İçeriğe geç

Benim Romantik Aşkım

Bölüm 10 · 8 dk okuma

Benim Romantik Aşkım

Bölüm 10

Sardunya Çiçeği

Cumartesi günü kontrol ettiğim çiçeklerin ardından akşam saatlerinde eve geri dönmüştüm. Yarın buluşup asmalı olarak tasarım yapmayı düşündüğümüz çiçekler hakkında konuşacaktık. Ve şimdilik dinlenmekten başka hiçbir şey yapmasam bile olurdu.

Sıcak güneşin altında hafifçe esen rüzgar ile rahatlamıştı. Şalımı düzeltip beni daha fazla kavurmaya devam ediyordu. Kulaklığımda çalan müziği dinlerken istemsizce dün yaşanan olayı anımsadım. Asansörde şans eseri denk geldiğim CEO ile tuhaf bir konuşmanın ardından genel müdürün dedesi olduğunu öğrensem bile müdür bu olayla alakalı bana bir şey dememişti.

'Neden desin ki?' Kendi kendime konuştum. 'Müdürün hayatında sıradan bir çalışanım bana açıklama yapmak zorunda değildi.'

Fakat onu hatırladıkça düşündüğüm tek şey bir erkeğin nasıl bu kadar yakışıklı olabileceğiydi. Dedesinin yüzü yaşlansa bile gençliğinde çapkın olduğu her halinden belliydi. Yolda adımlarımı atmaya devam ederken telefonuma gelen arama ile müzik yarıda kesilmişti. Cebimde ki telefonu çıkarıp beni arayan kişiye baktım. Ablam nerede olduğumu soruyordu. Ona çok geçmeden evde olacağımı haber vermiştim. Benden içecek istiyordu.

Müzik kaldığı yerden henüz başlamıştı ki hemen ardından gelen arama ile ekrana bir süre uzunca baktım. Bugün cumartesiydi ve müdür sanki onu düşündüğümü anlamış gibi beni arıyordu. Telefonu açmadan önce boğazımı temizledim. "Efendim müdürüm?"

"Hiranur Hanım nasılsınız?" Konuşmaya ilk defa direk konu yerine normal sohbet eder gibi giriş yapmıştı. "İyiyim müdür bey siz nasılsınız?"

"Ben de iyiyim..." bir an için karşı taraftan belli belirsiz bir ses geldi. "Dün olanlar için..." Şimdi neden gevelediği belli olmuştu. Sanki beni görüyormuş gibi gülümsedim. "Tamamen şans eseriydi müdürüm."

"Şans denilecek kadar basit değildi." Tam olarak neyden bahsettiğini anlamamıştım. Ona açıklaması için soracağım sırada "Dün dedemin verdiği rahatsızlıktan dolayı..."

"Ah hayır müdür bey. Ali Bey ile birkaç fikir alışverişi yaptık. Yani ben rahatsız olmadım merak etmeyin."

"Dedem... İşi hakkında birileri ile konuşmayı çok sever. Ve birisi ona eşlik edince de ölene kadar peşini bırakmaz." Şimdi de dedesi ile ilgili bilgiler bana verirken az önce düşündüklerimin aksine bu adam bana kendimi özel hissettirmeye devam ediyordu. "Bu şekilde düşündüğünüz için teşekkür ederim Hiranur Hanım. Beni ikinci kez kurtardınız," dedi. Başımı sakince sallarken ilkinin görücü ile görüşme olduğu gün olduğunu biliyordum.

"Önemli değil müdürüm. Aynısı benim başıma gelse eminim sizde bana yardım ederdiniz."

"Sizin için elimden gelen her şeyi yapabilirim Hiranur Hanım. Bunun için dert etmenize gerek yok."

İşte yine ve yeniden beni özel hissettirmeye devam ediyordu. Kalbim yavaşça onun aşkına düşmeye başlıyordu. Fakat eğer ben bunu yanlış anlarsam amansız bir aşka düşecek ve sonucunda yeniden üzülecek olan kişi olacaktım. "Teşekkür ederim müdürüm fakat lütfen her şeyi yapmayın."

