İçeriğe geç

BERCESTE

Bölüm 50 · 16 dk okuma

BERCESTE

Bölüm 50

50

Merhaba ❤

Bölüm sonunda buluşacağız fakat şimdiden söylemek istiyorum ki bu hikayede yazdığım en uzun bölüm oldu.

Ve uzun soluklu olacak.

Tahminleriniz olur mu bilmiyorum ama içimden böyle yazmak geldi.

Düşüncelerinizi bekliyor olacağım iyi okumalar.

•

Tatilden döneli yaklaşık bir ay olmuştu. Elis ve Defne de erkenden dönmüştü. Üçümüz benim evimde yaşarken her gecemiz ayrı eğlenceli geçiyordu. Bir tek kızların Kuvars ve benimle ilgili arsız imaları can sıkıcıydı. Çünkü izleri görmüşlerdi unutmaya da niyetleri yoktu.

Her fırsatta laf sokup beni kıpkırmızı ediyorlardı.

Neyse ki bir süredir dikkatleri Kuvars'ın benim adıma düzenlediği bağış gecesindeydi. Bir haftadır göz alıcı elbise bulma arayışındaydılar.

Bağış gecesinden bir gün önce Meyra hanımlarda dönecekti. Çok heyecanlıydım.

Böyle bir geceye dahil olmak bile güzelken sahip olmak ayrı güzeldi.

Her şey peri masalında geçiyorken içten içe huzursuzluğumun sebebi günden güne beliriyordu. Huzursuzluk adeta topraktan yeşerirken zoraki gülümsemelerim oluyordu.

Regl olmamıştım.

İlk başta kullandığım ilacın yan etkisi olarak düşünmüş geçmiştim. Ancak çok ama çok endişeliydim. İhtimali düşündükçe tüylerim ürperiyor gözlerim doluyordu.

Kuvars son zamanlarda fazla yoğun olduğu için her gün birlikte değildik. Bundan dolayı ruh halimin değişikliğini çok anlayamıyordu. Bir araya geldiğimiz zamanlarda ise çoğunlukla zevk dolu anlar yaşıyorduk. Bunu elbette bende seviyordum. Kuvars'ın tenini hep özlüyordum hep de özleyecektim. Onun için şikayetçi değildim.

Sadece aklım bulandıkça ister istemez sevişmekten bile kaçınır olmuştum.

-"İyi misin sen ?" dedi Defne başını gömdüğü telefonunu bıraktığında.

Bir iki haftadır Cihangir onu asla rahat bırakmadığı için onunla konuşmaya alışmıştı. Hem istiyor hem kaçıyordu. Zaman en iyisi için yol gösterici olacaktı.

-"İyiyim." dedim ayaklarımı kalçamın altında toplarken.

Elis odaya girip tepsiye koyduğu kupaları uzattı ve aldığımızda ortamıza oturdu.

-"Kuvars seni deli gibi mutlu ederken hep bir yerde suratın beş karış oluyor. Sence de iyi misin ?" dedi Elis , Defne'ye hak vererek.

-"İyiyim gerçekten. Telefonumu alacacağım." diyerek yanlarından kalktım ve odama geçtim.

Dudaklarımı kemirerek yatağa oturdum. Telefonun ekranında büyük harflerle KUVARS yazıyordu. Mesaj bildirimiydi.

Yutkunup parmağımı bastırdım. Duyulan kilit sesiyle ekranı inceledim.

-Bir yemeğe katılıyorum. Bitince seni görmeye geleceğim.'

Titrek nefesim kendini dışarı bırakırken odanın içine bakındım. Sanırım konuşmamız gerekiyordu. Bunu Kuvars'tan başka kimseye danışamazdım ki. Evet kızlar da yakınımdı ama Kuvars benim için ailem gibiydi.

Öncelikle onunla konuşmalı bir çare bulmalıydım.

-Tamam'

Mesajı gönderirken gözümden kendiliğinden damlayan yaşı elimin tersiyle sildim. Bir kaç gündür ruh halimin karmaşası nedeniyle fazla doluydum. İçim ters tepiyordu. Çok ikilemdeydim.

Ne düşüneceğimi bile bilmiyordum.

Elimi hızla atan kalbimin üstüne bıraktım.

Tanrım sen yardım et.

Kalktığım yatağıma telefonumu bıraktıktan sonra etrafa dağıttığım çizim kağıtlarımı toparladım.

