Öğle yemeğinde şirketin yemekhanesinde yiyebilmemiz için bize verilen kartlar ile içeriye girdik. Burada çalışan kişiler neredeyse takım elbiseli ya da giyimlerine önem vermiş kişilerdi. Yemekhanede yükselen konuşma sesleri ve çatal kaşık sesleri gürültü oluşturuyordu.
Sıraya girdik ve yemek aldık. Yemekler fazlasıyla özenli ve güzel gözüküyordu. Boş bir masaya oturup yemek yerken sohbet etmeye devam ettik. Gökhan yemek boyunca bizi güldürüp eğlendirmeye devam etmişti. Onun yüzünden zorlukla bitirdiğim yemeğin ardından soğuk içecekler ile öğle aramızı tamamladık. Bir saat çok çabuk geçmişti. Yeniden kaldığımız yerden devam ettik. Şirket büyük ve sürekli dönü dolaşıp duruyorduk. Bacaklarım iyice ağrımaya başlamıştı. Fakat dayanmak zorundaydım.
Uzanıp aldığım vazo neredeyse elimden düşmek üzereyken Gökhan yakalamış ve yere düşmesine engel olmuştu. Ağzımdan ilk önce korku ardından ise Gökhan'ın tutması ile rahatladığıma dair bir ses çıkmıştı. "Dikkatli ol," dedi sakince Gökhan.
Yorgun halime rağmen gülümsemeye çalıştım. "Teşekkür ederim. Güzel yakaladın." Vazoyu benim yerime taşırken yorgun olmamla alakalı birkaç şey söylemeye başladı. Samimi davranışı ve sıcak sohbeti ile yanında rahat olmamı sağlıyordu.
Akşam dörde gelirken Dilek Abla ile seçilen diğer konumları dolaşmaya çiçekleri yerleştirmeye devam ettik. Son birkaç dokunuşun ardından tamamen güzel duruyorlardı. Ellerimi birbirine çarpıp renk renk çiçeklerle süslenmiş yere baktım.
Ortak alanlardan sonra geçiş yapacağımız yerler ofis içleriydi. Cam kapılardan içeriye göz atarken masaların yerleştirilmesine baktım. Parmağımı tavana çevirip sakince konuştum. "Tavandan aşağıya sarkan sarkman çiçeklere ne dersiniz?" Dilek Abla bunu başını sallayarak onaylamıştı. "Dikdörtgen şeklinde sarkıtmalı begonya ekebiliriz."
"Ve aralarında yeşillik gözükmesi için de hedera sarmaşığı kullanabiliriz."
Gökhan fikri tamamlarken ofis içlerine bu dekorasyon ile fazlasıyla hoş gözükeceğini biliyordum. Seçtiğimiz çiçeklerin hepsi alerji tetiklemeyen çiçeklerdi. Böylece Kayra Bey rahatlıkla şirketin içerisinde dolaşabilirdi. Bugün için getirdiğimiz vazoların her birini yerleştirmiştik. Dilek Abla ona gelen bir arama ile kızı aradığı için telefonu açmak zorunda kalmıştı.
"Bugün gerçekten yorucuydu değil mi?"
Başımı sakince salladım. Tüm bedenim ağrıyordu ve bacaklarım ayakta durduğum için titremeye başlamıştı iyice. "Bu kadar yorulacağımı tahmin etmemiştim." Yürüyüşümüz durdurmuş birbirimize dönmüştük. Göz ucuyla Dilek Abla'ya baktım. Hala telefon ile konuşuyordu. Bir an için Gökhan'ın sesini bastıran başka bir ses olmuştu.
"İşiniz bitti herhalde Hiranur Hanım..." Adım sesleri uzaktan bize yaklaşırken başımı döndürüp bana seslenen kişiye baktım. Bir elini cebine atmış diğer eli ile de özenle yaptığı saçını düzeltiyordu. Takım elbise gerçek anlamda yakıştırdığım tek kişi olabilirdi. Sanki takım elbiseyi bu adam giyinebilmesi için üretilmiş gibiydi.
İstemsizce ona bakarken büyülenmiş gibiydim. Ağzımı açıp cevap vermeyi bile unutmuştum. Adım attığı her anda bir güneşin bana doğru yaklaştığını görüyordum. Işığı gözlerimi kamaştırıyordu. "Genel müdür ile problemin mi var?" Gökhan benimle konuşuyordu fakat bu sorusuna bile cevap verememiştim. Sonunda yanımıza gelince ceketini geriye atıp diğer elini de cebine attı. "Gökhan Bey? İşiniz bitti sanırım."
