"İçimde muhakkak bir yer paramparça olmuştu ki , ağlayamıyordum."
-Sait Faik Abasıyanık
•••
Karşımda bakışlarıyla bana yanıt veren adam sesini çıkartmıyordu. Öylece sabit durmuş kaşı bile kıpırdamıyordu.
Yanlış bir söz mü etmiştim ?
-"Daha fazla ıslanma hastasın." dedi saniyeler sonra.
Göğsüm bir anda içine çökmüştü. Konuşmakta zorlanan dudaklarım iyice kapanırken ses etmeden yanından uzaklaştım ve eve girip kapıyı kapattım.
Ahşap zemine takılan gözlerim önüme bir çift ayak düşene kadardı.
-"Ne olmuş ?"
Sırtımla birlikte ellerimi de dış kapıdan ayırıp dikleştim.
-"Şikayet ile ilgili falan." dedim mırıldanarak.
-"Anladım...ben şimdi sana çorba yapacağım. Yani çok bilmem ama internetten bakıp yapmak zor olmasa gerek ?" diyince fazlasıyla mutsuz olmama rağmen bitap halde gülümsedim.
-"Zahmet etme."
Omuz silkti.
-"Kendimi işe yarar hissediyorum. Sende gidip üzerine ince bir şeyler giyin ki ateşin çıkmasın."
Belli belirsiz baş sallamasıyla banyoya yürürken söylediği cümlede aklım takılı kalmıştı.
İşe yaramak.
Yaşam mücadelesi verirken yaşayamamak.
Benimki tam olarak buydu.
Bir şeyler için mücadele veriyordum ama ne bir adım ileri gidiyordum ne bir adım geri. Kendimi kurtarmıştım fakat ruhum ? Asla iyileşmeyecekti. Asla yaşıtlarım gibi eğlenerek gülerek geçmeyecekti ömrüm. Hiçbir zaman için geç değildi lakin benim gücüm yoktu. Yıpranmış bitmiş olan benliğim o klinikte tamamen yok olmaya yüz tutmuştu.
Nefesim içimi daraltırken yüzüme soğuk bir su çarptım. Başım inanılmaz ağrıyordu.
Yüz havlusuyla su damlalarını kurulayıp üzerimdekileri banyoda bırakıp iç çamaşırlarımla odama geçtim.
Yeniden aynı ateşle baygınlık aşamasına gelmemek için Defne'nin dediği gibi ince bir pijama takımı aldım ve giyindim.
Ev normale göre daha yüksek bir sıcaklıktaydı ama ben buna rağmen üşüyorsam ateşim çıkıyor demektir.
Saçlarımı önemsemeden topladıktan sonra mutfağa gittim. Tabureye güç bela oturduğumda başım önüme düşüyordu.
-"Gidip yatsana !" dedi yüzüne yakışmayan çatık kaşlarıyla.
Dudağımı büküp tabureden indim. Odamdan aldığım örtüyle salonda koltuğun ucuna kıvrıldım. Başımı koyar koymaz gözlerim kapanmıştı.
Bir daha Defne uyandırdığı zaman uyanmış yaptığı lezzetli çorbayı içmiştim.
-"Ellerine sağlık." dedim sudan bir yudum alırken.
-"İlaçlarını da iç."
Adeta anne edasıyla ilaçlarımı içirmiş beni geri yatırmıştı. O televizyon izlerken bende bir nebze kendime gelmiş olmanın verdiği rahatlıkla yatıyordum.
Hem sohbet etmiş hem öylesine televizyona bakmıştım.
Saat tahminen gece yarısını geçtiğinde dışarıdan korna sesi geldi. İrkilip doğruldum.
-"Abim gelmiştir." Defne koltuktan kalkıp kapıdan çıkarken olduğum yerde kaldım. Omuzlarım ağırlıkla çökerken kalkıp kalkmama arasında kalmıştım.
Sanırım mantıklı olmalıydım. Bu durumda hislerimle değil yaptıklarını düşünerek hareket etmeliydim.
Minnettar olduğum bir adamdan daha fazlasını bekleyip alınamazdım.
Ayağa kalktım ve yavaş adımlarla ilerledim. Açık dış kapıdan içeri esen yağmurla karışık rüzgar bedenime can vermiş gibiydi.
