İçeriğe geç

BERCESTE

Bölüm 15 · 11 dk okuma

BERCESTE

Bölüm 15

15

•

Aramızdaki tuhaf bakışmayı bölen telefonun çalmasıydı. Duraksayıp yanıma geldi.

Çıplak teninden yükselen sıcaklığı göz ardı etmek imkansızdı. Nefesim göğsümde sıkışıp kalırken eğilip bacağımın yanında duran telefonunu aldı.

Kokusu çıplakken daha yoğun yayılıyordu. Enteresan.

Dikleştiğinde başımı eğdim. Sanki 40 derece ateşim varmış gibi yüzüm yanıyordu. İyi ki elektrik yok dedim. Aksi halde suratımın bu halini görmesi utanç verici olurdu.

-"Ne oldu ?" diyerek kulağında telefon cama yaklaştı.

Karanlıkta kızıl huzmeler onu yarı aydınlık gösterirken bunu gözlerime kazıdım. Hiç unutmayacaktım.

-"Yok hayır." dedi ardından.

Yutkunup ayaklarımı koltuktan sarkıttım ve örtüyü bırakmadan ilerleyerek şöminenin önüne oturdum. Çıtırtı sesinin verdiği huzura arkamdaki adam eklendiğinde ilk kez paha biçilmez bir değer buldum.

Sesi duyulmadığında bakmak istemiştim ama bakamadım.

Kenarda duran şömine maşasını alıp odunların arasını karıştırdı. Korkunca popomun üstünde geri kaydım.

-"Üşüdün mü ?" diye sordum sessizliği bozarak.

Başını sallayıp dikleşti ve kalktı. Koltuğa oturduğunda sağ omzumun üzerinden bakıp onu görebiliyordum.

-"Oturma yerde." Tok sert sesiyle dudaklarımı kemirip yerden kalktım.

Usul usul koltukta yanına mesafe bırakarak oturdum. Bir an önce üstünü giyinse daha bir şey istemem !

-"Sıkılmıyor musun ?" Verdiği solukla başımı ona çevirdim. İleri doğru bakıyordu.

Konuşmak mı istiyordu ?

-"Sen sıkılıyor musun ?" diye karşılık verdim. O da yalnız yaşıyordu.

Boğazından hırıltı gibi gülme sesi çıkmış gibi geldi. Belki de bana öyle gelmişti.

-"Senle ben bir miyiz ? Ben eve uyumaya geliyorum."

Gözlerim boşluğa daldı gitti. Sıkılmak bir yere düşüncelerimden bile boş vaktim olmuyordu. Aklım koca bir kazan misali kaynayıp duruyordu.

-"Başka seçeneğim yok." dedim kısık sesle.

-"En azından şehirde bir yerlerde kal. Bu gece ben olmasaydım ne yapacaktın ?" Bana dönüp baktığını hissettiğimde kalbim sıkışmıştı.

Gülümseyecekken dudaklarımı birbirine bastırdım.

-"Her zor anımda yanımda oluyorsun." dedim çekinmeden.

Ardından devam ettim.

-"Benim hakkımda neler düşündüğünü tahmin edebiliyorum." diyerek bu defa fazlasıyla utandım ve ellerimle yüzümü kapattım.

Fark ettim de Kuvars'ın yanında cümle kurmak daha kolaylaşıyordu.

-"Ne düşünüyormuşum ?" Umursamazlık içeren sesiyle ellerimi indirim yüzümü buruşturdum. Sonra ifadesiz durup onun baktığı gibi etrafa baktım.

Birbirimize bakmadan konuşuyorduk. İyi geliyordu. Her şeyde olduğu gibi.

-"Çekilmez , sürekli bir pürüz çıkaran , belki işe yaramaz...biraz da deli." Sesim sonlara doğru kısılırken içim göçmüş gibi kötü hissettim.

Özenle yaratılmış yüzüne baktım. Yavaş yavaş başını iki yana salladı.

-"Bilemedin." dedi ve ayağa kalktı.

