•
Pasta ve şampanya için bahçeye çıktığımızda her yeri kırmızı balonlarla kaplamış olmalarına ayrı içim gitmişti.
Beni sandıklarından daha fazla mutlu ediyorlardı.
-"Biz hediyemizi vermeyi unuttuk !"
Kızlar birbirlerine döndüklerinde gözlerimi devirdim.
-"Kızlar gerek olmadığını biliyorsunuz." dedim.
-"Sus sen tadını çıkar." dedi Elis karşımdan.
-"Katılıyorum." diyen Meyra hanımdı.
İç çekerek şampanya kadehini masadan aldım. Gözlerim bahçenin diğer tarafında sinirli tavırlarıyla telefon görüşmesi yapan Kuvars'a kaydı. Elini kolunu oynatıyor belli ki küfür ediyordu.
Aynı zamanda kaşları da çatıktı ve vücudundan gerilim yayılıyordu.
-"Birazdan hazırlanmaya başlarız." Defne'nin konuşmasıyla dikkatimi ona yönelttim.
-"Ne hazırlanması ?" diye sordum.
-"Ne demek ne hazırlanması ? Doğum gününde evde oturacak halimiz yok."
-"Rahatız işte böyle. " Mırıldanırken gözüm ileri kayıp duruyordu.
Telefonunu kapattığında göz göze geldik. Gözlerini benden ayırmadan buraya yürürken kalbim yine ağzıma gelmişti.
Buz gibi yüzüyle yanıma oturdu.
-"Bir sorun mu var oğlum ? Uzun sürdü." dedi Meyra hanım.
Kuvars masada duran şampanya kadehine uzanıp tek yudumda içti.
-"Yok bir şey." dedi ters ters.
-"Kötülük kötülüğü çektiği için...bir sebep aramamalısın anne. Hayatı baştan aşağı kendisi gibi sorunlu." Korhan oturduğu sandalyede ciddiyetsiz şekilde Kuvars'a laf atarken geri tepki pek iyi olmadı.
Kuvars zaten bir öfke bombası gibi dururken elini masaya vurmasıyla hepimiz irkilmiştik.
-"Ne diyorsun lan it ?! Sinirimi senden çıkarırsam görürsün sorunu nerene soktuğumu !"
Soluğum içime kaçarken öyle korkmuştum ki göz bebeğim bile kıpırdamamıştı.
-"Kuvars ağzından çıkanı kulağın duysun. Nerede olduğunu unutma. Her seferinde birbirinizi yiyorsunuz bir kere doğru düzgün konuştuğunuzu görmedim ! Yeter artık yıllardır aynı terane !" diyen Sancar bey çattığı kaşlarıyla masadan hışımla ayağa kalktı.
Bizden çıt çıkmıyordu. Kızlarla ufak bir bakışma yaşadığımızda korkudan titreyen gözlerimi hızlıca masaya çevirdim.
-"Bu şerefsiz durmadan bana laf sokma çabasında ! Ona niye bir şey demiyorsun ?! Ama bu oğlun iyilik meleği değil mi kusura bakma ?! "
Kuvars oturduğu sandalyeyi geriye doğru atarak kalktığında ikinci kere irkildim.
Bir anda alevlenen bu öfke yangını herkese ayrı duygular yaşatıyordu.
-"Oğlum olur mu öyle şey ? Sancar bağırmayın ne olur rezil oluyoruz. " dedi Meyra hanım titreyen sesiyle.
-"Bırak anne ya sinirlenmeye yer arıyor. Bunun bildiği tek şey düşman olmak. İnsan gibi davrandığı mı var ?!" Suskunluğunu bozan Korhan da ayaklandığında Kuvars masanın etrafından dolaştı ve kaşla göz arasında yakasına yapıştı.
Sancar beyin aralarına atılmasıyla Meyra hanımın çığlığı aynı anda olmuştu. Defne kalkıp annesini tuttu.
Ne yapacağımı bilemez haldeydim. Aklım karman çorman olmuştu. Nefes bile alacak durumda değildim.
Kuvars'ın gözlerinde yansıyan o karanlık bedenimi dondurmuştu.
-"Bırak baba bırak ne yapacaksa yapsın ! İçinde şeytan yaşıyor senin oğlum ! Gözün dönüyor ruh hastası !!" diye bağırdı Korhan.
Sancar beyden beklemediğim üstün güç Korhan'ı geri iterken Kuvars parmağıyla burun kemerini sıkıyor muhtemelen sakinleşmeye çalışıyordu.
