•
Mahkeme salonunda herkes yerini aldığında hücrelerime kadar tedirgindim. Yüzünü görmek istemediğim o şahıs tam karşımdaydı.
Ürkütücü bir sessizlik vardı.
Ailemin gözlerinde bana karşı olan soğukluk içimi ürpertiyordu.
Konuşulanları dinliyordum. Karşımdaki ruh hastası konuşurken dişlerimi sıkmış ondan başka her yere bakıyordum.
Tenim buz kesmişti. Her an bayılacak gibi hissediyordum.
En son söylediği cümleyi duyduğum gibi beynimden vurulmuşa döndüm.
-"Eğer araştırırsanız klinikte tedavi gördüğünü öğrenebilirsiniz. Böyle bir şikayet için akli dengesinin yerinde olmadığını söylüyorum hakim bey."
Yüz kaslarım donum halde başımı o iğrendiğim yüzüne çevirdim. Hiç utanması çekinmesi olmadan alay edercesine gözlerime bakıyordu.
-"Ne ?" diye fısıldadım kendi kendime büyük bir şokla.
Hala devam ediyordu !
Ona inanamazken donup kaldım.
Avukatım söz hakkı istemiş araya girmişti.
-"Biz bunun raporunu zaten aldık hakim bey. Baktığınız zaman klinikte kaldığı süre boyunca hiçbir tedavi almadığını görürsünüz. Lakin bunu müvekkilimin ailesi bizzat bile isteye yapmıştır. Yapılan suçu ört bas etmek istemiş müvekkilimi kliniğe yatırmışlardır. Önünüzde Egemen Hanzade'nin itiraf videosu ile onun tacizine tanık olan otel çalışanının ifadesi var sayın hakim."
Titreyen bedenim bu sözlerden sonra biraz dindi.
Tutuklu yargılanmasının yanı sıra Hanzade ailesi onlara yapılan suç duyurusu ile neye uğradıklarını şaşırmışlardı.
-"Bunu bize yapamazsın ! Bari ailemizi daha fazla zora sokma !"
Babamın yakarışlarına yarım ağız güldüm. Üzerime yürüdükleri anda ön sırada oturan Korhan sayesinde baskılarından kurtuldum. Uzun ve büyük bedeniyle onlarla arama girmiş kolumu tutarak salondan çıkartmıştı.
-"Loya yeterince dağıldık !"
Haşmet Hanzade son kez arkamdan seslendi.
Durup döndüm. Sağ tarafımda avukat , arkamda Korhan ve solumda Kuvars vardı. Onun yakınlığıyla göğsüm sıkışmıştı.
-"Bu size az bile." dedim olan bütün nefretimle.
Arkalarında duran Elis yanlarından sıyrılarak yanıma geldi. Dönüp ilerlerken benimle yürüyordu.
-"Sen en doğrusunu yapıyorsun. Umarım biraz insancıl olmaya başlarlar. " dedi yürürken.
Nefesimi üfleyip başımı iki yana salladım.
-"Bilmiyorum Elis bilmiyorum. " dedim kısık sesle.
Omuzlarım artık düşmüştü. Yük bindikçe biniyor git gide ağırlaşıyordu.
-"Seni evine bırakmamı ister misin ?"
Binanın dışına çıktığımızda Korhan Soysal'a baktım.
-"İşine bak Korhan."
Yutkunup Kuvars'ın kokusunu hissettim.
-"Ben işimi yapıyorum bence sen fazla karışıyorsun."
Başladılar yine.
-"Kendim giderim tartışmayın olur mu ?" dedim ve ağıran ensemi ovuşturdum.
-"Dışarıda oturup hava alalım mı biraz ? Konuşuruz hem." diye araya girdi Elis. Bir yandan meraklı gözlerle yanımda duran iki erkeğe bakıyordu.
Kıpırdanırken Kuvars'ın yakınlığıyla kolum sert karnına sürünmüştü. Tüylerimin diken diken oluşunu hissettim.
-"Senden bir şey isteyeceğim." dedim ve dudağımı ıslattım.
Başını salladı.
-"Tabi." dedi Elis.
Dilimi ısırıp bir kaç saniye sessiz kaldım. Korhan çalan telefonuyla uzaklaşırken Kuvars yanımda bodyguard gibi duruyordu.
-"Pasaportumu istiyorum. Evde kasada olduğunu düşünüyorum. Getirebilir misin ?" demek benim için büyük zorluk oldu. Özellikle Kuvars'ın yanında bunu söylemek.
