok dedin! nediye ben bu kızı kolundan tutup geri getirdiğimde üstüne 2 çocuk daha yaptın!" dedi Ahmet ağa tüm öfkesi kini bedenini sarmış kıp kırmızı olmuş gözleri yuvalarından fırlayacak mış gibiydi,
bir anda harelerim onuru aradı öylece dikilmiş dedesi ve babası olan adama bakıyordu görüyordum şok olmuş gibi degil di üzülmüş, kırılmış veya şaşırmış gibi degildi ifadesiz bakıyordu. Merdivenlerden aşağı inen kumral tıpkı onura benzeyen genç bir kız girdi görüş alanıma her şeyden bir haber gülümseyerek konagın ortasında ki topluluğa yaklaştı.
Tamamen yaklaştığında gülümsemesi solmaya başlamıştı her kese sorar ifadeyle bakıyordu ne oluyor burda? der gibi annesine döndü ve "annecim misafirlerimiz kim beyfendi ve hanımefendi kim oluyorlar? " her kes ona dolu gözlerle bakarken o her kese gülümseyerk bakıyor ve cevabını bekliyordu sordu soruya karşılık.
Yanımda duran baran abime "gelen kız kim?" diye sordum o burada ki her hesi tanıyordu Zeynep sayesinde "Zeynep ve onurun en küçkleri." dedi oda bana doğru eğilerek fısıltıyla gözlerim onu bulmuştu böyle bir durumda olması içimde burukluk hisi yaratmıştı.
Zavalı nerden bile bilirki karşısında misafir sandığı adamın babası olduğunu bir an olsun kendimi o kızın yerine koydum ama onu anlayamadım, anlayamazdım ben babamın kos koca konağında prensesler gibi yetiştirilip Bir dediği iki edilmeyen bir kızdım oysa bu kos koca konakta çocuklugunu bile belki yaşayamayan bir kız olarak büyüdü ve hata çocuk olmadan büyümeye mecbur bırakıldı.
Konağa girdiği an itibarıyla kaos ortamı yaratan adam "sen baharmısın?" dedi çaprazında duran saçları dalğalı kıza kaşları biçimli bir şekilde çatılmış. Hafif kafasını sallayarak onayladı karşısındaki adamı güleç bir tavırla misafir sandığı adama, adam kaşlarını düzeltip omuzlarını dikleştirdi ve "ee onur hanginiz?" "sonra mert, Zeynep, Bora hanginiz?" dedi onların oldugu tarafa doğru ellini gelişi güzel salayarak şaka gibi adam çocuklarını tanımıyordu her birinin ağzından çıkan tek kelime şok olmamı sağlıyordu.
Her kes onların oldugu bölüme dönünce adamında bakışları sırasıyla yan yana dizilmiş 4 kişiye döndü onur istifini hiç bozmamış, kaşları çatık, hafif sarıya dönen saçları anlına düşmüş, gül kurusu dudakları büzülmüş, adam gülümseyerek "oğlum ne kadar bütümüşsünüz ."diyerek bir elini diger oğlunun omzuna diger elini onurun omzuna koymak için bir atak yaptıgı an onur elinin tersiyle adamın elini iti ve kendini geri çekti sadece bir kere değil bir çok kez ve arkasına bakmadan uzaklaştı.
Belki kaçıyordu, belki dinlemek istemiyordu, bir şeylerden uzaklaşıyordu, karşılaşmak istemiyor gibi, yüzleşmek istemiyor gibi... adam sinrlenmiş olacak ki elleri önünde birleşmiş ve dolu gözlü kızıl saçlı kadına dönerek "böylemi yetiştirdin evlatlarımı! Babalarını düşman mı belletin!" dedi gür sesiyle kızıl saçlı kadın adama dönerek gözünden düşen bir iki damla yaşı silip "bu saatten sonra senin değil benim evlatlarım."dedi boğuk çıkan sesiyle
" sen hep başkalarının sözüyle beni kötü bilidin kötü anlatın evlatlarıma"
"her zaman ki gibi beni suçlamak için bir bahanen var demi?" dedi gözlerini kısmış işaret parmağıyla kendini işaret ederek "ben varya! çocuklarım dahil başkalarının senin hakında dediklerine inanmayıp, o yapmaz dedim! Her cümlelerine karşı seni savundum... Ama emin ol bu ilk ve sondu. Sen varya sen kendini hiç affetme o kadar net söylüyorum. Sen, seni ölesiye seven, hatta ne yaparsan yap seni her defasında affeden bir kadını kaybettin. Umarım bana yaşattığın her şeyi bizzat sen yaşamadan ölmezsin. Son olarakta, ahım sana canımda bana kalsın,artık ne halin varsa gör yazıklar olsun."
