"Yüreği soğuyanın , savaşı biter."
-Sezai Karakoç
•••
Evdeki bütün çalışanlar gidip yalnız kalalı yaklaşık bir saat olmuştu. Ses olması için açtığım televizyonu ve bütün ışıkları kapatmadan banyoya ilerledim. Sürekli hapşırıyor durmadan öksürüyordum.
Daha iyi hissedebilmek için duşa girmek istemiştim fakat resmen sürünüyordum. Saat geçtikçe daha da kötüleşiyordum. Yutkunmaya bile mecalim yok gibiydi.
Duvardan destek alıp kıyafetlerimi çıkartırken salondan telefon zil sesim kulağıma geldi.
Elis'ten başkasının aramayacağını bildiğim için konuşmayı sonraya erteleyerek sıcak suyun altına girdim. Ayakta çok fazla duramadan duvara yaslanarak yere çöktüm.
Uzun bir süre sonra başım boşluğa düştüğünde irkildim.
Uyuya mı kalmıştım ?
Hemde oturduğum yerde ? İnanamıyordum. Göz kapaklarıma taş bağlanmış gibi açılmıyorlardı. Zorlukla yerden kalktım ve saçlarımı şampuanladım. Vücudumu son kalan gücümle yıkayıp çıktığımda titremeye başlamıştım.
Havluyu bedenime dolayıp saçlarıma ayrı bir havlu sardım. Kurutmam gerektiği için binbir güçlükle kurutup salık bıraktım. Ayaklarımı sürüyerek koridora çıktım. Telefonum durmadan çalıyordu.
Önemli olduğu kanısına vardığımda salona girmiş telefonumu almıştım. Kayıtlı olmayan bir numaraydı.
Koltuğun kenarına tutunup aramayı yanıtladım.
-"Alo ? Loya ?"
Ah Defne.
-"Defne..." Sesim çok boğuk çıktığı için boğazımı temizledim.
-"Loya ! Seni o kadar merak ettim ki. Saatlerdir telefon numaranı bulmaya çalışıyorum. 30 kere aradım neden açmıyorsun ?! Ayrıca abimin evine geldim yoksun ! Nereye kayboldun ?"
Neden böyle hızlı ve fazla konuşuyor ?
Kaşlarımı çatarken öksürük krizim tuttu. Tam o bitti derken seslice hapşırdım.
-"Üzgünüm duştaydım." dedim ve ayakta duramayınca koltuğa çöktüm.
-"Neredesin ? Abime sordum o da gittiğini duyunca...bir tuhaf oldu anlamadım kızdı gibi yada bana öyle geldi. Neyse evine mi gittin ? Ayrıca neden böyle ciğerin sökülür gibi öksürüyorsun ?" Tekrar sorularını sıralarken nefessiz konuşmuştu.
Gözlerimi kapayıp diğer elimi cayır cayır yanan alnıma koydum.
-"Hayır ben...hiç halim yok. Sonra konuşsak ?" dedim arada durup soluklanarak.
-"Sesin çok kötü geliyor. Yanında olmak istiyorum. Hasta mısın ?"
Yutkundum.
-"Evet. Hiç iyi hissetmiyorum." dedim kısık sesle.
-"Neyin var ? Ayrıca nerede olduğunu söyler misin artık ?!" Bir anda sinirlenmesi abisine benziyordu.
Kuvars.
Dudaklarımı kemirip nefesimi üfledim.
-"Uzaktayım. Ormanda evimiz vardı orada kalıyorum."
-"Hemen konum atıyorsun !" dedi itiraz istemeyen ses tonuyla.
-"Hayır hayır gelmene gerek yok." dedim ancak asla kabul etmedi.
Büyük ısrarları sonucu ona konum attıktan sonra ayağa kalktım. Üzerime iç çamaşır takımı geçirdim ve krem rengi eşofman giyindim.
Ayağıma pamuklu çorap geçirdiğim sırada başım döndü. Gözlerim kararmıştı ki son anda bir yere tutunup ayakta kalabildim.
Şehire yaklaşık 45 dakika uzaklıkta olan evimin kapısı çaldı. Kapı sesine yürüyüp açacak olmak benim için değişiklikti. Yalnızca yürümek adım atmak çok zor gelmişti.