İki gün sonra bağış gecesi vardı. Bu kafayla nasıl gidecektim ?

Yalnızca bir yanılgı olmasını ümit ederek makyaj masamdan bir toka aldım ve saçlarımı özensizce topladım. Yüzümden dökülen kısa saçları umursamadan giysi odama geçtim.

Şortlu pijama takımımı sıyırıp kapaklardan birini açtım. İnce siyah bir tayt üzerine kalın askılı siyah crop giyindim. Açık kalan karnıma attığım korkulu bakışla yüzümün rengi değişti.

-"Saçmalama Loya."

Hemen başımı sallayıp yeni aldığım spor ayakkabıyı seçtim ve giyinip doğruldum.

Stresten başım dönüyordu. Bir yandan da günlerdir yaşadığım endişeden dolayı doğru düzgün hiçbir şey yememiştim.

Telefonum elimde oturma odasına yaklaştım. Kapının eşiğinde durup dikkatlerini üzerime topladım.

-"Kuvars geliyor." dememle başlarını salladılar.

-"Tamam canım." dedi Elis.

Ne zaman geleceğini bilmesem bile evden çıktım. Biraz hava almaya ihtiyacım vardı.

Asansörden çıkıp sitenin karşısında yer alan parka doğru yürüdüm. Yaz mevsiminin ortasında üşüyordum. Belki de ürperiyordum.

Oturma alanından birine ilerleyip ahşap kısıma oturdum ve ellerimi masaya bıraktım. Aldığım soluklar göğsümü sıkıştırıyordu.

Dakikalar dakikaları kovaladı. Kalbimin göğüs kafesime yer edinemediği anlarda parkın içinde ileri geri yürümeyi bırakmış aldığım karardan dönmüştüm.

Şuan yapamayacaktım.

Kaldıracak takatim kalmamıştı. Sanki bütün gücüm çekilmişti ve olabilecekleri hissediyor gibi elim ayağım boşalmıştı.

Siyah parlak spor araba ani bir frenle yolda durdu. Şoför koltuğundan inen Kuvars yeleğini çıkartıp arabanın içine attı ve kapıyı kapattı.

Karnım büklüm büklümdü. Midem büzüşmüş yukarı çıkıyordu. Evdeyken içtiğim kahvenin ağzımda kalan kokusuna dahi tahammül edemez olmuştum.

Güçsüz adımlarla telefonunu kaldırmış adama yürüdüm ve nefesimi tutarak koluna dokundum. Refleksle anında dönmüştü.

Beni gördüğünde yüz hatları yumuşadı telefonunu cebine soktu.

-"Güzelim ? Niye dışarıdasın ?" derken avuç içiyle yanağımı okşadı. Ardından eğilip alnıma dudaklarını bastırdı.

Yer ayaklarımın altından kayar gibi olduğunda bedenime yarar sağlaması adına derince havayı soludum.

-"Seni...seni bekliyordum." dedim göğsüm hızla inip kalkıyordu.

Yaşadığım adrenalin her zamanki gibi bünyeme ağır geldiğinde midemi unutmaya çalışıyordum. Fakat bedenimin her yerinden ayrı bir uyaran yükseldiği için faydasızdı.

-"İyi misin sen Loya'm ?"

Bir saniyede , düzensiz olsa bile aldığım solukların kesildiğini hissettim.

Başımla onaylayıp ona sonra konuşmamızı teklif edecektim ki gözlerimin önüne yoğun bir karanlık çöktü.

Kuvars Soysal

-"Gerek yok dedim ben haber vereceğim !"

Telefonu kapatıp fırlatacakken yanımda beliren Orhan'a verdim.

Elimi saçlarımdan geçirdiğimde ayakta daha fazla duramayacağımı anladım. İlk kez güçsüz düştüğümü hissettiğim şuanlarda tamamen bitmiştim.

Kollarıma yığılan bedenini hastaneye nasıl getirdiğimi hiç ama hiç hatırlamıyorum. Feleğim şaşmıştı. Belki de ilk kez bu denli korkmuş yönümü kaybetmiştim.

Aklımı çalıştıramadığımı anladığımda ise hastaneye Orhan'ı çağırmıştım.

-"Defne hanım arıyor efendim açıyorum."

Telefonun sokuk sesi koridorda yankılanırken gözlerimi kapatıp susturmasını bekledim.

Orhan uzaklaştığında eğildim ve ellerimle yüzümü kapattım.

