Cihangir'in beni getirdiği sokakta karşılaştığım ufak ve şirin işletme çok güzeldi.
Hem çiçekçi hemde sıcacık bir kahve dükkanıydı.
Annesi de aynı mekan gibi şirin bir kadındı.
-"Yorgun görünüyorsunuz." dedi annesi Ayça hanım.
-"Evet anne biz çıkalım. Yerleşip gelirim yanına. " Cihangir kalktığında yavaşça sandalyeden kalktım.
-"Çok teşekkür ederim." dedim Ayça hanıma.
-"Ne teşekkürü canım afiyet olsun. Dinlen gel yine kahve içeriz sohbet ederiz." diyince başımla onayladım.
-"Kolay gelsin." Cihangir'le aynı anda söyleyince Ayça hanım gülümsemişti.
Arkamızdan el salladığında dükkandan çıkmıştık. Hemen yanımızda bulunan yeşil kapıya yöneldiğini görünce bu kadar yakın olmasına şaşırdım.
-"Gir bakalım."
Kapıdan içeri arkasından girdiğimde resepsiyonda bir adam oturuyordu. Saçlarına aklar düşmüş yaşlı amca kapının açılmasıyla zil çalmıştı ve başını kaldırmıştı.
Fransızca hoşgeldiniz dediği gibi kalkıp Cihangir'le tokalaştı.
Çok hoş bir atmosfere sahip otelin küçük iç tasarımı tarihi duruyordu. Beyaz dönen merdivenleri birlikte çıktık. Zaten üç katlıydı ve en üst katına gelmiştik. Yalnızca karşılıklı iki kapı vardı. Merdivenlerin karşısında ise camdan büyük bir kapı duruyordu.
-"Burası ortak alan. Teras. Eğer çıkmak istersen istediğin zaman çıkabilirsin."
Otel sahibi adam geride kalırken Cihangir cam kapıyı kenara sürükledi. Dışarısı çok soğuktu ama teras aksine sıcacık görünüyordu.
-"Sevimli." dedim ayrıntıları inceleyip.
-"Evet. Sen şu odada kalırsın bende karşıdayım."
Odaya girdiğimde peşimizden bavullarını genç bir çocuk getirdi. Odanın içerisi tek kelimeyle muhteşem.
Tarihi yapının korunmasına hayran kalmıştım.
-"Teşekkürler. " dedim beni odada yalnız bırakırlarken.
Kapıyı kapatıp içeride gezindim. Kapının yan tarafında büyük ahşap bir dolap vardı. Yatağın karşı kısmında kalan kapıya doğru ilerledim.
Banyo olduğunu görünce daha fazla bakmadan geri çıktım. Oda sıcak olduğu için montumu dolaba astıktan sonra direk olarak yatağa yattım.
Deliksiz bir uykuya ihtiyacım vardı.
Aklımdan geçenleri sessize almam çok zor olmuştu ancak uyuya kalabilmiştim.
'
Uyandığımda yüksek camlara vuran şiddetli yağmur damlalarının sesi duyuluyordu.
Kolumdaki saate baktım. Neredeyse 6 -7 saattir uyuyordum.
Esneyerek kalktım ve derin bir iç çektim. İçimdeki boşluk mu büyüyordu ? Eksik yanlarımı bir türlü tamamlayamıyordum.
Uzaklaşmıştım işte ! Niye rahatlayamıyorum ?!
Düşüncelerime artık daha fazla dayanamadım ve telefonumu elime aldım. Tam açıyordum ki kendime gelip telefonu yatağa fırlattım.
Hayır.
Bir başlangıç yapacaktım.
Hayır Loya hayır !
O adamı , o gözleri unutacaksın !
-"Loya ?"
Kapının tıklanmasıyla irkilip yataktan kalktım.
-"Evet ?" diye seslendim.
-"Aç mısın ? Yemek yemeye gidelim mi ?" Cihangir sürekli böyle yakınımda mı olacaktı ?
-"Şuan dışarı çıkmak için müsait değilim." dedim dudaklarımı kemirirken.
Aslında çok acıkmıştım.
-"Pekala bir saate hazır ol." diye bağırdı kapının arkasından.
Halsiz düşmemek adına kabul ettim. Hızlıca banyoya girdim. Sıcak suyla rahatlarken güzel kokulu şampuanlar bedenimi tekrar tekrar gevşetti.
Duştan çıktığımda daha iyi hissediyordum.
Kuruttuğum saçlarımı yukarıdan sıkıca toplayıp bavuluma yöneldim. Seçtiğim kıyafetleri giyinip kalın montu üzerime geçirdim.