Şaşırıp kaşlarımı çattım.

-"Peki doğrusu ne ?" diye sordum.

Salonun kapısını açtığında peşinden ilerledim.

-"Mutfak nerede ?"

Bu adam çok fena !

-"Ya söylesene !" diyerek karanlık koridorda önünde durdum.

Hayatımda ilk kez böyle şekilde direterek konuştuğumu fark ediyor olmama rağmen rahatsız olmuyordum. Aksine içimden gülümsemek geliyordu.

-"Şurası galiba." Beni hiç umursamadan doğru tahmin ettiği mutfağa girdi. Karanlıkta doğru düzgün görünmeyen yerde ne arıyordu bilmiyorum.

-"Bardak verir misin ?"

Yanak içlerimi kemire kemire yanından geçip dolaptan çıkarttığım bardağı uzattım. Su doldurup içti ve bıraktı.

Şiddetli yağmur damlaları mutfak camına vururken irkilmiştim.

Ancak gitmesine izin vermeden koluna dokundum.

-"Söylemeyecek misin ?" diyerek merakımı gizleyemedim.

Aldığı nefes çıplak geniş göğsünü yükseltirken dikkatim dağılmıştı. Bakışlarının ani değişimleri ilgimi çekiyordu ve hızına yetişemiyordum. Binbir türlü farklılıkla bakabiliyordu.

-"Kendine bu kötülüğü yapma. Hatırlıyor musun ?"

Karanlıkta parıldayan gözlerine bakmak için başımı kaldırdım. Parmaklarını çenemin etrafında hissettim. Baş parmağı çenem ve dudağım arasında gidip gelirken zar zor yutkundum. Dudakları aralanıp geri kapandı.

Bütün vücudumun uyuşukluğu sebebiyle ayakta duracak gücü bulamıyordum. Heyecandan şuracıkta düşüp bayılabilirdim.

Konuşmadım.

Dudağında dilini gezdirip devam etti.

-"Bana...ben deli değilim diye bağırmıştın. Söylemesen bile öyle düşünmüyordum. Gözlerinde gizlenen kız sandığından çok daha güçlü. Bunu orada görmüştüm. Sadece çok çaresizdin ve...düştüğün yerden kalkmak için bir ele ihtiyacın vardı."

Titreyen kirpiklerim kaldırıp yeniden yutkundum. Bu adam benim nefesimi kesiyor.

-"Değilim." Güçlü değilim.

Fısıltım ona ulaştığında iç çekip elini indirdi ve bir adım daha yaklaştı. Göğsüne neredeyse burnum değecekti.

-"Eğer olmasaydın hala o evde yaşıyor olurdun." dedi. Aşağı eğildiği için ona daha rahat bakıyordum. Ancak nefesi böylesine yakından yüzüme vurdukça akıl sağlığım kötüleşiyordu.

Dudağımı ıslatıp başımı kaldırdım.

Fazla yakındık.

-"Senin sayende."

Başını sallayacakken istemsizce elimi koluna sardım. Birbirimize değmeden bile iç içe gibiydik.

-"Kuvars..." İsmi dudaklarımdan kana kana nefes alırmış gibi çıkmıştı. Nasıl böyle çekinmeden utanmadan konuşabiliyordum ? Nasıl da uzun süre gözlerine bakabiliyordum ?

Devam et dercesine baktı.

-"Çok daha fazlasısın."

Hareket eden kaşı ardından ifadesiz durdu. Benliğimden beklemediğim bir cesaretle konuşuvermiştim. Bu onu şaşırtıyordu. Görüyordum. Aynı zaman da kendim bile şaşırıyordum.

Hafifçe başını yana çevirdi. Yeniden baktı. Elini yavaşça kaldırıp tersiyle yanağımda gezindi. Soğuk parmakları alev gibi yanan yüzüme değerken göz bebeklerim dahi kıpırdamıyordu.

Yutkunma sesi kulaklarıma doldu. Gözleri gözlerimde değil aşağıdaydı. Karnıma saplanan sancıyla nefes almadan öylece durdum.