Kimse için hiçbir dileğim olmamıştı. Hiçbir dua dilimde dönmemişti.

Şimdiye dek.

Gözlerinin açık olması meğer ne büyük bir şükür sebebiymiş. Loya kollarıma düşerken bende düşeceğim sanmıştım.

Dakikalar geçmişti. Hala içeriden kimse çıkmıyor bir şey söylemiyordu !

Zar zor aldığım nefesle ayağa kalktım. Kapıya yürüyordum ki benim hamlemden önce açılıverdi.

Elleri cebinde çıkan doktor beni görünce durdu.

-"Loya hanımı siz getirmiştiniz değil mi ?"

Sorunun saçmalığını es geçip başımı salladım. Kucağımda taşırken görmüştü teyit etmesinin sebebi neydi ?!

-"Hastamız kendine geldi. Sağlığıyla alakalı herhangi bir sorun yok galiba yaşadığı strese vücudu bir tepki vermiş. Buyrun yanına geçelim." dedi eliyle gösterip.

Ensemde biriken terleri hissediyordum.

Allah biliyor ya adamın ağzından iyi bir şeyler çıksın diye konuşana kadar nefesimi tutmuştum.

Loya'yı acilin sedyesinde gördüğüm gibi yanına ulaştım. Elini tutup dudaklarımı bastırdım. Güzel yeşil gözlerini aralamıştı.

Rengi bir kaç gündür olduğu gibi yine sarıydı.

-"Nasılsın ? Nasıl hissediyorsun ? Çok korkuttun beni güzelim. "

Saçlarını okşayıp gözlerini kapatışını izledim.

-"İyiyim." diye fısıldadı dudaklarını ıslatıp.

Doktorun boğazını temizlemesiyle doğrulup ona baktım. Loya ellerimde olan elini çekmeden gözlerini araladı.

-"Eşiniz de geldiğine göre size söyleyeceğim bir durum var. Geldiğinizde kontrol amaçlı kanınızı aldık ve test sonuçlarınızı inceledim."

Eşi lafına takılmadan istemsizce kesilen soluğumu dışarı verdim.

Elindeki dosyaya son kez göz gezdirdi ve gülümsedi.

-"Tebrik ederim hamilesiniz ! Ancak ayrıntılı bilgi almanız için yakın zamanda kadın doğum uzmanımızdan randevu almalısınız. Tekrardan geçmiş olsun iyi geceler."

Soluğum bu kez tam anlamıyla kesildi. Yüz hatlarıma kadar donduğumu hissettiğim. Gücünü yitirdiğim ellerimden kayan ele bakamadım.

Yutkunma ihtiyacıyla birlikte zorlukla elimi kaldırdım ve yakama götürdüm. Çekiştirip donmuş gözlerimi kırptım.

Hamile.

Hamile mi ?

Kulağıma gelen iç çekme sesi hayat fonksiyonlarımın bir kısmını geri kazanmamı sağladı. Başımı çevirdim.

Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Ellerini yüzüne kapattı ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Ne yapacağımı düşünecek bir beynim yokmuş gibi ellerimi esneme attım.

Tek kelimeyle şok olmuştum. Hayatımda her duygunun en zirvesini yaşadığım kadın bana yine ilklerimi yaşatıyordu.

Belki şuan onunla konuşmam ve bir şeyler yapmam gerekiyordu ama fonksiyonlarım çalışmıyordu.

-"Abi ? Abi ne oldu ?!"

-"Loya ! Neden ağlıyorsun ?!"

Tanıdık sesler servisin içinde yankılandığında nefesimi üfleyip göğsümü şişirdim. Ellerimi yavaşça indirdim. Kızların Loya'ya dokunup onu incelemesiyle geri adım attığımda başımı iki yana salladım.

-"Dışarı çıkın."

Boğazımda oluşan yanma hissini göz ardı ederek sertçe yutkundum.

-"Ama abi-"

-"Çık dedim sana !" Farkında olmadan bağırdığımda tekrar ikiletmeden çıktılar.

Hala ağlamaya devam eden küçük bedeni kalbimi dağlıyordu. Hissettikleri hakkında en ufak bir fikrim yoktu fakat ağlamasına da tahammül edemiyordum.

Hislerime tercüman olamadan yanına yaklaştım. Eğdiği başını kaldırmadan yüzünü sildi. Sildiği yaşların yerini yenileri dolduruyordu.