Yağmurda düz postal giymeyi tercih ederek topuklu botlarımı geri yerine bıraktım.
Makyaj yapma gereği duymadım. Solgun yüzüm ve çökmüş göz altlarımla kötü göründüğümün farkındaydım. Umursamadım.
Odayı kilitleyerek dışarı çıktığımda Cihangir'i terasta sigara içerken gördüm. Bu soğukta ve yağmurda yalnızca kazakla durması gerçek bir deli olduğunun kanıtıydı !
Kapalı cama parmaklarımla tıklattım.
Başını çevirip baktı.
Sigarasını söndürdü ve içeri girdi.
-"Üzerime bir şey alıyım geliyorum. " diyerek karşı odaya girdi.
Bende yavaş yavaş merdivenlere ilerledim. Resepsiyonda duran adama nazikçe selam verirken Cihangir inmişti.
-"Hemen arka sokakta güzel bir mekan var. Şemsiye alırız yürürsün değil mi ?" diye sordu.
Başımla onayladım.
Adamdan aldığı büyük bir şemsiyeyi kapının önünde açtı. Eliyle çağırınca mecburi bir yakınlıkla yanında yerimi aldım.
Yağmurlu fakat huzurlu sokaklarda yürürken caddelerin güzelliği içimi açıyordu.
'
Fransa'da geçirdiğim bir haftada iyi olacağımı sanıyordum. Lakin gittikçe daha kabuğuma çekiliyordum.
Biliyordum. Hissediyordum. Ama gördüm ki çok daha fazlası varmış. Çok alışmışım çok bağlanmışım. Çok çok özlüyormuşum.
Telefonumu parçalamak aklımdan geçen en vahşi istekti.
-"Kahve getirdim."
Kapıyı kilitlemediğim için çalma gereği duymadan içeri giren Cihangir'e bakmadım. Camın önünde yerde oturmuş bacaklarıma sarılmış pozisyondaydım.
-"Hadi soğutma." Omzuma dokununca kıpırdanıp rahatsız olduğumu belli ettim.
Ben uzaklaştıkça o umursamadan devam ediyordu. Niye benimle yakınlaşmaya çabalıyor ki ?
-"İstemiyorum." dedim en sonunda.
-"Pekala içme. O zaman bana ne olduğunu anlat. Seni böyle bitiren şey ne ?"
Yere çöküp yanıma oturunca kenara kaydım. Göz kırpmadan dışarısını izliyordum. Hava oldukça kasvetliydi. Tıpkı ruhum gibi.
-"Bir şey sorma. Lütfen. " dedim yalvarırcasına.
-"Loya hiçbir sorun oturduğun yerden düzelmez. Belli ki şimdiye kadar hep yönlendirilmiş , yönetmemişsin. Ama artık yön vermeyi öğren. Sorun neyse kökünden çözmeye çalış. İçine kapanma. Yardım gerekiyorsa benden iste. Yaşadıkların kolay değil farkındayım. Ama zaman çok acımasız. Çok hızlı geçiyor. Pişmanlıkların üst üste binmesine izin verme. Müdahale et."
Başımı iki yana sallarken hıçkıra hıçkıra yüzümü dizlerime kapattım.
Keşke dilden çıktığı kadar kolay olsa. Ben yanlış bir duyguya kapılmıştım. Neyini çözecektim ? Kalbimi mi sökecektim ?
-"Ağlama. Ağla diye söylemedim özür dilerim. " Kolunu omzuma atmasından oldukça huzursuz olmuştum ama ağlamamın arasında söyleyemedim.
-"Yalnız kalmak istiyorum." dedim dakikalar geçerken.
Yüzümü sertçe silip yerden kalktım. Bir saniyede fikrimi değiştirerek koltukta duran montumu aldığım gibi odadan çıktım.
Nefes yettiremediğim ciğerlerime hava gerekliydi.
Kendimi otelden dışarı attım ve yol nere giderse yürümeye başladım. Soğuktan akan burnumu çekerken göz yaşlarım birer birer süzülüyordu.
Kuvars'ı görmek istiyordum. O güvenini huzuru istiyordum.
Kokusuna , bakışlarına kadar her ayrıntıyı özledim.
Hıçkırıklarımı içimde sonlandırıp yolun ortasında durdum. Deli gibi her anıyı her geçirdiğimiz saati düşündüm. Hepsi gözlerimin önünden geçti.
Sonra soluğumu dışarı üfledim.
Hiç kimseye kendimi zorla sevdiremem. Birisine beni niye sevmiyorsun diyemem. Yada ben seni nasıl sevdim diye soramam.
