İçeriğe geç

BERCESTE

Bölüm 10 · 9 dk okuma

BERCESTE

Bölüm 10

10

~"Kalbini camdan yaparsan ,

kıran çok olur.

Demirden yaparsan , sonu

pas olur.

Denizden yap ki ,

giren kaybolsun ,

yüzmeyi bilen kurtulsun ,

bilmeyen boğulsun."~

-Julia Roberts

•

Bana umudu ilk kez tattıran ve hala o elini sırtımda hissettiren adama bakmaya devam ettim.

-"Biraz uyuyup dinlenmek ister misin ? Daha iyi hissedeceksin." Kollarımdan tutup kaldırmasına bir şey söylemedim.

Beni yatağına oturttu ve yatmam için yastığı başımın altına çekti. İtiraz etmeden bana ilkleri yaşatan şefkatini hissetmek istedim.

Her sözü şefkatli bir el gibi kalbimi okşuyordu.

-"Neden ?" diye fısıltıyla sordum.

Neden bana böyle iyi davranıyorsun ? Annem babam bile elini uzatmamışken neden sırtıma destek veriyorsun ?

Doğrulmadan bakmayı sürdürdü. Yüzü ifadesizdi fakat hep olduğu gibi sert bakmıyordu.

-"Bilmiyorum...sanırım seni Defne'nin yerine koyuyorum. Yardım etmek istiyorum. İyi olduğunu görmek istiyorum."

Daha bir şey sormadım. Ayağa kalktığında gözlerim kendiliğinden kapandı.

Uyumak için değildi olanları sindirmek içindi.

'

Sabaha karşı yorgunluğa dayanamayıp güçsüz düşen gözlerim açıldığında yattığım gibi uyanmıştım. Yatağın kenarına ilişmiş dizlerimi kendime çekmiş öyle duruyordum.

Yatağın rahatlığı ve durmadan yükselen o değişik koku beni etkilemeden buradan kalkmam gerekliydi. Kalktığım gibi de elbisemi giyindim.

Göğsüm öyle sıkışıyordu ki elimi koyup yokladım. Neydi bu ağrının sebebi ?

Kaybettiklerim miydi ? Neyim vardı ki kaybedecek ?

Buradan gitmeliydim. Ne aklımın ne de yüreğimin sancılanmasına izin veremezdim.

Boş salonda etrafı incelerken burada yalnız olduğumu anlamam uzun sürmedi. Masanın üzerinde bir not vardı. Gidip aldım.

İstediğin bir şey olursa aşağıdan söyleyebilirsin.

Şifre ****

Beni aramak istersen telefon numaram

053********

Dudaklarıma küçük bir tebessüm yerleşti.

İyi ki tanımışım seni. İyi ki hayat karşıma kısa bir an bile olsa çıkarmıştı.

Masanın üzerinde duran boş not kağıdını önüme çektim. Bu notu yazdığı kalemi yavaşça kavradım. Ne yazacağımı düşünmeden cümleye başladım.

Teşekkürden hoşlanmadığını biliyorum ama yaptıklarının karşılığında verebilecek başka hiçbir şeyim yok. Bana bu dünyada hala umudun var olduğunu gösterdin. Ama...ben artık kimseye yük olmak istemiyorum. Varlığının bana güç vereceğini bilmeni istiyorum. Görmediğim bir güç olacaksın. Teşekkür ederim.

Niye bir damla göz yaşım aktığını bilmesem de parmaklarımla silerken dün gece onun silmesi geldi aklıma.

Titrek nefesimle ayakkabılarıma doğru ilerledim. Bir diğer eşyam olan ufak çantamla asansöre girdim. Notta yazan şifre için değil numarası için çantama koydum.

Umarım böyle gittiğim için bana öfkelenmezdi.

Aslında öfkesini bile gösterecek bir anlamım yoktu. Yardım ettiği birisiydim. Öylesine.

Otelden çıktığımda dışarıda sağanak bir yağmur vardı. Beni bu halde minicik askısı bile olmayan elbisemle görenler deliymişim gibi bakıyordu.

Titreyerek dişlerimi sıktım. İnce bacaklarım soğuktan buz kesmişti. Elimi zorlukla kaldırdım. Bir kaçı dolı geçerken sonunda bir tanesi durmuştu. Taksiciye evin adresini söyleyip arkama yaslandığımda olacakların herhangi bir ihtimalini düşünmekten kaçınıyordum.

Yol boyunca aile sorunlarım yerine neyi düşünüyor olduğumu bilmek beni utandırıyordu. İyice aklım bulanmıştı.

-"Geldik abla burası mı ?"

Dalgınlıkla irkilip camdan dışarı baktım. İhtişamlı Hanzade malikanesinin önündeydik.

-"Evet. Bir dakika."

