Saksıyı taşımamda yardım eden personel sayesinde sonunda sütunun üzerine ait olduğu yere yerleştirdim. Üzerinde ki sarı yaprakları topladım ve yerinde hareket ettirip yerini kontrol etmek için son kez baktım. "Dilek Abla diğer saksıları nereye koyalım?" Dilek Abla etrafına bakındı ve boşta kalan diğer yerleri gösterdi. "Gökhan'ın hemen yanında ki yere koyabilirsin," diye seslendi.
Yeniden ağır saksıyı taşımak hareket ettik. Boş yerin önüne gelince kaldıracağım sırada Gökhan beni durdurdu ve benim yerime yerine yerleştirdi. "İşte oldu..." Ona gülümsedim ve "Teşekkürler," dedim.
Ve bunun gibi diğer günlerinde de bana fazlasıyla yakın davranıp sürekli benimle iletişim halinde olmaya çalışıyordu. Çoğu kez bunun normal olduğunu düşünmeye çalışıyordum fakat içimde ki hissiyatım bunun normalden daha fazla olduğunu bana bağırıp duruyordu.
Dilek Abla bir anda bana özelim hakkında sorular sormaya başlamıştı. "Hira senin hayatında birisi var mı?" Dudak büzüp işime kaldığım yerden devam ettim. "Hayır abla maalesef yok."
"Senin gibi güzel bir kızın nasıl sevgilisi olmaz." Sözlerine güldüm. "Çok güzel bir kız olduğum için bana yaklaşmaya korkuyorlar sanırım." Elimi çenemin altına koyup dalga geçtim. Dilek Abla şakama gülerken konuya bir anda Gökhan dahil olmuştu.
"Daha önce hiç sevgilin olmadı mı? Ya da seni etkileyen birisi." Bana bu soruyu soruyor oluşu canımı sıksa bile bir anda yıllar önce Eskişehir'de karşılaştığım çocuk düşmüştü hatıralarıma. Bir an sessizliğe büründüğüm an ikisi aynı anda beni baskıladı. "Sessiz kaldığına göre demek öyle birisi varmış." Başımı kaldırıp onlara baktım. Gülümserken "Sevgili olarak değil yıllarca unutamadığım ufak bir tanışma hikayem var," diye açıklama getirdim.
"Açıkçası dinlemek isterim, tabi sen de anlatmak istersen."
Dilek Ablaya döndüm ve o anları yeniden anımsamaya başladım. "19 yaşıma gireceğim yılın başında kardeşim ile birlikte Eskişehir'e gittim. O zaman üniversiteyi Bilecik'te okuyordum. Bütünleme zamanı okula gittiğimde kardeşimi de yanımda götürdüm." Onlara hikayeyi anlatırken anı yeniden yaşamak elde değildi.
O gün Ocak ayı olmasına rağmen hava güzeldi. Gezdik ve eğlendik. Akşam eve dönüşte erken geri dönmeyi planlıyorduk fakat sonra sinemaya girmeye karar verdik. Bittiğinde son arabanın kalkmasına bir saat kalmıştı. Kafeye geçtik ve bir süre orada takıldık. Araba saati geldiğinde durağa geçtik. Hava soğumuş hatta karla karışık yağmur yağmaya başlamıştı. Kardeşim sus pus oturuyordu ve ben de sıcak ortamdan soğuk ortama geçtiğim için öksürmeye başlamıştım.
Sonra elinde bavulu ile bir çocuk geldi durağa. Çok uzun zaman önceydi ve yüzü karanlıkta kalıyordu tam hatırlamasam bile dalgalı uzun saçları vardı. Esmerdi ve uzun boyluydu. Benimle aynı yaşlarda gözüküyordu. Bir anda benimle konuşmaya başladı. 'Hasta mısın?' diye sordu.
İlk başta benimle konuşup konuşmadığını anlayamadım ardından tekrar sordu hasta olup olmadığı mı? O sırada öksürdüğüm için hasta olduğumu düşünmüş olmalıydı. 'Hayır sıcak ortamdan çıkınca gıcık yaptı...' diye açıklama getirdim hemen. Benimle konuşmaya devam etti. Ne yaptığımı sordu. Öğrenci olup olmadığımı ve nerede okuduğumu. Ardından ise kendisi ile ilgili birkaç bilgi vermeye başladı. Bir ilaç firmasında çalıştığını ve toplantıdan çıktığını onu alması için arkadaşını beklediğini anlatmıştı.
Onunla konuşurken hayatımda ki en kısa an olmasına rağmen bana en uzun ve en büyülü an gibi gelmişti. "Hayatımda gördüğüm en havalı kişi oydu benim için. Etrafında ki enerji gelecekte müdür veya CEO olacak gibi bir havası vardı. Konuşmamızın arasında sonunda böyle yaptı: Fark ettin mi artık öksürmüyorsun dedi. Çok basit bir şey olabilir ama o an öksürüğüm gerçekten kesilmişti ve ben hayatımda ki en etkileyici insan olmuştu."
İkisi bana bakarken çok normal bir olayı dinliyormuş gibi davranıyorlardı. "Böyle birisine mi düştün?" Gökhan bana sor sorarken kafamı salladım. Uzun zaman sonra bu olayı anımsadığımda ne kadar zaman geçerse geçsin beni nasıl etkilediğini daha iyi anlıyordum. Ve ben bir aptaldım keşke o gün onunla ilgili adı gibi önemli bir şeyi öğrenmiş olsaydım keşke.