-"Loya." Boğuk sesiyle kalbimi lavlar sardı. Her yer yanıyordu. İsmim bir dudaktan böylesine güzel çıkar mıydı ?

-"Yapma. Böyle bakma...konuşma. Bazı şeyler...olmamalıdır. İmkansız değildir ama yanlıştır. Beni anlıyor musun ?"

Dudaklarımda binbir güçlükle ufak bir tebessüm oluştu. Acıyı gizleyen türden.

-"Anlıyorum." dedim içine girdiğimiz büyülü alandan uzaklaşarak.

Tırnaklarım avuçlarımdaki yerlerini alırken yanından ayrıldım ve salona geri döndüm. Hiçbir şey olmamış gibi örtüye yeniden sarılıp koltuğun kenarına iliştim. Dizlerimi kendime çekip örtüyle kapattım. İki dakika içinde adım sesleriyle birlikte kapıyı kapattı.

Gözlerimi bir kaç saniye kapatıp kendime gelmeye çalıştım. Ona bakmayacaktım ama gelip önümde durunca mecburen baktım.

Yatağımın üstündeki yastıklardan biri elinde duruyordu.

-"Uyu artık geç oldu." diyerek yastığı uzattı.

Bir kelime etmeden yastığı koltuğun diğer tarafına koyup yattım ve bacaklarımı yeniden kendime çektim. Örtüyle örtündüğümde ona sırtımı dönmüş olmamı düşündüm. Ayıptı ama bakmak istemiyordum. Ne görmek ne kokusunu almak istiyordum.

İçime bir şeyler olmuştu. Ne olduğunu bilmiyorum. Adlandıramıyordum. Yalnızca acıyordu.

Gözlerim kapalı zihnimi dinlediğim dakikalarda kendimden geçerek uyuya kalmıştım.

'

Sabahın ışıklarında salonun sıcacık havasıyla gözlerimi araladım. Yağmurun sesi ve sıcaklık beni gevşetirken kıpırdandım. Diğer yanıma döndüğümde koltukta uyuyan Kuvars'la karşılaştım.

Bu haliyle dilim damağım kurumuştu.

Gömleğini giyinmiş önleri tamamen açık duruyordu ve başı geriye düşmüş halde derin bir uykudaydı.

Yutkunup doğruldum. Dağılmış saçlarımı düzeltirken koltuktan kalktım.

Şöminenin içinde közler parıldıyordu. Muhtemelen gece ateş sönmesin diye sürekli takviye yapmıştı.

Durup izlemek isterdim. Yada oturup şöyle uzaktan her ayrıntısını ezberlemek.

Hatta bunun için ağlardım bile ! Ama yapmadım. Gözlerime de ait değildi. Bakamazdım. Gözlerimi kaçırıp kalktıktan sonra salondan çıktım. Sessiz olmaya özen göstererek elimi yüzümü yıkadım ve mutfağa geçtim.

Evde yaşadığım vakit boyunca internetten öğrendiğim kadarıyla kahvaltı hazırladım. Mutfak buz gibiydi bu yüzden ilk polar bir hırka giyinmiştim.

Çayı kontrol edip mutfaktan ayrıldım. Salonun kapısından girdiğimde buz gibi olmuş ellerimi birbirine sürttüm.

Saat henüz 7 civarındaydı. Kaçta uyandığını bilmesem bile kahvaltının soğumaması için uyandıracaktım.

Yorgun bakışlarım bedenine kaydı. Usulca yanına oturdum. Kolu oturduğum kısıma düşmüş duruyordu. Büyük ihtimalle çok rahatsızdı. Ama çok güzel uyuyordu.

Elimi kaldırıp omzuna dokundum. Vücudu kaskatı duruyordu.

-"Kuvars." diye seslendim.

Tepki vermeyince omzundaki parmaklarımla dürttüm.

-"Kuvars uyan." Gözlerim çıplak göğsüne kaydıkça bakmama savaşı veriyordum.