-"Sus artık ! Git Korhan lütfen annecim ! Sakinleşin !" Sesini yükselten Meyra hanım dikkatlerini çekince Sancar bey de Korhan'ı döndürüp sırtından eve ittirdi.
Kuvars sessiz kaldığı için zar zor elimi kaldırarak kalbimin üstüne koydum.
-"Sen Loya'nın saçının telini bile hak etmiyorsun ! Senin gibi boktan bir herifle hayatını çürütecek !"
Korhan eve girecek diye yaşadığımız ufak rahatlama kısa sürmüştü. Tekrar dönüp bağırdığında kalbim duracak sandım.
Sancar beyin araya girme fırsatı olmadan Kuvars olağanüstü bir hız ve güçle Korhan'a ulaştığı gibi onu yere sermişti.
-"Sana mı kaldı lan şerefsiz ?!"
Yüzüne vurduğu demir gibi yumrukla gözlerimi yumdum. Meyra hanımın ağlama sesi beni iyice çökertirken sıkıca sandalyeye tutundum.
Ayaklarımdan gücüm çekilmiş ayakta duramıyordum.
-"Sen çok mu iyi bir boksun ?! O ağzını bir daha açarsan gelmişini geçmişini sikerim ! Anladın mı lan ?!" Kuvars'ın gırtlağını zorlayarak bağırırken vücudu yırtıcı bir canlıya dönüşmüştü.
Ciddi anlamda gözü dönmüştü.
Titreye titreye ayaklarıma verdiğim komutla adımlarımı attım.
Sancar bey o sırada var gücüyle Kuvars'ı kaldırmaya çalışıyordu. Korhan bulduğu boşlukta Kuvars'ın kaşına bir yumruk sallayınca ağzımdan küçük bir çığlık kaçtı.
-"Kuvars yapma !" diye bağırdım.
Babasını sarsarak iterken dikkatini topladı ve yine Korhan'ı çimlere bastırdı.
-"Bir daha...bir daha Loya'nın adını ağzına alırsan ağzına sıçarım duydun mu beni ?!"
Başımı iki yana sallayıp hıçkırarak dudağımı ısırdım. Kuvars'tan deli gibi korkuyordum. Çünkü çok yabancıydı. Çok kendinde değildi.
Kendi isteğiyle Korhan'ın üzerinden kalktı ve kaşından süzülen kanı elinin tersiyle silip dikleşti. Göğsü hiddetle inip kalkıyor öfkesi dinmemiş görünüyordu.
-"Siktir git göt herif." dedi Korhan ve öksürerek yerden kalkmaya çalıştı. Meyra hanım kolundan tutup destek olurken ben Kuvars'a yaklaşmaya cesaret edemiyordum.
-"Yürü Loya." Sert soluklarıyla bir anda bana dönünce içimi saran korku daha da büyümüştü.
Gözleri simsiyah görünüyordu.
Sertçe yutkunup kalakaldım. Gözlerimi kaçırmaya bile korktum.
-"Bırak kızı. Gidip önce kendine gel ! Korhan sende yukarı çık yüzünü gözünü temizle." diyerek Sancar bey Korhan'ı eve soktu.
-"Yürü dedim sana !" Ses tonu yükselince sıçrayıp titrek bir nefes aldım.
-"Ne-nereye..?" Dudaklarım titrerken bir kelimeyi bile düzgün söyleyemedim.
Yüz hatları kaskatı kesilmiş boynunda geniş bir damar atıyordu.
-"Gidiyoruz." Dirseğimden kavrayıp çekiştirirken çare arar gibi kızlara baktım. İkisinin de beti benzi atmıştı.
-"Oğlum bırak nereye götüreceksin evladım ? Çok sinirlisin bir nefes al. Kızdan ne istiyorsun ?"
Meyra hanım salonda yetişip Kuvars'ı tutunca kolumu çekmeye çalıştım ama izin vermedi. Hatta daha sert tutup kendine doğru çekince göğsüne çarptım.
Kaya gibiydi.
-"Karışma bana ! Git oğluna bak sen ağlıyordur !" diye öfkeyle bağırdı.
Göğsünden yükselen derin nefesler kontrolsüz olarak düzensizdi.
-"Canımı yakıyorsun." dedim fısıltı benzeri sesimle.
Ağladım ağlayacaktım. Şefkati sevgiyi tattığım adam ne hale dönüşmüştü.