Kapıyı açar açmaz Defne gözlerini büyüterek baktı.
-"Ne olmuş sana böyle ?!" dediği gibi elleriyle yüzümü kavradı.
-"Üşüttüm sanırım." diye mırıldandım.
-"Burada ne işin olduğun daha sonra konuşacağız. Şimdi doğru hastaneye gidiyoruz." İstemiyorum demelerime yeniden karşı çıkarak bana bulduğu kabanımı giydirip onu bekleyen şoförün arabasına bindirdi. Yanıma oturduğunda çantasından telefonunu çıkartıyordu.
-"Alo baba müsait misin ?"
Oturduğum yerde başımı dik tutamayınca cama yaslanıp başımı omzuma doğru yatırdım.
-"Loya'nın yanına gittiğimi söylemiştim ya...işte çok hasta olmuş. Bizim hastaneye gidiyoruz haber verir misin direk ilgilenmeleri için ?" Onu dinlemeyi bıraktım ve gözlerimi yumdum.
Anlamadan uyuya kalmıştım. Titreyen bedenimi arabanın kliması uyuşturmuştu.
-"Loya...canım uyan geldik." Saçlarımı okşayan elin sahibi bana sesleniyordu. Duyuyordum ancak gözlerimi açamıyordum.
-"Hadi canım daha iyi olacaksın kalk."
Dudaklarımı dilimle ıslatıp göz kapaklarımı var gücümle açtım. Tek yapabildiğim kısık gözlerle bakmak oldu.
-"Bedri amca yardım eder misin ?"
Bir kolumda şoför diğer kolumda Defne hastaneye girdiğimiz gibi beni tekerlekli sandalyeye oturtmuşlardı.
En sonunda bir sedyeye yatmak şuan benim için çok güzeldi çünkü ayakta duracak enerjim eksilerdeydi.
Doktor muayene ederken baygın halde zar zor dinlemiştim. Defne'nin endişeli sesi ise sürekli kulağımdaydı. Bir ara kolumda hissettiğim acıdan sonra vücudum kendini kapatmıştı. Derin bir uykuya dalmıştım.
İlk günden pes etmeyeceğimi sayıklarken bilincim kapandı.
'
Yüreğim uyanan bedenime canlılık hissini verirken yutkunup gözlerimi araladım. Açar açmaz öksürmeye başlamıştım.
-"İç." Dövmeli bir el ve parmaklar.
Bakışlarım aşağıdan yukarı çıkarken dudağıma dayalı bardaktan su içiyordum. Bu kişinin adım gibi emin olduğum Kuvars çıkması suyu genzime kaçırırken yeni bir öksürük krizi yaşandı.
Teşekkür etmeye halim olmadığından başımı yastığa geri bıraktım. Kapanıp açılan gözlerimle yanımda dikilen adama baktım.
Sanki bedenimin üstünde koca bir kaya varmış gibi ağırdı.
-"Özür dilerim." Sanırım dolan %1'lik enerjimi bu cümleye harcadım. Ancak içimden gelmişti.
Kaşı hafifçe kıpırdadı. İfadesiz yüzünden her zaman ki gibi tek bir duygu geçmiyordu.
-"Ne için ?" dedi duygusuz bir şekilde.
Senden öylece gittiğim için. Ona rağmen yine seni yanımda bulduğum için.
Sakallarının çevrelediği esmer yüzünü incelerken kapı açılıp kapandı.
-"Hih ! Loya uyandın mı ?! Nasılsın ? Nasıl hissediyorsun ?" Ellerimi kavrayıp yanıma yaklaşan Defne'ye ufak bir tebessüm ettim.
İyi ki vardı.
-"Daha iyiyim." diye kısık tonda yanıtladım.
Aslında berbattım. Parmak uçlarıma kadar ağrı hissediyordum.
-"Yalan söyleme. Tahmin edebiliyorum. Saatlerdir uyuyorsun. Ve eminim sabaha kadar uyumaya devam edersin. Ateşini kontrol altına aldılar ama yine çıkabilirmiş. Uyurken çok yükseldi soğuk uyguladılar hissettin mi ?" diyince başımı iki yana salladım.
Hiç duymamıştım.
-"Yorma istersen dinlensin." Kuvars elini kardeşinin omzuna koyup geri çekti.
Defne ona bakıp bana döndü.