"Neden? Bununla alakalı bir problem mi var?"

"Size karşılığını veremem müdürüm. Sonuç olarak siz benden statü olarak çok yukarıdasınız. Ben ise sıradan çiçek dükkanı olan bir çiçekçiyim."

Hislerimi açıkça dile getirdim. Aslında ona beni amansız bir aşkın içine düşürmemesini söylemek isterdim fakat bunu dile getirirsem her şey şu an ki olduğundan daha garip olabilirdi. "Yani size bir müdür olarak değil Emir Kayra olarak yardım etmeme izin vermez miydiniz?"

"Bu nasıl mümkün olabilirim efendim. Saygı duyulacak birisiniz sizden yardım istemeye yüzüm bile olmaz benim." Bu konuşma canımı sıkıyordu. Çünkü kendime yerimi bilmem gerektiğini hatırlatıyordum. Sesim bile umutsuz içerisinde çıkıyordu fakat belli etmemek için direniyordum. "Sanırım bunun için henüz çok erken. Lütfen bende bir dilek hakkınız olduğunu unutmayın."

Şaka yapıp yapmadığını düşündüm bir an için. "Dilek hakkım mı var?" Ağzının içinde evet der gibi mırıldandı. Yani bu benim bir dileğimi gerçekleştirebilirdi. Kalbim acıyla sızladı. Sakince nefesimi dışarıya verirken hafifçe öksürdüm. "Yoksa-" kelimesini tamamlamasına izin vermedim. "Hasta değilim müdür bey!"

"Gerçekten beni hatırlamadın mı?" Bu sözler üzgün ses tonuyla ulaşmıştı bana. Neyden bahsettiğini anlamamıştım. Kaşlarımı çattım. "Sizi hatırlamak mı?"

"Yarın tasarım için buluşacaksınız değil mi?" Bir anda konuyu değiştirdi ardından aldığı cevap ile daha fazla uzatmadan telefonu kapattı. Telefonun ekranında kararana kadar baktım. Onu hatırlamam mı gerekiyordu? Tam olarak nasıl bir anımız vardı ki onu hatırlayıp hatırlamadığımı bana sormuştu?

Bunun hakkında Pazar günü olacak buluşma anına kadar arada sırada düşündüm. Bazen beynimi ne kadar zorlasam bile tam olarak neyden bahsettiğini anlamamıştım. Bu düşünce ancak buluşma zamanı dağılmıştı. Sipariş ettiğimiz soğuk kahveler gelirken Dilek Abla planladığı taslakları bize gösteriyordu.

Sohbetimiz hem gülüşerek hem de sohbetimiz artarak devam ediyordu. "Biz bu şekilde planlama yapıyoruz fakat müdürün hoşuna gidecek midir?" Ben kararsız bir şekilde konuştum asma tavanda ki dekorlar için. Gökhan sırtına yaslandı ve rahatlar gibi gerindi. Elini saçına götürüp düzeltirken "Bence bir problem olacağını sanmıyorum," diye konuştu. Birkaç saniye düşündükten sonra yeniden öne eğildi ve ellerini kucağında birleştirdi. "Ama sanki biraz dengesiz ve memnuniyetsiz birisi. Sürekli seni yanına çağırıp seninle uğraşması da ayrı çabası."

Müdür ile daha önce tanıştığımız için bu şekilde olduğumu onlara açıklamak istemedim. Hem de bazı zamanlar beni bilerek uğraştırdığını düşünüyordum. Başımı eğdim ve şalımı düzelttim yeniden. "Gerçekten öyle mi?" Gergince gülümsedim.

"Bir problem mi var Hiranur?" Abla endişe ile sordu. Hızlı bir şekilde başımı hayır der gibi salladım. "Hayır abla tanımadığımız birisi için erkenden yargılama yapmaya gerek yok." Bakışlarımı Gökhan'a çevirdim. "Hem o bizim patronumuz."