Sanki aldığım nefes ciğerlerime dolmuyormuş gibi göğsüm sıkışıyordu. Güçsüz parmaklarımla zorla taksinin kapısını açtım.

Gücüm yoktu. Ama yapmalıydım. Bitmeliydi.

Ayağımı dışarı attığım anda dişlerim birbirine çarptı. Kapıdaki koruma şemsiye ile yanıma koştuğunda tökezleyerek adımladım.

-"Ücretini öder misiniz ?" dedikten sonra onu beklemeden yağmurun altında eve doğru yürüdüm.

Yağmur belki şuan başıma gelen en iyi şeydi.

-"Loya hanım ıslanıyorsunuz bekleyin lütfen." Arkamdan seslenişini umursamadım.

Zar zor dengeyle yürüyerek geldiğim evde sırılsıklam olan saçlarımı geri ittim. Büyük altın tokmağı vurdum. Çok geçmeden açıldı.

Yardımcımız şok oluşunu gizlemeden eliyle ağzını kapattı.

Fazla mı korkunçtum ? Belki de daha önce hiç yıkıldığımı gören olmamıştı. Halbuki kliniğe götürülürken uzaktan izliyorlardı.

-"Bu-buyrun..."

-"Herkes nerede ?" diye sordum. İçeri ayak bastığımda pahalı mermerlerimiz üstümden sızan suyla ıslanmıştı.

-"Hala hastanedeler birazdan gelirler efendim. Yalnızca Elis hanım odasında. "

Tükenmiş gücümle soluğu odamda aldım. Odam demek istemiyordum lakin ağız alışkanlığıydı. Bu duvarlar dert ortağımdı. Yaşlarıma hıçkırıklarıma ortak olan soğuk duvarlar.

Titremekten ve soğuktan morarmaya dönmüş bedenim sıcak suyla buluştuğunda büyük oranda gevşemişti. Yüzüme yer edinmiş ruhsuz tebessümle vücudumu nazik nazik köpürtüyordum.

Temizleniyor muydum yoksa kötülüklerden arınıyor muydum ? Bilmiyorum.

O kadar halsizdim ki saç diplerimi şampuanla okşarken gözlerim kapanıyordu.

Tamamen temizlendiğimi hissettiğimde kolumu güçlükle kaldırıp bornozuma uzandım. Bedenim koca bir ağırlık altında eziliyormuş gibi ağırıyordu.

Hasta mı oluyordum ? Hayır şimdi olmamalı. Bana bakacak kimsem yok.

Kendimin hali yok.

-"Loya !" Odama girer girmez boynuma atlayan Elis'in bedeni ile tepkisiz kaldım.

-"Seni o kadar merak ettim ki. Nerede kaldın ? Ne yaptın ? O olanlar neydi öyle inanmıyorum. Abim...abim tam bir şerefsiz !"

Kaşlarımı hafifçe çatıp kollarından sıyrıldım ve giysi odama ilerledim. Konuşmaya mecalim kalmamıştı.

Elis odamda sözlerine devam ederken çekmeceden aldığım siyah iç çamaşır takımını giyindim. Islak saçlarım beni daha fazla üşüttüğü için ilk önce onları kuruttum. Başımın üzerinde gelişi güzel topuz yapıp dolaplara ilerledim.

Üç kat giyebilecek derecede üşüyordum.

Siyah bir tayt ve sweat üzerine kaban giyindim. Burada durmak istemiyordum. Bir dakika bile. Geldikleri gibi konuşacak ardından gidecektim.

Son olarak ayağıma ayakkabı geçirip derin bir nefes aldım.

Hala ısınamıyor oluşum tuhaftı. Titreyip duruyordum. Gözlerim zaten kendiliğinden kapanacak haldeydi.

-"Loya neden böyle giyindin ? Gitmeyeceksin değil mi ?" dedi Elis yanıma yaklaşarak.

-"Sence ?" dedim kısık sesimle.

-"İyi görünmüyorsun. Kal ne olur. Konuşalım. Artık bir şeyleri değiştirmeleri gerektiğini anlasınlar."

Başımı iki yana salladım.

-"Gücüm yok anlasana. Tükendim Elis." dedim gözlerime yaşlar hücum ederken.

Aynı anda onunda dolduğunda ağlamamak için tırnaklarımı avucuma geçirdim.

-"Sana seni anlıyorum diyemem. Yaptıkları çok ama çok kötü bir şeydi. Sadece...haklısın. Onlar daha kötüsünü hak ediyor." dedi gözlerini silip.

Durduğum yerde sallandığımı fark ettiğimde dolaptan aldığım çantaya telefonumu , cüzdanımı attım. Hesap kartlarımı unutmadan alırken yapacaklarımı aklımda tartıyordum.