-"Eşyalarını sonra alırsın. Cüzdanımı alıp geliyorum. "
Gözlerimden benden izinsiz süzülen yaşlarla başımı olumsuz anlamda salladım.
-"Niye böyle yapıyorsun ?" dedim gözlerim bulanıklaşırken.
Kolumu bıraktığında elimle sıktığı yeri sıvazladım. Parmakları saçlarını çekiştiriyordu.
-"Burada biraz daha durursam çıkıp o kılıksız herifi öldüreceğim. Duydun mu ?! Burada kalmayacaksın ! Gidiyoruz dedim !!"
Korktuğumu görmüyor muydu ? Deli gibi titriyordum farkında değil miydi ?
-"Kıza bağırıp durma ! O senin öfkeni kaldıramaz ! Korkudan bayıltacaksın şimdi gözünü aç gör !" Sancar bey arkamdan gelip beni yanına çektiğinde dudaklarımdan kaçan hıçkırıkla parmaklarımı koluna sardım.
Sevdiğim adamdan korkup babasına sığınmıştım.
Çok acı vericiydi.
Durup aldığı nefesi vermeden yaşlı gözlerime baktı. Bakışlarında bir değişme olmadan sıktığı yüz kaslarını gevşetti.
-"Tamam sakinim ben." diyip göğsünü indirdi. Başını çevirip biraz düşündü ve adımlarını merdivene yöneltti.
-"Böyle bir şeye tanık olmanızı istemezdik. Üzgünüm ama bunlar böyle kızım. Biz alıştık." diyerek saçlarımı okşadı ve kolunu omzuma sardı.
Bir şey diyemeden Kuvars merdivenlerden inmiş gelmişti. Kaşından yanağına süzülen kan bir yol izlemiş oradan beyaz tişörtüne damlıyordu.
-"Hadi Loya." dedi kaşlarını çatıp.
Kurumuş dudaklarımı ıslattım ve uzun bir soluk aldım. Sancar beyin kolunun altından çıkarken yanına gitmemi bekliyordu.
Dudaklarımı araladığımda kelimeler çıkmaya bir güç arıyordu.
-"Gitmek istemiyorum. Otur ne olur kaşını temizleyelim."
-"Oğlum gözünü seveyim otur şuraya." diye bana arka çıktı Meyra hanım.
Ancak Kuvars yalnızca beni duyuyor gibiydi.
-"Oturmayacağım Loya." dedi ve durup çenesini sıktıktan sonra tekrar konuştu.
-"Gelmiyor musun ?" derken kendini sıkar gibi bir hali vardı. Boşta olan elini yumruk yapmış kaşları çatık bakıyordu.
-"Sende gitme. Burada sakinleş." dedim yalvarırcasına.
Uzanıp koluna dokunmuştum ki çekilip bana yoğun bir bakış attı. Konuşur diye bekliyordum ancak o belli belirsiz salladığı başıyla ilerlemeye başladı.
Kapıya ulaştığında koşarak onu yakalamıştım.
Kolumu ittirip dışarı çıktı.
-"İstemiyorum dedin gelme Loya. Kalbini kırarım...bırak." Ağzından kelimeler öyle vurucu çıkıyordu ki dondum. Hareket edemedim.
Uzun adımlarla saniyeler içinde gözden kaybolduğunda omuzlarıma çöken ağırlık yüzünden kapıda merdivene yığıldım.
Ellerimi yüzüme kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Yaşadığım anlam veremediğim hisler üzerime çullanmıştı. Nereye gitmişti ne yapacaktı düşünürken ellerimi saçlarıma geçirdim.
Sadece çok korkmuştum. Bu çatının altında durmak istemiştim.
-"İçeri gel kızım ağlama."
Başımı sallayıp dizlerime yasladım. Omuzlarım sarsıla sarsıla iç çekerek ağlıyordum.
En sonunda Meyra hanım kızlarla birleşip beni yerden kaldırdığında Kuvars'ın öfkeyle kendine zarar verir mi korkusunu çekiyordum.
'
Aradan geçen saatlerde akşamın bu vaktine kadar aradığım numaraya ulaşamamıştım. Odanın içinden çıkmadan hem ağlıyor hem arıyordum.
-"Kuzum yapma böyle. Allah aşkına artık ağlama. Kuvars sen olmadan ancak bu kadar saat dayanır. Birazdan gelecektir. " dedi Elis yanaklarımı silerken.
Titreyen dudaklarımı ısırdım.
-"Hayır. Gelmeyecek." dedim.