Peki ben ne yapacaktım ?
'
Odadan çıkıp yaptığım tek aktivite Ayça hanıma dükkanda eşlik etmekti. Cihangir'in ısrarıyla sabahları kalkıp camın önünde kahve içiyorduk. Yoldan gelip geçenleri izlerken daima gözlerim dalıyor kalbimdeki gözlere gidiyordu.
Aradan bir hafta daha geçmişti.
İçim yanıp tutuşuyordu.
Daldığım yerden sıyrılmıştım ki sokakta yürüyen bir adamı Kuvars'a benzetmemle kalbime bir ağrı saplandı.
Karnım sancılanıyor göğüs kafesim sıkışıyordu.
Yerimden fırladığım gibi dükkandan dışarı çıktım. Siyah kabanına sarılmış adamın peşinden koşarken buz gibi havayı umursamadan gidiyordum.
Kolunu tutana kadar nefes almayı unutmuştum.
Sonra film geriye sardı.
Yabancı adamdan Fransızca özür dileyerek sokağın duvarına yaslandım. İyice sıyırmıştım. Hayal görüyordum. Hayalini görüyordum.
-"Kızım nereye koştun gittin aklım çıktı ?!"
Dolu dolu gözlerim Cihangir'i buldu. Halim onu korkutmuşa benziyordu.
Bende kendimden korkuyordum.
Soluklarımın hızlanışı verdiğim karardan ötürüydü. Onu cevapsız bıraktım. Aynı hızla dükkana girdim. Montumla odamın anahtarını kaptığım gibi koşarak odama çıktım.
Kapıyı kilitlemeyi unutmadan nefes nefese yatağa oturdum. Telefonum hep gözümün önündeydi ancak açmaya hiç cesaretim yoktu.
Gözümü karartıp telefonumu açtım. Defne ile Elis'ten sayamadığım kadar çok mesaj ve arama vardı.
Hiçbirine bakmadım. Direk olarak Kuvars'ın numarasına tıkladım.
Sanki ölecektim ! Kalbim öyle hızlı atıyordu ki öleceğimi sanıyordum.
Hem ağlıyor hem mutlu oluyordum.
-"Loya ? Orada mısın ?!" Kapının vurulmasıyla sıçradım.
-"Evet iyiyim !" diye seslendim.
Hala neden açmıyor ?!
Allah kahretsin.
Açmadı işte açmadı.
Telefonu yatağa vurup ellerimi saçlarıma geçirdim. Dudaklarımdan kopan hıçkırıkların arasında duyduğum titreme bana bir hayat verdi.
Arıyor.
Arıyor !
Arıyor !!
Yanaklarımı elimin tersiyle silerek güldüm. Delirmiştim. Tertemiz deliydim.
İsmini o ekranda görmek bile bir mucizeydi.
Tir tir titreyen parmaklarımla aramasını yanıtlayıp kulağıma getirdim.
Dilim dönmüyordu !
Nefes seslerim öyle şiddetliydi ki duyduğuna yemin edebilirim.
Kalbim patlayacaktı.
-"Hayatından değil benden kaçtın değil mi ?" der demez tutamadığım bir hıçkırık çıktı.
Başımı eğip diğer elimle boynumu tuttum.
Duygusuzluğunu bile özledim. Ah o sesinin güzelliği. Ne büyük nimetmiş.
-"Ağlayacaksan niye gittin kızım ?! Benim yanımda da ağlardın." diye sesini yükseltti.
Öfkeliydi gergindi. Görmeden anlıyordum.
-"Ben hep yanında olurdum Loya. Niye gittin ?" Sesinin şiddetini azaltması benim göz yaşlarımı çoğalttı.
Niye şimdi böyle konuşuyor ki ? Kötü konuşması lazımdı. Ancak öyle kızıp unuturdum.
Beni şimdi kim toplayacak ?
-"Kuvars yapamıyorum." dedim titreyen sesimle.
Ne ileri gidiyorum ne geri. Sende kaldım devam edemiyorum.
-"Mutlu olduğuna inanıyordum. Şimdi ne olacak ?" Aynı soruyu kendime soruyordum. Onunla aynı hisleri paylaşmak bir nebze sevindirmişti.
Bir şey söyleyemedim. Elimle yaşları temizleyip yatak başlığına yaslandım. Hem bedenimde hem ruhumda güç kalmamış çekilmişti.
-"Yanına geleceğim. Eğer...istiyorsan ?"
Yaşlarımla beraber güldüm. Nasıl istemem nasıl ?