-"Annemle babam da gelmişti ama bir davete katılmak için gittiler. Bende abime haber verdim geldi."
Herkesi yine bir şekilde uğraştırıyordum. Kendi başımın çaresine bakamayacak mıydım ? Neden böyle acizdim ?
-"Üzgünüm...gerçekten. " Hem kendime hem insanları uğraştırdığım için hastalığıma üzülürken dolan gözlerimi onlardan çektim.
-"Şşşt saçmalama. Arkadaşlar bugünler içindir." Kolumu sıvazlayıp gülümsedi.
Klinikte olduğu gibi gülümsemesi içime huzur veriyordu.
Gözlerinden çekindiğim Kuvars'a bakmamayı sürdüyordum. Ama onun beni izlediğinin farkındaydım. Utanıyordum.
-"Ailene haber vermemi ister misin ? Sana sormadan çağırmak istemedim."
Defne'nin düşünceli haline içimden şükür ettim.
-"Hayır sakın." dedim hızlıca. Yorgun yüzüme yayılan endişe ile kıpırdandım.
Onlarla bugün yeniden yüz yüze gelemezdim.
-"Bende öyle düşünmüştüm. Şimdi gidip senin için yemek isteyeceğim." diyerek dikleşti.
Yüzümü buruşturarak doğruldum ve oturdum.
-"Eve gitmek istiyorum." dedim.
-"Biraz daha kalmalısın. İyi değilsin." dedi kaşlarını çatıp.
Başımı salladım.
-"Lütfen. Sizi meşgul ediyorum. Bu kadarı için bile minnettarım." Konuşmak sanki çok zormuş gibi nefes nefese kalmıştım.
Başım inanılmaz ağırmaya başlamıştı. Bir yere koyma ihtiyacıyla yanıp tutuşuyordum.
-"Doktor söylediğinde gidersin. Şimdi yat." Kuvars , Defne'nin kolundan nazikçe tutarak odadan çıkarttı.
Daha fazla duramadan geri yattım. Bana sinirli miydi ? Gerçi ben hiç normal halini bilmiyordum ki. Hep böyle aynı tavırdaydı. İlgisiz duygusuzdu.
Dakikalar geçtikçe uykum bastırıyordu fakat gelen giden yoktu. Öksürdükçe gözlerim açılıyor boğazım sızlıyordu.
Yalnızlık böyle zamanlarda insana daha bir ağır geliyormuş. Keşke paramız pulumuz olmasaydı ama güzel bir yuvamız olsaydı. Hastalandığımda endişelenen annem babam olsaydı. Her koşulda arkamda duran bir ailem olsaydı da bir kuru ekmekle yaşasaydık.
-"Canım...ne oldu ?"
Hıçkırıklarım beni utandırırken yüzümü sildim ve titrek bir iç çektim. Defne kalçasını yattığım yatağa yaslayıp elimi kavradı.
Bakmaya daha çok utandığım Kuvars'ın belden aşağısı göz hızamda iken fazla yakındı.
-"İyi misin ?" Defne'nin şefkat dolu sesi gözlerimi yine dolduruyordu.
Bükülen dudağımı ısırdım. Hastalığın verdiği halsizliğe ağlamak eklenince daha bir çekilmez olmuştu.
-"İyiyim." dedim kendimi zorla toparlarken. Karşılarına geçip ağlayamazdım. Evde yalnız kaldığımda bol bol ağlardım.
-"Doktorun çıkabileceğini söyledi. Ama ateşini sürekli kontrol etmek kaydıyla."
Eşofmanımın kol kısmıyla gözlerimi sildikten sonra doğruldum. Sırtım bütünüyle ağrıyordu.
-"Tamam şey...bana bir taksi çağırır mısınız ?" diye sorarken sesim çatallı çıkmıştı.
-"Delirdin mi acaba sen ? Taksi diyor." Dönüp Kuvars'a alaycı tavırda söyledi ve kalktı.
Dakikalar içinde kalkmama ve ayakkabılarımı giyinmeme yardımcı oldu. Kolundan destek alarak yürürken gözlerim kapandı kapanacaktı.
Otoparka inmiştik ki Defne durdu.
-"Ya telefonumu unuttum ! Hemen alıp geliyorum. Abi sen tutar mısın ?"