Ama olması gereken buydu.
-"Ne pasaportu ? Nereye gideceksin ?"
Başımı iki yana salladım.
-"Bilmiyorum boşver sen getirebilir misin onu söyle ?"
Yalnızca uzaklaşmak unutmak istiyordum. Neresi olacağının bir önemi yoktu.
-"Getiririm tabi. Amcama sorarım sıkıntı çıkarmaz. O zaman ben hemen gideyim alayım sonra dışarıda buluşalım." diyince onu onayladım.
Arabasına ilerlediğinde iç çekip önüme döndüm.
Kuvars'ın bakışları beni delerek geçiyordu.
-"Ne düşünüyorsun ?" diye sordu kaşlarını çatıp.
Hayran kaldığım kara harelerine doya doya baktım.
-"Düşündüklerimizi söylüyor muyduk ?" diye bir hamle yaptım.
Burnundan soluduğu nefes yüzüme çarpacak kadar yakınımdaydı.
-"Aklında ne var ?" dedi ters bir ifadeyle.
Üzerime doğru eğilince mecburen bir adım geri kaçtım.
-"Hiçbir şey." dedikten sonra bu tarafa gelen Korhan Soysal nedeniyle sustuk.
-"Teşekkür ederim Korhan bey. Geldiğiniz için de sağ olun." dedim artık son cümlelerimi sarf ederek.
-"Ne demek görevimiz." dedi tebessümle.
-"Ben geçiyorum öyleyse. Tekrar görüşmek üzere." diye devam etti.
-"İyi günler." diyerek arabasına binene kadar boş boş baktım.
Derin bir iç çektim.
Hazır mıydım ? Hayır.
Ağlayabilir miydim ? Kesinlikle !
-"Kuvars bey." diyerek başımı ona çevirdim.
Kendi kendime koyduğum mesafeyle ruhum üşüdü. Işığı sönmüş gözlerim santim santim yüzünde gezindi. Kemikli güzel yüzünde siyah sakalları uzamıştı.
-"Size de teşekkür ederim. Her şey için. Bugüne kadar yaptıklarınız için. Umarım bir gün karşılığını verebilirim." Buza dönmüş parmaklarımı kıvırıp avucuma batırdım.
-"Niye bir veda konuşması yapıyorsun ?" derken açtığım arayı adım atarak kapattı.
-"Hayır teşekkür etmek istedim."
-"Loya beni geçiştirme." Büyük eli yeniden bedenime değdi ve kolumu nazikçe kavradı.
-"Öyle bir şey yapmıyorum." diyerek kolumu çektim ama bırakmadı.
Sesli bir soluk alıp yüzünü gökyüzüne çevirdi. Ardından eğildiğinde gözlerinde sinir öfke vardı.
-"Nereye gideceksin ?"
Kan akışım hızlanmaya başladığında boynumdan yukarı sıcaklık çıkmaya başlamıştı.
-"Gitmek istiyorum. Gelmek istemiyorum. Bu kadar. Tamam mı ?"
Bu lanet olası yerde hiç kimsem yok ! Durdukça canımı yakan bu yerde yaşamaya katlanamıyorum ! Çok sevgisiz hissediyorum çok.
Parmaklarının sıkma gücü azaldığında kolumu kurtardım. Yaşların biriktiği gözlerim son kez yüzüne dolaştı.
Kalbim sızım sızım sızlarken hızla ona arkamı döndüm ve caddeden geçen taksiye bindim.
'
O günün ertesi günü gözlerim ağlamaktan şişmiş halde Necati amcanın dükkanında oturuyordum. Uçağa binmeden beni merak edecek olan eskilerimden gelen tanıdığıma veda etmek istemiştim.
-"Dudaklarından çıkanla gözlerin çok farklı şeyler söylüyor. " dedi omzumu okşarken.
Yıkılmışçasına oturduğum koltuktan etrafa son kez baktım.
-"Neye ihtiyacım olduğunu bilmiyorum. " dedim kuru dudaklarımı oynatıp.
-"Kalbin doğru yolu bulacaktır." dedi gülümseyerek.
Kalbim yerini çektiği acılardan yerini bile unutmuştu.
-"Tablolarım yok." dedim en son. Getirdiğim zaman kasanın yanında duvara asar sığmayanları yerlere dizerdik.
Elini indirip dirseklerini dizlerine yasladı. Baktığım yere bakıyordu.