Bu evin pisliğinden arınmayı elbette istiyordum. Ancak bu olanlara katlanarak hak ettiklerimi onlardan koparacaktım. Hiçbir şeyinizi istemiyorum demeyecektim. Benim olan benim kalacaktı. Belki daha fazlası.

-"Geldiler sanırım. " Elis camın önünden çekilince çantamla birlikte odanın kapısına yürüdüm. Merdivenleri son kez indiğimin farkındaydım.

Gözlerim dolu dolu yüreğim sızıyla gidiyordum.

Ahım hep üstlerinde kalacaktı.

Girişte durduğumda göğsümde dolu olan havayı boşalttım. Açık kapıdan girenler beni görür görmez oldukları yerde kalmışlardı.

Annemin gözünde korku mu vardı bana mı öyle geliyordu ?

-"Loya...?" Evet dede unuttuğun torunun.

Titreyen elleriyle bastonunu kavrayıp adımlar atarken kolunda amcam vardı.

-"O...o Allah'ın cezası yüzünden mahvolduk. Her şeyin cezasını çekecek." derken nefes nefese kalbini tutuyordu.

-"Özür dileriz. En başında inanmalıydık. Konduramadık."

Babam benden özür diliyordu.

Sinir bozucu bir kahkaha attığımda ben dahil herkes şaşırmıştı. Kahkaha atmayalı ne kadar zaman olmuştu ?

-"Aylar boyunca deliler hastanesinde çığlıklar duyarak onların içinde yaşadım." dedim kahkahamı bir anda sonlandırıp.

Nereden geldiğini bilmediğim güç bütün öfke halinde beni ayağa kaldırmıştı. Üstlerine yürüyordum. Baya baya dikleniyordum.

İşaret parmağımı kaldırdım.

-"Bir kere. Bir kere bile gelmediniz. Bana bu evi zindan eden o soysuz insana inandınız." Devam edecekken sustum.

Kime neyi anlatıp kendimi yoruyordum ? Konuşsam ziyan olan hayatımı geri mi alacaktım ?

-"Kızım."Gözlerimle takip ettiğim dedem girişteki berjere oturup soluklandı.

-"Toparlayacağız inanıyorum."

Gülecek gibi oldum ama gülmedim. Komiklerdi.

Hepsi beni izliyorken bir hayal kırıklığım olan anne ve babama oradan amcama en son yine dedeme baktım.

-"Keşke soyadımızın yüceliği kadar kalbiniz de yüce olsaydı. Bu evde yaşamak istemiyorum. Beni aylarca kliniğe kapatmış ailemin içinde yaşamayacağım." dedim ve bir nefes alıp devam ettim.

-"Eğer...eğer edecek bir itirazınız varsa dün geceden daha beter bir durum yaşarız. Açıklayıcı oldum mu ?" Beni karanlık dünyaya mahkum eden ailemi tehdit mi ediyordum ? Sanki biraz.

Elimde bir şey yoktu. Boşa sallıyordum ama onlar bunu bilmeden gözlerini korku sarmıştı. Rezil olmaktan daha çok korkuyorlardı. Gitmemden değil.

-"Ne istiyorsun ?" dedi babam sertçe yutkunurken.

Dudağımı büktüm.

-"Ev." dedim.

-"Ne evi ?" diyen annem oldu.

-"Sizden uzakta bir ev. Herkesten uzakta. Geçen yıl aldığınız dağ evini istiyorum. Hakkım olan her şeyi istiyorum." dedikten sonra olaylar daha hızlı gelişti.

Açtıkları bir telefonla ev çoktan hazırlanmaya başlamıştı. Belki artık günlerim çok kötü geçecekti. Belki gerçek anlamda delirebilirdim ama en azından kendi başıma kalacaktım. Sürekli mutsuz olduğum insanların arasından kurtuluyordum.

-"Emin misin ? Ne yapacaksın yapayalnız ? Ne yiyip ne içeceksin ?"

Elis'e göz devirip elimdeki çantanın fermuarını çektim.

-"Tereddüt ediyormuş gibi mi görünüyorum ?" diye sorarken odamda dolaşan yardımcıları işaret ettim. Hepsi bir elden bütün eşyalarımı bavullara koyuyordu.

-"En azından biraz daha...ne bileyim kendine gelseydin."

-"Doğru deli hastanesinden yeni çıktım. Tehlikeli miyim ?" dedim ciddi ciddi.

Yüzü bocaladı.

-"Ne ? Onu mu ima ettim ben ? Şuan her şey çok taze o yüzden söylüyorum. En azından daha sağlıklı karar verebilmen için biraz sakinleşsen ? Dağın başında kalmak istiyorsun hemen kabullenmemi bekleme." dedi elimden çantayı alıp diğer bavulların yanına koyarken.

-"Asıl nefretim azalmadan böylesi daha iyi." diye kısık sesle mırıldandım.

