3.Bölüm
" yeter artık onur dedim! o kız senin karın olucak ve onunla birlikte yaşamaya kendini hazır etsen iyi olacak. Şimdi de hayde gözüm seni görmesin! " dedi ve arkamı dönüp Bir iki adım attıktan sonra " ha bu arada şunuda bil 3 güne kalmaz baban burda olacak." duyduğum sözlerle ruhumda şimşekler çaktı zelzele oldu başımdan aşağı kaynar sular döküldü bedenim artık daha fazlasını kaldıramıyordu bugünkü kotam dolmuştu artık.
Dedemin sesi kulaklarımda yankı yapmıştı ne yapmaya çalıştığını bir türlü anlayamıyordum ilk önce urfaya dönüyorsun artık bazı şeyleri üstlenmenin zamanı geldi dedi ve döndüm sonra evleneceksin dedi sustum şimdide babanmı gelicek demişti o öyle bir durumdayım ki sanki bedenimi biri tutmuş sürekli sarsıyordu agzımdan sadece "neden?" kelimesi çıktı.
"çünkü burda olup oğlunun düğününde yanında olması lazım." dedi tok sesiyle "dede... O adamın bize neler yaşatıgını unutuyorsun herhalde!" dedim gür bir sesle dedeme dönerek "size yaşattıklarını unutmadım elbette lakin oğlunun düğününde yanı başında olup sahip çıkmak zorunda en azından bunu yapacak." dedi elindeki siyah tesbihini çekerek.
Alayla sırıtım " daha 40'ı bile çıkmadan 18 günlük ogluyla lohusa karısını sokaga fırlatan adam benim babam olamaz!" dedim sesim tüm konağın duvarlarını titretiyordu.
1 Ağustos 1995 salı sabahı
" Züleyha nın ağzından"
Onuru uyutmuş ve sabah kahvaltısı için yardım etmeye avluya inmiştim zaten artık havalar sıcak için kavahltı dahil tüm yemekleri dışarıda yiyorduk aşağı indim ve Meryem le karşılaştım güler bir yüzle "sen onları bana ver Meryem ben halederim." dedim elindeki servis tabaklarını kastederek.
O da biraz kızar bir tavırda elindekileri masaya bırakıp "hiç öyle şey olurmu gelin hanımım daha yeni doğum yaptınız lohusa kadına iş etirilirmi hiç esmahan hanımım duymasın topa tutar bizi vallahi." dedi bende gülerek "ondan hiç şüphem yok dedim." Meryem de elindeki servis tabaklarını yerleştirdikten sonra kolumdan tutup
" siz hele şöyle oturun ve keyfinize bakın gelin hanımım biz kızlarla buraları hallederiz birsürü kız varken yinede hizmet edenide sizde gördüm." dedi tok sesiyle omzumdaki elini hafif sıkarak "olsun ben Bir şeylerle uğraşmayınca canım sıkılıyor başka bir nedenden degil yani." dedim oda tebessüm eti ve"siz oturun gelin hanımım bende gidip kalanları getireyim. "dedi ve uzaklaştı.
Meryem bu konağa geldiğim ilk günden beri dostum gibi olmuştu sanki, karanla birlikte bu konağa ilk adımımı atıgım da beni Ahmet babam ve Meryem den başkası kabullenmemişti.
***
Herkes sofraya toplandığında Ahmet babamın" de hayde herkese afiyet olsun." demesiyle herkes kahvaltısına başladı ve çayında bir yudum aldıktan sonra esmahan annemin sözleri ilişti kulağıma " bugün Karan gelicek bey." demesiyle gözlerimin içi parlamıştı resmen uzun bir aradan sonra dönüyordu.