Omuzlarım belki bir kereliğine böyle düşmüştü. Savunma mekanizmam devre dışıydı.

Böyle bir...bir durum aklımın ucundan geçmemişti. Olmamam gerekirken emin olmuş hiç üstüne düşünmemiştim. Çünkü düşüneceğim bir konu değildi. Önlemini aldığımızı biliyor ona göre kenara itilmiş konuydu.

-"Anlamıştım." dedi ve dudaklarından bir hıçkırık kaçtı.

-"Seninle konuşacaktım."

Ağlamasının derinleşmesiyle gözlerimi yumdum ve geri açtım. Sonra dişlerimi sıkarak yaşlarla ıslanmış elini tuttum.

Bana bakmadan devam etti. İç çekişlerinden ağlamasından kelimelerini ayırt etmem gittikçe zorlaşıyordu.

-"Ama...ama ihtimal vermek istemedim." Hıçkıra hıçkıra başını salladı.

Yaşadığı çıkmazı göremediğim için kendime kızdım. Nasıl olmuştu da çaresizliğini gözlerinde görememiştim ?

-"Sakin ol. Ağlama." dedim ve sedyenin kenarına oturup titreyen vücudunu kendime çektim. Göğsüme yasladığım yüzü gömleğimi ıslatıyordu.

Ne diyeceğimi bile bilmiyordum !

En az onun kadar çözümsüz kalmıştım. Ne yapılır ne söylenirdi ki ?!

Bu akşam ki yüzünde bir şeyler sezmiştim. Benimle konuşacağı için böyle streslenmişti.

Ağlamasının dinmesini beklerken hiç sonlanmayacağını anladığımda boğucu nefesimle geri çekildim. Dizlerini karnına doğru çekip yüzünü yasladı.

Oturduğum yerden yavaşça kalktım. Sanki dermanım kalmamıştı.

Hamileydi.

Bir gerçek bu kadar çaresiz hissettirir miydi ?

Düşünmeye çalışıyordum. Düşünemiyordum.

Loya böyle bir sorumluluk alamayacak kadar küçüktü. Ben ise...bu gerçeği hayaline bile koymayacak kadar uzak bir adamdım.

Çaresizlik kanıma milim milim işlerken elimi saçlarımın arasından geçirdim.

Loya'ya ne düşündüğünü elbette soramazdım. Dağılmıştı. İkimizin de biraz düşünmeye kendimize gelmeye ihtiyacımız vardı.

Özellikle Loya'nın bu yıpranmışlıkla dinlenmesi gerekiyordu.

Gördüğüm manzarada yalnızca korku ve çaresizlik vardı. Emin olmamakla birlikte onun da istemeyeceğini hissediyordum.

Ama bu isteyip istememekle karar verilme aşamasını çoktan geçmişti.

Sadece aklımı toparlamalı Loya'nın bu halden kurtulmasını sağlamalıydım. Ağladıkça gözümün önünde eriyordu.

Yanına yaklaştım ve omzuna dokunup başının üstünü öptüm. Böyle ağlamasına dayanamazdım ki.

-"Kuvars ne yapacağız ?"

Bir anda başını kaldırıp yaş dolu gözleriyle bana baktı. Öyle bir baktı ki bütün dünyam yerle bir oldu.

Ona bunu yaşattığım için kendime mi kızmalıydım bilmiyorum. Ama içim parça parça yandı köz oldu.

Dudaklarımı güç bela aralayıp gözlerimi gözlerinden çektim.

-"Konuşacağız...ama önce ağlama artık daha kötü oluyorsun."

Titreyen dudağını ısırıp başını eğdi.

-"Gidelim buradan." Sesini zorlukla duysam bile anlayarak dikleştim.

-"Geliyorum hemen." dedim ve Orhan'dan halletmesini istedim. Kapının önünde yanıma koşan kızlarla göğsüme dolan havayı üfledim.

-"Ya söyle artık neyi var Loya'nın ?! Neden ağlıyordu öyle söylesene !"

Elis'in kulağımı tırmalayan sesine arkamı dönüp tekrar servise girdim. Peşimden geldiklerini biliyordum.

-"Gel." diyerek zayıf bedenini kucakladım. Aklımın karmaşası , olup bitenin ağırlığını unutmadan onun sağlığı için endişeleniyordum.

Kollarını boynuma dolayıp gözlerinden yaşlarını akıtmaya devam etti. Çok geçmeden arabaya doğru giderken başıma yoğunlaşan ağrı dayanılmaz olmuştu.