-"Evet alıcısı var. Daima." diyince şaşırdım.
Kaşlarım havaya kalktı. Kim niye alsın?
-"Hepsini mi ? Neden ?" dedim merak içinde.
Şimdiye kadar dikkat edip bakmamıştım ama ne zaman gelsem tablolarım eksikti. Bir iki tane alındığını düşünür sormazdım. Şimdiyse hiç yoktu. Hemde uzun zamandır tamamladığım resmim yoktu. Getirmiyordum.
-"Kuvars alıyor. Nedenini ben sormadım. Sen sormak istersen yerini biliyorsundur."
Karnıma yumruk yemiş gibi oldum. Ciğerlerime oksijen gitmeyince hızla ayağa fırladım. Şok üstüne şok yaşıyordum.
Kuvars ? Niye alıyordu ?
Tanrım aklımı yitireceğim.
-"Nasıl ?" diye fısıldadım nefeslerim artış gösterirken.
-"Ben orasını bilmem."
Başımı belli belirsiz salladım. İyice beynimde depremler felaketler kopuyordu.
-"Gitmeliyim. Geç kalacağım."Apar topar vedalaşıp beni bekleyen taksiye bindim.
Hayır hayır bu bilgiyi aklımdan silmeliyim yoksa vazgeçerdim !
Bu adamın derdi neydi ?!
Söyledikleriyle yaptıkları birbirini katiyen tutmuyordu.
Kendimi geri adım atmaktan zorlukla alıkoyarak havaalanına girmiştim.
Dün geceden daha fazla tükenmiş hissediyordum.
Niye ağladığımı bile bilmeden bütün gece ağlamıştım. Sanki arkamda bıraktığım bir şeyler mi vardı ki ? Birileri mi vardı ? Yoktu. Ağlayanım yoktu bende kendime ağlıyordum.
Duruşmanın olduğu günün akşamında Defne ile uzun uzun konuşmuştuk ama ona bu kararımdan bahsetmemiştim.
Tuhaf olan ise Kuvars aramıştı. Gece yarısı saat 2 civarında araması geldiğinde çok şaşırmıştım. Ancak açmadım. Geri de dönmedim.
Sağlam kalan aklımın yarısını korumak zorundaydım. Kalbim yeterince yara bere içindeydi.
Yanağımdan bir damla daha süzülünce burnumu çekip gözümdeki gözlüğü yukarı ittirdim. Havaalanı çok büyük ve çok soğuktu.
Ellerimi birbirine sürterken anons sesini işittim. Eş zamanlı olarak mesaj sesi geldi.
Montumun cebinden çıkarıp baktım.
Defne
'Günaydın ne yapıyorsun ?'
Dudağımı ısırıp acılı bir nefes aldım. Kenardaki kamera butonuna bastım ve fotoğraf çektim.
Gönderir göndermez aramaya başladı. Aramasını sonlandırıp mesaj bölümüne girdim.
'Biraz nefes almaya ihtiyacım var. İyi olacağım merak etme.'
Gönderdim ve telefonumu tamamen açmamak üzere kapattım.
Ani bir kararla Fransa'ya bilet almıştım. Ne yapacağımı nerede kalacağımı bilmiyordum. Orada oturan bir akrabamız vardı.
Babamın kuzeni olan Melda teyze sırf annemle anlaşamadıkları için son yıllarda artık gelmiyordu. Ancak ben onu o da beni çok severdi.
Ne zaman alışveriş yada gezmek için Fransa'ya gelsek ona uğramadan geri dönmezdim.
Sanırım ondan yardım alacaktım.
-"Güzel bir yol arkadaşım var demek."
Yanımda oluşan kıpırtıyla irkilip döndüm. Koltuğa sığmakta zorlanan genç bir adam vardı. Saçı başı dağınıktı ve kirli sakalıyla ürkütücü duruyordu. Sert yüz hatlarını yumuşatma gereği duymadan yan gözle bana baktı.
-"Ne o dilini mi yuttun ?"
Yutkunup önüme döndüm. Gereksiz bir durumla uğraşacak halim yoktu.
-"Cihangir bey bir isteğiniz var mı ?" Sol tarafta duran hostes kız üzerini düzeltirken yanımdaki adama değişik değişik bakıyordu.
-"Rahat bir yolculuk yeterli." dedi.
Kız soğuk tepkisiyle bocalarken zar zor gülümseyip bana döndü.