Derin bir iç çekişle soğuk soluğu çektiğim sırada arabanın önünde duran Defne ile Kuvars'a baktım. Defne ıslanmaktan korunmak için ellerini saçlarının üzerine kaldırıp dururken Kuvars sanki ona yağmur değmiyormuş gibi duruyordu.
Bir an bana baktı sandım fakat yanılmıştım.
Defne'nin buraya doğru yürümesiyle Kuvars'a baktım. Arabanın içine oturmuştu.
Doğru neden gelsindi ki ?
-"Gitme vakti. Biraz gönülsüz.. " Zoraki tebessümle baktığımda yanımdan geçip eve girdi. Kapının kenarında kedi misali tünemiş ileri bakıyordum.
Aptallığımın geç olmadan farkına varınca hemen arkamı döndüm. Kabanını giyinip saçlarını dışına çıkarttı.
-"Sürekli arayacağım. Olmadı mesaj atarım sakın yanıtsız bırakma ! Kötü olduğunu hissettiğinde hiç çekinmeden haber ver vallahi kırılırım." Defne'nin böyle dur demeden fazlaca konuşması hoşuma gitmeye başlıyordu.
Eğlenceli oluyor.
-"Merak etme iyiyim ben." diyip kollarımı göğsümde bağladım.
Geriye bakma cesaretim kırıktı. Kendime hakim olmalıydım.
-"Burada yalnız kalman hiç içime sinmiyor." dedi sarılırken.
Ellerimi sırtına koyup çenemi omzuna yasladım. Birinin sizi düşünmesi ne büyük nimetti değil mi ?
-"Korkarsam bile ararım." dediğimde rahatladığını gözlemledim.
Geri çekilip son kez ateşime bakınca hüngür hüngür ağlasam yeridir dedim. Aileme ihtiyacım mı kalmıştı ?
Kendi kendine düşünüp elini çekti ve kapıdan çıktı.
-"Teşekkür ederim." diye seslendiğimde sesim titremişti.
Gülümseyip basamakları indi.
-"Teşekkürlük bir şey yapmadım."
Ah aynı abisi.
Düşüncelerimle doğru orantılı hareket eden gözlerim arabada oturan adama kaydı. Dirseğini cama yaslamış eliyle alnını sıvazlıyordu.
Gözlerimiz değdiğinde utandım ama çekmedim. Kaşlarını çatar gibi olduysa da çatmadan başını çevirip arabayı çalıştırdı.
Gitmişlerdi.
'
Evdeki ilk gecem galiba kesintisiz bir uykuyla geçmişti. Ve sonraki üç günde aynı şekildeydi çünkü ilaçların etkisiyle uyku bastırıyordu. Eve alışma sürecimde bu ilaçlar işe yaramıştı.
Defne ikinci kez şoförle birlikte gelmiş akşama kadar durmuş gitmişti.
Ondan sonra okuluna devam ettiği için derslerine vakit ayırıyordu. Bende bir haftanın ardından evden çıkacaktım.
Telefonuma Kuvars'tan gelen mesajda beni almaya geleceği yazıyordu. Karakola gidip ifade verecektim. Sırf bunun için iyileşmemi beklediğini tahmin ediyordum.
Neden olduğunu bilmeden karnım kıpır kıpırdı. Sanki geçtiğim günlerde derin hüzünle yaşamamışım gibi bir anda enerji dolmuştum.
Aynanın karşısında özenle düzleştirdiğim saçlarımı geri atarken kendi kendime gülümsedim.
Benliğimin farkına varmayı özlemiştim.
Göğsümü rahatlatan bir nefes aldım ve sade makyajımı bitirip sandalyeden kalktım.
Neden böyle süslendiğimi sormayın bilmiyorum.
Uzun zaman üstüne yere daha canlı adımlarla basarak giysi odama girdim. Dolaptan göz kararı seçtiklerimi hızlıca giyindim.
Muhtemelen birazdan burada olurdu çünkü duş alırken gereğinden fazla oyalanmıştım.
En son olarak çantama gerekli eşyalarımı koyup odadan çıktım. Evi kontrol etmeyi unutmadan her yere göz gezdirip koridora çıkmıştım ki kapının zil sesi eve doldu.