Karşısında duran adam yutkunarak gözlerini yere indirip tekrar kaldırdı
" geçmişi unut Züleyha bunun kimseye faydası yoktur aksine zararı vardır sende gördün denedik ama olmadı bizden." belli gözleri dolmuş sürekli kaçırıyordu. Adının Züleyha olduğunun öğrendiğim kızıl saçlı kadın
" madem benimle olmuyordu! Keşke hiç gelmeseydin! Keşke hiç sevdim demeseydin! Ümit vermeseydin..." her bir cümlesi çaresizliği çağrıştırıyor du ardından göz yaşlarını silip devam etti.
"Adam gibi karşıma dikilip sevme beni deseydin!" adam gözlerini yerden kaldırıp gözleri kırmızının istilasına ugrayan yeşil harelere dikti dudaklarını aralayıp Züleyha hanımın elini sertçe kaldırarak durdurdu "Tek bir kelime etmeyesin bundan sonra sözlerinin önemi yoktur." deyip arkasını dönüp uzaklaştı ve taş merdivenlerden çıkıp gözden kayboldu
Sonra babamın sözleri ilişti kulağıma "biz tarihi sonra halederiz Ahmet ağa siz sorunlarınızı halledin biz daha sonrada konuşuruz elbet." dedi babam Ahmet ağa da babama dönerek "kusura bakmayasın Halil Ağa sizde böyle bir görüntüye tanıklık etiniz."
"sen heç tasalanmayasın Ahmet ağa siz kendi aranızda halledersiniz, de hayde biz gidelim artık sizde hayırlı akşamlar." dedi babam Ahmet ağada karşılık vererek "hayırlı akşamlar ." dedi oda huzursuz bir ifadeyle,
hepimiz avluda çıkıp arabalara bindik ve şimşek konağını geride bırakıp konağa dönmüştük o kadar yorgundum ki kendimi direk odama attım.
Gözlerimi tavana dikmiş öylece bakıyordum sorguluyordum 24 saate yaşadığım, duyduğum, gördüğüm her şeyi sorguluyordum tanıklık etigim bu olay fazla etkilemişti ti beni hiç tanımadıgın çocuklugumdan beri düşman belediğim aşirete gelin olacaktım. Hiç tanımadıgın adı dışında hiç bir şeyini bilmedigim biriyle evlenecektim. Düşüncelerim beynimin ortasında kaos yaratıyordu gözlerim kapandı ve sonrasını her şeyden soyutlanmış bir boşluk aldı.
***
Odamın kapısı sert bir şekilde açıldı uykumdan sıçradım ve sonra aynı hızla siyah güneş perdeleri açıldı gözlerimi ovarak açtım ve karşımdakinin bahar oldugunu gördüm dogruldum ve Altan ona baktım elleri belinde kaşları havada bana baktı kolumdan tutup beni kaldırdı ve
"bu saate kadar uyursan senle işimiz var gelin hanım!" dedi yalancı kızgınlıkla hala bir elim gözümde şaşkın şaşkın ona bakıyordum gözlerini kapatıp gülümsedi ve devam etti,
"yengecim bakma öyle eger bu şekilde durmaya devam edersek seni hazırlauamayız."dedi gülerek sonra durdu ve" yenge dememde sakınca yok demi."dedi masumca tebessüm edip kafamı saladım ve gülerek" e hadi ozaman başlayalım girin içeri!" diyerek bağırdı ve içeri 3 tane kadın girdi,
" bunlar kim? " dedim şaşkınlıkla" Seni düğün için hazırıyacak olan kişiler."dedi elimi onun elinin üstüne koyarak" bahar ben gerçekten istemiyorum zaten bugünün benim için bir önemi yok." dedim düz bir şekilde.