-"Eğer ağlatacaksan gelme." dedim kaşlarımı çatarak. Söylediğime bende sonra şaşırdım.
İçine derince çektiği nefes olmak istedim.
-"Ağlayacaksan bana ağla. Ama yine de gelirim." Gözümden bu kez süzülen tek damla yaş sonuncu yaş oldu. O da mutluluktan.
Fransa'da olduğumu ve kaldığım yeri söylerken heyecandan ayılıp bayılıyordum. O sesi kulağıma geldikçe karnıma tuhaf şeyler oluyordu.
Peki.
Zaman nasıl geçecek ?
Yok canım o kadar da değil. Kaç gündür yıpranıyorum. Gelene kadar da ölmem değil mi ?
-"İçeride durumlar nasıl ? İyice sıyırdın galiba ha ?"
Sessizce kıkırdayıp yataktan indiğim gibi kapıyı açtım. Soluğu Cihangir'e sarılarak vermiştim.
Öyle mutlu olmuştum ki. Yoldan geçen herkese sarılabilirdim.
Boynuna sıkı sıkı sarıldığım Cihangir şaşkınlıktan karşılık bile veremedi.
-"Allah Allah. Klinikte tedavi yerine daha mı fena ettiler ? Gözlerin ağlamaktan şişmiş ama ağzın sırıtıyor. Bu ne sikim bir iş ?"
Ettiği küfürleri gözlerimi büyütüp sırtına vurdum. Hemen geri kaçtım.
-"Çok ayıp !" demeyi unutmadım.
-"Ne oldu sana deli kız ? Seni böyle mutlu gördüğüme inanamıyorum."
Gülümsedim ve omuzlarımı kaldırıp indirdim.
-"Uzun hikaye. Dışarıda dolaşalım mı ?" diye sorduğumda ikinci kez gözlerini büyüttü.
-"Hiç sormayacaksın sandım. Ömrünün sonuna kadar odada kalacağını düşünüyordum. Montunu al çıkalım." dedi ve odamdan ayrıldı.
Yüzümden eksik olmayan tebessüm beni iyice güldürürken bir anda böyle yükselmem gerçekten inanılır gibi değildi.
Akşam olana kadar Cihangir'le Fransa sokaklarında öyle eğlenmiştim ki olan biteni o ağlamalarımı her şeyi unutmuştum. Hayatımda hiç bisiklete binmediğimi öğrenince kiralanan bir aradan almış beni bindirmişti.
Öğreteceğim derken sayısız kere yere devrilmeme sebep olunca bundan vazgeçmesi ve benim bacaklarımın acıyor olmasına dakikalarca kahkaha atmıştım.
-"Ben her konuda iyiyim. Sen beceriksiz çıktın."
Burun kıvırıp yanından geçtim. Arkamdan gülme sesi gelince dudaklarımı ısırıp sessizce güldüm. Ellerini cebine sokmuş arkamdan gülerek geliyordu.
-"Hih !"
Kaldırımla yol arasında olan çukuru Cihangir'e bakarken fark etmeyince aklım yerinden uçtu. Su çukurunda yüzecekken Cihangir'in belimden çekmesi beni kurtardı.
-"Anladık çok yakışıklıyım. Dikkatini de çekiyorum ama yürürken önüne bak." diye homurdandı kulağımın arkasından.
Yaslandığım göğsüne dirseğimle vurmaya çalıştım. Her fırsatta beni iğneleyip alay ediyordu.
-"Teşekkür ederim küstah. " dedim mırıldanarak.
-"Rica ederim canım her daim kollarımı açabilirim."
Gizlediğim gülümsemem ile yine önünden yürümeye devam ettim. Otelin olduğu sokaktan bir hayli uzaklaşmıştık. Akşam saatlerinde hava iyice buz kesiyordu.
-"Loya."
Bir öncekilerin aksine daha ciddi çıkan sesi beni şaşırttı. Adımlarımı yavaşlatıp yanında yürüdüm.
-"Efendim." dedim başımı kaldırıp ona bakarken.
Esmer bir adamdı Cihangir. Siyah saçlarıyla tezat oluşturan masmavi gözleri vardı. Dediği gibi yakışıklıydı.
-"Buraya yalnızca iki günlüğüne gelmiştim. Annemin nasıl olduğunu görüp gidecektim. Ama seninle ilgilenmek seninle zor da olsa vakit geçirmek bana iyi geldi."
Dikkatle tok sesini dinlemeye devam ettim. Sesli bir nefes alıp tekrar konuştu.