-"Siz Loya hanım ? Bir şey arzu eder misiniz ?"
Başımı iki yana salladım.
-"Teşekkürler. " diye mırıldandım kısık sesle.
Kollarımı göğsümde bağlayıp başımı camdan dışarı çevirdim.
-"Loya demek. Tuhaf ve sıradışı. "
Derin bir iç çekip göğsümü şişirdim. Bakma gereği duymadan dudaklarımı araladım.
-"Bende rahat bir yolculuk istiyorum." dedim biraz ters yaparak. Halbuki böyle birisi değildim ama bugün çok çok kötü bir gündeyim.
Susacağını sanarken kısık sesle bir kahkaha patlattı. Benden daha güzel kahkaha attı !
-"Anlaşıldı Loya hanım. Ama yol uzun sonra sıkılma."
Onu umursamadan başımı omzuma doğru yatırdım. Bir gram uyumadığım için uykuya ihtiyacım vardı. Ancak gözümü kapattığımda direk Kuvars'ın koyu bakışlarını görüyordum.
Ürperince gözlerimi açtım.
Pişman olacak mıydım ?
Olmamalıydım. Eğer kalsaydım ondan geçemezdim. Onu aşamazdım. Daha çok yıkılırdım.
Ellerimi yüzüme bastırıp indirdim. Daha önce hiç böyle hisler bilmezdim.
Klinikte de çaresizdim. Ama birini görememek bu kadar mı kötü hissettirir ?
-"Sen şu delirdi diye hastaneye kapattıkları kız değil misin ? Öyle duymuştum. Cemiyet hayatında haberler fazla hızlı yayılıyor bilirsin."
Gülesim gelmişti.
-"Ama tabi sonra da olanlar duyuldu. Haksızlık edilmiş."
Bu adam susmayacak mıydı ?
-"Deli olduğuma emin olabilirsin." diyerek başımdan atmaya çalıştım.
-"İyi ya bende deliyim. Anlaşırız." dediğinde kendimi tutamayıp kıkırdadım.
Bir yabancıyla gülüşüyordum. Çok yersizdi.
-"Cihangir Karadağ."
Büyük bir el uzatılınca ayıp olmaması için elini sıktım.
-"Loya Hanzade. " dedim tanımasına rağmen.
Elimi bir kaç saniye sonra bollaştırıp bıraktı.
-"Nereye gidiyor bu Loya Hanzade ?"
Omuzlarımı kaldırıp indirdim. Bükülen dudağımı düzelttim ve nefesimi üfledim.
-"Kafasının estiği yere." diye yanıtladım.
-"Canın sıkkın gibi diyemem ona emin değilim ama kızarmış ve şişmiş gözlerin bir şeyler ele veriyor. " dedi yüzümü incelerken.
Utanıp başımı eğdim. Fazla mı kötü görünüyordum ?
-"Bu iyi halim." dedim en kötü günlerimi düşününce.
-"Bence duyduğum kadarıyla tahminde bulunmam gerekirse çok iyi durumdasın. Yanlış anlama dedikodu ve sosyeteyle ilgilenmiyorum. Evde bir ablam var can sıkıntısından her şeyi benimle paylaşıyor."
Bütün herkesin dilinde olduğuma böyle şahit olmamıştım.
-"Sorun değil. Duyulan şeyler." dedim öylesine.
-"Bir kaç günlüğüne mi gidiyorsun ? "
Dudağımı büktüm. Planladığım bir şey yoktu.
-"Bilmem. Şuan kalacak bir yerim bile yok." Neden yabancı bir adamla bu tip konuşmalara girdiğimi bilmiyorum. Galiba büyük saçmalıyordum.
Aman dedim.
Şimdiye kadar dikkat ettim de ne oldu ?
-"O ne demek ? Ciddi misin ?" dedi şaşırıp.
Başımla onayladım.
-"Ben ayarlarım. Yalnız başına ne yapacaksın koca ülkede ?"
-"Teşekkür ederim ama başımın çaresine bakarım. "
Aklıma Kuvars'la olan konuşmalarımız geldi. Yine gözlerim dolmaya başladı. Uzattığı yardım elleriyle başlamıştı ona olan hayranlığım.
-"Olmaz öyle ayarlarım dedim."
Belli ki kararlıydı. İndiğimde tekrar itiraz ederdim şuan uğraşamayacaktım.
