Neyse ki para kazanmanın en hızlı yolunu bulmuştum bile. Komodine bırakmış olduğum cep telefonumu aldım ve Bay Wilson'a bir mesaj gönderdim: Yarın akşam görüşürüz.
Cevap anında geldi: Seni görmeyi iple çekiyorum, canım.
Yüzümü buruşturmamaya çalıştım. Onunla yatacak falan değildim fakat yaşlı insanlarla vakit geçirmek ve özellikle de onlara sahiden de bir şeyler hissediyormuşsunuz gibi davranmak son derece can sıkıcı olabiliyordu.
John Wilson'la bugün barda tanışmıştım. Güpegündüz neredeyse bir fıçı birayı deviren şu tiplerdendi. Ona laf atan bendim, çünkü pahalı kıyafetleri ve binlerce dolarlık kol saatiyle anında göze çarpıyordu. Üstelik buruşmuş parmaklarında alyans görememiştim. Zaten sohbetimiz esnasında bana hiç evlenmediğinden bahsetmişti. Beni evinde akşam yemeği yemeye davet ettiğinde ise ona ışıltılı bir gülümseme sunarak kabul etmiştim.
"Şu barda tanıştığın morukla mı konuşuyorsun?"
Gözlerimi eski model telefonumun ekranından ayırmadan mırıldandım. "Hı hı."
"Evine sahiden de gidecek misin?"
Başımı çevirdim ve ona dudaklarımda yaramaz bir gülümsemeyle baktım. "Neden sordun? Yoksa bu seni rahatsız mı ediyor?"
Gözlerini devirdi. "Sormadım varsay."
Telefonu komodine bıraktıktan sonra yan dönüp gözlerimi kapattım. Yastık rahatsız edici derecede sertti, kafamı bir kayaya yaslamışım gibi hissediyordum. Fakat o an beni asıl rahatsız eden şey bu değildi. Yalnızca birkaç adım ötemdeki yatakta yatan Maverick'in yumuşak soluklarını dinlerken ne hissettiğimdi.
Birkaç korkunç deneyimden sonra artık aşkı istemediğimi fark etmiştim. Çünkü çıktığım oğlanların hiçbiri bana istediğim şeyleri hissettirememişti. Ne değerli hissetmiştim, ne de sevilesi. Fakat sanırım tek suçlu onlar değildi. Belki ben de onlara kendilerini yeterince iyi hissettirememiştim. Her neyse, bu korkunç deneyimlerden sonra istediğim tek şeyin güzel bir araba olduğuna karar vermiştim. İnsanları dolandırarak kazandığım parayla da o arabaya kavuşacaktım.
Ancak sonra Maverick'le tanışmıştım ve her şey değişmişti. Bana güzel gözlerinde oyunbaz parıltılarla bakmış ve ortak olabileceğimizi söylemişti. Çünkü kendisi de benim gibi bir kovboydu. Cazibesine karşı koyamayarak ona gözlerimde yıldızlarla bakmış ve elimi uzatmıştım. Elimi sıktığında ise o güne dek daha önce hiç hissetmediğim bir şey hissetmiştim. O an ne olduğunu henüz bilmiyordum, oysa şimdi gayet açıktı: Onu gördüğüm an ondan tehlikeli miktarda hoşlanmıştım. Şimdi ise binlerce metre yükseklikten aşağı düşüyordum.
Uyandığımda doğruca banyoya gittim. Neyse ki boştu da soğukluğu sebebiyle hipotermi geçirme eşiğine geldiğim suyun altında hızlı bir duş alabildim. Odaya geri döndüğümde Maverick hala uzanıyordu fakat gözleri açıktı. Bakışları ıslak saçlarımda gezindikten sonra yüzüme odaklandı.
"Hala ne yatıyorsun?" diye azarladım. "Şu senin Bayan Beckett'la olan randevuna geç kalacaksın."
Yüzünü buruşturdu. "Senin mi?"
Onu geçiştirircesine elimi salladım. "Neyse ne işte. Saat dokuzda buluşmanız gerekmiyor muydu?"
Saat dokuzda buluşacaklardı çünkü Bayan Beckett'ın kocası işe saat sekizde gidiyordu ve akşam beşte de evde oluyordu. Dolayısıyla saat üçte ayrılmaları gerekecekti.
"Saat daha sekiz, Star."
"Hazırlanmaya başlaman gerekir."
"Ah, korkarım benim yapmam gereken bir makyajım ya da saçım yok. Senin aksine."
"Seni küstah şey."
Kıkırdadı fakat beni daha fazla sinirlendirmeyi bırakıp yerinden doğruldu ve ayaklarını aşağı uzatıp botlarını giymeye koyuldu.
"Duş nasıldı, bu arada?"
Yanaklarımın ısındığını hissettim. "Ne demek istiyorsun?"
Sesimdeki panik öyle barizdi ki kahkahayı koydu.
"Kirli mi, soğuk mu? Onu soruyordum sadece. Bu kadar heyecanlanmana gerek yoktu. Gerçi," Gözlerinde tehlikeli bir parıltı belirdi. "Bu kadar istekliysen diğer detayları da konuşabiliriz."
Yastığımı kaptığım gibi ona fırlattım. "Seni sapık!"
Yastığı yakalarken yeniden kahkaha attı. "Sapık olan sensin. Hemen aklına öyle şeyler geliyor. Yemin ederim, yalnızca kirli ya da soğuk olup olmadığını soruyordum."
Sırf gözlerimi ondan kaçırmış olmak için cep telefonuma uzanıp mesajlarımı kontrol etmeye başladım. Tabii ki de mesaj kutum tamamen boştu. Ne de olsa hayatımda Maverick'ten başka kimse yoktu. Daha doğrusu benimle kalmayı seçen ondan başka kimse yoktu. Hayatım boyunca tanıştığım herkesi bir şekilde kendimden uzaklaştırmıştım. Oysa, her şeye rağmen, Maverick kalmıştı.
