Asansöre bindiğim zaman içeride çoktan üç kişinin olduğunu gördüm. İçlerinden birisi yaşlıydı fakat fazlası ile dinç görünen birisiydi. Bir an için binip binmeme konusunda kararsız kaldım. Fakat adam beni içeriye sert bir şekilde çağırdı. "Binmeyecek misin kızım?" Adamın Karadeniz şivesi vardı. Başımı eğerek özür diler gibi asansöre bindim. Çıkacağım kata basmak istediğimde çoktan basıldığını gördüm. Bunun yerine yalnızca kapıyı kapatma tuşuna bastım.
Sessiz birkaç saniyenin ardından asansör hareket etmeye başladığında adam benimle konuşmaya başladı. "Tüm bu çiçekleri siz mi yapıyorsunuz?" Başımı evet der gibi salladım. "Evet efendim. Şirket içerisinde alerji yapmayan çiçeklerden yerleştirip dekorasyon ayarlıyoruz."
Çenesini kaşıdı. Adamın uzun boyu vardı. Üzerine giydiği gömlek ve yalnız bir ince yelek vardı. "Bu çiçeklerin faydaları var mı peki?" Ona bakarken tam olarak neyden bahsettiğini anlamamıştım. "Çiçekler genel olarak insana enerji..."
"Hayır ondan bahsetmiyorum. Bu çiçekler bir ilaç yapımında kullanılabilir mi?"
Bir an düşündüm. Çiçeklerin yalnızca anlamlarını ve ne zaman hangisi yetişebilir hakkında okumuştum. Birkaç dakikanın ardından bir anda aklıma gelen çiçek bitki çayları ile aydınlandım. "Bazı çiçekleri kurutup bitki çayı yapımında kullanılıyor. Fakat bitki çaylarının çok uzun süre tüketilmemesi gerektiği söylenir. Örnek olarak lavanta gibi veya papatya gibi."
Adam başını sallarken sanırım doğru şeyler hakkında konuştuğumu hissetmiştim. "Sence bunlardan bir takviye olsa insanlar kullanabilir mi?" Bir an için düşündüm. Bir çoğu aktarlardan temin edilebilirdi fakat eğer sağlam bir reklam ve önericiler sayesinde her türlü iş yapılabilirdi. "Ben kendi adıma konuşmam gerekirse ilaçlar veya takviyeler kullanan birisi değilim. Bunun yerine aktardan gidip almayı daha mantıklı buluyorum."
"Neden?"
"Ek takviyeler içerisinde ne konulduğu tam belli olmadığını düşünüyorum. Bir de ilaç tarzı şeyler kullanmayı seven birisi değilim."
Asansör dururken hala benimle konuşmaya devam ediyordu. Birlikte asansörden insek bile saygısızlık edip konuşmayı bölmek istemedim. "Peki sence önerebileceğin bir şey var mı?" Düşündüm. Tam olarak nasıl bir şey önerebilirdim bilmiyordum. Fakat sonra bir anda zihnime düşen fikir ile konuştum. "Bitki çayı içmeyi çok sevsem bile yapımı fazlasıyla zahmetli oluyor. Belki poşet çay gibi yapılıp sunulabilir. Evet biliyorum şu an böyle bir şey bulunmakta fakat neredeyse çoğu tatlandırıcı ile yapılmaktadır." Parmaklarımı gösterip bir poşet çay hayal ettim. "Şu boyutlarda bir poşet çayın içerisinde birkaç tane papatya olsaydı bir fincan çay demlenirdi. Ve temizliği de kolay olurdu."
Müdürün odasına doğru ilerlerken beni her kelimeme kadar dinliyordu. "Yani dediğin şey bir bitkiyi direk olarak poşetlerin içerisine koymak mı?" Başımı heyecanla salladım. "Evet efendim. Böylece kullanan kişi gönül rahatlığı kullanabilir." Ellerini beline attı ve bana döndü. Memnun olduğuna dair başını sallayıp beni onaylarken dudaklarında tebessüm oluştu.
