İçeriğe geç

Benim Romantik Aşkım

Bölüm 6 · 9 dk okuma

Benim Romantik Aşkım

Bölüm 6

Sukulent

Hayaller her zaman pembe bir dizinin içerisinden çıkmış gibi güzel ve tatlı olurdu. Zihnimin her köşesinde tıpkı dizilerde izlediğim büyülü bir anlar vardı. Etrafta kalpler uçuşuyor ve beyaz tüyler üzerimize düşüyordu.

Yani olması gereken buydu. Peki, şu an tam olarak ne mi yaşıyordum? Genel Müdür tüm şirketin dekorasyonu için verdiği zaman kısacıktı ve bu yüzden dinlenecek vaktim bile yoktu. Işıktan çıkan elektrik sesi kulağımı dolduruyordu. Telefonumdan açtığım sakin müzik yavaşça etrafımı dolduruyordu. Şarkıya mırıldanarak eşlik ettim. Ellerim, kestiğim çiçek sapları yüzünden kararmış ve makas tutmaktan acımaya başlamıştı.

Hazırladığım vazoyu bir kenara koyarken bozulmaması için üzerine sprey sıktım ve süslemesini tamamladım. Kapı açıldı. Başımı çevirip omzumun üzerinden gelen kişiye baktım. Ensar elinde ki poşetleri kaldırıp bana gösterirken gülüşümü saklamadım. Midem açlık ile iyice kıvranıyordu.

Diz çöktüğüm yerden kalkıp ellerimi birbirine çarpıp kendimce kutlama yaptım. Aldığı yemekleri yavaşça yemeye başladık. "Gecenin bu saatine kadar çiçeklerle uğraşmak mı? Abla işi aldığımız için pişman olmaya başladım." İstemsizce mızmızlandım. Ağzımda ki lokmayı bitirdikten sonra cevap verdim. "Alışma sürecinde yorulacağız fakat ardından çiçekleri yalnızca şirkete vererek geçimimizi sağlarız."

Omuz silkti. Ağzında lokma olup olmadığını önemsemeden konuştu. "Yine de bu yorulduğumuza değecek mi acaba?" Ağzından birkaç parça etrafa saçılırken özür dileyerek ağzını kapattı. "Ensar! Ağzında yemek varken konuşma!" Tekrar özür dileyerek pişmanlığını gösterdi. Ben de bu durumu çok fazla önemsemedim.

"Fakat benim endişem genel müdürde..."

"İki ay önce buraya gelen alerjisi olan müşteri değil mi o?" Tahmini doğruydu. Başımı salladım. Ayrandan bir yudum daha aldım. "Evet o..."

"Oh! Abla kader sizi bir araya mı getiriyor yoksa?" Kaşımı kaldırarak ona baktım. "Kaç yaşına geldin bana teyze demek yerine hala abla diyorsun Ensar!" Surat astı. Çocukluğundan beri ya beni adımla çağırır ya da abla derdi. Sanki ben onun için teyze değilmişim gibi davranıyordu.

"Sana teyze demem için ilk önce bastonla dolaşman lazım!"

Göz devirdim. Bunun bir alışkanlık olduğunu dile getirmek yerine saçma bahaneler üretiyordu. "Bu akşam sizde kalacağım." Başımı salladım. Yemek tamamen bittikten sonra ortalığı toparladık ve çiçeklere son kez bakıp serin yerde kalması için klimayı az derece de ayarladım ve bıraktım.

Saat gece yarısına yaklaşmıştı neredeyse. Bir an önce eve gidip dinlenmek istiyordum. Yarın şirkete gidip çiçekleri şirket içerisine yerleştirecektim. Bedenim yatağıma yerleşir yerleşmez uyku bana hakim olmuş ve derin bir uykunun içerisine beni yerleştirmişti.

Sabah alarmı çalarken kalkmamak için bir süre direndim fakat erkenden kalkıp çiçekleri aldıktan sonra şirkete geçmem gerekiyordu. Hem de çiçekleri almak için şirket tarafından bir araç gelecekti. Yani geç kalamazdım.

Ensar ile kahvaltı yapmadan çıktık. Yol üzerinden aldığımız poğaçalar ile kahvaltıyı tek tük ettikten sonra dükkana ulaştık. Açık bıraktığım klima sayesinde içerisi fazlasıyla serindi. Çiçekler dün gece bıraktığım gibiydi. "Ben gelene kadar idare edebilir misin?"

"Sen beni ne sandın Hiranur Abla!"