Yeniden dürttüğümde derin bir solukla kaşlarını çatarak kıpırdandı. Koca gövdesini yan çevirince başı neredeyse omzuma düşecekti. Boşluğa gelmemesi için elimi koydum ama öyle ağırdı ki !

Fark etmiş olmalıydı ki gözleri aralandı. Çatık kaşları düzelirken bakışları bana kaydı.

Avuç içime değen sakallı yüzünün güzelliğine kapılmıştım.

-"Loya...ah pardon. " Yüzünü ovuşturup hızlıca doğruldu.

Dilimi ısırarak koltuktan kalktım.

-"Kahvaltı hazırladım. Yemek istersen." diye ekledim.

Hızlı adımlarla mutfağa geri döndüm ve tabureden birine oturdum. Seslerden anladığım kadarıyla banyoya gitmiş suyu açmıştı. Çok geçmeden gelip yanıma oturdu.

-"Zahmet etmeseydin." dedi kısık uykulu ve biraz da tatlı ses tonuyla.

Dikkatimi tabağa vermeye gayret ettim.

-"Önemli değil." dedim tamamen kendimi umursamaz göstererek.

Nasıl yapıyordum bilmiyorum ama umarım öyle görünüyorumdur.

Sessiz sedasız birlikte ilk kez kahvaltı yaptık. Ve galiba son oldu.

-"Yarın senin için araba gönderirim." dedi.

Çaylarımızı tazelerken göz ucuyla ona bakıp çaydanlığı bıraktıktan sonra geri oturdum.

-"Hayır ben gelirim." dedim.

Gözlerime ve dilime iğneler batıyordu. Gözlerim ona biraz daha bakma savaşı verirken engelliyordum. Dilim ise kalbimin aksine çok başka kelimeler söylüyordu. Olması gereken buydu. Bunu dün gece anlamıştım.

Ruhum bedenimde diz çökmüştü. O eski halime yalnızca bir cümleyle geri dönmüştüm. Harabe olarak.

Çünkü sonsuz gücümden uzaklaşmıştım. Görünmez eli duvarın arkasında kalmıştı. Artık ne güç alabilirdim ne de nefes.

-"Pekâlâ ısrar etmiyorum." dedi sert nefesini verirken.

Başımı belli belirsiz sallayıp oyalandığım tabağıma baktım. Doğru düzgün beslenmediğim için doğal olarak iştahım kesildikçe yok oluyordu.

Kahvaltı , Kuvars'ın ayağa kalkmasıyla son buldu.

-"Ellerine sağlık." dedi dikkatlice beni izleyerek.

Çay fincanını tabağına koyup masadan destek alarak kalktım.

-"Afiyet olsun." dedikten sonra mutfaktan salona geçti. Peşinden yürüdüm fakat koridorda durdum. Salonda ceketini giymiş gömleğinin düğmelerini ilikleyerek yürüyordu.

Kabanını da alıp ayakkabılarını giyindi.

-"Yanımda kaldığın için teşekkür ederim." dedim omzumu kapıya yaslayıp.

Gözlerine bakmaktan bilerek kaçınıyordum. Sanki o da özellikle dibimde durarak beni izliyordu.

-"Önemli değil. Kendine dikkat et." diyip evden dışarı adımını attı.

Soğuk bir rüzgarın estiği kapıda öylece durdum. Bastığı yerleri titreterek arabasına ilerledi ve bindi. Tenim çoktan buz gibi olmuştu hissediyordum. Lakin yüreğim ateş gibi yanıyordu.

İfadesiz bir şekilde geri geri çıkışını izledim. Bahçeden ayrılıp yola girdi. Gözümün görmeyeceği uzaklığa eriştiğinde kapının önündeki basamağa çöktüm.

Bütün tenim soğuktan karıncalanıyordu. Kendimi uyuşturmak istiyordum. Bu yüzden oradan kalkmadım. Tek bir damla dökmeden dolu dolu gözlerle arabasının artık olmadığı alana baktım durdum.