"Sana öyle gelebilir fakat böyle ince düşünen erkeklere her zaman kazanır." Gökhan ile kendi aralarında ufak bir tatlı tartışmanın ardından işe kaldığımız yerden çalışmaya devam etmiştik. Şakalaşarak geçen günü tamamlamıştık. Ertesi gün çalışmaya kaldığımı yerden devam etmiştik. İçtiğim soğuk su boğazımı acıtmıştı. Hafifçe birkaç kez öksürürken yanımdan geçen müdür benimle konuşmaya başlamıştı.
"Hiranur Hanım hasta mısınız?"
"Hayır müdürüm soğuk su içince yaptı."
"Lütfen kendinize dikkat edin," derken gidip gitmeme konusunda kararsız gibiydi. Arkasında duran sekreter elinde ki tabletten bir şeyler ona anlatmaya başladı. "Kayra Bey fabrikadan gelen sonuçları incelemek ister misiniz?" İş hakkında konuşmaya devam ettiler ve yanımızdan uzaklaştılar.
Öğle yemeği geldiğinde yemeklerimizi alıp masaya yerleştik. Birkaç dakikanın ardından Gökhan'ın yanında ki boş koltuğu tutan müdür bizimle konuşmaya başlamıştı. "İzin var mı arkadaşlar?" Sesini duyduğumda içtiğim ile neredeyse boğulacaktım. Öksürüğüm artarken müdür yeniden "Hiranur Hanım hasta mısınız?" diye sordu. Az önce su yüzünden boğulacağımı biliyordu neden bu soruyu soruyordu ki?
Sakince suyu gösterip öksürüğümü bastırmaya çalıştım. Koltuğa yerleşip yemek tepsisini önüne yerleştirdi. Üçümüz onu izliyorduk. Çorbayı es geçip tavuk yemeğine uzandı. "Afiyet olsun arkadaşlar," diye konuştu. Tüm yemekhane de gözler onun üzerindeydi. Genel müdür yalnızca çiçek dekorasyonu için gelen kişiler ile yemek yiyordu.
"Afiyet olsun müdürüm."
Ona ayrı ayrı karşılık verirken yemeğin bugün daha tuhaf olduğunu düşündüm. Daha doğrusu daha gergin. Ekmeği ağzına atan müdür bizim aksimize daha sakindi. Sanırım burada yemek yemeye fazla alışıktı. Haftanın başında şoförün bana anlattıkları gerçekti sanırım. Buraya gelebilmek için ne kadar uğraştığını görebiliyordum. Müdür gerçekten çok havalı birisiydi.
O günden sonra müdür ben öksürdüğüm ya da hapşırdığım zaman sürekli hasta olup olmadığımı soruyordu. Bu durumdan iyice canım sıkılmaya başlamıştı. İki hafta yakın süredir teminat ettiğimiz çiçekler geldikçe dekorasyona kaldığımız yerden devam ettiğimiz süre boyunca sürekli bana hasta olup olmadığımı soran bu adam benim canımı iyice sıkar olmaya başlamıştı. Eğer bir kez daha soracak olursa ona karşı patlayabilirdim.
Fakat hayır yapamazdım. Kendimi tutmam gerekiyordu. O benim işverenimdi.
İki haftanın sonunda Cuma günü planladığımız askı işlemi için müdür ile konuştuktan sonra Pazar günü getirilecek çiçeklerin yerlerini düşünüyor ve son kalan çiçekleri yerleştiriyorduk. Bu çiçekler sayesinde bünyeye alınan bitki bakımcıları da vardı. Onlar sayesinde canlı kalmaya devam ediyorlardı.
Günün sonlarına doğru iyice yorulan bedenimi rahatlamak için işten ara ara kayırmaya çalışıyordum. Parmaklarımı kütlettiğim sıra da Gökhan bana seslendi.
"Hiranur!"
Ona baktım. Sakince solurken elinde bir tane çiçek ile bana yaklaşıyordu. Tam olarak ne düşündüğünü bilmiyordum. Zaten işim başımdan aşkındı daha fazla vakit harcamak istemiyordum. "Buyurun?" Bana yaklaşırken o çiçeği bana vereceğini düşündüm. "Az önce taşıdığımız saksıdan düştü..." derken çiçeği kaldırdı ve bana uzattı. Alıp almama konusunda o kadar kararsız kalmıştım ki Dilek Abla ağzını açıp destek verir gibi nidalarda bulundu. Bu durumdan tek rahatsız olan ben miydim acaba?
Uzanıp çiçeği alacağım sırada koridorun ortasında bir ses yankılandı. Uzaktan gelen bu sesin nereden geldiğini algılamak için etrafa bakındım. Yeniden adım yankılandı. Ofiste çalışan kişiler bile merakla dışarıya bakıyorlardı. Sonunda başımı kaldırıp üst kattan korkulara yaslanıp bana bakan genel müdürü gördüm.
Şaşkınlıkla ona bakarken ceketinin iç cebinden telefonunu çıkardı ve kulağına koydu. Cebimde ki telefonum çalmaya başlamıştı. "Buyurun müdürüm," diyerek açtım telefonu.
"Hiranur Hanım odama gelin lütfen."
Telefonu kapatırken bana bir süre daha baktı ardından başı ile işaret ederek hareket etmemi sağladı. Telefonu cebime koydum. "Müdür beni çağırıyor. Hemen gidip geleceğim." Hareket edeceğim sırada Gökhan beni durdurdu. "O herif ile aranda bir problem mi var?" Kaşlarımı çatarak ona baktım. "Hayır sana böyle düşündürün ne?"
"Sürekli seni uğraştıracak şeyler yapıyor!"
Yanından geçerken bunun ben de farkındaydım fakat müdür ile kişisel bir problemim yoktu bile. "Merak etmeyin bir problem yok. Ben gidip geleceğim hemen." Yanlarından ayrılıp müdürün odasına adımlamaya başladım.