" eyi dönsün bakalım zaten oğlu doğdunda yoktu bari gelsin çocuklarının karısının başında dursun." dedi Ahmet babam, sonra esmahan annem bana dönerek " gelin hanım kocan gelicek hazırlık yapsan eyi edersin." dedi sert bir tavırla karanla evleneli 5 yıl olmuştu ama hala beni kabullenememişti,kafamı salayarak onayladım onunla konuşurken dilim lal oluyordu belkide hala bana karşı dim dik tuttuğu buz dağlarından sebep ve o sırada Ahmet babamın azarlar bir tonda "o kadar hizmetli varken daha yeni doğum yapmış gelinemi gözün ilişti hanım." dedi Ahmet babam esmahan anneme nazaran daha yumuşak ve düşünceliydi yada ona nazaran beni hemen kabullendi demem daha uygun olur.
***
Herkes kalkıp odasına çekilmişti ortada sadece Karan için hazırlık yapan çalışanlar vardı zaman geçmek bilmiyordu her bir dakikada heyecandan karnıma kıraplar giriyordu kalbim deli gibi çarıpyordu pencerenin önünde oturmuş sanki yıllardır beklediğim birini bekler gibi gözlerimi yoldan alıkoyamıyordum, en sonunda demir kapıların sesini duydum her kes "hoş gelmişseniz ağam." diyordu heyecandan kalbim sıkışıyor heyecanım her salise katlanıyordu odanın kapısı açılınca zaman durdu sanki nefesim kesilmişti arkamı döndüğümde bana düşman gibi bakan o iki gözle karşı karşıya kaldım.
Odanın kapısını kapatı ve bana doğru adımlayarak aramızda ki mesafeyi sıfırladı hiç konuşmuyordu omuzlarıma düşen kızıl saçlarımı parmaklarının arasından geçirerek artık şişik olmayan karnıma gözlerini sabitledi. "sana 9 ay önce bir şey söylemiştim hatırlıyormusun." dedi sıtabil bir tonda "k-Karan ben-" lafımı yarıda kesip, "şş sana 9 ay önce bu çocuğu istemiyorum ne yaparsan yap ondan kurtul demiştim." dedi ses tonu artık sert bir tavra dönüyordu gözlerimin içine yılardır düşmanıymışım gibi bakıyordu ve en sonunda kendini tutamayarak bağırmaya başladı.
" sana benden olmayan bu piçten kurtul dedim! Ama sen... Sen ne yaptın Züleyha sen yine gidip bu piçi doğurdun!" sesi o kadar gür çıkıyordu ki bütün konak halkının bizi dinlediğinde yemin edebilirim. O an onurun çığlıkları ilişti kulağına yeşile vurgun gözlerim göz yaşlarımı daha fazla taşıyamadı ve bilinçsiz bir şekilde yanaklarıma süzülüyordu onurun çığlıkları benim hıçkırıklarıma katılırken gözlerini sıktı sabır dilercesine.
Hiç bir şey demeden yanından geçtim onuru kucağıma alıp odadan dışarı çıktım arkamdan bir çok kez Züleyha diye seslensede aldırış etmedim tahmin ettiğim gibi hizmetliler dahil herkes avluda bizi dinliyordu arkamdan hızla gelip kolumu sıkıca kavradı "sana daha kaç kez ben konuşurken arkanı dönüp gitme diycem!" Karan hiç kimseyi aldırmıyordu.
O sıra esmahan anne "Ne yaptında daha gelir gelmez oğlumu çileden çıkardın? Ben size dedim daha 17 yaşında ki gelinden bize hayır gelmez diye." dedi çok bilmişlik edasıyla "o diline bir sahip çık hanım!" dedi Ahmet babam ayağa kalkmış sinirli bir şekilde Karana döndü " Ne edersin oğul sen utanmazmısın her kesin içinde karını küçük düşürmeye üstelik benim karşımda! Ne oluyor nedir bu hal?"
Karan gözlerini benden ayırmadan "bir şey olduğu yok baba sadece..." dedi kolumu daha sıkı kavrayarak beni peşinden sürükleyip konağın demir kapısından dışarı fırlatı " sadece anam haklı artık böyle bir kadınla işim olmaz." dedi beni onurla birlikte sokağa fırlatarak ve sonra tekrar devam eti,"bundan sonra sen ve ben diye bir şey yok artık!" dedi ve konağın büyük demir kapılarını yüzüme kapatı.