Karnıma bir anda giren sancıyla yüzümü buruşturdum.
Saçmalama Loya !
Yüz ifademi düzeltip kapıya doğru yürüdüm. Açarken kendimi toparlamış saçmalamamak için iç sesimle sözleşmiştim.
-"İyi günler efendim. Kuvars bey sizi almam için beni gönderdi. "
Ne ?
Yok canım neden üzüleceğim ? Hem bunda üzülecek ne var ? Sanki amacım Kuvars'ı görmekti !
Bu ifade olayından sonra her şey bitecek bir daha yüz yüze gelmeyecektik. Bu kadar !
Daha fazla aptal gibi düşünmemeliyim.
-"Geliyorum. " dedikten sonra evin anahtarını kapının arkasından çıkartıp dışarı adım attım.
Arabada yol boyunca o adi pisliği görmemek için dua ediyordum. Tekrar tökezleyemezdim. İlk kez ayaklarımın üzerindeydim. Düşersem kalkamayacak kadar yaram vardı.
-"Kuvars bey sizi öndeki arabada bekliyor."
İrkilip gözlerimi şoför koltuğuna çevirdim. Aldığım solukla içim bulanırken eş zamanlı midem de bulanmaya başladı.
Stres yüzünden yeni bir hastalığa tahammül edemem !
-"Teşekkürler. " diye mırıldandıktan sonra arabadan inip çantamın askısını omzuma astım. Sanki yıllar sonra dışarı adım atmış gibiydim. Yere basarken sağlam basamıyordum. Hep bir tereddüt içindeydim.
Endişeyle etrafımı izlerken gelip geçen insanlara sürünmemeye dikkat ediyordum.
Yabanileşmek bu olsa gerekti.
Sonunda adamın işaret ettiği arabanın yanına geldiğimde arka kapıyı bir başka adam açmıştı.
Dudaklarımı kemirmeye son verip koltukta oturan Kuvars'a baktım.
Simsiyah takım elbisesinin içinde kar beyaz gömleği patlıyordu. Bu görüntüsüne tezat kirli sakallarının ona nasıl yakıştığına ilk kez dikkat ettim.
Kendine gel...kendine gel...
Adım atıp arka koltukta yanına oturdum. Arabanın içerisi kokusuyla harmanlanmıştı.
Şoförün kapıyı kapatmasıyla kravatını düzeltti ve dikleşti.
-"Korhan içeride seni bekliyor. Tek yapman gereken rahat rahat kendini anlatman. Sanırım sizinkilerin avukatı o piçin yanında. Korkma tamam mı ? Sadece anlat."
Gözümde git gide büyüyen dediğinin aksine deli gibi korkutan bu olay beni boğuyordu.
Bakışlarımı camdan dışarı çevirdiğimde dudaklarım aralandı.
Hanzade erkekleri arabadan inerken dört beş tane kamera ile gazeteciler koşuşmuştu. Nefeslerimin sıklaşması hiç iyiye alamet değildi.
Elimi boynuma atıp başımı yere eğdim.
Onlara bu defa yenilmemem lazımdı.
Ama nefes alamıyordum.
Alacaktım.
Alamıyorum.
-"Loya. Loya dikkatini bana verir misin ?"
Girdiğim transtan sesli bir nefesle koptuğumda ellerim tir tir titriyordu.
Sonra.
Sonra o ellerimi daha güvenilir bir el kavradı. Küçük ellerim gözüme daha küçük geldi.
Bir avuca sığmışlardı.
-"Korhan itinin yüzünü görmek istemiyordum...ama....ama seni de böyle gönderemeyeceğim."
Ellerimi bırakıp kapıyı açtığında olduğum yerde kaldım.
Korkuyordum. Kendimi kaldıramazken başkalarıyla artık savaşamazdım.
-"Hadi."
Başımı iki yana salladım. Gözlerimden akmak için uğraşan yaşlardan dolayı bulanık görüyordum.
-"Yapamam." diye fısıldadım.
Nedense fazla ağır gelmişti. Ruhum zaten zayıflamıştı. Her şey bundan sonra beni batırmaya yönelikti.
