Eve geldiğimizde kafayı yiyecektim. "Anne sen bu deliyi nerden tanıyorsun? Kafayı yemiş baksana normal insan böyle dolaşır mı?", dedim. Kayra sözlerime göz devirirken annem devreye girdi:
-Çisil tanımadığın biri hakkında ön yargılı olma.
Ellerimi saçlarımın arasına geçirip "Bu manyak bana karıcım deyip duruyor. Nasıl ön yargılı olmayayım?", dedim. Kayra elini omzuma koymasıyla sinirle ittim. Hazırlıksız yakalandığından ötede ki masaya gitti. Şaşırarak ona bakarken bu kadar iticeğimi düşünmemiştim. O kadar sinirliydim ki bir anda çakan şimşekle gökyüzüne baktım.
Daha demin hava günlük Güneş'likken şimdi şimşek çakıyordu. Annem "Çisil lütfen sakin ol. Herşeyi anlatacağım", dedi. Koltuğa otururken o adamda kendini toplayıp karşıma oturmuştu. İsmi vardı fakat ismini söylemek istemiyordum.
"Kızım Kayra insan değil. O başka gezegenden. Bak bunları anlatmak sana çok saçma geliyor olabilir fakat bu gerçekle elinde sonunda yüzleşecektin. Tabi böyle olmasını bende istemezdim. Ne kadar değişik gelse de Kayra senin eşin. Siz birbirinize mühürlüsünüz ve bağlısınız. Biriniz kötü olduğunda diğerinizin kalbine de mutsuzluk, huzursuzluk kaplıyor. Bunu ikiniz dışında kimse hissedemez. Sen Güneş'sin kızım, mutlu olduğunda her yer ışıl ışıl olur. Mutsuz olduğunda hava kararır, şimşekler yerini alır. Kayra'da Ay, geceyi aydınlatır istediği gibi. Kötü olduğu zaman Dünya' yı karanlık bürür. O yüzden sizlerin kendinizi kontrol edip birbirinize sahip çıkmanız gerek ve Kayra on yedi yaşına bastığın zaman seni yanına alacak ve buna 4 gün kaldı. Dört gün sonra Kayra'nın yaşadığı yere gideceksin", annem anlattıklarını bitirdikten sonra kahkaha atmaya başladım.
Anlattıkları çok komikti. Gülmekten gözümden yaş gelirken Güneş heryeri aydınlatmıştı. "Ayy anne, çok komiksin. Hala beş yaşındaki masallar anlattığın o kız değilim. Hem eskimedi mi bu masallar ya? Gerçekten çok komiksin. İnandım diyim tamam da gelmiş, on yediye bastığında yanına alacak diyorsun birde. O beni almak istese bile ben ona gider miyim? Bir düşün", derken hala gülmeye devam ediyordum. Alem kadın ya. Yine güldürmeyi başarıyor.
"Senden izin isteyen olmadı. Dört gün sonra on yedi olduğun zaman seni yanıma alacağım", sözleriyle kaşlarım çatıldı. Şaka iyice boka sarıyordu. Parmağımı havaya kaldırıp "İşim gücüm yok bir deliyle mi uğraşıacağım", diyerek odama çıktım. Daha fazla bu saçmalığa katlanamayacaktım. Doğum günüme dört gün kalmıştı. On yedi yaşıma girecektim.
Telefonu elime alıp Mine'ye mesaj attım.
|Mine konuşmamız lazım
|Evde misin?
¦Evet evdeyim
¦Kötü bir şey yok demi?
|Kafam çok karışık içimi sana dökmem lazım
|Başım belada
¦Hemen gel bekliyorum
Telefonu kapatıp aşağıya indim. Aşağıda annemle deli sohbet ediyorlardı. Tekrardan parmağımda olan ip yanıp sönüyordu. Delinin parmağında ki ipinde yanıp sönmesiyle kaşlarımı çattım. Elimde ki ipi ne kadar almak istesem de alamıyordum. Kayra ayağa kalkıp tam karşımda durdu.
-Elini verir misin Çisil?
Elini bana uzatıp tutmamı bekliyordu. Elimi verip vermemekte kararsız kalırken annem arkadan "Korkma kızım", dedi. Annemin sesi bana güç vermesiyle elimi Kayra'ya uzattım. Anlamsızca elim eline giderken elini tutmamla beyaz bir kelebeğin belirlemesi bir oldu.
Şaşkınca kelebeğe baktım. Kelebek elimin ortasına kondu. Ağzım açık yaşadığım olaya bakarken Kayra gözlerimin içine bakıyordu. "Biz birbirimize bağlıyız. Bu bağı kimse koparamaz. Biz bile", demesiyle kelebek Kayra'nın omzuna konmasıyla rengi siyaha döndü. Kayra'nın siyah kanatlarının beyaza dönmesiyle ağzım açık kalırken hayran kalmamak elde değildi.
"Se-sen nasıl ya-yaptın bunu?", elimi hızla çektim. Bir adım geri çekilirken "Sana bunların kostüm olmadığını kanıt etmem gerekiyordu güzelim. Daha demin anlatılan olayların da gerçek olduğu gibi", gülümserken anneme döndüm. Bunların yalan olduğunu kendi ağzıyla söylemesi gerekiyordu. Oysa annem susmayı tercih etti.
-Gidiyorum
,deyip Mine'lere yol aldım.
On dakika sonra evlerine vardığımda kapıyı Mine açtı.
-Çisil nerde kaldın?
-Kusura bakma geç kaldım.
Odasına geçip yatağın üstünde otururken merakla bana bakıyordu.
-Öncelikle anlattıklarımdan dolayı bana deli deme. Çünkü anlattıklarımın hiçbiri normal değil ve bana yardım etmen lazım.
-Peki, anlatman bitene kadar konuşmak yok. Tamamiyle seni dinliyorum .
-Şimdi ben okula gidiyo-
,sözümü kesen pencerenin kırılmasıydı. Mine'yle ikimiz korkuyla çığlık atarken içeri annesi girdi. Etrafa bakıp kimsenin olmadığını fark ettik. Camları temizleme derken akşam olmuştu.
Mine "Off bir dengesiz yüzünden, sohbetimiz kesildi. Neyse etrafı topladık. Gel anlat".
Odadan çıkıp misafir odasına geçtik. "Okula giderken otobüs durağında sürekli birini görüyordum. Karşı karşıya ya duraklar var. Otobüse bindim. Bir baktım, karşıda gördüğüm çocuk yanımda otu-",sözüm tekrardan ışıkların kesilmesiyle söndü. Mine eliyle başına vurup "Bugün noluyor anlamıyorum ki?".
"En iyisi ben kalkayım", diyerek evden çıktım. Anlatmak için gittim anlatamadan geri dönüyorum. Eve hiç gitmek istemiyordum. Evin önüne gelip eve bakarken adımlarım geriye gitmeye başladı. Birine çarpmamla durdum. Arkamı dönüp Kayra'yla göz göze geldim. "Senin benim dibimde ne işin var aptal!", diye bağırırken çenesinin oynamasıyla "Bana aptal demeyi kes", fısıltı şeklinde kulağıma konuşurken istemsizce titredim. Huy edindim ondandır.
Dibimde durduğundan, beklemediği an onu ittim. Hiçbir şekilde kımıldamayıp başımda dikildi. "Bedel ödeme vakti geldi", deyip belime sarılıp havalanmasıyla omzundan itmek istedim fakat gözlerinin sarı olmasıyla bana baktı. Gözlerim kararırken başım göğsüne düşmüştü...