Hayır.
Sessizliğini koruyan Kuvars büyük eliyle ince kolumu nazikçe kavradı. Ona böyle yaklaşmak kalbimi elimde sıkmak gibi bir şey yaşattı.
Neydi bu böyle ?
-"Arabayı biraz uzağa park ettim. Yürüyebilecek misin yoksa bekler misin ?"
Kokusu burnuma dolduğunda yüreğim titremişti. Söylediğini sonradan kavramıştım.
-"Yürürüm." diye fısıldadım. Tenim karıncalanıyor karnım sancılanıyordu. Sanki nefes alıyormuşum da veremiyormuşum gibi bir duyguydu.
Bir kaç adımın ardından başım hayali bir darbeyle zonkladı.
Olduğum yerde kaldım. Kuvars'ın sıklaşan eline sağ elimi koyduğumda bu yalnızca destek amaçlıydı. Düşeceğimi sanmıştım.
-"Tamam dur dinlen." Tuttuğum eli buz gibiydi.
Ve yakın olduğum vücudundan gerginlik akıyordu. Rahatsız olmuştu. Bariz bir şekilde anlaşılıyordu. Ses tonu bile ayrı sertlik kazanmıştı.
-"Hayır , sorun değil." diyip ellerimi ondan çektim.
Rahatsız olduğunu bile bile ona temas edemezdim. Bu sanki biraz kalbimi kırmıştı ancak emin değildim.
Her adımım tonlarca ağır gibi yürüyordum fakat destek almamakta kararlıydım. Arabasına geldiğimizde arka kapıyı açtığı gibi geri adım attım.
-"Defne gelmeden...yani o itiraz etmeden taksiyle gideceğim." Bu fikre şuanda karar vermiştim. En doğrusu buydu.
Yoğun bakışları yüzümü tararken gözlerimi ondan çekmedim.
-"Neden özür diledin ?"
Sorusu bana bocalama yaşattı. Bunu beklemiyordum.
Dudaklarımı ıslatıp araladım.
-"Şey...öyle gittim ya..." Konuşmaktan son derece çekinirken bakacak yer arıyordum.
-"Yaptığının saçma olduğunun farkında olman güzel."
Böyle bir tepki karşısında ne yapacağımı bilemedim.
Kızdı.
Soğuk hava ciğerlerime dolup beni kendime getirirken bir yandan soğuktan titriyordum. Aslında soğuktan değil ateşimden titriyordum.
-"Üzgünüm. Öyle olması gerekiyordu. Yeterince dert oldum. " dedim utanç duyarak.
Yaptıkları yetmiyormuş gibi işi gücü yokmuş gibi hastalığımla ilgileniyordu.
-"Bin yorma beni." Başını çevirip binmemi beklerken Defne'nin gelmesi ile mecbur kalmıştım.
Yolu bildiğim kadarıyla tarif ederken diğer yandan uyumamaya çabalıyordum. Yağmur bastırdığı için görüş açısı kötüydü. Ayrıca karanlıkta bir kere gittiğim yolu hatırlamak oldukça zordu. Gittiğim yolları izleyip aklıma kazımak gibi bir özelliğim olması ilk kez işe yarıyordu.
Taş döşenmiş evin kapısına doğru arabayı sürüp durduğunda nefesimi yavaşça üfledim.
-"Burada mı kalacaksın ?" Defne'nin gözleri ışıklandırmayla görünen evde dolaştı. Ardından bana döndü. Hayret içindeydi.
Başımı aşağı yukarı salladım.
-"Tek başına ?" diye sordu inanamayarak.
Kalabalığın içinde de yalnızdım demek isterdim.
-"Evet." dedim kuruyan boğazıma inat yutkunmadan.
Bir kaç saniye sessiz kaldığından gözlerim benden bağımsız şoför koltuğunda oturan bedene kaydı. Elleri direksiyonu kavramış dimdik duruyordu.
Karnıma bir yumru yemiş gibi olunca başımı eğdim.
-"Hastasın...yalnız kalmamalısın." dedi sessizliği bozarak.
İçeri davet edip etmeme konusunda bir iç savaş yaşıyordum. Onu davet etsem Kuvars vardı , etmesem ayıp olacaktı.