Gözleri bir bana bir de Gökhan'ın üzerinde dolaşıyordu. En son bana döndüğünde "Hım?" diye tekrarladı. "Evet müdürüm. Şirket içerisinde yapabileceğimiz diğer seçenekleri değerlendiriyorduk."
Topukları içerinde döndü ve etrafına bakındı. Gözle görünür şekilde ki vazoları izledi. Sakince başını sallarken yürümeye başladı. Arkasında ilerlerken bir şey söylemesini bekledik. Fakat tek yaptığı etrafa bakınmaktı. Gökhan beni dürttü. "Sence beğenmedi mi?"
Omuz silkip ona cevap vereceğim sırada sanki konuşmamızı istemiyor gibi sesini yükseltti yeniden. "Ortancalarınızı göremiyorum Hiranur Hanım!" Sanki bilerek beni daha fazla yormaya çalışıyor gibiydi. Omzunun üzerinden bana baktı. Birkaç adımda ona ulaştım. "Ortancaları giriş kata ve ortak alanların bir kısmına yerleştirdik."
Dün onları yapabilmek için tüm gece harcamıştım neredeyse ve ellerimi ne kadar yıkarsam yıkayayım bir türlü geçmemişti. Lekeli ellerimi saklamak için girdiğim çabayı sanki fark etmiş gibi gözlerimin içine bakarak tebessüm ederek konuştu. "Ellerinizde ki lekeler ne kadar çalıştığınızı gösteriyor Hiranur Hanım. Emeklerinizi saklamaya çalışmayın."
Birkaç basit söz nasıl beni gururlandırıp mutlu edebilirdi ki?
Sözleri arkasında ufak bir göz kırpış gönderdi ve yürümeye devam etti. Bakışlarım parmaklarıma ulaşırken kalbim hızla çarpıyordu. Bu adam bazen beni yormak ve uğraştırmak için bilerek hareket ederken bazen ise beni gerçek anlamda önemli hissettiriyordu.
"Teşekkür ederim müdürüm."
Yürüyüşümüz sessizce geçerken Dilek Abla'da bize katılmıştı sonunda. Bize durumla alakalı soru sorarken onun geldiğini duyan müdür konuyu devraldı hemen. "Bir problem yoktur umarım Dilek Hanım," diye konuştu.
"Hayır müdürüm. Kızım aradı bu yüzden açmak zorunda kaldım."
"Burası hapishane değil Dilek Hanım. Her şey yolundaysa tamamdır."
Fazlasıyla anlayışlı birisiydi. Bize hem sıcak davranıyor hem de patron çalışan mesafesini de güzel bir şekilde ayarlıyordu. Bu adam gerçekten büyülü birisi olması lazımdı. Yürüyüşümüz bittikten sonra bize döndü ve memnun olduğuna dair bir ifade ile "Elinize sağlık. Güzel gözüküyor," diye konuştu. Hepimiz aynı anda sakin bir nefes verdik.
Saat beşe geldiğinde çıkış olacağını biliyorduk. Çıkışa ilerlerken telefonum çalmaya başlamıştı. Aranan ekranda gözüken isim ile kaşlarımı çatmıştım. Müdür ile az önce görüşmüştük neden bir daha beni arıyordu?
Telefonu açıp "Efe-" kelimemi tamamlayamadan hemen konuştu. "Otoparka in sabah geldiğin şoför seni geri götürecek." Ağzımda hafif şaşkınlık oluştu. Dilek Abla ve Gökhan bana bakarken çaktırmamak için direndim. "Fakat-"
"Vakit kaybetmeden hareket edin. Eğer gecikirseniz sizi ben bırakmak zorunda kalacağım."
Duyduklarım ile ne düşüneceğimi bilmiyordum. Kafamın içerisinde koca bir cümbüş vardı ve bu bana hiç mantıklı gelmiyordu. "Üzgünüm. Dışarıda başka işlerim var halletmem gerek. Size iyi günler."
Ret etmekten başka şansım yoktu. Ben araba ile giderken Dilek Abla ve Gökhan kendileri giderse fazlasıyla tuhaf olurdu. Çıkışa ulaştığımız zaman dışarıda iki kişi bekliyordu. "Genel müdür sizleri gideceğiniz yere kadar bırakmamızı istedi. Dilek Hanım bu araca lütfen."
"Gökhan Bey sizi ben bırakacağım."
Yaşadığım bir başka olay ile şaşkınlıkla ikisine baktım. Az önce ikisi tek başına dönmek vicdanımı rahatlatmadığı için kabul etmemiştim fakat şu an tam olarak ne oluyordu? "Hiranur sen?" Dilek abla bana seslenirken ona gözlerimi kırpıştırarak baktım.