Kapı yeniden kapatıldığında bu kez parmakları çenemi kavradı. Zorla yüzüne bakmamı sağladı. Duygusuz ifadesinde gözleri siyaha çalıyordu.
-"Bana güvendiğini söylemiştin değil mi ?" diyince alt dudağım titredi.
Başımla usulca onayladım.
Göğsünden saldığı nefes sonrasında tenime değen parmağını çekip yanağımda sabit duran damlayı sildi.
Böyle şefkat gösterirse ben ağlardım.
Yapmamalıydı.
-"Sana son kez yardım ediyorum. Çünkü bundan sonra kendi başına dimdik ayakta duracaksın. Bana güven. " Arabadan inerken bileğimi tutmuş beni de indirmişti.
Artık yaşlarım geri kaçmıştı. Fakat daha farklı hisler oluşmuştu.
Kuvars...Kuvars.
Onun ağzından bunu duymak beni sol yanımdan yaralamıştı.
Ben Loya Hanzade.
Erkek ırkından bir pislik yüzünden nefret eden ben , bir erkeğe bağlanmıştım.
-"Kuvars bey ?! Kuvars bey Loya Hanzade ile ilişkiniz mi var ?!"
-"Kuvars bey az önce de Loya hanımın ailesi içeri girdi ! Yoksa ilişkinizle mi ilgili ?!"
Arka planda gerçekleşenler gözümü aydınlatırken uğultu ses kalabalığına dönüştü.
Korumalar tarafından geri itilen gazetecilerden sıyrılıp karakola girmiştik.
Farkına vardığım duygular beni öyle fena soyutlamıştı ki buraya ne için geldiğimi dahi unutacaktım.
Fakat şöyle bir gerçek vardı. Hanzade erkeklerini görüp titreyen dizlerim yanımdaki adam sayesinde hissedilmez olmuştu.
Hiç takılmadan , hiç sesim titremeden birer birer ifademi yazdırıp şikayetçi oldum. İçeri girerken dedemin ' işi buraya uzatıp rezil olmayalım biz halledelim ' demesine rağmen geri adım atmadım.
Kuvars bana öyle bir güç vermiş öyle güzel arkamda varlığını hissettirmişti ki sırtımdan bıçaklansam gıkım çıkmayacaktı.
'
-"Teşekkür ederim. Her şey için." Yanımda olduğun için.
Titreyen içim gözlerinin soğukluğu karşısında daha çok üşüyordu.
Kaban giyme gereği duymadan yalnızca ceketiyle duruyordu.
-"Ben değil sen yaptın. Arabaya geç evine götüreyim."
-"Ben giderim. Daha fazla işinden alı koymak istemiyorum." dedim gözlerimi kaçırıp.
Arabanın açık kapısını kapatmadan bana döndü.
-"Sürekli ısrarla mı çalışıyorsun ?"
Dalga mı geçti kızdı mı ?
-"Uğramam gereken bir yer var." diyebildim sonunda.
Az önce yaktığı sigarasından son bir kez çekip söndürdü.
-"Tamam oraya bırakırım."
Daha fazla itiraz etmeye yüreğim el vermeyecekti.
Yeniden arka koltukta yanına oturduğumda aklım bir ellerimize bir de yüzüme dokunuşuna gidip geliyordu.
Kanımın ısındığını hissettiğimde cama doğru kayıp ondan uzaklaştım.
Bu düşüncelerim yanlıştı. En acilinden akıllanmalıydım.
Tarif ettiğim yerde dükkanı bulmak için şoföre tek düze cevaplar veriyordum. Eliyle koymuş gibi bulmuştu.
-"Ne işin var burada ?"
Kuvars'tan beklenmedik bir soru gelmişti.
Durgun bakışlarımı buz gibi olan yüzüne döndürdüm.
-"Bir şeyler alacağım." diye yanıtladım.
Çenesini sıkıp bıraktı ve dükkana doğru baktı.
-"Herkes bilmez burayı."
Dudaklarımı birbirine bastırırken yavaştan kapının koluna uzandım.
-"Evet ben...seviyorum. Güzel bir dükkan." dedim kısık sesle.