Kolunu kaldırdı ve güç gösterisi yaptı. Ona dalga geçerek karşılık verdim. Biz şakalaşırken dükkanın önüne gelen bir araç ile gitme vaktimin geldiğini fark etmiştim. Geniş aracın arkasına çiçekleri özenle yerleştirdik. Güvende olduklarını son kez anladıktan sonra şirkete gitmek için yola çıktık.

Endişelerim aksine aracı kullanan abi fazlasıyla sakindi. Sessizlik yüzünden göz kapaklarıma uyku iyice düşmeye başlamıştı. Bir an gözlerim uykuya yenik düştüğünde beni uyandıran çalan telefonumdu. Ekranda yazan yazıyı okudum.

'Genel Müdür.'

Sabahın bu erken saatinde beni neden arıyordu ki?

Telefonu açmadan önce boğazımı temizledim ve uykumun dağılması için çaba harcadım. "Buyurun müdürüm," dedim. Elimden gelen en enerjik halime bürünmeye çalıştım. "Günaydın Hiranur Hanım."

"Günaydın müdürüm."

"Sizi almak için araç gelecekti geldi mi?"

"Evet müdürüm. Şu an şirkete geçiyoruz."

"Şirkete geldiğin de yanıma uğramanızı istiyorum."

Göz devirdim. Bu işi aceleye getirdiği yetmiyormuş gibi bir de sabah onun işkolik hali ile yüzleşmek zorunda kalacaktım. "Peki müdürüm," dedim istemeyerek. "Canlanın Hiranur Hanım. Bugün uzun bir gün bizi bekliyor."

Telefonu kapattığımda bir süre ekrana baktım. İçimden geldiğinde hakaret edip bağırıp çağırmak istiyordum fakat yapamazdım. Özellikle bu aracın içerisinde hiçbir şekilde yapamazdım. "Genel müdürle tanışıyor musunuz?"

Şoför bir anda bana o adamla ilgili sohbet başlatırken bundan kaçınmak istiyordum. "Yalnızca iş için," dedim. Şoför sanki bu anı bekliyormuş gibi heyecanlanmış ve direksiyona sarılmıştı. "Genel müdür hakkında çok iyi haberler duydum. Bu noktaya gelene kadar fazlasıyla çalışmış ve çaba harcamış birisi. Yani sıfırdan başlamış."

Başımı salladım. Sanki bu benim için çok umurumdaymış gibi. "Ben dedesi sayesinde bu konumda olduğunu düşünüyordum." Adam başını salladı. Sanırım tüm dedikoduyu öğrenmişti. "Dedesi her ne kadar şirkette ki CEO olsa bile genel müdür bu mevkiye gelebilmek için dedesinin geçtiği noktalardan geçmiş." Zengin insanların ellerin de ki tüm şanslara sahip olsalar bile kendilerine böyle bir zahmet çektirme bana çok anlamsız geliyordu.

"Peki neden?"

"Dedesi ile iddialaşmışlar. Ben öyle duydum. Dedesi eğer kendisinin geçtiği yerlerden geçer ve başarılı olursa yerini müdüre vereceğine dair söz vermiş." Bu fazla iddialı bir sözmüş. Yani kim yerini başka birisine vermeyi bu kadar hızlı kabul edebilir ki? "Müdür, dedesi ile iddiaya girdiği zaman henüz 15 yaşındaymış."

Başımı salladım. Zengin ailelerin arasında ki sıradan iddialaşmaydı bu. Başka bir şey değildi. Sonuçta bekleseydi koltuk yine müdürün olabilirdi neden bu kadar acı çektirmiş ki kendisine. "Abi zengin insanların hareketlerine akıl sıra ermiyor."

Göz ucuyla bana baktı ve merakla sordu. "Nasıl yani?" Oturduğum yerde dikleştim. Emniyet kemerine sardım parmaklarımı. "Yani şirket zaten müdürün olacakken böyle davranarak neyi ispat etmeye çalışıyorlar ki?" Tamamen gösterişti. Ve eminim dedikoduların yüzde doksan dokuz nokta dokuzu abartılmış bilgiydi.

"CEO açık bir şekilde varislerine kendi yolunda geçen hiç kimseyi şirketin başına geçirmeyeceğini söylemiş."

"O zaman onun yerine kim geçecek?" Böyle kulaktan dolma bilgiler ile nasıl vakit harcayabilirler ki? "Yoldan geçen birisine devredeceğini söyledi fakat kendi kanından hak etmeyen hiç kimse o koltuğa oturmayacağını kesin bir şekilde dile getirdi."