~şimdi ki zaman~
"daha ozaman bile bana sahip çıkamayan adam şimdimi çıkıcak!" dedim gözlerim dolmuştu içimde ki o küçük onur hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Her kes sus pustu dedem dahil o sıra babaannemin sesi çalındı kulağıma "geçmişi açmanın kimseye faydası yoktur torunum. Ayrıca o senin babandır atandır arkasında böyle atıp tutmak ayıp degilmi? Ama sende suç sende degil anan sizi doğru düzgün yetiştiremedi." dedi stabil bir şekilde ona dönerek sırıtım.
"keşke sen oğlunu düzgün yetiştirseydinde biz de onu örnek alsaydık esmahan sultan." dedim oğluna toz kondurtmayışı beni çileden çıkarıyordu.
"onur babaannenle düzgün konuşasın oğul.Ne dersin sen?" annemin sözüne karşılık "doğruları söylerim ana sen bu konakta hep ezildin ama artık biti seni ezdikleri gün biti bunca sene bizi susturdun lakin her kes üstüne daha çok geldi." babaannem anneme dönerek,
"böylemi yeyşitiriyorsun veliahtımızı? Yarın bir gün bir serseri ye dönerse şaşırmayın atasına büyügüne söylediği
Sözleri kulağı duymaz heral." sabır dilercesine bir iç çekip "keşke bu sözleri daha önce senin içinde kulansalardı ya babaanne." dedim
"yeter artık Bi susun! her kes kendine çeki düzen versin! Siz benim karşımda nasıl böyle halere girersiniz! Kendinize gelin ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun! De hayde her kes odasına gitsin adamı dinden imandan çıkartmayın!" dedi gür sesiyle
Konağın sağ tarafından Behram koşarak geldi ve elleri önünde" Ağam Halil Ağa akşama sizden müsade ister, aramızda ki buzları eritmek için akşam yemeğinde hep birlikte olmak ister, siz Ne dersiniz? " dedem başıyla onayaylayarak,
" akşam burda olmalarından memnun oluruz söyle buyursunlar konağımıza."
"hemen ağam."
***
Akşam olmuş ve her kes yemek için hazırlıkları çoktan bitirmişti her kes çok sevgili kırımlı aşiretini bekliyordu benide aşağı zorla indirtmişlerdi zaten.
Konağın büyük demir kapıları açılınca Halil kırımlı ve arkasında bir sürü insanla birlikte konağın içine girdi. Halil kırımlı dedemle tokalaşıp güler yüzle avlunun ortasında ki divana ilerlediler benimle berdeli kabul eden şu cesaret abidesi kimiş ögreniriz elbet, gözlerimi baş örtülü kadınların arasında üç beş tane genç kıza çevirdim, gözlerim onları tararken bir anda ramazan yanımda belirip Alayla sırıtı elleri cebinde,
"hayrola biricik nişanlınımı arıyorsun."dedi pis pis sırıtıyordu" saçmalama oğlum ne alakası var onun neyini merak edimde arayım."dedim düz bir şekilde" tabi tabi ama yinede söyleyeyim şu bak şurada ki saçı dalğalı ve kumral olan üzerinde beyaz tişört olan." dedi gözlerimi ona çevirdiğimde açık kahve kemerli bir etek vardı.
***
Her kes sofranın başında toplanmış oturuyordu konagın kızları servise başlamıştı masanın bir ucunda dedem diğer ucunda Halil Ağa vardı sofrada ki sesizliği dedem bozdu.