O attığı son bakış yüreğime oturmuştu. Gelmezdi.
Neyin acısını yaşadığıma bile emin değildim. Yalnızca yüreğim dağlanıyordu.
-"Orhan abiyi aradın mı ?" diye sordu Defne.
Başımla onayladım.
-"O da açmadı." dedim ve bükülen dudağımla tekrar ağlamaya başladım.
Kucağımdaki yastığı sıkarken odamın kapısı açılmıştı.
-"Kızlar yardım edin Loya duş alsın. Biraz kendine gelir sonra uyur. " Meyra hanım etkilenmemiş gibi durmaya çalışırken gidip gelip bana destek oluyordu.
O odadan çıktığında kızları durduramadan beni banyoya sokmuşlardı. İç çamaşırlarımla kalıncaya dek soyup ılık suyun altına girmemi sağladılar.
Ayakta duracak halim olmadığından yere çöktüm ve dizlerimi karnıma doğru çektim.
Gözlerim sızım sızım sızlıyordu. Kaç saattir ağladığımı bilmiyordum.
-"Başını kaldır." Elis çenemi tutup hafifçe kaldırınca başımı kaldırdım.
Yaşlar arasında ikisininde gözlerinin südyenimden açıkta kalan morluklarda gezindiğini fark etmiştim. Fakat hiç umursamadım. Şuan en son umursayacağım şeyler arasındaydı.
Aksine Kuvars'ı daha derinden hatırlayıp hıçkırdım.
Beni hızlıca üstün körü yıkayıp çıkarttıklarında giyinmem için yalnız bıraktılar. Çırılçıplak bedenimi kurulamadan kısa kollu penye elbiseyi giyinip ıslak saçlarımı omuzlarımda bıraktım.
Kapının önünde bekledikleri için çok geçmeden girmişlerdi.
-"Bir şey ister misin ?" dedi Defne.
Yutkunup yataktaki telefonumu aldım.
-"İstemiyorum." dedim kısık çatallanan sesimle.
-"Loya lütfen."
-"Yalnız bırakın ne olur ?" derken gözlerim tekrar tekrar yaşlarla doluyordu.
-"Pekala ama...ağlama bari uyumaya çalış olur mu ?"
Gittikleri gibi yatağa çöktüm. Kimse duymasın diye sessiz sessiz iç çekerken yine Kuvars'ı aradım.
Aynı yanıta yüreğim dayanmazken telefonumu sertçe yatağa fırlattım. Odanın duvarları üstüme üstüme geliyordu.
Yüzümü gözümü silerek odadan sessizce çıktım. Çıplak ayaklarımla bahçeye ulaştığım zaman gözümün önünde canlanan saatler kalbimi sıkıştırmıştı.
Ağlaya sızlaya havuzun başında şezlonga oturdum. Farkında olmadan gözlerimden akan şelale gibi yaşlar eşliğinde uyuya kaldım.
'
Gözlerimi uğultu şeklinde gelen seslerle açtığımda sanki bedenim bir kütlenin altında ezilmiş gibiydi.
-"Of Loya of ! Hep bizim suçumuz. Yalnız bırakmayacaktık !"
-"Kızlar yeter. Çekilin."
Göz kapaklarım yapıştırılmıştı. Zar zor araladığımda Korhan olduğunu tanımladığım kollardaydım.
Bilincim yarı kapalı olarak yeniden karanlığa bulandı.
Yeniden kendime gelişimde gözlerim bir nebze daha kolay aralandı. Burnuma dolan hastane kokusunun sebebini aklımda çözümleyemiyordum.
Sonra deli gibi kurumuş boğazımı hissettim. Öksürerek yan döndüğümde omzuma bir el değmişti.
-"Kızım yavrum biz burdayız. Hastanedeyiz." Meyra hanımın sakinleştirici sesi aklımı aydınlatmada yardımcı olmuştu.
Fakat bana ne olmuştu ?
Öksürük krizimi bitirip geri yaslanırken yatağın etrafında toplananlara bakmaya çalıştım. Ancak yarısında gözlerimi kapattım.
Hiç ama hiç gücüm yoktu. Vücudumda bir gram enerji hissetmiyordum.
-"Islak ıslak bahçede uyumuşsun. Sabah bulduk. Ateşler içindesin. Niye orada uyudun kızım ?" diye soran Sancar beye bakmak için gözlerimi araladım.
Aralıksız ağlayan gözlerimin acısı kendini yeni yeni gösteriyordu. Başım da davul gibiydi.