Saatler öğle vaktini geçtiğinde bavullarım arabalara taşınmış evde beni hatırlatacak hiçbir şey kalmamıştı. Elis arkamda gözü yaşlı dururken bir tek ona sarıldım.

-"Seni umarım daha mutlu görürüm." dedi ayrılmadan.

-"Görüşürüz." diyip ayrıldım.

Diğerlerine göz ucuyla bile bakmadan beni bekleyen arabaya bindim. Yeni bir hayata başlıyormuş gibi hissetmiyordum. Aksine o kadar çökmüştüm ki olan biteni idrak edemiyordum.

Vücudum halsizlikten titrerken elimi alnıma koydum. Ateşim çıkmış gibiydi. Kesinlikle hasta olmamalıydım. Özellikle bugünlerde.

Emin değildim. Hasta olan bedenim miydi ruhum mu ?

-"Loya hanım."

İsmimin tekrarlanmasıyla trans halimden koparak ayrıldım. Yeşilliklerin arasında duran arabadan derin derin nefesler alarak indim.

Bu evi ilk kez fotoğrafta gördüğümde ne kadar huzur verici demiştim. Ama buraya hiç gelmemiştim.

Yalnızca tek sorun bu denli büyük olduğu hakkında bir fikre sahip değildim. Gözümü korkutmuyor değildi. Yine de geri dönüş yoktu.

Kabanıma sıkıca sarılırken titriyordum. Acilen sıcak bir yatağa ihtiyacım vardı. Eşyalarım taşınırken şoförün açtığı kapıdan eve girdim. Çoktan ısınmıştı bile. Fazla fazla büyük olmasına rağmen şuandan itibaren bana ait oluşuyla yüreğimde bir yerler ısındı.

Yerler kahverengi ahşapla döşenmişti ve çoğunlukla her yere koyu renk hakimdi. Girişte sağa dönünce hemen mutfak vardı. Bir kadın buzdolabına alınanları yerleştiriyordu.

Güzel bir mutfaktı. Tasarımı ayrı bir güzeldi.

Kendime yemekler pişirmeyi hayal ederek mutfak kapısından uzaklaştım. Ana salon büyüktü fakat ilk defa görkemli şekilde dekore edilmemiş bir alandı. Kocaman bir şömine üzerinde televizyon. Oldukça geniş bir L koltuk.

Yünlü halı büyük bir alanı kaplarken yerlerde ferforje fenerler ve daha farklı aksesuarlar eşliğinde büyük mumlar vardı.

İç çekip uzaklaştım.

Koridorun devam ettiği yan odaya girdim. Burada gördüğüm an kaşlarımı kaldırdığım bir banyo vardı.

Çok sevmiştim. Bir süre doya doya bakmak istesem bile kalacağım yatak odasını görmek için evin diğer tarafına yol aldım. Kapıyı açtığımda yere açılmış bavullardan eşyalarımı yerleştiriyorlardı.

Yatak odasında bir küvet ?

Bu fikri düşünmemiştim ancak görüntüsü güzeldi. Giysi odasına bakma gereği duymadan geri çıktım.

Alt kata inmek istediğimde ilk önce yolu bulamadım fakat sonra merdivenlere ulaştım. Alt kat daha farklı serbest bir tarzdaydı. Hiç uğraşılmamış gibi.

Ek olarak burada da bir küçük mutfak daha vardı. Merdivenlerden inince arka tarafta kalıyordu.

Bitkilerle kapatılmış alanın önü ise yine oturma bölümüydü.

Merdivenin arkasına doğru ilerleyip dışarı baktım. Siyah merdivenlerin ve demirliklerin devam ettiği yer dışarıda görünen korkunç havuza iniyordu. Oraya asla inemeyeceğimi biliyordum. Çünkü ağaçlarla çevrili bu alan yeterince korkunçtu. Evin içindeyken korkuyorsam dışarı çıkamazdım.

Bu katta kalan tek oda çalışma odasıydı. Sanırım artık çizimlerimi rahatça yapabileceğim bir yere sahiptim.

Ah bir ara malzeme almalıydım. Bolca vaktim olacaktı.

Bundan sonra ne olacağını hayal edemiyordum. Bir yandan halsizliğim varken kendime engel olamadan öylece evinden gittiğim adamı düşünüp duruyordum.

•••

Herkese kaldığımız yerden merhabaa ❤🌸

Hesabıma yanlışlıkla kavuşmak beni çok mutlu etti.

Bu bölümde Loya bir yerden özgürlüğüne kavuşurken diğer yerden tamamen yalnızlığa giriş yapıyor.

Kuvars'ın saf dışı kaldığı bir bölüm oldu.

Siz ne düşünüyorsunuz ?

Yorumlarınızı bekliyorum.

Bölüm sonu

2 yorum