Kurucuyu fazlasıyla merak etmiştim. Tam olarak nasıl birisiydi bu ki sert ve otoriter sahibi olmak için ağırlığını ortaya koyuyordu. Sohbet ederken şirket gözükmeye başlamıştı. Tuhaf bir heyecan içimi kapladı. "CEO baya sert birisi olması lazım."

"Ama efsane bir adamdır. Yoksulun halinden anlar iyi insanı gözünden tanır."

Şaşkınlık nidası ile sesimi yükselttim. Abi arabayı şirketin arka tarafına ulaştırdı. Bir alt otoparka girdiğimiz zaman merakıma yenik düşüp şoföre sordum. Hem genel müdür hem de CEO hakkında bir çok bilgisi vardı. Tüm bu bilgileri kulaktan dolma bilgiler ile olmaması lazımdı.

"Abi yanlış anlamazsan sen CEO ve genel müdür hakkında ki tüm bilgileri nereden biliyorsun?"

Güldü. Gözlerinin kenarının kıvrılmasına izin vermişti. Gülüşü ile birlikte göbeği de hafif çe sarsılmıştı. "Ben Feyzullah Ali Beyin yanında uzun bir süredir şoförlük yaptım. Şimdi görevim genel müdürün özel şoförü olmak."

Söylediklerini duyduktan sonra şaşkınlıkla "Ne?" dedim. Kendimi toparlamaya çalışarak sarsılarak ilerlediğimiz otoparkın içerisinde yavaşça ilerliyorduk. "Ya! Genel müdür henüz işe yeni başladı. Tabi ben o sözlerden sonra işe girdim. Neredeyse 10 yıldır bu şirkette çalışıyorum."

Boğazımı temizledim. Tırnaklarımı avcumun içerisine batırdım. Genel müdür özel şoförünü gönderecek kadar yakın değildik. Ve neden beni alması için bu işi ona vermişti? Kafam da bir çok soru oluşmuştu. Başımı arkaya yasladım ve zihnimden geçen soruların susması için zorladım. Genel müdür beni odasına çağırmıştı. Onunla konuşma şansım olursa sorabilirdim değil mi?

Araç sonunda dururken şoför bana çiçeklerin görevliler tarafından boşaltılacağını söylemişti. Başımı sallayıp beni müdürün odasına götürmeleri için hareket ettim. Asansörden çıktık ve ilk sefer gittiğimden daha uzun bir yoldan sonra sonunda odasına ulaşmıştım.

"Hoş geldiniz Hiranur Hanım."

Kumral, orta yaşlarda ki kadın bana gülümseyerek bakıyordu. Saçını başının arkasında güzel bir şekilde sabitlemiş ve fazlasıyla düzenli duruyordu. "Hoş buldum." Aynı samimiyet ile ona tebessüm ettim.

"Kayra bey sizi içeride bekliyor."

Beni içeriye davet ederken kapıyı tıklattı ve sesin gelmesini bekledi. Ardından kapıyı araladı ve içeriye girerek geldiğimi haber verdi. İçeriye girmem için bana izin verirken genel müdürün benimle özel konuşacağını düşünecek kadar kendimi özel hissetmiş olmalıydım. Fakat öyle değildi. Toplantı masasının çevresine çoktan iki kişi oturmuştu. Kayra Bey ise ayakta duruyordu. Elleri cebindeydi.

Masada oturan iki kişiye baktım. Birisi kadın birisi erkekti. "Merhaba," dedim sesimi duyurmam gerekiyormuş gibi. Fazlasıyla gergindim. Hem de burada yalnız olacağımızı düşünecek kadar da aptal! Kayra Bey bir elini cebinden çıkarıp bana masayı gösterdi. "Buyurun Hiranur Hanım."

Bana gösterilen yere gergince adımladım. Sonunda kendimi masanın en ucuna kabul edilen kadının yanına attım. Genel müdür hemen karşımızda oturmuş ve önceden hazırlanmış olan evrak kağıtlarını bize uzatmıştı.

"Şirkette ağırlıklı olarak polen içeren çiçeklerin hepsinin kaldırılması hakkında konuşmuştuk. Çalışırken yalnız olmayacaksınız size yardım edecek personeller de olacaktır." Hepimiz aynı anda başımı sallarken evrakları açmamızı ve kontrol etmemizi istedi. Sakince yazılanları gözden geçirirken konuşmaya devam ediyordu hala. Fakat bunun haricinde sizden istediğim şirketin belirli bölmelerinde ekimi geciktirilen bölmeler var. Yine poleni olmayan çiçeklerden ya da bitkilerden ekmenizi istiyorum."