'
Yolculuğun bitmesine daha bir saat varken karnımı tok tutacak şeyler atıştırıyordum. İştahım hiç yoktu ama midem bulanıyordu.
Ayrıca yüzümün sararmaya başladığını ısrarla söyleyen Cihangir bana yemek söylemişti.
Mecburen yiyordum.
Geçen sürede nasıl olduysa oradan buradan hep sohbet konusu açmıştı. Konuşmak istememe rağmen zorla ağzımdan laflar çıkartarak konuşturuyordu.
Fransa'ya annesini ziyaret etmeye gittiğine hatta yaşının 26 olduğuna kadar bilgiler öğrenmiştim.
-"Aferin ufaklık."
Boğazımda kalan lokmayla suya sarıldım.
Hayır o kelimeyi başka bir ağızdan duymak istemiyordum !
-"Tamam anladık daha zorlama yeme." diyerek hostesi çağırdı.
Karnıma oturmuş ağırlıkla geriye yaslandım.
Ne için aramıştı ?
Hata mı etmiştim ?
-"Cihangir ?" dedim yaşlı gözlerimle bulutları izlerken.
Sesimin titremesine aldırış etmeden yanımda kısa sürede yakınlaştığım yabancıya seslenmiştim.
-"Efendim sessiz kız ? İlk kez adımla seslenişini beynime not ediyorum."
Sertçe yutkundum.
-"Hiç yaptıklarından pişman oldun mu ?" diye sordum aslında düşüncelerimi ölçüp tartarken.
-"Hımm....evet mesela niye seninle daha önce tanışma fırsatım olmamış diye pişmanım." Yine alaya aldığında gözlerimi devirdim.
-"Tamam pekala. Arkanda bıraktığın birisi için mi pişmansın ? Ailene karşı pek pişmanlık duyacağını sanmıyorum."
Başımı iki yana salladım. Hızlıca ıslanan göz altlarımı sildim.
-"Hayır neyse boşver." dedim.
Arkamda değil. Tam kalbimde kara bir kutuda yalnız bırakmıştım.
-"Ne denli büyük bir pişmanlık ? Geri dönüşü yok mu ?" Sağ kolunu yaslayıp üzerime doğru eğildiği için iyice rahatsız hissettim.
Oturduğum yerde dikleştim.
-"Sadece gidiş bileti aldım." dedim ve acı acı gülümsedim.
Kuvars kudretli ve büyük bir adamdı. Ben aklının kıyısından köşesinden geçeceğimi sanmıyordum. Gitmiştim bitmişti.
-"Sana yapılanlardan kaçmıyorsun değil mi ?"
-"Hayır." dedim yalnızca.
Daha fazla uzatmadı. Sessiz kaldık. Elim daima telefonuma gidiyordu. Bir daha açmaya nasıl cesaret ederdim emin değilim.
Uçak yolculuğumuz bittiğinde bavulları almak için Cihangir yanımdaydı. İndiğimiz gibi gelen iki adam hemen yanına gelmişlerdi.
Uykusuzluğun verdiği yoğun yorgunlukla ayakta zor duruyordum.
İtiraz kabul etmeyen ısrarı sonucunda iki bavulumu yanındaki adamlara taşıttıyordu. Bir küçük bir de orta boy bavulla çıkmıştım yola. Çok az eşya aldığım için yalnızca bir kaç gün idare edecek kıyafetim vardı.
-"Annemin iş yerinin üst katı küçük bir otel. Şirin bir yer. Bende orada kalacağım. Ve sende benimle geliyorsun."
Havaalanın kapısında gelen arabaya bavulumu koyacakken koluna dokundum. Açtığı kapıdan bana baktı.
-"Ben gerçekten kendim hallederim." dedim.
Yeşil yeşil parlayan gözlerini bıkkınlıkla devirdi.
-"Bin şu arabaya." diyip kapıyı geri açtı.
Kolumdan tuttu ve kendisi zorla oturttu.
Nereden geliyor bu güven emin değilim. Ancak Cihangir kötü birisi değilmiş gibi hissediyordum.
Bu saatten sonra kalbimde o kara gözler aklımda unutmak varken yolun sonu bana çok bulanıktı.
•••
Herkese merhabaaa ❤
Sürpriz erken bölümle geldim. Aslında yayınlamadan iki üç gün bekleyip yayınlasam mı diyordum ki size kıyamadım.
Yorumlarınızı merak ediyor bekliyorum !🌸
Bir sonraki bölümde görüşürüz ❤