-"Abimi aramadım. Sen arar mısın baba ?" diyen Defne'nin sesiyle göğsüm sıkışır gibi oldu.
Uzaklaşan ayak sesinin sonrasında başımı omzuma düşürdüm. Ne kadar zaman geçtiğinin bilince değildim ama gözlerimi açtığımda mide bulantısıyla açmıştım.
Bunu anlayan Elis bir yerden aldığı poşeti koşarak yanıma getirdi. Kendimden iğrenerek poşete öğürdüm.
Elimi yatağa bastırmış öğürürken birisi saçlarımı tutuyor sırtımı sıvazlıyordu.
Boğazım o kadar acımıştı ki ağlamadan edemedim.
-"Al su iç." Defne su şişesinin ağzını dudaklarıma getirip bir yudum almamı sağladı. Sonra peçeteyle dudaklarımı silip çekildi.
Yatağa geri yattığımda ağzımdaki iğrenç tat midemi daha da bulandırmıştı.
-"Üşütmüşsün. Bünyen zayıf olunca daha ağır oldun. Eve gidelim ben seni hemen iyileştireceğim." dedi Meyra hanım saçlarımı okşarken.
Dakikalar dakikaları kovalamış doktorun kontrolünden sonra çıkmak için hazırlanmaya başlamıştık. Serumun çıkarılan yerinde ince bir sızı vardı. Oldum olası serum takılmaktan korkardım.
Ve en ufak hastalığım çok çok kötü geçtiği için buna alışıktım.
Dikkatsizlik etmiştim. Ancak Kuvars'tan önemli değildi.
Kuvars.
Burnum sızlamaya başladığında arabaya binerken gözlerimden yaş süzüldü.
Öksürürken daha yoğun akan yaşlarım görüşümü kapattı. Eve varana dek yarı baygın yattığım araba koltuğundan beni Sancar bey indirdi.
Kızlar ayağımdaki terlikleri çıkartıp yatağa yatmama yardımcı olurken Meyra hanım da yanıma küçük bir kova getirmişti.
-"Sakın kendini sıkma sakın. Asla çekinme. Ben şimdi sana çorba yapacağım." diye tembihleyip odadan çıktı.
Vücudum yatakta cansız gibi yatarken öylesine üşüyordum ki tepeden tırnağa ürpermiştim.
-"Üstümü örtün ne olur ?" dedim dişlerim birbirine çarparken.
İnce pikeyi omuzlarıma getirdiklerinde gözlerimi kapattım. Usul usul dökülen yaşlar yastığıma düşüyordu.
-"Ateşin var olmaz." dedi Elis.
Yüzümün sıcaklığını anlıyordum fakat bedenim çok üşüyordu. Midemde oluşan çalkalanma nedeniyle yüzümü buruşturup elimden geldiğince hızlı doğruldum. Aynı anda başım da dönünce hıçkırıp ağlamaya başladım.
Defne'nin kaldırdığı kovaya eğildiğim anda elimi yatağın kenarına koydum.
Tek yaptığım boş boş içim çıkarcasına öğürmekti. Öğürdükçe midem büzülüyor daha fazla öğüresim geliyordu.
-"Loya ?! Loya ne oldu sana ?! "
Kovaya sanki organlarımı çıkaracak gibi öğürürken kulağıma gelen ses bilincimi açtı.
Aynı anda kokusu da hızının rüzgarıyla burnuma dolmuştu.
Elis ıslak peçete ile dudağımı silerken bir şey olmasa bile sildiği için ona içimden teşekkür ettim.
Lakin şuan beni kendime getiren Kuvars'tı.
Yere diz çökmüş Defne'nin çekildiği boşlukta yüzümü avuçlamıştı.
-"Güzelim. Sevgilim neyin var ?" Saçlarımı geri ittirip gözleriyle yüzümü taradı. Endişesi havada elle tutulur gibiydi.
-"Çok ateşin var senin." dedi parmakları alnıma değdiğinde.
Daha fazla tutamadığım bedenimi yavaşça yatağa bıraktım. Başım yastıkla buluşurken Kuvars'a bakacak gücüm kalmamıştı.
Fakat gelmesine mutlu olurken bir yanım ona fazlasıyla kırıktı.
•••
Merhabaaa 🌸
Nasıl bölümdü ? 🙅
Loya'nın Kuvars'a kırılması mı doğru yoksa Kuvars'ın gelmediği için Loya'ya kızmış olması mı ?
Düşüncelerinizi merakla bekliyorum ❤