Saçlarım aniden çıkan rüzgarla uçarken denizin üzerime geldiğini görmemle kaçtım.
Ağacın yanında dururken belime sarılan dallardan kurtulmak istedim. Git gide yükseliyor muydum?
-Rica etsem beni bırakır mısın?
,dememle belimde ki dallar gevşedi. Ben yerde değildim ki? Çığlığı basarken ,gözlerimi sıkıca kapattım.
Hala acı hissetmiyorum? Acaba öldüm mü? Gözlerimi korkuyla açtığımda siyah tişörtle karşılaştım. Gözlerim yukarı doğru ilerlerken Kayra ile göz göze geldim.
-Çisil bazen neden seçildiğini çok merak ediyorum?
-Bende merak ediyorum. Vazgeçmek için geç değil. Sen beni Dünya'ya getir, herkes ait olduğu yerde olsun.
-Ait olduğun yerde olduğunu annemler bile dile getirmiş, gerçekten kıt olduğunu biliyordum.
-Lan madem kıtım ne diye beni kaçırıyorsun? Cidden sen resmen beni kaçırdın!
-Hayır sadece, erken oldu. Üstündeki kıyafetin yakıştığını söylemiş miydim?
-Aman söylemesende eksiklik yaşamazdım.
-Egom tavan diyorsun.
-Bırakır mısın? Ayaklarım var.
-Ama beynin yok.
Sinir bozucu, salak, aptal, kendini bilmiş tipsiz.
-Tipsiz mi? Bu surata tipsiz demen ne kadar doğru? Kırılıyorum.
-Sen nerden biliyorsun?
-Neyi?
O gülen ağzına yumruğu bir geçircem!
-İNDİR BENİ!
Avazım çıktığı kadar bağırdığım için yüzünü ekşitti.
-Noldu prenses? Sinirlendin mi?
Cevap verecekken siyah kelebek Kayra'nın omzuna kondu. Kayra kelebeğe bakarken, bir anda gözleri sarı oldu. "Deli diye boşuna demiyorum",dememle kıçımın üstüne düştüm. Kalçam artık yoktu. Acıyla kıvranırken Kayra sertçe kolumu tuttu. "Napıyo-",dememe kalmadan boğazımdan tutulup ağaca sertçe itti. Sırtım felaket acırken kendini kaybetmiş gibiydi. Eliyle boğazımı tutmasıyla elinden kurtulmak istedim. "Bı-bırak",diyerek kolunu itmeye çalışıyordum. "Noldu? Gücün yetmiyor mu?", tepki veremiyordum. Nefesim kesiliyordu. Boğazımdan tutup tekrar ağaca çarptı.
Gözlerimi kapattım. Yaş boynumdan aşağıya süzülürken Kayra'nın eline düşmüştü. Tekrar beni çarpacakken ağaca, öfkemi kontrol altına alıp gözlerimi kapattım.
Gözlerimde acı hissederken ela gözlerine, renkli gözlerimi diktim. Elim git gide ısınırken Kayra'yı savurdum. Geriye doğru uçarken ellerimden çıkan ateşle Kayra' yı hapis altına aldım.
Kayra gülerken, kendime gelmemle durdum. Gözlerim ellerime kayarken, şoka girmiştim.
Resmen alev alıyordu. İyi de nasıl?
Kayra yanıma gelip ellerimi tuttu. Yanan ellerimle hiçbir şey hissetmiyordum. Ne yanık vardı? Ne de canım acıyordu?
"Başardın", dedi. Bilerek böyle yapmıştı. Bari insan haber verirdi?
-Ya kendime hakim olamayıp sana zarar verseydim. Hoş mu yaptığın deli?
-Hoş değil, tabi ki.
"Ooooooo çifte kumrular burdaymış", arkamdan gelen sesle irkilirken Kayra'nın gülen suratı, ciddiye dönmüştü. "Ne var Göktürk?", derken bile sesi sert çıkmıştı.