Tıpkı klinikte olduğum ilk gün gibiydim. Ne yapacağımı bilemez haldeydim.

Kısa bir sürede hayatımda böyle bir alana sahip olduğunun farkında değildim. İstemeden , farkında olmadan ruhumla ona bağlanmışım.

Ama en başında dediğim gibi o yardım elini ben kötü niyetle kalbime yerleştirmişim.

Ya o hissi söküp atacaktım yada kalbimi.

'

Ertesi gün gecenin uykusuzluğu ve biraz ağlamayla geçme sonucu gözlerim fenaydı. Morarmış göz çevremi kapatıcıyla kapatabilmiştim ama kalbime hiçbir şey fayda etmiyordu.

Sabahın erken saatinde gözlerimden damlalar süzülürken kendimi duruşma için hazırlıyordum. Aile bildiklerimle bugün karşı karşıya durmak çok zordu.

Kendimi çok yalnız ve savunmasız hissediyordum. Güçsüzdüm , yorgundum ve mücadeleye bir gram enerjim yoktu. Hak etmemiştim ve bunu göstermek için nerelere gelmiştim.

Böyle olmamalıydı. Olması gereken anne ve babamın yanımda durmasıydı. Ancak kimsem yoktu.

Kalbimi saran amansız ağrıyla yüzümü buruşturup göz altlarımı sildim. Kayan fondötenimi yeniledikten sonra ayağa kalktım.

Son bir kez.

Son.

Yoğun baş ağrılarımla giysi odama ilerleyip dolaptan transparan görünümlü bir bluz aldım. Altına bol paça siyah pantolonu geçirip topuklu bot giyindim.

Siyah sıcak tutacak bir kabanla tamamlandıktan sonra evi kontrol edip kapıya çıktım.

Taksi gelene kadar soğukta beklemek beni kendine getirebilir dedim ama olmadı. Hazır değildim. Ne yüzleşmeye ne savaşmaya.

Yol boyunca burkulan içimi kaynayan damarlarımı sakin tutmaya çalıştım. Bir şeyler vücudumu ele geçirmeye çalışıyor kontrolümü yitiriyordu.

Erken geldiğim için dışarıda beklerken büyük binanın duvarına elimi dayayıp derin ve hızlı soluklar aldım.

Panik atak gibi bir şeyler yaşamanın sırası değildi !

-"Loya hanım ?"

Sesli bir nefesle arkama dönerken elimi hızlıca çarpan kalbime koydum.

Avukatım hemen bir eliyle omzumu tutup destek oldu.

-"İyi misiniz ? Oturun şuraya lütfen. Sakin olun. Derin nefesler alın."

Elimi kalbimden çekip başımı salladım.

-"İyiyim." dedim nefeslerim arasında.

-"Yüzünüz bembeyaz olmuş. Tansiyonunuz mu düştü acaba ? Duruşma saati gelene kadar bir acile gidebiliriz."

Tekrar başımı olumsuz olarak salladığımda içimden haykırarak ağlamak geliyordu. Kim ailesine karşı böyle durabilirdi ? Kim bunu hak ederdi ?

-"Hava çok soğuk. İçeri geçelim mi ?"

Yavaşça kalkıp avukatın peşinden binaya girdim. Ayaklarım geri geri çekiyordu.

Ne yapacaktım ? Çok korkuyorum.

Titreyen gözlerimi yüksek tavanlara çevirip öyle ilerledim. Mahkeme salonunun koridorunda sıra sıra dizilmiş koltuklara oturdum. Dizlerim korkudan sallanıyordu.

Bütün inancım silindi. Kırıntı bile yoktu.

-"Günaydın !"

Gür sese karşılık başımı kaldırdığımda karşımda Korhan Soysal vardı. Yüzümü görür görmez kaşları çatıldı.

-"Bu dağılmış yüz...? Kötü bir şeyler mi var ?" Sorgularken yanıma oturup bana döndü.