" nasılsın gelin kızım." dedi ramazanın bana gösterdiği kıza doğru oda şaşırmış gibi afalamış ama daha sonra koca bir gülümsemeyle dedeme dönerek "teşekür ederim Ahmet ağa siz nasılsınız." dedemde sanki küçük bir çocuğa kızar gibi "Ahmet ağa degil, Ahmet dede diyeceksin artık güzel gelinim."dedi sonra gülümseyerek aman ne hoş" peki Ahmet... Dede"dedi oda gülümseyerek içimde ki o çocuk 'peko Ahmet dedo.' bir insandan bu kadar nefret edilirmi dedemde şefkatle gülümseyip beni işaret ederek.
"umuyorum ki sende onuru merak ediyorsundur." dedi demem eliyle beni göstererek hiç istifimi bozmadan yemek yemeye devam etim gözlerini üzerimde hisediyordum.
Dedemde bogazını temizleyerek "torunum kafanı kaldırda sözünle tanış." dedi dişlerinin arasından kafamı kaldırdım ve mavi harelerimi onun yeşil harelerine diktim ikimizde gözlerimizi kısmış birbirimizin yüz hatlarını istila ediyorduk gözlerimizle sanki her bir zerresini aklımıza kazımak adına, düşman gibi bakıyordu, düşman gibi bakıyordum, sesizliği ve temesımızı ben bozdum. "memnun olmak isterdim, fakat şartlar malumun, yinede memnun oldum diyelim."dedim ve tekrar yemeğime döndüm, dedem bir yandan yiyor bir yandan bizi izliyordu.
Sözleri gözlerimin tabağım da kalmasına neden oldu" ben senin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim." gözlerim hızla onu bulurken yüzüm burşmuştum bak sen bizim cesaret abidesi düşese" öylemi berdeli kabul etiğinizi düşünürsek bu sözünüz pek uçuk kalıyor sanki benimle evlenmeye pek meraklı gibisiniz." dedim aynı şekilde onunda yüzü buruşmuş gözleri keskinleşmişti,
" emin ol senin için değildi üzerine alınma yani demem o ki seni kabullenmem abimin hayatı demek o yüzden hiç memnun olmadım, olamadım," dedi" nedir sendeki bu samimiyet tanışalı 2 dakika oldu sen demeye başladın bir şey daha sorucam,özgüveninin kaynağı nedir ha merakımdan değil fazla kaçırmışsın."
"ne o sen demem rahatsızımı eti? Sözlüm değilmisin." dedi bastıra bastıra, o sıra dedem konuyu çevirdi her kes yemeyeğine geri döndü arada bir düşman gibi birbirimizi kesmiyor degildik hani her kes yemeğini yedikten sonra dedemle Halil Ağa nikah ve diger günleri konuşup karlaştırıyordu. Ramazan yanıma gelip, "Ne o sen demem rahatsızmı eti? Sözlüm değilmisin" dedi sesini incelterek dirseğimle karnına vurdum ve acı içinde kasılıp yüzünü buruşturup, "ahh vicdansuz zalim!" dedi yapmacık sesiyle,
Dedem telaşala "ramazan eyimisin torunum? neyin var?" "ölüyorum dede kalp kırizi sanırım torunun çok zalim öldürüyor varisini" dedi kasılarak dedem "Ne dersin oğlum sen ne kırizi!" dedeme dönüp iç çekerek "sen ona bakma dede akşam yediği yemekler dokunmuştur!" dedim bastıra bastıra dedem kafasını salayarak önüne döndü.
"oğlum insan hiç kuzenine bunu yaparım zalım herif." dedi acıyla "hak etmeseydin sende ozaman." dedim biz didişirken emrah elleri önünde "ağam müsaade varmı dır?" dedi dedem yerinden doğrularak "buyurasın emrah."dedi." ağam misafiriniz var." dedem şaşırarak
" Allah Allah kimdir bu vakitte?neyse buyur et gelsin."dedi dedem kapıdan içeri giren kişileri görünce ben dahil her kes dut yemiş bülbüle döndü gözlerimin önü karardı en son konakta annemin yere düşen fincanın sesi duyuldu...