"Genel Müdür Hiranur Hanım'ın çıkışta işi olduğu için bırakılmasına gerek kalmadığını iletti."
Az önce gerçekleşen olayı hatırlayınca elimi alnıma vurdum. Bu sıcak hava da ben aptal gibi ret etmiştim. Ve şimdi uzun uğraşlar sonucunda evime gitmek zorunda kalacaktım. Neden gururuma yenilmek yerine bu teklifi geri çevirmiştim ki?
"Evet benim işlerim var lütfen siz gidin."
Yalanım ortaya çıkmaması için devam ettirmeye çalıştım. Benimle vedalaştıktan sonra araçlara binip uzaklaştıklarını gördüm. Onları arkadan izlerken cehennem ateşi ile kavuran güneş ışığı ile şimdiden fenalık geçirebilirdim. Şirketin için serin olduğu için fark etmemiştim fakat her an sıcakta yığılıp kalabilirdim.
Bir kere bir hataya düşmüştüm şimdi ise bunun cezasını çekecektim.
Bacaklarıma güç verip sıcağın altında yürümeye başladım. Yerden yükselen sıcak hava normal değildi. Sıcak esen bu rüzgar normal değildi. Başörtüm beni şimdiden yakamaya başlamıştı. Elimi yelpaze yapar gibi salladım ve rüzgar yapmaya çalıştım kendime fakat hiçbir faydası olmamıştı. Acaba müdürü arayıp beni bırakmasını rica etsem fazla mı ileri gitmiş olurdum.
Sonra bu düşünceme güldüm. Koca genel müdür beni neden bırakacaktı ki?
Kendime gülüp kaldırımda yürümeye devam ederken yanıma yaklaşan siyah araç ile dikkatim dağılmıştı fakat başımı çevirip bakmadım bile. Adımlarımı hızlandırıp aracı geçmeye çalıştım. Fakat hemen bana yetişmişti. Bir pencere açılma sesi duydum. "Gerçekten yürüyecek misin?"
Tanıdık ses ile adımım havada kaldı. Başımı çevirip bana heyecanla bakan müdüre baktım. "Evet müdürüm, yürüyeceğim." Bakışları gökyüzüne çevirdi. "Bu havada?"
"Günlük güneşlik hava müdürüm. Yürüyebilirim..." Kimi kandırıyordum. Birkaç adım sonunda yok olacağımı düşünüyordum. "İnat etmeyin ve binin sizi bırakayım." Ona kaçamak bir bakış attım. Parmağı çenesinde dolaşırken ufak bir kahkaha attı. "Yoksa yalnızca size özel araç ayarladığımı düşünüyordunuz?"
Bu gerçek ile yüzüm yanmaya başladı. Ve bu kesinlikle utanmış olduğumun verdiği bir sıcaklıktı. Dudaklarımın içini kemirirken aracın içinde uzandı ve kapıyı açtı. "Binin... İşveren ve işçi değil de bir ay önce size çiçek veren o adam olmak istiyorum."
Parmağı direksiyonun üzerine birkaç kez vurdu. Bu sözler tuhaf bir şekilde hoşuma giderken beni hatırladığı için mutlu olmuştum. Araca yaklaşırken "Demek beni hatırlıyorsunuz müdürüm," dedim. Açık kapıdan içeriye girdim ve koltuğa yerleştim. Aracın klimaları açıktı. "Alerjim geçmesi için bana yardım eden kadını nasıl unutabilirim." Eli cebine ulaştı ve o gün ona verdiğim spreyi çıkarıp gösterdi. Bana tatlı bir tebessüm bana sergilerken kalbim deli gibi atıyordu. Sakinleşmek için nefesimi verdim.
"Ve tanımadığım bir kadına hatta ilk defa bir kadına çiçek verdim."
Araç çoktan hareket etmeye başlamıştı. Bu sözleri ile dönüp ona baktım. İlk tanıştığımız anı nasıl unutmuş olabilirdi ki? Sakince ona döndüm ve konuştum. "Fakat müdürüm ilk karşılaşmamız o zaman değildi." Bana kaçamak bir bakış attı. "Ne zamandı?"
"Neredeyse iki ay önce dükkanıma gelip dışarıdan alerji tetiklemeyen bir çiçek istemiştiniz. Size buketi hazırlayan bendim."
Bir an için düşündü ardından hatırlar gibi ses çıkardı ve başını salladı. "O gün... Çiçek aldığım kişi sen miydin?" Başımı salladım. "Evet," dedim.