Bir an için susmasını bekledim. Aynı anda hem dinleyip hem de okuyamazdım. Kağıtta yazılan iş ile alakalı maddeler vardı. Bu sözleşme süreli bir anlaşmaydı. Bir altı aylık olan bu anlaşma kışa kadar alacağımız geliri tahmin dahi edemiyordum.

Yazılanları okurken bana seslenildiğini duydum. Yanımda ki kadın kolumdan beni dürtmüştü. Başımı hızlıca yukarıya kaldırdım ve bana seslenen genel müdüre baktım. "Beni dinliyor musunuz?" Parmağı masanın üzerine vurdu birkaç kez. Acaba ne söylemişti ve ben duymamıştım.

"Üzgünüm müdürüm maddeleri okurken sizi dinleyemedim. İki işi aynı anda yapamıyorum,"

Alttan ona laf sokarken biraz olsun susmasını istemiştim. Genel müdür aynı andan hem dinleyip hem okuyabilir ama ben öyle değildim. "Dikkatinizi bana vermeniz lazım." Elini sallayıp kendisini gösterirken sanki bu durumu farklı algılamam gerekirmiş gibi gözüküyordu.

"Özür dilerim müdürüm. Gözlerim sizin üzerinizde devam edin lütfen."

Yüzümde yapmacık bir tebessüm oluşturdum ve başımı eğdim. Boğazını temizler gibi öksürdü. Birkaç saniyenin ardından konuşmasına devam etti. "Altı ay içerisinde istediğimiz verimi sağlayan kişiler ile anlaşmamızı bir yıla kadar uzatacağız. Ve bir yılın sonunda ise temin ettikleri çiçekleri yaptığımız diğer firma ve şirketler ile paylaştırıp işinin geliştirilmesini sağlayacağız."

Bu sözler o kadar büyüktü ki anne ve babamın kendi imkanları ile yaptıkları sera geldi aklıma. O seranın içerisinden müdürün söylediği gibi çok fazla ürünün çıkı çıkmayacağı konusunda şüpheliydim. Belki de başka kişilerden temin etmem gerekecekti. Şimdiden beynimin içerisinde planlar tartıp bitirirken müdür evrakları imzaladıktan sonra işe başlayacağımızı dile getirmişti.

Yazıları tekrar okuduktan sonra bana gösterilen yerlere imzamı attım. Artık tamamen Karlı Holding ile anlaşma sağlamış bulunmaktaydım.

Kalbimde ki heyecanı anlatmaya kelimeler yetmezdi. Sanki çarpma sesi ile tüm şirket sarsılacak gibiydi. Genel müdür önümüz de ilerlerken diğer iki kişi ile selamlaştım. "Merhaba ben Hiranur. Birlikte iyi vakit geçirelim."

"Merhaba Hiranur Hanım ben de Dilek."

"Gökhan ben de. Memnun oldum."

Dilek 40'li yaşlarında bir kadındı. Açıktı ve seyrek saçları vardı. Zayıf bir bedeni fakat ışıltı ile parlayan gözleri ile her işin altından kalkabilecek güçlükte gözüküyordu. Gökhan ise 30'lü yaşlarını geçmiş orta boylu kumral birisiydi. Güzel bir yüze sahipti. Kirli sakalları vardı ve göz rengi parlak bir renkle parlıyordu.

Biz kendi aramızda konuşurken genel müdürün bize göz ucuyla baktığını gördüm. Adımları yavaşlarken aramızda ki mesafe iyice daralmıştı. "Siz ne zamandır bu işi yapıyorsunuz?" Gökhan ikimize aynı anda sormuştu. Dilek Abla cevap verdi.

"Ben yedi yıldır bu işi yapıyorum."

"Ben henüz yeni giriş yaptım. İki yıldır yapıyorum. Siz ne kadar zamandır yapıyorsunuz?" Ona geri sorarak nezaketini yarıda bırakmak istemedim. "Ben baba mesleğini devam ettiriyorum." Bu uzun zamandır bu sektörün içerisinde olduğu nasıl da belliydi.

"Evet!" Bizim haricimizde ortamda başka bir ses yükseldi. "Şimdi çalışmalara başlayalım."

Genel müdür bizi çiçeklerimizin olduğu yere getirmişti. Bize verilen personellerle birlikte aynı anda dekorasyona için çalışmaya başladık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.