" biliyorum fakat beni buraya dedem gönderdi seni hazırlamam için dedem bu düğünün gerçekçi olmasını herkesin gözünde böyle bir izlenim kalmasını istiyor." dedi ve devam etti" yani yapacak birşey yok hem ablamda diğer odada hazırlanıyor seninle burda hazırlancam sonuçta aynı anda hem abimin hem ablamın düğünü olcak." dedi sırıtarak.
Ardından beni makyaj masamın önündeki sandalyeye otuturarak hadi bakalım başlıyoruz dedi.
*2 saat sonra*
2 saatin sonunda tamamen hazırdım gelinliğimi kendim seçmemiştim düğünü tarihi mekanı ben seçmediğim gibi gelinliğimi de onlar seçip göndermişti gelinliğimi göze hitab eden gösterişli bir gelinlikti kabarık straplez taşlı bir gelinlikti,saçlarım deniz dalgalı salaş hafif kabartılmış önden bir kaç tutam saç alıp arkadan çiçekli aksesuar tokayla sabitlenmişti. Hafif kahve tonlarında nud renkte bir makyaj yaptırmıştım.
Baharda hazırlanmıştı üzerinde lacivert Angela boyun detaylı balık tarzı bir abiye vardı kumral saçları dalgalı üsten taç şeklinde bir örgü ve önünde bırakmış dalgalı bir saç tutamı vardı hafifte makyaj ikimizde hazırdık beni hazırlamak için gelen 3 kadın dışarı çıktı ve ardından Zeynep abla girdi oda çok güzel olmuştu, mahçup bir şekilde içeri girip.
"çok güzel olmuşsun."dedi tebessüm ederek bende gülerek" sende." dedim bahar ablasına dogru giderek" çok güzel olmuşsun melek gibi." dedi ellerini tutup sonrada sıkı sıkı sarıldı.
Zeynep abla kabarık gelinligini hafif kaldırıp bana dogru bir kaç adım atıp ellerimi sıkıca tutu ve" özür dilerim her şey için özür dilerim seni sizi mahvetmek degildi amacım." gülümseyerek" Seni anlıyorum en azından sen sevdiginle evleniyorsun bunu abimin hayatı için kabul ettim." dedim.
Zeynep gülümsüyordu heyecanlıydı her halinden belliydi bunu bana belli ettirmemeye çalışıyordu ama beceremiyorudu mutluydu, heyecanlıydı, sevinçiliydi, haklıydıda, sonuçta sevdiğine kavuşuyordu. onunla durumumuz aynı değildi o sevdiği ile evlenicekti bense tanımadığım biri ile.
Hiç kimseyi suçlayamazdım kimseye bir şey demeye hakım yoktu, bunu ben istemiştim kendim seçmiştim. kimse beni zorlamadı, içinde bulunduğum hayatı kendim tercih etmiştim bunun için kimseye kızmaya hakkım yoktu. baran abimin kız kardeşi yoktu, bana veya başkasına güvenip kaçırmamıştı zeynebi, ben oturduğum sandalyede öylece kafamın içindekilere savaş verirken bir anda davul sesleri yükselmişti, perdeyi araladığımda davul sesi eşliğinde şimşek aşireti avluya giriyordu bizimkilerde konagın önünde en ön safta baran abim olmak üzre onların girişini izliyorlardı.
Şimşek aşireti tamamen içeri girmişti en önde onur ve dedesi duruyordu. sonra bakış açım onurun annesi girmişti, elindeki yeşil örtüyü onurun sırtına atıp omuzlarına ineledi ve koluna kırmızı bir kurdele bağladı. yanında duran esmer çocuga da yeşil olan sağdıç kurdelesini bağladı.