"Bu mantıklı bir düşünce yapısı, beğendim."
Gururla gülümsedim. Başımı eğip sanki çok büyük bir görevin altından kalkmışım gibi rahatladım. "Yalnızca bir düşünce efendim." Mütevazi olmak için elimden gelen her hareketi sergiliyordum. Parmağını bana uzatarak başını çevirdi ve konuşmaya başladı. "Fatma Hanım bu kızımızın bir fikri var bunu Emir ile bir konuşalım. Eğer ona da mantıklı gelirse işi düşünelim." Şaşkınlıkla sekretere baktım ardından adama döndüm. Birkaç kez daha ikisi arasında gözlerimi dolaştırdım.
"Ali Bey, hoş geldiniz efendim."
"Bunları geçelim Fatma Hanım. Nerede o hergele?"
Adam konuşurken her an bayılacak gibi hissediyordum. Az önceden beri konuştuğum adam bu şirketin sahibiydi. Ali Karlı!
Dizlerim titrerken müdürün kapısı açıldı ve dışarıya çıktı. "Bu gürül-" konuşmasını kesen ilk önce dedesine ardından bana bakan müdür şaşkınlıkla ne yapacağını şaşırdı. Yanımıza gelirken "Dede? Geleceğini bilmiyordum."
"Habersiz geleyim dedim neler yapıyorsun diye fakat gelirken bu kızımla karşılaştım. Biraz lafladık güzel bir fikri var. Bu kızı çalışan olarak şirkete almalısın."
Adamın ağzından çıkanlar gerçek miydi değil miydi bir türlü anlayamıyordum. Dudaklarım aralık olmasına rağmen ağzımı açıp bir şey diyemiyordum. Daha doğrusu demeye korkuyordum. Müdür elini kaldırıp durumu durdurmak için hareket etti. "Dede Hiranur Hanım dekorasyon için bizimle anlaşma yaptı onu nasıl çalışan olarak alayım. Kendi işi var zaten," diye olayı düzeltmeye çalıştı.
"Ne güzel işte bu fikri duy eğer beğenirsen işleme koyalım."
Bana kaçamak bir bakış attı. Gözleri sanki 'Sen ne yaptın?' der gibi konuşuyordu. Başımı olumsuz şekilde sallarken beni anlamasını diliyordum. "Hiranur Hanım siz işinizin başına dönebilirsiniz. Dede odaya geçelim biz de."
"Nedir? Daha kızımla konuşacak konularımız var!"
Dedesinin koluna girip onu sürüklerken adam engel olmaya çalışıyordu. "Dede gel sen bana anlat muhabbeti eğer mantıklıysa ben konuşurum kendisi ile." Odanın kapısını açarken adam bana dönüp yakındı. "Görüyor musun bu hergeleyi! Hiç dedesine saygı yok!" Fakat bu durumdan şikayetçi değil gibiydi. Aralarında ki bağı görebiliyordum. "Dedemi dinleme. Daha sonra konuşuruz Hiranur Hanım. İyi günler size." Kapı arkalarından kapanırken tam olarak ne yaşadığımı şaşırmıştım. Dizlerim titrerken birkaç adımda sekreter masasına yaslandım.
"Hiranur Hanım iyi misiniz?" Başımı hayır der gibi salladım. "Değilim. Az önce farkında olmadan CEO ile konuştum." Benimle dalga geçer gibi gülümsedi. Bir bardak suyun ardından kendime ancak gelebilmiştim. "Ben artık gideyim. Benimle ilgilendiğiniz için teşekkürler Fatma Hanım."
"Ne demek Hiranur Hanım. İyi günler."
"Size de iyi günler."
Kapının yanında duran iki korumaya baktım. Başımı eğerek onlara selam verdikten sonra geldiğim yere geri dönüm. Bugün benim için gerçekten uzun bir gün olmuştu. Müdürün dedesi ile yani CEO ile karşılaşacağım aklımın ucundan bile geçmiyordu.