Defne'nin açtığı ön koltuğa oturtup kapattım.

Soru ve endişe dolu gözleri umursamadan şoför koltuğuna geçtim. Orhan arabanın önünden çekilince anayola çıktım. Sıktığım direksiyondan elimin sızladığını hissettim.

Nasıl sikik bir haldeydim tanrı bilir.

İçimin doluluğundan ziyade yanımda kuş gibi titreyip ağlayan Loya'yı düşünmeliydim.

Yol bitene kadar konuşmak isteyip sesimi çıkaramamıştım. Yanlış bir şeyler söylemekten deli gibi korkuyordum.

Otelin otoparkında asansöre binmiş aynı şekilde kucağımdan indirmeden daireme girmiştim.

Yatak odasından önce banyoya girdim. Rahatlamasını ve gevşemesini istiyordum.

-"Sana yiyecek bir şeyler söyleyeceğim." diyip arkamı dönecektim ancak öyle olmadı. Elimi tutunca gidecek gücüm kalmadı.

Durup yavaş yavaş döndüm.

Önce ağzını açtı sonra kapattı. Gözlerinin dolduğunu gördüm. Başını eğdi ve kesik kesik soludu.

-"Evime gitmek istiyorum. " diye fısıldayınca kalbim sıkışır gibi oldu.

Elimi elinden çektim ve duraksamadan bedenine sarıldım.

Saç diplerini okşayıp uzun uzun öptüm.

-"Senin evin benim." dedim.

Yüzünü göğsüme gömdüğü yerden bir süre çıkarmadı. İç çekişlerinin dinmesini bekledim.

-"Çok karışığım." dedim ağlamaktan kısılan sesiyle.

Banyoda durmayı bırakarak onu yeniden kucakladığım gibi koltuğa yürüdüm. Kucağımdan bırakmadan oturdum.

Henüz kaldırmaya sindirmeye vakit bulamadığım bir şeydi. Bu yüzden hayatımda ilk kez kaçmayı seçtim.

-"Şimdi uyu ve dinlen olur mu ?" dediğimde tekrar konuşmadı.

Sustu gözlerini kapattı. Uykuya dalana kadar gözlerinden süzülen yaşların haddi hesabı yoktu.

Onun içi sıkıştıkça benim içim kavrulmuştu.

'

Sabahın ilk ışıklarında bütün gece boyunca durduğum camdan uzaklaştım.

Dağılmış halimi görmezden gelerek yatak odasına ilerledim. Yatağın orta yerine kıvrılmış derin bir uykudaydı.

Bir süre masum yüzünü izledim. Kırılgan ruhu derinden sarsılmıştı. Omuzlarına yığılan ağırlığı hafifletmek için elimden gelen hiçbir şey yoktu. Çünkü aynı ağırlığın altındaydım.

Gözlerim yavaşça açıkta olan karnına gitti. Çekemedim. Bakmaya devam ettim.

Loya , hayatımın dönüm noktası olan bir kadındı. Kalbimin ilk aşkı tattığı ruhtu. Onsuz nasıl olur diye asla düşünmemiştim çünkü artık onsuzluk kavramı olamazdı biliyordum.

Ona böylesine bağlı olduğumu onun da bildiğine emindim.

Bilmediğim ve emin olmadığım tek bir şey vardı. O da bir çocuğun sorumluluğunu almaktı.

Yerimde bir başkası olsaydı nasıl tepki verirdi ?

Ben hiç düşünmemiştim ki. Çocuk kelimesini değil dilimde aklımda bile çevirmemiştim. O derece yabancıydım.

Halbuki dünyanın döngüsüydü. Düşünmem gerekiyordu. Olabilirdi. Eğer olacağı varsa o ilaçlarla da önüne geçemezdik.

Ama işte aptallık yapmış hiç düşünmemiştim.

O yüzden böyle aptal gibi kalakalmıştım.

Çaresiz kalmaktan nefret eden ben dudaklarımı kıpırdatamıyordum. Gece boyunca gözüme bir damla uyku girmemişti. İçip kafamı dağıtmak yerine saniye saniye düşünmüştüm.

Ben asla ve asla bu gerçeğe sırt çevirecek bir adam değildim. Olmuştu. Bize verilmişti.

Düşünmemiş olmam inkar edeceğim anlamına gelmezdi. Elbette sindirip bu gerçeğe alışacaktım.