Bana ağzını açıp bir şeyler söylemek istediğinde ortamı bozan Dilek Ablanın telefonu çalmasıydı. Evli ve çocuklu olduğu için ara ara ailesi ile iletişim halinde olması gerekiyordu. Karı koca çiçek dükkanında uğraşsalar bile bir çocuk annesiz fazla hareket edemedi.

O telefonla konuşurken neredeyse konuyu bitirdiğimiz için onu dürttüm. "Abla acil işin varsa git." Bana kararsız bir şekilde baktı. "Git abla sen biz son planlamalar hakkında konuşuruz." Gökhan bana destek olur gibi konuştu. Abla mahcup bir şekilde telefonu kapattı.

"Hep böyle oluyor. Size de yük oluyor gibi hissediyorum." Gülümsedim. "Ablam merak etme sen zaten kabaca plan senden çıktı. İzin ver ufak detayları biz halledelim." Başını sallayarak teşekkür etti bize. Onu ikna etmek çok zor oluyordu. Sonunda masadan kalkarken Gökhan ile baş başa kalmıştık. Şirket içerisinde büyük saksıların içerisinde ekeceğimiz ortancaları ve binanın terasında büyüyebilecek laleler hakkında konuştuk. İş tamamlanmıştı. Buradan kalktıktan sonra annemin yanına gitmek için harekete geçmem gerekecekti.

"Bununla birlikte tamamen bitti işimiz değil mi?"

"Evet yalnızca çiçek temin etmek için güzel hareket etmemiz lazım."

Elini kaldırdı ve bileğinde ki saate baktı. "Henüz erken işin var mı?" diye sordu bir anda. Telefonumu kaldırıp saate baktım. Annemin yanına gidip gelmek için ne kadar vaktimin olduğunu düşündüm. Sanırım akşam babamla beni çiçeklerle birlikte geri bırakabilirdi. Ona cevap vereceğim sırada masamıza yaklaşan kişi gözüme çarptı. İkinci defa bakışlarımı kaldırdım ve günlük fakat üstünde şık duran kıyafetleri ile yaklaşan genel müdürü gördüm.

Şaşkınca bakarken bakışları bana kitlendi. Yüzünde hiç mimik oynamıyordu. Şu an neden burada olduğuna dair bir fikrim yoktu ve burada olduğumuzu nasıl öğrenmişti. "Geç kalmadım değil mi?" Masamıza ulaşınca bizimle konuşmaya başladı.

"Kayra Bey burada ne işiniz var?"

Koltuğu çekip otururken fazlasıyla rahat ve sanki görüşmeye vaktinde gelmiş birisi gibi davranıyordu. Daha doğrusu gelmemesi gereken bir görüşmeye. "Dilek Hanımla konuştum. Bana burada olacağınızı söyledi." Gökhan'a bakarken fazlasıyla ciddiydi. Oturduğum yerde kıpırdandım. Sırtımı dikleştirdim ve elimi bitmiş soğuk kahvenin bardağına yerleştirdim. Tırnağımın ucu ile bardağın kenarını ile oynamaya başladım. "Dilek Abla gideli yarım saat oluyor müdürüm. Bizde şimdi kalkacaktık," dedim.

"Bir şeyler içeriz diye düşünmüştüm." Gökhan benimle konuşurken bakışlarım ona kaydı. Bu düşünce yalnızca sana aitti benim gitmem gerekiyordu. "Annemin yanına gideceğim. Bu yüzden daha fazla kalacağımı düşünmüyorum." Buruk bir tebessüm gönderdi bana. Ve sanki beni ikna etmek ister gibi bir hali vardı. "Aci-"

Müdür hafifçe öksürdü. Gökhan'ın lafının kesilmesini sağladı. "Git-" yenide öksürürken bilerek yaptığı fazlasıyla belliydi. Gökhan sinirlenir gibi ağzının içinde mırıldandı. "Öyle-" Yeniden öksürürken ona göz ucuyla baktım. Boğazını ovaladı. "Müdürüm hasta mısınız?" Bir süredir beni rahatsız edip durduğu kelimeleri ona söyleyince mutlu olmuştum.

