"Benimle dans et, Star."
Gözlerimin içine, hatta doğrudan ruhumun içine bakan safir mavisi gözlere baktım. Bana bronzlaşmış elini uzatırken adeta cüretkar bir tavrı vardı. Zaten her zaman fazlasıyla cüretkar biri olmuştu. Bana onunla dans etmeyi isteyip istemediğimi sormuyordu, onunla dans etmemi talep ediyordu.
Dudaklarım kıvrılırken, "Dans etmek tehlikeli bir oyundur." dedim.
Yüzünde yaramaz bir gülümseme belirdi. "Her zaman tehlikeden hoşlanmışsındır."
Elimi bana uzanan eline doğru uzattım. "Daha doğru söyleyemezdin."
Elimi kavradığı anda bana tehlikeli sularda yüzdüğümü söyleyen o his mideme tüm katılığıyla yerleşti. Teni şaşırtıcı derecede yumuşaktı; o ellere bir kez daha dokunabilmek için ne isterse yapmayı kabul edeceğiniz kadar yumuşak. Ve ben, o yumuşak avucunun tam ortasındaydım.
Ayağa kalktığımda beni odanın merkezine yönlendirdi. Yürürken ayaklarımızın altındaki döşemeler sessizliğin içinde gıcırdıyordu. Ya da benim ayaklarımın altındaki deseydim daha doğru olurdu. Çünkü Maverick becerikli bir dansçının zarafetiyle hareket ediyor, büyük bir sessizlikle attığı adımları hiç ses çıkarmıyordu. Lanet olsun, bu kadar kusursuz olduğu için ondan nefret ediyordum.
Uzun parmakları belimin yan tarafını nazikçe sardığında nefes almakta zorlanmaya başladığımı fark ettim. Sakin ol, diye geçirdim içimden. Eğer nefesinin hızlandığını fark ederse seninle ömür boyu dalga geçer. Bunu sahiden de yapardı. Zaten her zaman benimle uğraşmaya yer arıyordu. İtiraf etmeliydim ki bunu bu kadar flörtöz bir tavırla yapması içten içe hoşuma gidiyordu.
Kollarımı boynuna dolarken aramızdaki yakınlık midemin çalkalanmasına sebep oluyordu. Hem de öyle nazikçe falan değil, iğrenç bir şekilde. Zaten benimle ilgili hiçbir şey hiçbir zaman nazik olmamıştı. Belki de Maverick'in bende ilgisini çeken buydu.
Acele etmeden salınırken, belki de uyumak istediğimi söylemeliydim, diye düşündüm. Sonuçta dans etmek sahiden de tehlikeli bir oyundu. Özellikle de partnerinize yavaş yavaş aşık oluyorsanız. Ve o da size bir şeyler hissediyormuşçasına duygu yüklü gözlerle bakıyor, sizinle flörtleşme fırsatını asla kaçırmıyorsa.
Odanın rutubetli havasını içime çektim. Ki bu en az bulunduğumuz oda kadar rahatsız ediciydi. Boğucu derecede küçüktü ve iki dar, sayısız kez yıkanmaktan yıpranmış çarşaflarla örtülü yatak nemi adeta absorbe eden ahşap duvarlara dayanmıştı. Bir de yatakların arasında duran kahverengi bir komodin vardı. Odadaki eşyalar bundan ibaretti. İçeride ne bir dolap, ne de bir kilim bulunuyordu. Üstelik bu lanet yerin sahip olduğu tek banyo tüm katın ortak kullanımına açıktı.
Güzel, dolgun dudakları hafifçe kıvrıldı. "İyi bir dansçısın."
"Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?"
"Sana neden bu konuda yalan söyleyeyim ki?"
Sahiden de çalmakta olan bir müzik olmaksızın ahenk içinde dans ediyorduk. Sanırım bu ikimizi de iyi birer dansçı yapardı. Dışarıdan bakan bir insana garip görünebilirdik, sonuçta konuştuğumuz anlar hariç etrafta hiç ses yoktu. Yalnızca ayaklarımın altında gıcırdayan yer döşemeleri vardı.
Sorusuna bir cevap vermedim. Beni kolunun altında döndürdüğünde ise dudaklarımın arasından çıkan minik gülüşe engel olamadım. Beni şaşırtarak, o da benimle güldü. Ortada komik bir şey olduğu için değil, mutlu olduğum için gülüyordum. Evet; son yarım saati oda konusunda sızlanarak ve beni buraya getirenin kendisi olduğunu başına kakarak geçirmiş olabilirdim fakat şimdi, onunla dans ederken mutluydum. Ve sanırım o da mutluydu. Bilmiyordum. Maverick'in ne hissettiğini anlamak konusunda berbattım.
Dans sona erdiğinde elimin sırtına bir öpücük kondurdu. Mavi gözlerinde oyunbaz bir parıltı vardı. Her zaman olduğu gibi. Elimi bırakınca ona daha fazla bakmaya dayanamayarak arkamı döndüm ve yatağıma doğru ilerledim. Sertleşmiş çarşafı kaldırdıktan sonra oturup taba rengi süet botlarımdan kurtulmaya koyuldum. Bu sırada Maverick de kendi yatağına oturmuş, siyah deri botlarını çıkarıyordu. Bunu yaparken siyah saçları güzel gözlerinin önüne düşmüştü. İçimde, ona doğru uzanıp saçlarını geriye taramak için dayanılmaz bir istek duydum. Fakat tek yaptığım yatağa uzanıp çarşafı üzerime çekmek oldu. Ki bunu yaptığıma anında pişman oldum çünkü hava dayanılmaz derecede sıcak ve boğucuydu. Çarşafı tekmeleyerek ayak ucuma gönderdiğimde Maverick'in alçak sesle güldüğünü duydum.
"Hiç gülme." diye homurdandım. "Bu aptal odada kalmamız senin suçun."
"Öyle mi?" Ses tonu neredeyse şaşkındı. "Kenarlarda bir yerde birikmiş bir servetin olduğunu bilmiyordum."
İç geçirdim. Ne yazık ki haklıydı. Burada kalmamız onun suçu falan değildi. İkimiz de maddi olarak fena halde sıkışık durumdaydık. Bu odada kalmamızın tek sebebi buydu. Hem ben söylenirken bana bir söz vermişti. Biraz para kazanır kazanmaz başka bir yerde kalacaktık.