Necati amca ile okulda bir hoca sayesinde tanışmıştım. Epey tecrübeli bir hocaydı ve Necati amcayı yıllardır tanıyordu. Malzeme için burayı önerdiğinde herkes son derece lüks mağazalardan alışveriş yaparken ben burayı tercih etmiştim.
-"Selamımı iletirsin." Tanıyor muydu ?
Tepki vermemek için kendimi sıktım.
-"Elbette. İyi günler size." Teşekkür etmemek çok zordu bu yüzden yanağımın içini ısırıp duruyordum.
Arabadan indiğim sırada arkama dönmeden dükkana girmek bir hayli güçtü.
-"Oo kimleri görüyorum ?!"
Necati amca gözlüğünü indirip daima kitap okuduğu koltuktan kalkmıştı. Bir kaç adımla kitaplıkların arasından geçerek ona yaklaştım.
-"Merhaba nasılsın ?" diye sorduğumda elini sırtıma koyup sarılmıştı.
-"İyiyim kızım sen nasılsın ? Çok zaman oldu. Merak etmiştim."
Evet aylar olmuştu.
Geri çekildiğimde gözlerime bakıp iç çekti. Ardından elimi tutarak diğer eski ama oldukça rahat olan tekli koltuğa oturttu.
Neredeyse bütün kitapları orijinal baskı oldukları için satmazdı Necati amca. Hepsi gözünde altın değerindeydi. Bu yüzden isterseniz oturup okumak için vardı burası.
-"Evet biraz öyle oldu. Kitaplarının kokusuna ihtiyacım vardı." dediğimde gülümseyip elimin üzerini okşadı.
-"Hemen gitmeyeceksen karşılıklı kahve içelim. " dedi.
Başımla onayladım.
-"Sen kapatana kadar buradayım." dedim ufak bir tebessüm ederek.
Önceden geldiğimde çoğu zaman şoför beni indirmez kendisi alıp gelirdi. Nadiren de olsa bu dükkana girdiğimde Necati amcayla kısacık sohbetlerimiz olurdu.
-"O halde bana anlatacaklarını toparla hemen geliyorum." diyerek dükkandan ayrıldı.
Kapı kapandığında kasanın yanında duran küçük sobaya yaklaştım. Harıl harıl yanıyordu.
Tuhaf bir dükkandı. Ev gibiydi. Ev değildi ama bir ev kadar samimiydi sıcaktı.
Necati amca dükkanın arka odasında kalıyordu. Sanırım benimde böyle bir yerim olsa burada kalırdım
Çok geçmeden bir tepside iki kahve ile gelen Necati amca karşıma oturup uzattı.
-"Unutmadan sana iletmem gereken bir selam var. Kuvars'tan." dedim. İsmini telaffuz ederken sanki dilim sızlamıştı.
Kaşlarını kaldırıp dudağını büktü.
-"Kuvars isminde ikinci bir kişiyi tanıyacağımı sanmıyorum. Aleyküm Selam.Siz nereden tanışıyorsunuz ?" diye sordu.
Lezzetli kahveden bir yudum alıp indirdim.
-"Uzun bir hikaye. Yalnızca minnettar olduğum birisi..." dedim gözlerim dalıp giderken.
Ve hayran diye ekledim içimden.
-"Çok iyi bir oğlandır. Sohbeti , hali tavrı yerindedir. Ee senin bu ailen burada durmana kızmaz mı ? Her geldiğinde iki dakika durup çıkardın." diyince ister istemez gülümsemiştim.
-"Galiba burada istediğim kadar durmak , yalnız başıma yaşamaya başlamam kadar değerli bir olay." dedim ve şaşırmış yüzüne baktım.
-"Sen koskoca Hanzade ailesinden ayrıldın mı ?!" Parayla değer biçilen hiçbir şeyden haz etmeyen Necati amca ailem hakkında da iyi düşüncelere sahip değildi. Bu yüzden ironi yapıyordu.
Başımla onayladım.
-"Kendimi çizimlerime vereceğim. Ne olursa olsun kendimi kaybedene kadar bir şeyler çizmek hayal etmek istiyorum. "
İyi yada kötü. Bir hayata başlamıştım. İpin koptuğu yere kadar pes etmeyecektim.
•••
Herkese merhaba 🌸
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi merakla bekliyorum.
İyi geceler sevgiyle kalın ❤