Eğildim ve dirseklerimi dizlerime dayayıp parmaklarımı saçlarıma geçirdim.

-"Daha ne olabilir ki ?" diye kendi kendime fısıldadım.

Sesim dahi güçsüzleşmişti.

-"Loya..sana Loya diyebilirim değil mi ?"

Başımla onaylayınca devam etti.

-"Emin ol ters giden hiçbir şey olmayacak. Senin duruşmana bakacak olan hakimi tanıyorum ve en ince çizgisi kadınlara yapılan ufacık bile olsa zararlardır. Böyle konularda hiç acıması yoktur."

Yaşlarla dolan gözlerimle birlikte başımı kaldırıp sağa döndüm.

-"Sorun bu değil ! Ailemin yaptığı acımasızlık ! Ben onların kızıyım kızı. Bana niye bunu yaptılar ?" Sonlarda burkulan sesim tamamen titreyip kısılırken gözlerimden yaşlar aktı.

Ağzını aralamıştı ki ayağa kalktım. Çantamı avukata doğru uzattım ve yanaklarımı sildim.

-"Hava alacağım." dedikten sonra koridorun çıkışına ilerledim.

Başım önde eğik yürürken asla unutmayacağım o koku burnuma geldi. Onun burada olduğunu anladığımı belli etmeden yürüyordum ki kolumu tuttu.

-"Nereye ?"

Islak gözlerim ifadesiz gözlerine tırmandı. Belirgin kaşları olabildiğince çatıktı.

-"Niye yine ağlıyor o gözlerin ?" Sorduğu sorudan çok ses tonu yüreğimi ısıttı.

Kolumu elinden kurtarıp saçımı kulağımın gerisine sıkıştırdım.

-"Hava alıp geleceğim." dedikten sonra bir şey demesine müsaade etmeden yanından uzaklaştım.

Hıçkırıklarım içimde yankılanıyordu. Bu yüzleşme ruhuma da bedenime de iyi gelmeyecekti.

Dışarı çıkar çıkmaz soğuk havayla yaşlar gözümde dondu. Sırtımı duvara yaslayıp ellerimi sıktım.

Aldığım hızlı soluklarla inip kalkan göğsümün önünde tanıdık beden belirdi.

-"Böyle mi baş edeceksin onlarla ?"

Nefesimi üfleyip başımı çevirdim.

-"Git. Lütfen. " dedim yalvarırcasına.

Bugün bütün zayıf yanlarım bana eşlik edecekti.

-"Senin yanında olmaya geldim. Bana bak." Dövmeli büyük eli çenemi kavrayınca itmek çekilmek istedim ama kaçacak yerim yoktu. Bedeniyle duvar arasındaydım.

Pes ederek siyaha dönük gözlerine baktım. Bugün de siyahlar içindeydi. Yüzü de bakışları da kararmıştı.

-"Verdiğin savaşın son ve en önemli günü. Beni istemiyorsan giderim ama sen böyleyken değil. Onlara karşı nasıl dik duracağını biliyorsun. Sadece tam şuan toparlan. Sen değil onlar yenilecek Loya."

Geçirdiğimiz geceden sonra ben artık ondan gelen gücü hissedemez olmuştum. Kalbim de kapanmıştı. Tüm kırıklarıyla kapalıydı. Hissedemiyordu.

Çünkü o vermeyeceğini belli etmişti.

Titrek bir nefesle parmaklarını tutup tenimden ayırdım.

-"Girelim." dedim zorlukla.

Dilim damağım kurumuştu.

Bugün büyük gündü. Ya aydınlığa kavuşacaktım. Yada şimdiye kadar yaşadığım zindanda tamamen çürüyecektim.

Emin olduğum bir şey var. O da şu , yeni yaralarla kanamayacak , Kuvars'ı bir daha görmeyecektim.

•••

Herkese iyi geceler 🌸

Bölümü nasıl buldunuz ?

Yorumlarınızı bekliyorum. Şimdiden teşekkür ederim ❤

Bölüm sonu

3 yorum