Fakat Loya'nın söyleyecekleri her şeyden önemliydi. Eğer istemediğini söylerse onun sonuna kadar arkasında olacaktım. Kesinlikle hiçbir şey için onu zorlamayacak üzülmesine izin vermeyecektim.

Ancak ben kendimden olan cana kıyacak kadar adi bir herif de değildim.

-"Kuvars ?"

Başımı sallayıp kendime gelirken gözlerini aralayan minik sevgilime baktım. Gözlerinin içinin kırmızı tonları hiç hoşuma gitmemişti.

-"İyi misin güzelim ?" Dirseğimi yastığa dayayıp diğer elimi yanağına bıraktım.

Dudaklarını ıslattı ve gözlerini göğsüme indirdi. Uyurken kapanan zihni birer birer gözlerinde belirdi.

-"Bilmiyorum. " dedi ve derin bir nefes aldı.

-"Önce yemek yemeni istiyorum. Ondan sonra konuşacağız. İtiraz etme hakkın yok." dedikten sonra kahvaltı için aşağısını aramış kendime bir bardak içki doldurmuştum.

Loya banyoda elini yüzünü yıkarken ben dağınık olan saçlarımı iyice dağıtıp koltuğa çöktüm.

Karnını doyurmasını gözlerimle kaçırmadan izledim. Masada bana attığı kaçamak bakışlarla güç bela bir kaç lokma yemişti. Zorlamasam yemeyeceğini biliyordum.

Hayatını , ruh sağlığını daha yeni rayına sokan küçük bir kızdı !

Daha ufacıktı ! Hayatı doğru düzgün öğrenmemişti bile !

Allah kahretsin!

Allah kahretsin !!

Nasıl bunu ona yapmıştım ? Aklım almıyordu. Almak istemiyordu. Onun hayatına bu kadar erken müdahale edemezdim. Ona bu sorumluluğu nasıl yükleyebilirdim ?!

Evet olan olmuştu ama ben neden kendimi boğmak istiyordum ?!

-"Kuvars sakin ol."

Ellerimi orantısız bir güçle sıktığımı tenime değen parmaklarla hissettim. Elimden hızlıca çektiği bardağı bırakıp yanıma oturdu.

-"Özür dilerim." diyebildim sadece.

Bok gibiydim. Dümdüz bok gibi.

-"Bu benim de..." Hatam demeye dilinin varmadığını fark ettim. Göz pınarlarında biriken yaşlar yanaklarından süzüldü.

Bende hata diyemezdim. Çünkü bu hata değildi.

-"Hayır ben daha dikkatli olmalıydım. Sen henüz bunun için çok küçüksün." dediğimde kendi sesimin titrediğine hiç şahit olmamıştım.

Yanaklarını silip ellerimi çektim.

İkimizin de kelimeleri tükenmişti.

Dişlerimi sıkmaktan çenem ağırmaya başlamıştı. Sehpaya bırakılan bardağı bir hamlede içip yeniden sehpaya fırlattım. Kırılmadan yere düşmüştü.

-"Ben...ben buna hazır değilim." Güçsüz fısıltısıyla önüne dönüp ellerini birleştirdi.

Zaten küçüktü iyice küçülmüştü.

Kazan gibi olan başımı bir süre eğdim. Mantıklı düşünebilmek için kendimi uyarıyordum.

-"Ben bir doktor bulacağım."

Ayağa kalktığımda başını hızla kaldırdı. Göz göze gelişimizde gözünden geçen belirsizliği fark ettim.

Kendimi düzelttim.

-"Ayrıntıları öğrenmek için."

Yaşlı gözlerini yine yere düşürdü. Ona biraz zaman vermem gerektiğine karar kıldım. Aklını toparlamalıydı.

Benimde daha fazla konuşmaya gücüm kalmamıştı. Kelimelerim tükenmişti. Ağzımdan bir cümle daha çıkamayacaktı.

Telefonumu almaya gidecekken bana seslenince durdum. Döndüm. Ayağa kalkmıştı.

-"Eve götür beni lütfen." dedi sesi titreye titreye.

İyi olmadığını görüyordum. Onu böyle bırakmamı isteyemezdi.

-"Hayır burada kal. İyi değilsin." dedim ona yaklaşırken.

Başını iki yana sallayıp dudağını ısırdı. Kendini sıktığına çok emindim.

-"Lütfen Kuvars." dedi oldukça zorlanarak.