"Dikkat etmedim... Özellikle çiçek dükkanlarından uzak durmaya çalışıyorum." Bu tahmin edilebilir bir şeydi. Fakat asıl problem bu değildi. O gün çiçekleri kime almıştı. "O gün kamelya vermiştim size. Yani ilk defa bir kadına çiçek vermiş olamazsınız!"
Bu sanki onu sorguluyor gibiydi. Ufak bir kahkaha attı. Kendisini bastırmaya çalıştı. "Evet, büyükannemi bu işin içine koyarsak ilk olmazsın." Sözleri ile iyice utanmıştım. Sanki yeni flört etmeye başlayan iki kişiydik ve bu adam kendisini açıklarken beni hiç sorgulamıyordu.
"Hiranur Hanım bu kadar merak ettiyseniz bana en başında sorabilirdiniz." Benimle kesinlikle dalga geçiyordu. "Müdürüm! Nasıl böyle bir saygısızlık yapabilirim size karşı?"
"Fakat şu an yaptığın şey tam olarak nedir?" Sorusuna cevap veremedim. Beni her defasında sıkıştırmayı becerebiliyordu. Yol ayrımına yaklaşırken ona hangi yönden gitmemiz gerektiğini söyledim. "İşiniz yok muydu?"
Beni yeniden sıkıştırırken kendimi gömmek istemiştim. Sürekli dudaklarımın içini kemirirken her an kanayacak gibiydiler. Kırmızı ışığa yaklaşırken "Sanırım başka zaman yapabilirim," diye uydurdum hemen. Şu an tek isteğim eve gitmek ve duş alıp yemek yemekti. Kırmızı ışıkta beklerken direksiyona yaslandı ve bana baktı.
"Dudaklarınızı rahat bırakın!"
Bakışlarım ona dönerken yaptığım işi bırakmıştım. Öksürerek ondan kaçındım. Bu adam neden böylesine tuhaf davranıyordu ki? Elimin tersini yanağıma bastırdım. Tüm bedenim bu hareketleri yüzünden sıcak basmıştı. "O gün alerjiniz olmasına rağmen birisine çiçek aldığınızı görünce, aldığınız kişinin çok şanslı olduğunu düşündüm."
Sakince konuşurken neden bunu açıkladığımı bilmiyordum. Fakat o gün hissettiklerim doğruydu. O kişiyi fazlasıyla kıskanmıştım. Işık yeşile dönerken ilerlemeye devam ettik. Fakat öylesine trafik vardı ki bir süre daha dışarıda kalacağımızı biliyordum. Bu arabadan bir an önce inmek istiyordum. "Büyükannemin doğum günüydü. Hediye alma fırsatım yoktu fakat bunun yerine bir buket götürebileceğimi düşündüm." Dudaklarım sakince kıvrılırken tırnaklarım ile uğraşmaya devam ettim. Soyulan veya kalkmış olan parçaları çekerken acısa bile yapmaya devam ediyordum.
Bir an da eli uzandı ve parmaklarımı tuttu. "Lütfen kendinize zarar vermekten vazgeçin." Benimle konuşsa bile düşündüğüm tek şey ellerinin çok güzel olduğuydu. Fakat işaret parmağında oluşan sertlik kalem tutmaktan dolayı olduğu fazlasıyla belliydi. "Stresli misin?" Bana soru sorarken başımı hayır der gibi salladım. Parmaklarını geri çekerken yaptığım bu şeyden de vazgeçtim.
"Değilim müdürüm." Bu bir yalan olabilirdi. Bu adama aşık olmamak için verdiğim çaba kimse yapmamıştı eminim. "Aklını kurcalayan başka bir şey mi var yoksa?" Emin olmak için yeniden sorarken gülümseyerek ona baktım. "Hayır müdürüm. Şu an yemek ve uyumaktan başka bir şey düşünmüyorum."
Onu ikna etmek için çaba harcadım. Bana birkaç normal şeyler hakkında sorular sorarken sonunda evimin yakınına gelmiştik. Mahalle arası dar olduğu için onu sokağın başında durdurmuştum. Arabadan inmeden önce ona döndüm. "Beni bıraktığını için teşekkür ederim müdürüm." Gülümsedi ve başını salladı. "Önemli değil. Benim için eğlenceliydi."
Kalbime engel vurmak için uğraştım. Bu tebessüme düşmemem gerekiyordu. "İyi günler dilerim müdürüm."
"İyi günler dilerim Hiranur Hanım."