Göktürk dediği kişi beyaz saçlı, beyaz gözlü biriydi. Kayra gibi onun da kanatları vardı. "Sende mi meleksin?", sorduğum soruyla gözlerini Kayra'dan çekip bana çevirdi. "Evet, prensesim. Bende meleğim. Sende bir doğa yöneticisi olmalısın". Doğa yöneticisi mi?
"Anlamadım", derken bu halime tebessüm etti. "Merak etme, yakında anlarsın ufaklık". Ufaklık mı? Daha demin prensesim diyordun? Noldu? Yakışıklı biriydi ama. "AKŞİN", Kayra'nın bağırmasıyla ona döndüm. Beni belimden tutup sürüklemeye başladı. Çocuğa ayıp oldu.
-Kayra kendine gel!
Sinirle soluyordu. Ağaçların içine daha çok karışırken durdu.
-Nasıl kendime geleyim? Sana ben karım diyorum. Sen gidiyorsun başka birine yakışıklı diyorsun.
Aaaa unuttum! Kayra içimi okuyabiliyordu.
-Tekrar tekrar söylemekten yoruldum. Sen anlamamazlıktan gelmekten yorulmadın. Ben senin karın değilim. Beni buraya zorla getirdin. Herkes ait olduğum yerin burası olduğunu söylüyor ama değil. Benim yanım ailemin yanı. Anla lan artık. Birilerini de beğenebilirim.
,dememle dibime girdi. "Uzaklaş", deyip itmeye çalıştım. Kollarımı iki yanıma koyup "Ait olduğun yer burası. Ailen de benim. Başkası hakkında da böyle konuşamazsın. Sana nazik olmak istiyorum. Güzel yaklaşmak istedikçe beni zorluyorsun", deyip geri çekildi.
"İyi uğraşma o zaman. Beni de rahat bırak", ormanın çıkışına ilerlemeye başladım. Eve gidecektim. Bıkmıştım, bu durumdan.
"Bir adım daha atarsan, gününü görürsün", demesiyle sırıttım. Sırıttığımı Kayra görmüyordu. Ha, senden korkan var sanki. Yürümeye devam ettim. Taki belimi kollar sarana dek. Havalanmamla dururken git gide saraya yaklaşıyorduk.
Saraya geldiğimizde Kayra kolumdan tutup beni başka bir odaya getirdi. "Burdan bir yere gitmek yok. Gidemezsin zaten", deyip beni odaya itti. Düşmemek için dengemi sağlarken kapının kapanmasıyla kapıya doğru koştum. Kapıyı açmaya çalıştım. Şerefsiz kapıyı kilitledi. "AÇ KAPIYI KAYRA!", bağırırken ses seda gelmiyordu. Pes edip yatağa oturdum.
Yine baştan başladık iyi mi? Nasıl kurtulcam? Yatakta oturmuş uzun uzun düşündüm.
Annem ve babam nasıl merak etmişlerdir beni... Gerçi annemin herşeyden haberi var. Ya babamın? Babamın haberi var mıydı? Mine beni nasıl merak etmiştir? Dostlarım, kuzenlerim, sevdiklerim hepsi merak etmiştir. Acaba şuan beni arıyorlar mı? Dünya'da da değilim. İmkansız beni bulmaları. Annem belki beni kurtarmak için gelir. Umarım gelir. Tek ümidim annemdi.
Mine'ye anlatamamıştım ki durumu. Engel olunmuştu. Anlatsam belki şuan bu durumda olmazdım. Çarşafları birbirine bağlayıp camdan sarkıtıp atlasam mı ki? Yataktan kalkıp pencerenin yanına gittim. Yerle mesafeye bakarken fazla mesafe yoktu.
'Aklından bile geçirme', zihnimde konuşan sesle şaşırırken Kayra olduğunu anladım. İçimden düşünmek yerine, dıştan söylemek daha iyi.
Yatağa bu sefer uzanıp uyumaya çalıştım. Kaçmak için enerjiye ihtiyacım vardı...