Daha da kötüleşmesini istemediğim için istediğini yapacaktım. Yalnız olmayacağını kendime hatırlattım.

Belki yanında ben olmayınca daha iyi düşünüp sakinleşebilirdi.

Evine giden yolda yine çıtımız çıkmadı. Düşüncelerimiz öyle sesliydi ki arabanın sessiz oluşu ikimizin de ilgisini çekmiyordu.

-"Seni böyle bırakmak istemiyorum." dedim elini kapıya attığında.

Kızarmış burnunu kırıştırıp sesli bir nefes verdi.

-"Biraz...biraz yalnız kalmak istiyorum. " dedi ve arabadan indi.

Konumuz ortaktı. Fakat bedenlerimiz olmaması gerektiği şekilde ayrı noktalara kaymıştı.

Arabayla uzaklaşmayıp sakin bir yere park ettim. Başımı direksiyona yasladım.

Loya iyi olduğunda bende iyi olacaktım.

Loya Hanzade

Günler günleri kovalarken düşünemiyor yalnızca göz yaşları döküyordum. Kuvars o günün akşamında yanıma uğramıştı ancak konuşmak istemediğimde bir süre beklemiş çıkmıştı.

Kızlara ağlaya sızlaya anlattığım gerçeği kaldırmak çok zordu.

Söylemekte bile zorlanıyordum ama bu bebeğe ne Kuvars ne ben hazırlıklıydık.

Ona istemediği için kızmıyordum. Benim hayatın üstesinden gelmeye başladığım bu dönemde bir bebeğin sorumluluğunu üstlenmem çok ama çok zordu.

Daha ben tutunamamıştım !

Aklım karman çormandı.

Bir yanım kızlar gibi cana kıymanın imkansızlığını savunurken diğer yanım korkudan çıldırıyordu.

Hayatta tek ailem olan adamın parçasına sahip olmak inanılmazdı. Ancak gerçekten inanasım gelmiyordu.

Aradan bir hafta daha geçtiğinde Kuvars'la konuşamıyordum. Yanımdayken sessizce ağlıyor ona sarılıyordum.

O da benim gibi konuşmak kaçınıyordu. Farkındaydım. Bana geldiği kadar ona da çok zor geliyordu farkındaydım.

Bir diğer yandan Meyra hanım evime gelmişti. Kızların söylediğine göre ertelenen bağış gecesinin sebebini öğrenmek için beni aramıştı. Ben açmayınca gelmişti.

Dağılmış halim onu dehşete düşürdüğünde sinir boşalmasıyla kriz geçirircesine ağlamıştım.

Saklamak hiç elimizde değildi.

Şok oluşunu yaşayamadan şiddetli sancılar çekmeye başlayınca şaşkınlığı atmıştı.

Son günlerde keskin ağrılarım oluyordu. Hala kabullenmediğim ve asla bakmadığım karnımın içerisinde olup biteni düşünmek istemiyordum.

Yataktan çıkmaya halim yoktu.

Gün ortasında kızların zoruyla bir şeyler atıştırmış yine yatıyordum. Her zaman olduğu gibi kapı sesi duydum. Anahtarla açıp içeri giren Kuvars'ı kızlar karşılamadı.

Direk yatak odasına yanıma geldi ve kapıyı kapattı. Sırtım dönük olsa da ezberlemiştim.

Arkama uzandığında kolları anında bedenime dolandı.

-"Daha fazla ayrı kalamıyorum. Ne olur doğru düzgün yüzünü göreyim." dedi ve saçlarımın arasını öptü.

Burnum çoktan sızlamaya başlamıştı.

-"Bu bebek bizim sevgilim. Ne kadar beklenmedik olsa da ikimizin bir parçası. Artık bir şeyler söyle de yardımcı olabileyim. Yalvarıyorum sana Loya."

Yaşadığım ikilem çok büyüktü. Ruhum acımasız karanlıktan sıyrılamıyordu. Ne aklım ne mantığım çalışmadan bir yere varamıyordum.

Hem kıyamıyor hem kaldıramıyordum.

Bedenimin ikiye bölündüğünü düşündüğümde yine aynı keskin sancıyı hissettim. Karnıma bıçaklar saplanıyor gibiydi.

Acıyla inleyip iki büklüm oldum.

Telaşlandığını bildiğim Kuvars beni sırt üstü çevirirken yüzü beyazlamıştı.

Daha önce yanında rast gelmemişti.