-"Sorun değil. Şey içeri gelmek isterseniz...?" dedim elimi kapı koluna götürdüğüm sırada.
Defne abisine bakıyordu. Kuvars ise direk olarak ileri.
-"İşim var Defne."
Sert güçlü sesini duyduğumda nedensiz yere üzülmüştüm. Neden üzüldüğümü bilmiyordum. Gelmesini mi istemiştim ?
Ah hayır saçmalıyorum.
-"Ama abi Loya'nın yanında biraz kalsaydım."
-"Önemli değil." dedim araya girerek ve elini tutup sıktım.
Kuvars geniş göğsüne sığdırdığı nefesi verdikten sonra yeniden sesini duyurdu.
-"İşim bitince gelip seni alırım." Defne'nin üzgün yüzü bunu duyar duymaz parlamıştı.
Birlikte arabadan inerken Kuvars da peşimizden inmişti. Cebimden çıkarttığım anahtarla kapıyı açtığım sırada sesiyle duraksadım.
-"Loya. İki dakika konuşalım." İsmim yine dudaklarından iç gıdıklayıcı şekilde döküldüğünde Defne eve girerken bende arkamı döndüm.
Yutkunmadan edemedim. Gecenin karanlığında siyaha bürünmüş kıyafetleriyle heybetli heybetli duruyordu.
Ufak ve çekingen adımlarla önüne kadar yürüdüm. Yanında kendimi yeniden ufacık hissettim.
Gücünü hissetmek bana aciz değil aksine onunla paylaşıyormuş gibi güçlü ve güvende hissettiriyordu.
-"O şerefsiz ibneyle ilgili. "
İşittiğim küfürler anında yanaklarımı kızarttı. Zaten ateşim vardı iyice ateş bastırmıştı.
-"Ne oldu ?" Boğazımı sıkma hissi veren o canlıdan konuşmak istemiyordum.
-"Korhan ifadeni alacak. Bu gerekli. Ardından sen şikayetçi olduğunda gerisi çorap söküğü gibi gelecek." derken çenesini dikleştirmiş karanlık ormana bakıyordu.
Gözlerimi siyah gömleğin sardığı göğsünden çekip başımı hafifçe geri attım. Diğer türlü yüzüne bakmak zahmetli oluyordu.
-"Onunla uğraşmak istemiyorum. Görmek istemiyorum. " Güçsüz fısıldayışım beraberinde yaşlı gözler getirdi.
Hiçbir zaman kendimi güçlü hissedemeyecektim.
Bakışlarındaki sertlik değiştiğinde biraz daha gevşedim.
-"Sen onun cezasını çekmesini istemiyor musun ?"
Başımı iki yana salladım.
-"Bu yüzden değil. Artık o yokmuş gibi yaşamak istiyorum. " dedim.
-"Son bir adım...Korhan her konuda sana yardımcı olur. Ben onunla konuştum. Bizzat kendisi seninle ve davayla ilgilenecek. Eğer o da içeri girmesini isterse hiçbir engel kalmaz ve yapar. Korhan'a güvenmesem bile sen ona güvenebilirsin."
Dudaklarımı kemirmekten kopacağını düşündüğümde odak yönümü değiştirdim. Tırnaklarım avuç içimde olan yerlerini aldığında yaşlı göz bebeklerim titriyordu.
Karşımdaki adam farkında olmadan hayatımda en değer vereceğim kişiye dönüşmüştü. Hem yakınında durup gücünü hissetmek hem de olabildiğince uzak durup unutmak istiyordum.
Araftaydım.
Hayranlıkla mı bakıyordum ? Evet hayrandım. Gösterdiği şefkate , hayatıma kattığı yüce gönlüne küçük kalbim hayran olmuştu.
Bunları duygusuz bakan harelerini izlerken fark etmiştim.
En sonunda utanmama fırsat olmadan dudaklarım kendiliğinden fısıldadı.
-"Senden başka kimseye güvenemem."
•••
Herkese iyi geceler ❤
Umarım bölümü sevmişsinizdir.
Sizce Kuvars , Loya'ya hep kardeşi gibi mi bakacak ?
Kuvars çok zıt bir konumda. Loya çok şefkate muhtaç ve kırılgan. İkisinin işi bir hayli zor görünüyor.
Aralarında nasıl sahneler geçmesini istersiniz ?