-"İstanbul'da o kadar çok işim var ki. İlgilenmem gereken tonlarca mesele var. Babamı yeni kaybettik. İflas eşiğinde fabrikalarımız , iş yerlerimiz , ailesine para götürmek için bekleyen yüzlerce çalışanımız var. Nefes almaya vaktim yoktu. İtiraf ve teşekkür etmek istedim. Bir yandan annemin kendini kaybetmemesi için ona destek olurken diğer yandan hayatımızı yoluna koymaya uğraşıyorum."
Duyduklarım yutkunmamı zorlaştırırken görüş alanım bulanıklaştı. Her şeyden etkilenen bünyem bu sefer Cihangir için hüzüne bulanmıştı.
-"Çok üzüldüm Cihangir. Başınız sağolsun. Hiç kolay olmadığına eminim. " Yanağımı silip başımı önüme çevirdim.
-"Zor. Hallediyorum. Halletmeye çalışıyorum. Söylemek istediğim iyi geldin bana. Biraz olsun kafam dağıldı. Uzaklaşmak iyi geldi." diyince yaşlı gözlerimle gülümsedim.
İstemsizce elimi koluna koyup destek olmak istedim.
-"Kendime bile iyi gelmiyorken sana iyi geldiğimi duymak beni mutlu etti. Beni burada yalnız bırakmadığın için ayrıca teşekkür ederim." diye ekledim duygu yüklü şekilde.
Koluna koyduğum elimin üzerine elini koyup hafifçe sıktı.
-"Bir gün yaşadıklarını geride bırakacaksın ve çok mutlu bir kadın olacaksın. İnanıyorum."
İçimden inşallah diye geçirip sessizliğimi korudum.
Herkesin yükü kendine ağırdı.
Her yük kaldırabileceği omuzlara yükleniyordu. Cihangir de gözümde tıpkı Kuvars gibi güçlü bir adam olarak göründü. Dışarıdan kimsenin içi anlaşılmıyordu.
Halbuki ilk başta çok ciddiyetsiz olduğunu düşünüp içten içe kızıyordum.
-"Anneme uğrayalım mı ?" Sokağa yaklaşınca sorduğu soruyu onayladım.
Elimi kolundan kurtarıp cebimdeki telefonumu çıkarttım. Herhangi bir şey yoktu.
O anlar rüya değildir değil mi ?
Yok yok değildir.
-"Kurabiye kokusu mu geliyor ?" Dükkandan içeri girdiğimiz gibi Ayça hanım elinde tuttuğu tepsiyi salladı.
Cihangir gülerek ilerledi ve tepsiden kurabiye kaptı.
-"Of çok sıcak !"
Kıkırdayıp yanına yürüdüm.
-"Yavaş ye oğlum yandın. Alsana sende bakalım beğenecek misin ?"
Tezgahtan bir peçete alıp kurabiyeyi tuttum. Diğer yaptığı her şey gibi bu da çok lezzetliydi.
Yaklaşık iki saat daha dükkanda durmuştuk. Ayça hanım müşterilerle ilgilendiği için yeni gelen çiçekleri büyük bir zevkle kasalara yerleştirmiştim.
Cihangir ise masada oturmuş kahvesini içiyordu.
Son saksıyı yerine koyduğumda doğrulup etrafa baktım. Artık müşteriler gitmişti ve kapatma saati gelmişti. İçerisi dışarıya göre öyle sıcaktı ki camlar bile buharlıydı.
-"Anne şu kurabiyelerden yolluk yapsana bana. Acıkırsam yerim." dedi Cihangir ciddi ciddi.
Ona gözlerimi büyüterek baktım. Ayça hanım bir kahkaha patlatınca dayanamayıp bende gülmüştüm.
-"Olur tabi." dedi gülmelerinin arasından.
Dudağımın kenarını ısırıp gülümserken kapının açıldığını bildiren zil sallandı.
Kapıya yakın durduğum için hızlıca arkama döndüm.
Döndüğümde tam o anda kaldım. Tıkandım. Nefes alamadım.
Nefesim tam olarak siyahlar içerisinde boyuyla posuyla karşımdaydı.
•••
Merhaba ❤
Bu sıralar galiba fazla boş kaldım yazdıkça yazıyorum ahsjkd
Artık ne diyelim umarım böyle devam ederim.
İlerlemeyi nasıl buluyorsunuz ? Bence tam yerindeyim ama siz ne düşünürsünüz bilemem. Yani ne hızlı ne yavaş diyorum.
Siz ne düşünüyorsunuz ?
Aralarında nasıl şeyler yaşanmalarını istersiniz ?
•••