Sancının eşliğinde midemin fokurdadığını hissettim. Kuvars'ın yardımıyla yataktan kalktım ve banyoya ulaştım. Klozetin başında yediğim az lokmayı çıkarırken karnıma saplanan sancıların geçmesi için dua ediyordum.

Dakikalar sonra doğrulduğumda kızlar belimi tutan Kuvars'ı es geçip diğer günler olduğu gibi kollarımdan tuttular ve beni kaldırdılar.

Aynanın karşısında çökmüş bir haldeydim. Her gün kusuyordum.

Yüzümü gözümü özenle yıkayıp kuruladılar.

Yansımadan gördüğüm Kuvars kaskatı kesilmişti. Yürüyüşünün zorluğundan belliydi.

-"Bu sıralar sancısı çok oluyor. Sana söylememizi istemedi ama artık bilmelisin. Lütfen onu bir doktora götür biz çok endişeleniyoruz."

Elis'in sözleriyle ona yapma dercesine baktım. Yeterince çıkmazdaydık. Bir de bununla Kuvars'ı bunaltmak istemiyordum. Aklı çok karışıktı. Benim için daha da üzülmemeliydi.

Kızlar banyodan çıktıklarında Kuvars önümde durdu. Sesli bir şekilde yutkunup gözlerini kapattı ve açtı. Onu ilk defa böyle görüyordum. Ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Aslında ikimizde günlerdir böyleydik.

-"Sen...neden ?" Ağzı uyuşmuş gibi dudakları kapandı açıldı tekrar kapandı.

Elini ensesine atıp indirdi. Uzun bir soluk aldı.

-"Bak artık geçiştiremeyiz. Çok zor biliyorum. İnan bende zorlanıyorum ama daha fazla böyle olmaz. Hemen derhal hastaneye gidiyoruz ! Bu çözümsüzlük bir yana her şeyden önce senin sağlığın geliyor !" Git gide yükselen sesi korkudandı.

Bir şey demedim. Başımla onayladım. Çünkü artık bende korkuyordum.

Şiddetli sancılar , bulantılar yanı sıra ürkütücü bir kanamam oluyordu. Strese üzüntüye bağlamayı bırakmalıydım.

Kızların yardımıyla hazırlandığımda koridorda bekleyen Kuvars'ın yanına gittim.

Elimi sıkıca tutup kapıdan çıktı. Asansörde omuzlarıma sarılmış saçlarımı öpüyordu.

-"Seni kucağıma almamı ister misin ?" diye sordu.

Şuan sancım olmadığı için başımı iki yana salladım. Buna rağmen çok halsizdim.

Arabaya ulaşana kadar beni gözleriyle kontrol edip durmuştu.

-"Loya yanında durmayışım seni üzmedi değil mi ? Tek amacım senin istediğin gibi biraz zaman vermekti."

Dudaklarımı ısırıp akıp giden yola baktım.

-"Hayır hiç düşünmedim." dedim kısık tonda.

Eliyle direksiyona sertçe vurunca yerimde sıçradım.

-"Ama yanlış yaptığımı görüyorum ! Haline bak! Bana nasıl söylemezsin ?!"

Omuzlarımı düşürüp gözlerimi yumdum. Daha fazla endişelenmesini istememiştim.

-"Geçer sandım."

En yakın hastanenin önüne park edişiyle konuşmamız sonlanmıştı. Apar topar beni kadın doğum uzmanının odasına aldırdı.

Bütün muayenelerim yapılırken korkudan bayılacaktım. Kuvars , ben sedyede yatarken elimi bir an olsun bırakmamıştı.

Ben ise endişeden gözlerimi sıkıca kapatmış bekliyordum.

Karnımda soğuk soğuk gezinen ultrason cihazı durdu. Odada nefes alışverişler tıpkı benimki gibi zayıfladı.

Gözlerimi geri açtığımda Kuvars gücünü vermek istercesine elimi hafifçe sıktı.

Ben ise doktora baktım. Odaya girdiğimizde gözleri gülüyordu.

Ancak şimdi ultrason ekranına bakan yüzü düşmüştü.

•••

Tekrardan merhaba !

Bölümü bitirdiğim yerde derin bir nefes verdim diyebilirim.

Tuhaf bir bölüm oldu. Yazarken akıp geçti ama duyguları bana bile işledi sanki.

Siz ne düşünüyorsunuz ?

Bölüm sonu

1 yorum