Annem odaya girip "hadi kızlar artık aşağı inelim." dedi Zeynep abla önden bende arkasından merdivenlere yönelip indik ve avluya çıktık onur ve baran abim elleri önünde birleşmiş yan yana duruyorlardı . baran abimin yüzünde güller açıyordu resmen aynı şekilde zeynebin de onur ve bense onların aksine birbirimize düşman gibi bakıyorduk. onurun suratı sert tek kaşı havada kumral saçlarından bir kaç tutam alnına dökülüyordu birlikte nikah masasına oturmuştuk.
Çifte düğün dedikleri bu olsa gerek nikah memuru ilk önce baran ve zeynebin sonra onur ve benim nikahımı kıymıştı evet gelinliği giyip onurun yanına oturup evet diyen bendim. Bütün herkes sağa sola gidiyor. oynuyor. halay çekiyordu. herkesede bir sevinç vardı hiç bir şey olmamış gibi tek sorun bütün bu olanların içinde kalbim ve ruhum yoktu sadece bedenim ve mantığım vardı.
Akşam gece yarısını geçmiş her kes yavaş yavaş dağılıyor büyükler gelenleri evlerine ugurluyordu her kes tamamen dağıldıktan sonra ilk önce babamın sonra annemin elini öpüp sıkıca sarıldım. son olarak kuşağımı kardeşim ezman bağladı ve duvağımı örterek beni onurun yanına götürdü.
Ahmet ağa babama "emanetin emanetimdir gözün arkada kalmasın Halil Ağa." dedi babamda aynı düzlükte "emanetin emanetimdir ahmet ağa Allaha emanet." dedi.
Son kez doğup büyüdüğüm çıglıklarımla duvarlarını inletigim kocaman olan taş konağa baktım ve onurun kolumu sıkıca kavrayıp hızla beni arabaya sürüklemisiyle kendimi tuhaf hissetmiştim.
Arabanın kapısını açıp beni sanki bir eşya gibi arabanın içine itelemesi umrumda değildi sadece anne ve babamın bu görüntüye tanıklık edip kahrolmasıydı. onur kapıyı suratıma dogru sertçe kapatınca kendisinde şoför koltuğuna geçti camdan annemin bir iki adım attığını gördüm ve babam eliyle kolundan tutup durdurdu arabalar kovboy şeklinde konagın avlusunda çıkmıştı. en önde ben ve onur vardı o kadar hızlıydıki camdan bakınca diğer arabalarının arkamızda kaldığını gördüm.
Gelinliğim kabarık olduğundan vitesin üzerine geliyordu bir an da elinin tersiyle gelinliği iti ve ağzının içinden "sanki kabarık gimeye ne gerek varsa." dedi gelinliğimi toplayıp kendime çektim ve"kendi tercihim değildi sizinkiler tarafından geldi bana kalsa ihtiyaç duymazdım. " dedim tek düze bir sesle.
Yol boyunca hiç konuşmadık başımı cama çevirmiş dışarıyı izliyordum gözlerim gecenin hakim oldugu ve üzerine çöktüğü sarı tarlalara dalmışımtım ki ani frenle öne doğru gittim elini önüme dogru verek beni durdurmuştu şok içinde dikleşip dışarı baktığımızda konağa geldiğimizi gördüm.
Konağın büyük demir kapıları açılmıştı onurun solayarak arkamızda bıraktığı arabalar bize yetişmişti. Hepimiz yavaş ve tek tek konağa girdik diğerleride arabaları park ettiler. emiyet kemerini çıkardım ve o zamana kadar onur inip kapımı açtı kabarık Gelinliğim yüzünden artık nefes bile alamıyordum . onur elleri belinde kapının önünde bekliyordu.