Gözleri bana ulaştı. Bir an için heyecanla parladığını gördüm fakat benim arkamdan Gökhan konuştu. "Su isteyelim mi müdürüm?" Keyfi kaçmış gibi gözlerini devirmişti. Gökhan'dan gerçekten hoşlanmıyordu ve bunu açık bir şekilde gösteriyordu. "Gerek olduğunu sanmıyorum." Benim tenime göre daha koyu olan teni kendisini beyazlar içerisinde daha fazla gösteriyordu. "Demek yaptığınız planlar için bana anlatacak zamanınız yok. Öyle ise kalkalım hesabı ben öderim." Oturduğu yerden kalkarken ona baktık.

"Müdürüm biz öderiz lütfen..."

Bana baktı. Kaşı hafifçe kalktı. Bakışları yüzünden sesim incelmiş ve sanki yanlış bir şey yapıyormuşum gibi hissetmemi sağlamıştı. Dudağının ucu kıvrılırken "Yanımdayken düşünmen gereken tek şey paramı nasıl harcaman gerektiği," diye konuştu bir anda. Sözlerini anlamak için kaşlarımı çattım. Tam olarak neyden bahsediyordu? Onun parasını harcamaktan mı?

"Müdürüm!"

Gökhan bir anda ayaklanırken ona döndü ve benimle konuştuğu ses tonu aksine daha farklı konuşmuştu. "Benim olduğum yerde senin paran öter mi acaba?" Hem dalga geçer hem de haddini bilmesi gerekir gibi konuşmuştu. Bu durumdan rahatsız olmuş gibi homurdandı Gökhan. Ve bu şekil davranması kesinlikle doğru değildi. Ne kadar zengin olsa bile bu şekilde davranması tamamen tatsız bir hareketti.

Bizden önce kasaya ilerledi ve konuşmaya başladı fakat fazla vakit harcamadan yanımıza geldi. "Dilek Hanım hesabı ödemiş..." Yenilgiye uğramış gibi konuşurken Dilek Ablanın bunu yaptığı için sinirlenmiştim. Ona bunu karşılığını vermem gerekiyordu.

"Öyle ise çıkalım mı?"

Bize çıkışı gösterirken nasıl davranmam gerektiğini hala anlayamamıştım. Ve onun yanında da hala gergin hissediyordum. Kafenin çıkışında bize döndü ve konuşmaya başladı. "Nereye gideceksiniz yolumuz aynı yerde ise sizi bırakayım." Gökhan gideceği yeri söylerken ben de gideceğim yeri söyledim. Ve tabi ki ben bilerek annemin yanına yani gideceğim köyün yolunu söylemiştim.

"Sizde mi oraya gidiyorsunuz Hiranur Hanım. Ben sizi bırakayım."

Üst üste şaşkınlık yaşamaya devam ediyordum. Tam olarak ne yaşadığımı bilmiyordum bile. Defalarca aklıma düşmemesi için uğraşırken müdür benimle ilgilendiğini açık bir şekilde gösteriyordu sanki. Fakat hayır bu çok anlamsızdı. Ben sıradan birisiydim o ise büyük bir şirkette genel müdürdü ve geleceğinde ise CEO koltuğu vardı.

Onu geri çevirmek için defalarca uğraşsam bile sonunda kendimi arabasının yan koltuğunda bulmuştum.

Bölüm sonu

3 yorum

  • Kalemize sağlık bir güzel bölümün daha sonuna geldik her bir bölüm yapboz gibi gelecek bölümde hangi parçayı bulup yerleştireceğiz acaba ... Bölüm için teşekkürler 💐🫰🏻