Ne kadar denesemde bu kabarık gelinlikle inmemin mümkünatı yoktu. onur beni arabaya nasıl bindirdiyse aynı şekilde kolumdan tutup bir hışımla arabadan çıkarıp kapıyı sertçe kapatı. Kolumu tutup dudaklarımı büzdüm gözlerimi sıkıca yumdum ve geri açtım sanki ona ait bir eşyaymışım gibi kolumdan tutup beni ordan oraya sürüklüyordu.
Kafamı ona dogru hafifçe kaldırdım elleri cebinde diğerlerini bekliyordu suratıma hiç bakmıyordu içimden kafasını kırmak için lanetler okuyordum. Ağzımın içinde "egoist cani." dedim duymuş olacaki gecenin esaretine karşın kararmış mavi gözlerini üzerimde hisetim.
Her kes toplandıktan sonra Ahmet ağa "onur hadi oğlum her kes yoruldu karını al odana git" dedi. Onur her kese su ikram eden genç kıza doğru "rojda bu konakta ne kadar kadın hizmetli varsa çağır." dedi kaşlarımı çatıp ona baktım neyin peşindeydi genç kız "af buyurun ağam ama neden hepsini çağırıyorum? Bir ihtiyacınız varsa ben hemen yaparım ." dedi.
Onur sert ve düz bir tonda "sana ne diyorsam onu yap!" dedi kız başıyla onay verek ilerlemeye başladı Ahmet ağa derin bir nefes alarak sabır dilercesine "onur ortalığı karıştıracaksan yarın edesin oğlum her kes senin saçmalığını şu an kaldıramaz." dedi onur hiç cevap vermedi 2 dk içinde bütün kadın çalışanlar tek sırada elleri önünde birleşmiş bir şekilde durmuştu karşımızda.
Onur bileğimden tutup beni o yana götürdü ama bu sefer canımı yakmamıştı tam onların önünde durmuştu bana dönerek gözlerini gözlerime dikti baştan başlayarak "evet karıcım şimdi sana bir şeyleri yerinde söylemenin zamanı geldi sonuçta bir ömür burda yaşayacaksın." dedi ve
Eliyle işaret ederek "bu elif, rojda,Asiye, Ayşe, ravza, kamer, halime, emine, heja, mukades ve buda Meryem abla." hepsi bana gülümseyerek baş selamı verdi. beni bileğinden kavrayıp tek sıra halinde olan çalışanların yanına iteledi ve tek eli cebinde "evet hepsiyle tanıştın şimdi sol baştan say bakalım kaç çalışanımız varmış." başımı tek sıra halinde olan çalışanlara çevirip sol baştan saydım ve "11" dedim ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum.
Her kes merakla onura bakıyordu kaşlarını çatıp yüzünü buruşturarak "hayır karıcım hayır yanlış cevap olmadı tekrar say." dediğinde kendimden şüphe edip derin bir nefes alarak saydım ve tekrardan "11" dedim.
Gözlerini devirip "karıcım ilkokulda matamatiğin kötümüydü senin?" dediğinde kaşlarımı çatıp anlamayarak "ne?" dedim.
Derin nefes alıp "bunda anlamayacak bir şey yok istersen ben senin yerine sayayım." dedi ve işaret parmağıyla sol baştan teker teker saydı "10, 11" sayarak işaret parmağını bana dogru kaldırınca " ve 12" dedi şok içinde başımı kaldırdım gözlerim kocaman olmuş kanım buz kesmiş gibiydi başımdan aşagı kaynar sullar döküldüğünü hisetim sanki deprem hissiyatı yaratmıştı.
Sonra devam etti "evet yanlış duymadınız bundan sonra bu evin 11 değil 12 hizmetlisi var" dedi. Şok üstüne şok yaşıyordum.
Sonra bana doğru eğilip "umarım gelinliğin fermuarlıdır çünkü onu açmak için yanında ben olmayacağım. Nasıl ki gelinliğini açmak için yanında olmayacaksam bundan sonra da beni yanında bekleme çünkü ne zaman ihtiyacın olsa ben senin yanında olmayacağım." dedi ve devam etti "sadece kağıt üzerinde karımısın asla kadınım olmayacaksın." dedi...


